PDA

Archiv verlassen und diese Seite im Standarddesign anzeigen : Tanrı sana küsmedi (Senai Demirci & Yusuf Özkan Özburun)



seneullah
03.08.2009, 17:54
Okumaya doyamadığım bir kitap
İşte size kısa bir alıntı:

Tanrı senden umut kesmez...
Rabbinin seni sevmesi için
bir yüzün olması gerekmedi.
Rabbinin seni sevmesi için
Bir yüreğinin olması gerekmedi.
Rabbinin seni sevmesi için
O'nu hatırlaman gerekmedi.
Rabbin seni hiç koşulsuz sevdi.
Ve hala seviyor
Farkındamısın?
Sen O'nu unutsan da
O seni unutmuyor.
Sen O'na isyan etsende
O senden umut kesmiyor.
Seni yaradan senin cinsinden biri değil ki
En küçük bir sorunla yıkılsın,
Beklentileri gerçekleşmezse umutsuzluğa düşsün?
Umudun kaynağı olan, umudu yaradan nasıl umudunu keser?
Senin göklerdeki yazılı olan adın umuttur, bilesin... bilmem farkında mısın, sen sık sık umutsuzluğa düşüyorsun... umudunu yitirip güneşin kavurucu sıcağında başın öne düşüp enseyi karartığın zamanlar hiç de az olmadı, olmuyor. Peki neden? isteklerinin senin arzularına göre, istediğin zamanda, istediğin şekilde, istediğin yerde gerçekleşmemesi... haşa , sanki seni yaradan senin itaatkar bir hizmetçin. senin istediğini her an hazır edecek. Yani sen nereye dönersen güneş de oraya dönecek, öyle mi? sen ne yönden istersen rüzgar o yönden esecek, öyle mi? senin planlarına, kurgularına, hesaplamalarına göre hayat denilen hakikat biçim alacak, öyle mi?
Saçların karışmasın diye rüzgar sana göre bir saat sonra esmeli, yeni kıyafetin ıslanmasın diye yağmur akşam yağmalı, bir anda çok paraya kavuşacağın iş hemen kapına gelmeli, sevdiğin kız veya oğlan hemen sana varmalı sana göre... umutsuzlukların bir sebebini düşün... her şey sana göre şekillensin istiyorsun, geleceğe ilişkin kimi kurgularda bulunuyor, bunları başaramayınca çöküyorsun... ya tüm benzetmelerden yüce olan seni yaradan, o karlı havada yavrusunu yitiren kalbi merhametli bir annenin gözlerindeki umut gibi, senden asla umudu kesmiyor, hep O'na dönmeni bekliyor.
Tanrı seni yüz üstü bırakmaz...
Yeniden hatırla; annen seni çoğu kere elbiseni temiz tuttuğun için sevdi.
Matematik dersinde iyi not alınca öğretmenin 'aferin' dedi, başaramayınca zayıf verdi.
Devlet seni kurallara tamamen uyunca sevdi.
eskaza kuralları unutsan, kendin olduğun zamanları yaşasan, soğuk bir çehrenin çatık kaşlarıyla karşılaştın. Biz faniler sevmek konusunda maalesef biraz böyleyiz.
Oysa, yaradanın sana armağanlarını verirken, illede bilindik anlamda başarılı olmanı, karnenin hep pekiyi olmasını beklemiyor.
Sen O'na isyan etsen de, seni gözden çıkarmıyor.
Sen O'nu unutsan da seni yüz üstü bırakıp gitmiyor.
Elbette bu cümleler seni isyana, unutmaya teşvik etmiyor. Ne istersen yapabilirsin, keyfine göre davranabilirsin anlamına hiç gelmiyor. Hiç istemediğin halde ayağın kayar da yere yüzükoyun kapaklanırsan elinden tutan O'dur.
Düştüğünde (ki sık sık düşersin) tutacağın ipleri daima sarkıtan bir Rabbin var. Fakat çamurlar içine düştüğü halde, yardım almayı reddeden yaramaz çocuğa ne kadar da benzersin. Hırçın çocuk kendisinin kalkabileceğini söyler, yardıma ihtiyacı olmadığını haykırır, her şeyin üstesinden gelebileceğini bile iddia eder. işte bu yüzden çamurun içinde debelenip durur. İşte tam o esnada plastik yüzlü kurtarıcılar, tezgahtar gülüşlü uzmanlar seni bir banknot olarak görüp naylon iplerini sana uzatırlar. İplerle beraber sırıtarak avuçlarını da açmayı ihmal etmezler. kudret sahibi yaratanın ipleri çelikten halatlar halinde göğe tutturulmuştur. tuttuğun naylon iplere benzemez. ne mutlu sana...
Tanrı seni küçümsemez...
Varlığın boş yere ve rastgele değildir.
Burada çaresiz, amaçsız ve sahipsiz değilsin. Öylesine var değilsin; sen var edildin.
varlığın yokluğuna bilerek ve isteyerek tercih edildi. sen kendi yokluğundan bile haberli değilken, yaradan seni var etti.
sen kendi varlığının da farkında değilken, yaradan seni insan etti.
Hiç var olmayabilirdin.
Var olabilirdin ama herhangi bir taş olabilirdin.
önemsiz ve kimsenin adını bilmediği bir taş.
Ayaklar altında kalmış ve herkezin tekmelediği bir taş.
Öyle olmadın işte!
Yoklukta kalmadın, cansız kalmadın;
insan oldun.
Düşünen ve konuşan bir insan.
Onun için teşekkür et.
O'na ne kadar teşekkür etsen azdır.
O'na teşekkür et.
Minnettar ol.
Bir taraftan küçüğün küçüğüsün sen, hakir mi hakir, basit mi basit.
diğer yandan büyüğün büyüğüsün sen, bütün kainat kıvrılmış, dürülmüş ve senin içine konulmuştur. Cismin itibarıyla küçüksün ama ruhunda taşıdığın bir mücevher var ki bu seni göklerin hamilesi kılıyor. Rabbin sana hitap ederken işte o ruhundaki mücevhere hitaben konuşuyor. Sen mücevheri yerlere, çamurlara atmadığın, yani kendi kendini küçültmediğin sürece küçümsenesi değilsin. Dudakların kıvrımında beliren küçümseyici bakışları bilirsin, insanların dünyasında buna her an şahit olmak mümkün. Bir maskeli baloya maskesiz gittiğinde alaycı gülüşlerin yüzüne gözüne yapıştığını hissedersin. Rabbinse herkezin önünde eğilip küçük düşmektense sadece kendisine yönelmeni, en büyük özgürlük yolunun bu olduğunu sana hatırlatır.
Allah'a boyun eğmeyerek özgür olacağını sanan zavallının nelerin önünde zillet içinde eğildiğine bir bak... [b]bir olana eğilmeyen her şeye eğilmek zorunda kalır...