Seite 3 von 3 ErsteErste 123
Ergebnis 61 bis 82 von 82

Thema: Fethullah Gülen cemaati? Nurculuk? Fark?

  1. #61
    Administrator Avatar von Webmaster
    Registriert seit
    01.11.1999
    Ort
    Meksika Siniri
    Beiträge
    21.504
    Renommee-Modifikator
    10
    Gülen, Nurcuları gazete çıkarmakla eleştiriyordu



    17 Aralık operasyonuyla birlikte yeniden masaya yatırılan Fethullah Gülen hareketiyle ilgili merak edilen tüm noktaları kendisi de bir Risale-i Nur talebesi olan Yazar Metin Karabaşoğlu ile konuştuk.
    Engin Dinç'in röportajı
    17 Aralık operasyonu tüm Türkiye, ama özellikle de İslami cemaatler için büyük bir tartışma ve kırılmanın önünü açtı. Zaman zaman sert eleştirilerle gündeme gelse dahi Fethullah Gülen hareketine, başta Risale-i Nur'a bağlı kalarak dini hizmetler yapan cemaatler olmak üzere, diğer dini cemaatler ve STK’lardan sert tepkiler geldi. Bir anda Fethullah Gülen’in hem Risale-i Nur hizmeti içerisindeki konumu, hem de İslami cemaatlerle olan ilişkileri masaya yatırıldı. Fethullah Gülen’in 28 Şubat’ta aldığı tavır ve verdiği demeçler yeniden tartışıldı. Gülen hareketinin siyasetle ve özelde AK Parti ile olan ilişkisi de bundan nasibini aldı.
    Ne olmuştu da, Mavi Marmara ile başlayan 7 Şubat MİT krizi ve dershanelerle zirve yapan ayrışma 17 Aralık gibi yolsuzluk kılıfında bir darbe girişimini gündeme getirmişti?
    Bu sorunun cevabı aslında çok daha derinlerde aranmalr. Belki de, geçmişe Fethullah Gülen hareketinin başlangıcına kadar gitmek gerekiyor.
    Biz de bu konuları Fethullah Gülen hareketini ve Risale-i Nur cemaatlerini yakından tanıyan, kendisi de bir Risale-i Nurtalebesi olan Yazar Metin Karabaşoğlu ile konuştuk.
    Metin Karabaşoğlu, bize Bediüzzaman Said Nursi’nin Kur’an hizmeti ve Risale-i Nur hizmetinden Nur cemaatlerine, Fethullah Gülen’in kişisel özelliklerinden ona bağlı yapının karakteristik özelliklerine ve Gülen hareketi ile AK Parti ve siyaset ilişkisi üzerine önemli şeyler anlattı. 17 Aralık sonrası değil, ondan daha önce kitaplarına Gülen hareketine bağlı N-T tarafından ambargo uygulanmış olan Metin Karabaşoğlu’nun çok önemli tespitlerinin yer aldığı bu röportajla sizleri başbaşa bırakıyoruz.
    BEDİÜZZAMAN HAYATINI BAŞTAN SONA KUR’AN’A ADAMIŞTIR
    Bediüzzaman Said Nursi’nin Kur’an’a ve İslam’a hizmet çalışmaları ve yöntemi hakkında neler söylersiniz?
    Bediüzzaman daha 18-20 yaşlarında “hayatımın birinci gayesi Kur’an’ın sönmez ve söndürülemez bir nur olduğunu göstermek bildim” der. Baştan sona hayatını Kur’an’a adamış, Kur’an’ın hakikatini ispata adamış ve Müslümanların Kur’an’la muhatabiyetlerinin olması gereken noktada gerçekleşmesine kendini adamış bir insan olarak görüyoruz Bediüzzaman’ı. Bu anlamda ‘Eski Said’den ‘Yeni Said’e Bediüzzaman’ın bütün bir hayatını Kur’an ve iman hizmetine adamış bir insan olarak görüyoruz.
    ‘Eski Said’den ‘Yeni Said’e farklılık var mı? Var. ‘Eski Said’ neticede Osmanlı döneminin şartlarında yaşadı. Osmanlı da neticede İslam’ı kendisinin merkezine yerleştirir. Uygulamada aksaklıklar olur, şu olur bu olur, ama şer’-i şerifi neticede devletin merkezine yerleştiren bir yapı, böyle bir devlet. O günün şartlarında Bediüzzaman’ın dine hizmet, Kur’an’a hizmet metodu ile Kemalizm’in hakim olduğu ‘Yeni Said’ döneminde, seküler bir zihniyetin devletin bütün kademelerine hakim olduğu bir zamanda geliştirdiği Kur’an hizmeti arasında metodik bir fark var.
    Mesela, ‘Eski Said’de siyaset ile temasın daha yakın ve sıcak olduğunu görürüz, ‘Yeni Said’ döneminde de habersizlik, apolitiklik anlamında siyasetin dışında olmak yoktur. Dolayısıyla Bediüzzaman hiçbir zaman neyin olup bittiğinden habersiz olduğu için siyasi güçler tarafından yönetilmeye, yönlendirilmeye müsait bir apolitiklik içerisinde olmamıştır. Ama Kemalizm’e karşı mücadelede doğrudan siyaset üzerinden ilerlemenin, yol almanın mümkün olmadığını gördüğü için orada iman hakikatlerine yönelik şüphelere cevap veren, Müslümanlarla Kur’an arasındaki ilişkinin dışarıdan gelen her türlü saldırıya rağmen sağlam bir şekilde muhafazasını hedefleyen bir hizmet faaliyetini başlatmıştır, ki Risale-i Nur dediğimiz külliyat da bunun bir mücessem hali, bir meyvesi olarak karşımızda duruyor. Bu süreç içerisinde Bediüzzaman’ın bir kişi olarak imana ve Kur’an’a hizmet mücadelesi ve çabasının, süreç içerisinde o kişiyi aşıp etrafında bir kitleyi oluşturduğunu ve dolayısıyla zaman içerisinde ‘hareket’e dönüşen bir çizgide ilerlediğini görüyoruz.
    RİSALE-İ NUR HİZMETİ ÜMMET YEKÛNUNDAN BAĞIMSIZ BİR ÇERÇEVEYE OTURMAMIŞTIR
    Bediüzzaman, Risale-i Nur hizmetini ümmet yekûnundan bağımsız, kendisini ümmet yekûnu üzerinde daha yukarı bir pozisyonda gören, kendini kurtarıcı ve ümmeti de kurtarılmaya muhtaç olarak gören bir çerçeve içerisine oluşturtmamıştır. Bunu birçok yerde görürüz. Ben özellikle 24. Söz ve İhlas Risalesi ve 21. Lem’a’ların bunu en güçlü şekilde ortaya koyduğunu düşünüyorum.
    Benim gördüğüm kadarıyla şöyle; Bediüzzaman’ın dünyasında Allah’ın dinine hizmet, tek bir kişinin, tek bir grubun, tek bir tarikatın, tek bir cemaatin ve tek bir alimin ya da alimler topluluğunun eline, tekeline, inhisarına bırakılmayacak kadar büyük, külli ve çok farklı vecheleri olan bir şey. Dolayısıyla Bediüzzaman Risale-i Nur’u yazarken, hakikatin tek başına taşıyıcılığı iddiasıyla yazmadığı gibi, Risale-i Nur hizmetini hakikate hizmet eden tek yol ve tek metod olarak düşünmüyor, kurgulamıyor ve sunmuyor. Kendince müminler, Müslümanlar arasında bir iş bölümü olduğunu düşünüyor, hepsi ayrı tarzlarda gidiyor olsalar da neticede aynı gayeye hizmet ediyorlar diye düşünüyor.
    Peki hepsi aynı tarzda hizmet etmeliler mi? Bediüzzaman’a göre hayır, hepsi aynı tarzda hizmet etmemeliler. Çünkü bir organizma olarak düşünürsek, bu şunun gibidir; vücudun içerisinde başın, kolun, gövdenin, hepsinin yeri ayrıdır. Kalbin dokusu ile akciğerin dokusu, kaval kemiğinin ve karaciğerin dokusu birbirine benzemez. Hepsi o farklılıkları içerisinde bütüne hizmet ederler. Dolayısıyla Allah’ın dinine hizmette de böyle bir çeşitlilik ve çokluk ve bu çokluk içerisinde de bir orkestrasyon, bir uyum, bir bütünlük olur. Bediüzzaman, bu çerçevede Risale-i Nur hizmetini var olan hizmet metodları içerisinde ortaya çıkan yeni bir ihtiyaç olarak görüyor. Özellikle modern, seküler tehdit ve onun bu ülkede Kemalizm suretinde sistemli, resmi bir formata bürünmesi üzerine bu koldan gelen imana dair sorular ve şüphelere cevap vermenin yanısıra; geleneksel dini öğrenme kanallarının; medreselerin, tekke ve zaviyelerin kapatıldığı bir zamanda Müslümanların marifetullahla hemhal oluşlarını, Rablerini hakkıyla tanımalarını mümkün kılacak bir metod sunmaya çalışıyor. Hangi yerde, hangi zamanda olurlarsa olsunlar, bir mekana, bir kuruma ihtiyaç bırakmadan bu temaslarını muhafaza etmek üzere Risale-i Nur hizmetini konuşlandırdığını görüyoruz.
    BEDİÜZZAMAN’IN VEFATINDAN SONRA RİSALE-İ NUR TALEBELERİ KAPALI BİR CEMAAT ALGISINA SAVRULDU
    Bediüzzaman’ın vefatından sonra Risale-i Nur talebeleri nasıl bir yol izlediler?
    Bediüzzaman’ın vefatından sonra, zaman içerisinde Risale-i Nur talebelerinin kendilerini ümmet içerisinde tarif ederken biraz daha dar, kapalı bir cemaat algısına doğru savrulma yaşadıklarını düşünüyorum. Bunu makul bulmuyorum; ancak, makul bulmamakla birlikte mazur görüyorum.
    Şu açıdan mazur görüyorum, Bediüzzaman’ın vefatından sonra çok ciddi bir saldırıya maruz kalıyor Risale-i Nur hizmeti, ki Bediüzzaman’ın vefatından iki ay sonra 27 Mayıs ihtilalinin olduğunu hatırlayalım. Bu ülkenin seçilmiş başbakanının irticaya destek verdiği ve bunun gibi nedenlerle idamla yargılandığı ve sonuçta idam edildiği bir süreç. Bu süreçte Risale-i Nur hizmetine devlet eliyle, özellikle yargı kanalı üzerinden ne kadar büyük bir saldırıda bulunulduğunu şuradan anlamamız mümkün; Bediüzzaman hayattayken 1923’ten 1960’a kadar Risale-i Nur hizmeti hakkında açılan dava sayısı 60-70 iken 23 Mart 1960’tan 1965’e kadar açılan dava sayısı 500’ü buluyor. Buradaki ihtilal şartlarının yanısıra Risale-i Nur hizmetinin merkezindeki isim vefat etmişken bu hizmeti bitirelim diye yargının muazzam şekilde araçsallaştırıldığını, bütün emniyet ve yargı bürokrasisi, ordu gücü ve medyanın içinde olduğu, devlet eliyle yürütülen büyük bir kampanya başlatıldığını görüyoruz. Bu süreç içerisinde Risale-i Nur talebelerinin Risale-i Nur hizmetini korumak adına, bir anlamda hayatta kalma, varoluşlarını koruma çabası içerisinde mecburen, farkına varmadan; daha kapalı, tabiri caizse safları sıklaştıran ama safları sıklaştırırken diğer müminlerle olan ilişkisinde duvarları yükselttiğinin farkına varmayan bir noktaya ilerlediklerini düşünüyorum.
    80’lere geldiğimizde Nur talebelerinin kendi içlerinde bölünmelerle yüz yüze geldiklerini görüyoruz. 81-82’de 12 Eylül Anayasası’na karşı nasıl bir tavır konulacağı meselesi üzerinden başlayan büyük bir bölünme yaşadıklarını, 88-89’da yine büyük bir bölünme yaşadıklarını görüyoruz.
    90’lardan itibaren ise farklılıklar içerisinde nasıl buluşabiliriz sorusuna cevap arandı. Risale-i Nur grupları hem kendi içerisinde hem de diğer Müslüman ve hizmet gruplarıyla temas anlamında, herkesin farklılığını, kendi üslubunu, kendi içerisindeki hizmet tarzını korumakla birlikte duvarlarını yavaş yavaş aşağıya çektiği, iletişim kanallarının daha geliştiği bir döneme girdi.
    Siyasal anlamda Ak Parti iktidarıyla birlikte de bunun önemli ölçüde kalktığını düşünüyorum. Çünkü Milli Nizam Partisi’nde Nurcuların ortaya koyduğu rezerv Ak Parti için söz konusu değildir. Milli Görüş’ün siyasal dili ile Ak Parti’nin siyasal dili arasındaki fark, Risale-i Nur talebeleri açısından baktığımızda ciddi bir fark. Ak Parti doğrudan dini ve dindarları temsil iddiasıyla yola çıkmadı. Bediüzzaman’ın öngörüsü şu şekilde; -bu ülkede kendisi açısından ta 1908’den başlayarak bu böyle-, siyasete dönük talebin merkezinde adalet ve hürriyet olması gerekir. Dinin siyaset üzerinden devlet yoluyla dayatılmasına ihtiyaç yoktur. Ama dinin kendisini anlatabilmek ve yaşamasını sağlamak için adaletin, meşveretin ve hürriyetin koruma altında olduğu, bu üçünü temin eden bir siyasi yapıya ihtiyacı vardır. Bediüzzaman demokratları desteklemesini de bu çerçeveye dayandırır. Türkiye’nin geleceğini de dindarlar ile demokratların beraberliğinde görür. Bu iki kesim Ak Parti’de buluştuğu için kapalılığın yerini daha çok karşılıklı iletişimin aldığını ve süreç içerisinde Risale-i Nur talebelerinin ümmetle hemhal olma yeteneklerinin arttığını düşünüyorum.
    GÜLEN HAREKETİNDE MERKEZDE RİSALE-İ NUR DEĞİL, FETHULLAH GÜLEN VAR
    Fethullah Gülen Hareketi’yle diğer Risale-i Nur hizmeti yapan cemaatler arasında nasıl bir fark var?
    Fethullah Gülen Hareketi’ne geldiğimizde ciddi bir farklılık görürüz. Çünkü orada merkezde olan Risale-i Nur değildir, merkezde olan Fethullah Gülen’dir. Risale-i Nur’la temas da Fethullah Gülen’in prizmasından gerçekleşir. Mesela, Risale-i Nur talebeleri açısından, Bediüzzaman’ın hizmetkarlarından faraza Mustafa Sungur bir şey söyleyip, Risale-i Nur başka şey söylese, burada o yapı içerisinde normalde Risale-i Nur esas alınır, Mustafa Sungur’a yine hürmet edilir, ama onun sözü Risale-i Nur’un üzerinde bağlayıcı bir söz olarak kabul edilmez. Fethullah Gülen Hareketi’nde ise Fethullah Gülen’in sözü merkeze alınır, Risale-i Nur’da söylenen ona göre tevil edilir veya belki hatta iptal edilir. Fethullah Gülen Risale-i Nur’dan şurayı okuyun der, okunur; şurayı okumayın der, okunmaz. Mesela buna örnek olarak; uzunca bir dönem Bediüzzaman’ın Lahikalar’ı, mektupları okunmamıştır. Bu yapı içerisindeki isimler tarafından ana risaleler okunmuştur. Bunun uygulaması Bediüzzaman’ın Lahikalar’da bizzat talebelerine gösterdiği şekliyle değil, Fethullah Gülen’in formatladığı şekilde gerçekleşmiştir. Sonra Lahikalar’la belli bir temas kurulmuştur ama orada da tabiri caizse belli bir yorumlama, perdeleme çabası içerisindedir.
    Burada Gülen Hareketi açık ve net bir şekilde ayrışıyor. Neden? Çünkü diğerlerinde Bediüzzaman’ın hangi talebesi veya sonradan Risale-i Nur hizmeti içerisinde temayüz etmiş hangi isim belirleyici olursa olsun, son tahlilde o gruplar Risale-i Nur’un üzerinde olamazlar; Risale-i Nur’a karşı bir filtre oluşturamazlar. Gülen Hareketi’nde ise belirleyici olan, merkezde olan Fethullah Gülen’dir. Risale-i Nur Fethullah Gülen’e göre okunur, Fethullah Gülen Risale-i Nur’a göre değerlendirilmez.
    Dolayısıyla en bariz fark, birinde eserin merkezde olması, kişilerin ve grupların o eserde konulan ilkelere göre değerlendirilmesi; diğerinde ise kişinin merkezde olması, eserin o kişinin yorumu çerçevesinde değerlendirilmeye tabi tutulması olmuştur.
    Bu birçok açıdan büyük bir fark getiriyor. Birincide Risale-i Nur eksen özelliğini koruyor, ikincide Risale-i Nur araçsallaşıyor. Birincide neticede herkesin okuduğu bir eser var. Dolayısıyla Bediüzzaman’ın 40 sene hizmetinde bulunmuş hizmetkarı da olsa bir kişi; neticede bir satırda ne yazıldığı ve onun doğru anlamını ifade etme noktasında 40 saat önce Risale-i Nur okumaya başlamış birisiyle eşitleniyor. Çünkü bir sözün nereye gittiğini anlayabilirsiniz. Dolayısıyla birisi bir metinden metnin murad etmediği bir anlam çıkarıyorsa, diğeri bu anlam çıkmıyor deyip itiraz etme hakkına ulaşmış oluyor. Bu anlamda eserin merkezde olmasının katı bir hiyerarşi oluşmasını engelleyen, Risale-i Nur talebelerini yaş, kıdem, hizmet ile farklarına bakmaksızın eşitleyen, özgürleştiren ve müzakerenin imkanını oluşturan bir tarafı var. Eğer kişi merkezdeyse o zaman o kişinin yorumu, o kişinin görüşleri çerçevesinde bir hiyerarşi, hegemonya ve otorite oluşuyor. Eser merkezlilik yatay bir beraberliği getiriyor; yaş, kıdem, hizmet farklılığına rağmen bir özgürlük, müzakere, hatta eşitlenme imkanı sağlıyor.
    FETHULLAH GÜLEN, BEDİÜZZAMAN’LA GÖRÜŞMEKTEN KÜRT OLDUĞU İÇİN SAKINDI
    Peki Fethullah Gülen’in Risale-i Nur hizmeti içindeki diğer insanlarla, gruplarla ilişkileri nasıl?
    Fethullah Gülen’in Risale-i Nur’la tanışmasının 50’li yılların ikinci yarısında olduğunu biliyoruz. Risale-i Nur’la genç bir medrese talebesi olarak tanışıyor. Ama Bediüzzaman’la görüşmekten Kürt olması nedeniyle sakındığını biliyoruz. Bu Zaman gazetesinin 90’lı yıllarda yayınladığı “Küçük Dünyam” söyleşisinde kendisinin bizzat ifade ettiği bir düşünceydi. Sonraki zaman dilimi içerisinde bu çok ciddi bir eleştiriye konu olduğu için ileriki zamanlarda ‘Küçük Dünyam’ın kitaplaşmış baskılarında bu ifadenin kaldırıldığını görüyoruz. Ama bizzat kendisinin ifadesi bu şekildeydi; Kürt olması itibariyle görüşmekten uzak durduğunu söylüyor. Ama bunu bir gurur olarak değil, bir esef, bir hayıflanma olarak dile getiriyor. Bunu hayattayken böyle bir sebepten dolayı görüşme imkanını kaçırdım anlamında ifade ediyordu. Bu konuda haksızlık yapmayalım.
    Sonraki dönemde vaizliği dönemi içerisinde Edirne’ye, sonra İzmir’e gidiyor. Etkili bir vaiz olarak Risale-i Nur hizmeti içerisinde de temayüz ediyor. Fethullah Gülen’in Risale-i Nur talebeleriyle ayrışması esasen 1971 yılında gerçekleşir. Öncesinde de maamafih, onun vaaz ve hitabet biçiminin Risale-i Nur metodları açısından eleştirildiğini biliyoruz. Risale-i Nur’un usul ve üslubunda muhakeme merkezdedir, metne vurgu yapar. Bu konuda Risale-i Nur’daki mesajların daha geniş kitlelere ulaştırması anlamında Fethullah Gülen’in bir hizmet gördüğünü düşünenler olduğu gibi, onun hitabet biçiminden direkt şahsın öne çıktığını düşünenler olduğunu ve yapı içerisinde de buna dönük, belli çekincelerin, eleştirilerin ifade edildiğini biliyoruz. Ama o tarihlerde daha geniş mecrada kabul ve takdir de var.

    GÜLEN, RİSALE-İ NUR’UN HUKUKUNU MAHKEME HUZURUNDA AÇIKÇA SAVUNMADI
    Nasıl 60 İhtilali’nden sonra Nur talebeleri ciddi bir tahkikata maruz kaldılarsa, 12 Mart 1971 darbesinden sonra da benzer şeyler gerçekleşiyor. İzmir’de Bediüzzaman’ın avukatlığını yapmış Bekir Berk’in de dahil olduğunu bir grup isim Risale-i Nur sohbeti ekseninde gözaltına alınıyor. Soruşturma genişletilerek daha başka isimler de dahil oluyor süreç içerisinde. Fethullah Gülen’in de yine bu çerçevede davaya dahil edildiğini öğreniyoruz. O Sıkıyönetim mahkemesinde Fethullah Gülen’den diğer Risale-i Nur talebeleri, “Bu kitaplar dinden, imandan, ahlaktan, faziletten, maneviyattan bahsediyor. Bu kitaplarda suç unsuru diye bahsedebilecek bir şey yoktur. Bu kitapları okuyoruz ve bu kitaplara sahip çıkmaktan utanç duymuyoruz” anlamında çok etkili bir hitabet, bir savunma bekliyor. Fethullah Gülen ise vaiz olması hasebiyle eline geçen farklı kitapları okuduğu, bu kitaplardan da bu şekilde haberdar olduğu şeklinde bir savunma yapıyor. Kendisinin Risale-i Nur’la bizzat irtibatını ifade etmek yerine dolaylı bir şekilde ifade ettiğini ve Risale-i Nur’ların hukukunu açık ve net şekilde mahkeme huzurunda savunmadığını görüyoruz.
    Burada Fethullah Gülen, açık ve net Risale-i Nur’u savunmadı. “Evet, bu kitapları okuyorum, bu kitapları benimsiyorum. 15 senedir okuyorum ve bugüne kadar bu kitaplardan dinden, imandan, ahlaktan, faziletten, hayırdan, hasenattan başka bir şey öğrenmedim. Ve bu kitapları okuyup da yıkıcılık, bölücülük, ahlaksızlık üreten bir kişi de olmadım. Bu kitapların nesiyle uğraşıyorsunuz, bu kitaplarda nasıl bir tehlike görüyorsunuz anlayamıyorum?” şeklinde bir savunma beklenirken, burada tabiri caizse Risale-i Nur’u, Nur talebelerini bütün olarak savunmayan, bir anlamda kendini savunan, ayrıştıran ve kendini kurtarmayı biraz daha öne çıkaran bir söylem görüyoruz. Bu söylemin çok ciddi bir tepki çektiğini ve ayrışmanın kalbi ve hissi anlamda bu süreçte su yüzüne çıktığını görüyoruz. Ki enterasandır orada Fethullah Gülen’in diğerlerinden daha fazla ceza alması gibi bir durum da var. Tam olarak bilmiyorum, ama diğerleri 10 ay, Fethullah Gülen 25-30 ay gibi bir ceza almıştı. Sonra 73 affı ile hepsi salıveriliyor. Zaten o mahkeme safahatında böyle bir duygusal ve kalbi bir kopuş gerçekleşmiş durumda. Mahkemenin sonrasında da artık Fethullah Gülen’in kendisini daha hususi, daha küçük bir yapı içerisinde, daha farklı bir okuma biçimi ve hizmet anlayışı içerisinde konuşlandırdığını görüyoruz.
    Bu süreçte Fethullah Gülen’in ana akım Risale-i Nur hizmetine 3 suçlaması var ki, bu suçlamaları yaptığı kaset herhalde hala muhafaza ediliyordur. Bu kasetindeki vaazında kendisi bizzat ifade ediyor; Asr-ı Saadet’teki Ebu Zerr’in durumuyla -yer, zaman, kişi uyumsuzlukları olmakla birlikte- kendi durumunu eşleştiriyor. Asr-ı Saadet’de Ebu Zerr’in yaşadığının bir benzerini Risale-i Nur hizmetinde kendisinin yaşadığını ifade ediyor. Burada getirdiği eleştiri şöyle bir şey; -bir temsil olarak kullanırsak- Nur talebeleri önce tahtanın üzerinde oturuyordu, sonra hasır serdiler, sonra o yetmedi kilim serdiler, kilim yetmedi halı serdiler, halı yetmedi koltuk koydular. Yani bu semboller üzerinden dünyevileştikleri eleştirisi yapılıyor. İkinci eleştiri siyasete girdiler; üçüncü eleştiri ise gazete çıkararak iman hizmetinin dışındaki işlerle meşgul oldular.
    70’lerde bu şekilde bir ayrışma yaşanıyor. Fethullah Gülen Hareketi açısından konuşursak, İzmir ve Ege merkezli ve daha gençler odaklı belli okuma grupları oluşuyor. Böyle bir yapılanma var. Daha sonra buna Sızıntı dergisinin ve Türk Öğretmenler Vakfı (TÖV) yayınlarının eklenmesi vs… Yayıncılık alanında da böyle bir yol aldıklarını görüyoruz.
    1982 YILINDA NUR CEMAATLERİ ARASINDA YAŞANAN BÖLÜNME RASTLANTI MIYDI?
    Risale-i Nur cemaatleri arasındaki en büyük ayrışmanın 80 sonrası meydana geldiğini söylemiştiniz. Neler yaşandı 80’lerden sonra?
    80’lere geldiğimizde Risale-i Nur hizmeti içerisinde yaşanan bölünmeler söz konusu. 82’de çok büyük bir bölünme, ana akımın adeta ortadan ikiye yarılması durumu yaşanıyor. 12 Eylül İhtilali ve dolayısıyla onların hazırladığı anayasaya karşı tutunulacak tutum, anayasaya evet mi denilecek, hayır mı denilecek tartışması üzerinden gerçekleşiyor çatışma. Daha kalabalık olan, içinde Mehmet Kırkıncı gibi isimlerin, Bediüzzaman talebelerinden Mustafa Sungur, Bayram Yüksel gibi isimlerin olduğu daha külliyetli bir grup evet oyu verilmesinden yana bir tutum takınıyor. Orada din derslerinin mecburi olarak sunulması çok önemli bir unsur olarak kullanılıyor. Öbür tarafta ise “Biz Üstat’tan hürriyet, adalet, meşruiyet dersini aldık. İhtilalcilik ve ihtilal üzerinden millete hukuk dayatmak Bediüzzaman’dan aldığımız hayat dersine muhaliftir” deyip, hayır oyu verilmesi gerekir diyen bir grup var. Böyle bir ayrışma söz konusu…
    Burada Bediüzzaman’ın daha genç talebelerinden Mehmet Fırıncı, Mehmet Emin Birinci ve Bediüzzaman’ın bizzat talebesi olmamış ama daha sonraki dönemlerde Bediüzzaman talebelerinden olan Zübeyir Gündüzalp’in yanında bulunmuş bir isim olarak bugün Yeni Asya’nın başında olan Mehmet Kutlular var. Birinci grup kendini o zaman Meşveret grubu olarak, çıkan meşveretten daha belirleyici olan hakim görüşü temsil eden olarak ifade ediyor. Diğeri de kendini Yeni Asya olarak ifade ediyor. 88-89’a geldiğinde Yeni Asya içerisinde yine bir ayrışma, bölünme yaşanıyor. Nesil-Yeni Asya ayrımı gerçekleşiyor. Sonraki süreçte diğer yapı içerisinde de birbiri ardı sıra farklı ayrışmalar gerçekleştiğini görüyoruz. Son tahlilde bir önemli figürün merkezde olduğu ayrışmaların yaşandığını görüyoruz. 90’larda, özellikle ortasından itibaren de o ayrışmalar içerisinden bir buluşma oluşuyor.
    80’li yıllar, özellikle de 80’li yılların ilk yarısının ben ciddi soru işaretleri içerdiğini, içermesi gerektiğini düşünüyorum. Çünkü 80’li yıllarda bir tarafta ana akım Nurculuk’un ciddi bölünmeler yaşadı. 70’li yılların özellikle ikinci yarısında Risale-i Nur hizmetini daha geniş mecralara sunma noktasında çok ciddi teşebbüsler başlatıldığını görüyoruz. Mesela, entelektüel anlamda faaliyetler yürütme anlamında Yeni Asya Araştırma Merkezi’nin oluşturulması, Köprü dergisinin çıkarılmaya başlanması, İlim Teknik serisinin çıkarılması, Risale-i Nur’ların İngilizce’ye tercümesinin başlaması ve Nur The Light diye İngilizce bir derginin yayınlanmaya başlanması gibi bir dizi faaliyet gerçekleşiyor.
    80’lerdeki bu bölünmeler, bu çatışmalarla Nur talebelerinin kendi içlerine dönüp kendileriyle meşgul hale gelmeleri, dışa dönük enerjilerini kendi içlerindeki kavgalar ve boğuşmalarla adeta heba etmeleri durumu var. Ama bu gerçekleşirken diğer taraftan Fethullah Gülen Hareketi’nin bu boşlukta, bu ayrışma içerisinde giderek kendisini daha geniş bir mecrada eğitim faaliyetleri vs. ile daha güçlü bir şekilde ifade eder hale gelmesi gerçekleşmiştir.
    90’lara geldiğimizde zaten bu defa ana akım Nurculuk’un onlarca kola bölünmüş halde artık kendini ifade yeteneğini önemli ölçüde yitirdiğini, buna karşılık Fethullah Gülen Hareketi’nin çok büyük bir güç kazandığını, görünür bir etki alanı oluşturduğunu ve bu görünür başarı üzerinden diğer Risale-i Nur hizmeti ekolleri üzerinde de adeta bir hegemonya oluşturduğunu ve diğer grupları kendisine özenme anlamında yol ve yöntem arayışlarına sevk ettiğini görüyoruz.
    O yüzden ben 80’lerde bu rastgele mi oldu sorusunu soruyorum. Bir tarafta bu bölünmeler yaşanırken öbür tarafta bu yol alma rastlantı mıydı, yoksa orada daha farklı şeyler mi var diye düşünüyorum. Ben ‘budur’ diyemiyorum, ama böyle bir soru işaretinin muhafaza edilmesi gerektiğini düşünüyorum.
    YARIN: BÜROKRASİYE SIZMA STRATEJİSİ BEDİÜZZAMAN’IN İMAN HİZMETİNE TERS
    Metin Karabaşoğlu Kimdir?
    1964 yılında İzmir'in Tire ilçesinde doğdu. İlk ve orta öğrenimini bu ilçede tamamladı.1985 yılında İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesini bitirdi. Okul yıllarında yazmaya başladığı Köprü dergisinin bir süre editörlüğünü yürüttü. İz yayıncılık'ta, Karakalem ve Zafer dergilerinde editörlükte bulundu.1994-2001 arasında Yeni Asya gazetesinde haftada iki gün olmak üzere köşe yazarlığını yürüttü.2001-2002 akademik yılında Hartford Seminary'nin davetlisi olarak 'misafir ilim adamı' statüsüyle ABD'ye gitti. İbrahim M.Abu Rabi'nin editörlüğünde hazırlanan Islam on the Crossroads:On the Life and Thought Bediuzzaman Said Nursi adlı İngilizce eserinde (State University of New York Press,2003) yazarları arasındadır. Karabaşoğlu ,Blaise Pascal'ın Düşüncelerini Türkçeye çevirmiş, mütercimleri arasında yer aldığı Marshall G.S Hodgson'ın üç ciltlik The Venture of Islam'ını Türkçe yayına hazırlamış, ayrıca M.Asım Köksal'ın sekiz ciltlik Hz. Muhammed ve İslamiyet'i dahil 200 civarında kitabın yayına editör olarak katkıda bulunmuştur. Metin Karabaşoğlu şu anda Karakalem dergisinin editorlüğünü yapmaktadır.
    Yazarın bugüne kadar yayınlanmış kitapları şunlardır:
    Kur’ân Okumaları- 1 (Kalbimizin Baharı), Gece Yürüyüşü, Risale Okumaları- 3 (Şefkat Yolu), Kur’ân Okumaları- 5 (Kısa Surelerin Sınırsız Dünyaları), Kertenkele Çukuru, Gelenekle Gelecek Arasında Bediüzzaman, Hakikatin Dengesi (Hadis Okumaları- 2), Geleceğe Dönüş, Melekleri Ürkütmeden, Peygamberin Bir Günü, Oyuncak Tamirhanesi, Sizin Yıldızınız Kim?, Medeniyetin Arka Sokakları, Kur’an’la Yaşayanlar, İlim Şehri (Hadis Okumaları- 2), Düşünceler, Risale Okumaları- Gölgeler ve Işıklar, Kur’ân Okumaları- 4, Ruh Bakımı, Risale Okumaları- 4, Risale Okumaları- 2 (Büyük Buluşmalar), Küçük Şeyler, Kur’ân Okumaları- 2, Peygamberin Kardeşleri, Kur’ân Okumaları- 3, Risale Okumaları- 1 (Keşif Yolculukları), Saidleri Ararken, Tehlikeli Denemeler, O’na Doğru: Esma-i Hüsna Yazıları, Bilimin Öteki Yüzü, Yollarda- İhtida Öyküleri I, Yollarda- İhtida Öyküleri II.
    yayın : 24 Şubat 13:49
    Kalbinizle yaptiginiz hersey size geri dönecektir - Hz. Mevlana

    http://twitter.com/Cemil_Sahinoez
    https://www.facebook.com/CemilSa
    https://www.youtube.com/user/Cemil4000
    https://www.instagram.com/cemilshnz

  2. #62
    Administrator Avatar von Webmaster
    Registriert seit
    01.11.1999
    Ort
    Meksika Siniri
    Beiträge
    21.504
    Renommee-Modifikator
    10
    08 Mart 2014 Cumartesi 08:48

    Bediüzzaman ve Risale-i Nur devre dışı bırakılıyor

    Latif Erdoğan A Haber'de yayınlanan Deşifre programına katıldı

    Risale Haber-Haber Merkezi

    Cemaatin içinde 40 yıl bulunan yazar*Latif Erdoğan A Haber'de yayınlanan Deşifre*programına katıldı.

    Bir dönem Gülen'in halefi olarak görülen Latif Erdoğan"bugün gelinen bir noktada ciddi bir proje var Bediüzzaman ve Risale-i Nur devre dışı bırakılıyor"*diye konuştu.

    GÜLEN RİSALE-İ NUR'U KULLANDI

    Fethullah Gülen'in*Risale-i Nur'un kutsiyetini kullandığınıişaret eden Latif Erdoğan bu sayede geniş kitlelere hakim olduğunu söyledi.

    Latif Erdoğan*"Gülen cemaat oluşumun ekseninde Risale-i Nur var. Eğer Gülen o metodu kullanmasaydı cami cematinin dışına çıkamazdı. Ondan daha iyi hatipler de vardı"*dedi.
    Kalbinizle yaptiginiz hersey size geri dönecektir - Hz. Mevlana

    http://twitter.com/Cemil_Sahinoez
    https://www.facebook.com/CemilSa
    https://www.youtube.com/user/Cemil4000
    https://www.instagram.com/cemilshnz

  3. #63
    Administrator Avatar von Webmaster
    Registriert seit
    01.11.1999
    Ort
    Meksika Siniri
    Beiträge
    21.504
    Renommee-Modifikator
    10
    25 Mart 2014 Salı 15:22
    Said Nursi taklitlerinden çok farklıydı

    Star Gazetesi'nde yayınlanan Said Nursi yazı dizisi...

    Muharrem Coşkun'un yazısı:
    27 Mayıs İhtilali üzerinden iki aydan fazla süre geçmişti. 10 Temmuz’un öğle vakti, Bediüzzaman Said Nursi’nin kardeşi Abdülmecid Ünlükul’un kapısı çalındı. Kolordu Komutanı Cemal Tural, İkinci Ordu Komutanı, Konya Valisi Refik Tulga ve Milli Birlik Komitesi üyesi Mucip Ataklı, valilikte kendisini bekliyordu. Ünlükul gelir gelmez, Cemal Tural konuşmaya başladı: “Ağabeyinizin kabrini Urfa’dan alıp İç Anadolu’ya nakledeceğiz.” Görevi İçişleri Bakanı Tuğ. Muharrem İhsan Kızıloğlu vermişti.
    Zorla dilekçe imzalatıldı
    Cuntanın kararıyla, Abdülmecid Ünlükul kendisine zorla imzalatılan belgelerin ardından, askeri uçakla Urfa’ya hareket etti. Sürekli ağlıyordu. Alınan karara göre kimseyle konuşmayacaktı. Milli Birlik Komitesi, Ankara, Isparta, Konya, Diyarbakır ve Urfa’yı da içine alan altı şehirde olağanüstü hal ilan etti. Isparta ve Urfa’daki Nur talebelerinin önemli bölümü gözaltına alındı. Urfa’nın giriş ve çıkışları tutuldu. Yatsı namazından sonra sıra Said Nursi’nin Halilurrahman Dergâhı’nda bulunan naaşını çıkarmaya geldi. Kardeşi Abdülmecid Ünlükul ise yaşananlara bakamıyor, ağlıyordu. Çıkarılan tabut, askeri uçağa sığmadı. General Cemal Tural bu durum karşısında adeta çıldırmıştı. İkinci uçak istendi. Urfa’daki Halilürrahman Dergâhı’ndan alınan naaş, Isparta’ya getirildi. Naaşın gömüleceği mezarlık, askerden geçilmiyordu. Gecenin karanlığında bütün araçların ışıkları söndürüldü ve Bediüzzaman’ın naaşı, el fenerlerinin aydınlığında kabre indirildi. Ağabeyinin ve üstadının mezarına, bindirildiği askeri aracın camından gözyaşlarıyla bakan Abdülmecid Ünlükul, askerlerin bütün ısrarına rağmen Isparta’da kalmayı reddetti. Devlet emretti, ömrünü hapishanelerde ve sürgünlerde geçiren Nursi’nin mezarı da parçalandı.
    BEDİÜZZAMAN TAKLİTLERİNDEN ÇOK FARKLIYDI
    Said Nursi, bugün kendisini taklit ettiğini iddia edenlerden bir kısmının aksine, İslam’dan taviz vermedi. Zalim otoriteye itaat edip destek olmadı.
    -Said Nursi, şahsa değil, kitaba dayalı bir hareket ortaya koydu. Hiçbir zaman kendi şahsını öne çıkarmadı. Şahsına izafe edilen birtakım manevî makamları bile reddeti.
    -Said Nursî, siyasetle ilişkisini mesafeli tuttu. Hiçbir zaman aktif siyasî aktör gibi davranmadı. Sana oy veririz, ama karşılığında şu kadar milletvekili, kontenjan isteriz, ihalelerden şu kadar para isteriz demedi.
    -Said Nursi, Mekke ve Medine’de de olsam kaçar Türkiye’ye gelirim dedi.
    -Said Nursi, zalim ve diktatörlere boyun eğmedi. İdamı göze aldı şapka dahi giymedi.
    -Said Nursi, Müslümanlara az da olsa nefes aldırdığını düşündüğü DP iktidarı ve Menderes’e destek verdi.
    -Said Nursi, Türkiye düşmanlarıyla milletine ve ülkesine tuzak kurmadı.
    -Said Nursi, özel hayatı takip ve tecessüse izin vermedi
    -Said Nursi, takiyye yapmadı, zalimden korkmadı
    -Said Nursi, farz olmadığı halde, sarığını bile, Bu sarık bu başla çıkar’ diyerek davasından taviz vermedi.
    BEDİÜZZAMAN’IN ANLATTIĞI SUFYAN KİM
    Risalelerde ahirzamanla alakalı rivayetlerde geçen önemli şahıslar: Deccal, Mehdi ve Hz. İsa olarak dikkat çekiyor... Peygamberimiz hem Büyük Deccal, hem de İslam Deccalı Süfyan’dan bahsetmiştir. Deccal, “yalancı, hilekar; zihinleri, gönülleri, iyi ile kötüyü, hak ile batılı karıştıran, bir şeyi yaldızlayıp gerçek yüzünü gizleyen, müfsid ve mel’ûn bir kişidir.”
    Mahiyeti ise : “Sahih hadislerde bildirildiğine göre ahirzamanda gelecek ve ümmete karanlık günler yaşatacak, şeair-i İslamiyeyi tahribe çalışacak dehşetli ve münafık bir şahıstır.” Süfyan Müslümanlar içinde çıkacak ve aldatmakla iş görecektir. Said Nursi: ‘Rivayette var ki, ‘Süfyan büyük bir âlim olacak, ilimle dalâlete düşer. Ve çok âlimler ona tâbi olacaklar’ diyor... 5.Şua’da şu ifadeler yer alıyor:
    “Yedinci Mesele: “Rivayette var ki, “Süfyan büyük bir âlim olacak, ilimle dalâlete düşer. Ve çok âlimler ona tâbi olacaklar.” Zekâvetiyle ve fenniyle ve siyasî ilmiyle o mevkii kazanır ve aklıyla çok âlimlerin akıllarını teshir eder, etrafında fetvacı yapar. Ve çok muallimleri (öğretmenleri) kendine taraftar eder”(5 Şua) Diğer bir rivayette, “İslâm Deccalı Horasan taraflarından zuhur edecek” denilmiştir.
    Askerde muhaberatta idi
    Gelelim olayın Fethullah Gülen ile alakasına.. Gülen, 1961’de askere gitmişti. Acemi birliğinnde muhaberatta telsiz eğitimi almıştı. Gülen, usta birliğini İskenderun’da 2. Ordu karargahında Orgeneral Cemal Tural yanında büyük telsizci olarak yapacaktı. 24 ay olan askerliğinin 10 ayını izinli olarak dışırda komünizmle mücadele dernekleri açarak ve komünizm karşıtı vaazlar vererek geçirecekti. Fethullah Gülen, ‘Küçük Dünyam’ adlı kitabında şunları söylüyordu: “Askeri elbisenin üzerine cübbe giyilmezken ben böyle bir kıyafetle vaaz ediyordum. Komutanlarla aram iyiydi. Bir de Arif Başçavuş vardı ki, onun çok himayesini gördüm. Beni haber merkezine almıştı. Müstakil kalabileceğim arabayı ayarladı. Arabanın içi, o günün en modern telsiz cihazlarıyla donatılmıştı.”
    Fethullah Gülen bu övgüleri bilmeden mi yaptı
    Fethullah Gülen, Küçük Dünyam kitabında, Said Nursi’nin kabrini söken Orgeneral Cemal Tural’la ilgili övgü dolu ifadelere yer verecekti: “Cemal Tural o sıralarda 2. Ordu Komutanıydı. Ve hakikaten milliyetçi görünüyordu. Barzani hareketini adım adım takip ediyordu. O günlerde, Güneydoğu’daki bazı evlerde, Barzani’nin resimleri asılıydı. Cemal Tural’a karşı duyduğumuz alaka biraz da Barzani’yi yakın takibe almasından dolayıydı. Tural Paşamız milliyetçi diyorlar. Türk askeri milliyetçi olmayacak da ne olacak. Allah milliyetçilere uzun ömür versin.” Gülen, bu övgüleri yaptığı Cemal Tural’ın, Said Nursi’nin kardeşine zorla dilekçe imzalatıp, Bediüzzaman’ın kabrini söken Genaral olduğunu biliyor muydu, bu da ayrı bir soruydu. Zira Gülen askerliğini de Cemal Tural Paşa’nın kışlasında kendi ifadesiyle ‘kollanarak/korunarak’ yapacaktı. 1957’de Risalelerle tanıştığını anlatan Gülen, Said Nursi hayatta iken görüşmeme gerekçesini ise, “Kürt olduğu için O’nun yanına gitmeyi Türklük gururum kabul etmedi” diye açıklamıştı.
    NURCU DEĞİLİM NURSİ’Yİ GÖRMEDİM
    6 Haziran 1998’de Cemaat’in dergisi Aksiyon’a verdiği röportajda Gülen; “Müslüman olmak dışında hiçbir akıma mensup bulunmadığımı ve dolayısıyla Nurcu da olmadığımı defalarca ifade ettim. Aksiyon dergisinin benimle yaptığı uzun bir röportajda bu hususu çok açık biçimde ortaya koydum ve buradaki ifadelerimi, Yeni Asya gazetesi 11 Haziran 1998 tarihli nüshasında ‘Fethullah Hoca: Nurcu Değilim’ başlığı altında iktibas etti.” Sohbetlerinde Bediüzzaman ismini kullanmayı tercih etmeyen, gönüllülerine ‘Risale-i Nur Külliyatı’ değil kendi eserlerini tavsiye eden Gülen, bir eserinde “Hayatımda, Doğu’dan ve Batı’dan pek çok tarihçi, edebiyatçıyı okuyup, kendilerinden istifade ettiğim olmuştur. Bediüzzaman Said Nursî de bunların önde gelenlerinden biridir. Kendisini görmüş değilim” diye konuşacaktı.
    3.5 AY SONRA KABRİNDEN ÇIKARDILAR
    10 Temmuz 1960 günü gece yarısı Urfa’daki kabrinden çıkarılan Nursi bilinmeyen bir yere götürüldü. Gülen, yıllar sonra, “Belgesel yapmak için bu fakire de geldiler. (Nursi) Mezarımı birkaç kişiden başkası bilmesin demiş. Onu delmek küstahlıktır”diyecekti.
    Star

    Kalbinizle yaptiginiz hersey size geri dönecektir - Hz. Mevlana

    http://twitter.com/Cemil_Sahinoez
    https://www.facebook.com/CemilSa
    https://www.youtube.com/user/Cemil4000
    https://www.instagram.com/cemilshnz

  4. #64
    Administrator Avatar von Webmaster
    Registriert seit
    01.11.1999
    Ort
    Meksika Siniri
    Beiträge
    21.504
    Renommee-Modifikator
    10
    28 Mart 2014 Cuma 15:24

    Nur Cemaati ile Gülen'in yolu ne zaman ayrıldı?

    Mehmet Fırıncı ağabey canlı yayında açıkladı

    Said Nursi'nin öğrencilerinden Mehmet Fırıncı, A Haber'de katıldığı*Kadraj*programında*Nur Cemaati ile Fethullah Gülen'in yollarının ne zaman ayrıldığını açıkladı:*

    *

    "1971'den sonra bir farklılık çıktı onunla.*O daha ziyade genel İslami üslup içinde bir hizmet tarzını, Askeri Mahkeme'de muhakeme oldular merhum Bekir Berk Ağabey ile 54 kişi ile orada. Bir kısmı bir buçuk seneye mahkum oldu.*Neticede, o mahkemeden sonra bir farklılık çıktı ortaya.*Gittikçe o farklılık büyüdü.*Bir müddet sonra Risale-i Nur'dan istifade etmeye başladı etrafındakiler. Onlara da Nurcu bize de Nurcu demeye başladılar.*

    *

    "Bizim Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri'nin daha farklı bir yöntemle yani şunu diyeceğim,*iman hakikatleri noktasında istifade edildi, hizmet prensipleri, düsturları tarafından oraya riayet edilmedi.*Biz hakikaten şimdiye kadar sadece genel İslami hizmete, dün Demokrat Parti ondan sonra Adalet Parti şimdi Adalet ve Kalkınma Partisi biz İslamiyet'e yaptığı hizmetten dolayı, İslam dünyasının gönlünü kazandığı için, siyasi değil, gönülden. Tayyip Erdoğan'ın da siyasi maksatla davrandığını zannetmiyorum. İnsan kendini bu kadar harap eder mi? Bu sesini duyunca içim yandı. Her şeyini feda eden birisi. Biz de bu yolun yolcusu olduk biraz, ne demek olduğunu hissediyoruz, kusura bakılmasın. Bu açıklamamı siyasi kabul ederlerse hakkımı helal etmem.

    *

    Sabah
    Kalbinizle yaptiginiz hersey size geri dönecektir - Hz. Mevlana

    http://twitter.com/Cemil_Sahinoez
    https://www.facebook.com/CemilSa
    https://www.youtube.com/user/Cemil4000
    https://www.instagram.com/cemilshnz

  5. #65
    Administrator Avatar von Webmaster
    Registriert seit
    01.11.1999
    Ort
    Meksika Siniri
    Beiträge
    21.504
    Renommee-Modifikator
    10
    Abdulkadir Badıllı Ağabeyin Yeni Akit Gazatesine Verdiği Röportajdan Dolayı...

    Abdulkalkadir Badıllı Ağabeyin Yeni Akit Gazetesinden Mehmet Özmen'e verdiği röportajdan dolayı Amerikada bulunan ve parelel devletin ele başı ve gülen örgütünün lideri Fetullah Gülen,Avukatı Nurullah Albayrak aracılığıyla Üstad Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin Talebesi Abdulkadir Badıllı Ağabeye İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına Suç Duyurusunda bulundu.

    Şikayet konusu olan röportajı aşağıda sizlerle paylaşiyoruz.




    RÖPORTAJ: MEHMET ÖZMEN*- Bediüzzaman Said Nursî’nin talebelerinden Abdulkadir Badıllı Hocaefendi, Müslümanlarla lânetleşme olmayacağını belirterek, Fethullah Gülen’in bedduasının kendilerine döndüğünü söyledi. Abdulkadir Badıllı’nın sorularımıza verdiği cevaplar şöyle:

    - Üstadın talebesi olmak demek bir nevi onun izinden gitmek demektir. Üstad, memleket dertleri ile uğraşmış bir insan... Fakat Fethullah Gülen yıllardır Amerika’da. Sizce neden dönmüyor?

    - Bu anlamda birçok görüş var. Kimi diyor ki; Amerika’nın, CIA’sı ile birleşerek beraber hareket ettiğinden dönmüyor. Türkiye’de birkaç sıkıntısı vardı. Mesela birkaç mahkemesi vardı. Beraat etti. Askerler kendisini arıyordu. O askerler şimdi tutuklandı, hapiste. Şimdi niçin gelmiyor; ben de bilmiyorum. Tahmin ediyorum; CIA onu bırakmıyor, kullanıyor. Mesela Mavi Marmara Gemisi için “Yanlış bir hareketti” yorumu yaptı. Madem büyük bir alimsin, dahi bir siyasi isen, neden daha gemi yola çıkmadan böyle bir uyarı yapmadın? İsmini hatırlamıyorum ama bir istihbaratçıya şöyle demişti: ‘CIA bizi kullanıyor, biz de onları kullanıyoruz...’

    - Fethullah Gülen’in Vatikan’a, ABD’ye, Papa’ya karşı hoşgörülü davranırken; Müslümanlara karşı mesafali davranışını nasıl değerlendiriyorsunuz?

    - Birkaç yıl önce Amerika’da İslâm aleminin fiilen varlığı söz konusu olmadığına dair bir beyanat verdi. Ona göre Hıristiyanlar vardır. Hıristiyanlar niçin vardır? Çünkü zengindir, silahı vardır. Bu nedenle de zayıf olan İslâm alemi ile işbirliği yapmak yerine, Amerika ve İsrail ile işbirliği yapıyor. Ben de buna şaşırıyorum.

    - Bediüzzaman’a göre siyasete nasıl bakılmalıdır?

    - Üstadın siyasete karıştım dediği ve bu anlamda makaleler yazması, nutuklar okumasından ileri gelen bir siyaset anlamıdır. Fakat kendisinin bir reis, bir parti başkanı olma durumu yoktur, istememiştir. Sadece İslâmiyeti, Kur’an’ı siyasilere karşı müdafa etmek ve anlatmak üzere birtakım çalışmaları olmuştur. Biz Risale-i Nur talebeleri siyasete uzaktan bakarız. Seçim zamanı geldiğinde hangi parti memlekete faydalı olacaksa oyumuzu ona veririz. Onların iç işlerine karışmayız. Üstad Hazretleri; “Eğer bir partinin bize az bir faydası varsa, onların aleyhinde bulunmayalım” diyor. En son dersinde söylemişti bunu. Üstad “Siyaseti tamamen bırakın” demiyor. Hatta bazıları kendi şahsı adına siyasete de girebilir. Ama bütün Nur Cemaati adına bir siyaset olmaz, diyor.

    ‘MEVCUT HÜKÜMETİ YALVARTMAK İSTİYOR’

    - Fethullah Gülen’in bu kadar siyasete müdahale etmesini ve devletin birçok kademesine adam yerleştirme gayretini nasıl yorumlamak gerekiyor?

    - Kafasında bir niyeti var. Türkiye’de olduğu dönemde öğrencilerine İslâmî yaşamdan taviz verilme noktasında söylemleri olmuştur. Bunun sebebi, devlet dairelerine yerleşebilmek içindir. Bunun gayesi de ileride bir inkılap yapmak ve bugün olduğu gibi, hükümeti ele geçirmeye çalışmak. Başka bir şey değil bana göre. Kendisi başka bir şekilde izah etse de, bunlar makbul değildir. Fethullah Gülen, mevcut hükümeti yalvarttırmak istiyor.

    - Bediüzzaman Hazretleri’nin CHP’ye bakışı nasıldı?

    - Mesuliyeti % 5’ine vermiştir. Yani hepsi dinden çıkmıştır, demiyordu. Tabanındaki saf niyetli halk kitlesinin mesul olmadığını söylerdi.

    ‘MENFİ DOLAPLARI ÇEVİREN FESAT KOMİTESİDİR’

    - Gülen’in arkasından giden birçok samimi insan var. Onlara özeleştiri yapmak manasında ne söylenebilir?

    - Bu grup içinde esnaftan, halktan birçok samimi insan var. Bu insanlar Risalelere karşı da samimidirler. Bizi ziyarete gelen, dinlemeye gelen birçok insan var. Fakat bu işin içine bir fesat komitesi girmiş. Bu menfi dolapları çeviren, o komitedir. Yoksa geri kalan samimi insanlar mesul değiller. Bilmiyorlar çünkü. Eğer Fethullah Gülen, Üstadın yolundan gitmiş olsaydı; şimdiki cemaati de sağlam bir cemaat olurdu. Bir kalabalık var, para var, okulları da var. Kendileri buna çok güveniyor.*

    - Fethullah Gülen’in CHP ile Koç’la Amerika İsrail bağlamında çok sıcak ilişkileri olduğunu biliyoruz. Bunu nasıl yorumlamak gerekir? Yurtdışında açılan okullar için bir Müslüman şahsiyetin bu anlamda bir işbirliği yapması doğru mudur?

    - İşin içinde bir gizem var. Suudi Arabistan, Suriye gibi birkaç yer dışında her yerde okul açmıştır. Abdullah abi (Abdullah Yeğin) diyor ki; Yahudiler ne derse, o da onu yapıyor. Amerika ile İsrail ile özdeşleşmiş olması çok gariptir. Bu durumu çok şüphe veriyor. Gülen’in bir din alimi iken çirkef siyasetler içine girmesi çok gariptir. Niyeti iyi olabilir. Ama fiiliyatı iyi görünmüyor.

    - Bugüne kadar Gülen Grubu her anlamda Başbakan Erdoğan’ı destekliyordu. Bir anda ne oldu da tam tersi bir tutum içine girdiler? Yayın organlarını takip ediyor musunuz, bu yayınlarındaki değişimi nasıl değerlendiriyorsunuz?

    - Bazen haberlerini izliyordum. Dershane meselesinden sonra aleyhte konuşmaya başladılar. Televizyonlarıyla, yayınlarıyla, gazeteleriyle, dergileriyle hükümetin üzerine hücum ettiler. Çünkü dershaneler kapatılınca kendilerinin suyu kesilecek. Mesela gazetelerinin bu kadar tirajının fazla olması talebeleri abone etmeleri ve buna mecbur bırakmalarıdır. Kendilerinin öyle fazla oyları yok ve çok tesirleri olmayacak. Çevremde gözlemlediğim kadarıyla insanlar da cemaatten çekiliyor.

    ‘SİYASİ BİR CEMİYET GİBİ OLDULAR’

    - Gülen hareketi bir kimlik hareketi midir? Türkiye’de ılımlı bir* Müslüman oluşturmaya mı çalışıyorlar? Bir cemaat midir, hizmet hareketi midir, cemiyet midir?

    - Bunlar başlangıçta iyi idiler. Siyasi bir cemiyet gibi oldular. Bilahere. Böyle bir cemiyet şekline dönüşmeleri daha çok Risale-i Nur’dan uzaklaşmaları demektir. Zaten Risale-i Nurla fazla bir alakaları kalmamıştır. Sadece Nurdan birkaç kelimeyi kullanıyorlar.

    ‘AKİT YİĞİTÇE HAREKET EDEN BİR GAZETEDİR’

    - Akit gazetesini takip ediyor musunuz? Nasıl buluyorsunuz yayıncılığını?

    - Akit, yiğitçe hareket eden bir gazetedir. Arada sırada takip ediyorum.

    - Fethullah Gülen’e bir mesajınız var mı?

    - Fethullah Gülen, son vaziyetleri ile birilerinden emir alan bir insan konumundadır. Kendi iradesi ile hareket etmiyor. Bu davranışlarından mesuldur. Eğer alimse, mertse, yiğitse gelsin memleketinde yaşasın ve bu topraklarda vefat etsin. Onu orada bağlayan bir kuvvet var ve o kuvvete boyun eğmiş. Kendi iradesini CIA’ya kaptırmıştır sanki!.. Benim son olarak Fethullah Gülen’den isteğim Risale-i Nurları artık tahrif etmesinler. Onun lisanı Kur’anî bir lisandır. Değiştirmeyi, yani tahrifi devam ettirirlerse çok tokat yiyecekler. Risale-i Nuru seviyorsanız kendisini okuyun, sevmiyorsanız uğraşmayın.

    YENİ AKİT*

  6. #66
    Administrator Avatar von Webmaster
    Registriert seit
    01.11.1999
    Ort
    Meksika Siniri
    Beiträge
    21.504
    Renommee-Modifikator
    10
    14 Nisan 2014 Pazartesi 08:21
    Fethullah Gülen, Badıllı ağabeye dava açtı

    Gülen, Bediüzzaman Said Nursi'nin talebesi Badıllı ağabey hakkında dava açtı

    Fethullah Gülen, Bediüzzaman Said Nursi'nin talebesi Abdülkadir Badıllı ağabey hakkında dava açtı. Akit gazetesinde yer alan röportajı üzerine açılan davayı değerlendiren Badıllı ağabey, “İki ay önce konuşma yaptım. Seçimi kaybedince bana dava açtılar. Fetullah Hocanın Amerika’da çok kritik işleri var. Elimde birçok belge bulunuyor. Dava açılırsa mahkemeye ibraz edeceğim. Resmi mahkeme evrağı elime ulaşırsa farklı konuşacağız” dedi.
    “AMERİKA’DAKİ SİYASİ ONU BIRAKMIYOR”
    Aylar önce verdiği ropörtaj için bugünlerde mahkeme açılmasını anlamlı bulduğunu belirten Badıllı Hoca, “Bundan aşağı yukarı 2 ay önce bütün Türkiye’de tufan gibi herkes ondan bahsediyor basın yayın televizyonlar. Herkes hemen hemen yüzde 80’i onların aleyhinde konuşuyor. Biz ise Risale-i Nur mesleği namına bunun yaptıklarının Risale-i Nur ile ilgisi olmadığına yanlış olduğuna Bediüzzaman Hazretlerinin hiçbir zaman partilerle hükümetlerle pençeleşme diye bir fikri bir davranışı olmadığını bunları dile getirdik. Tabi bu münasebetle birçok şey sordu. Niçin Amerika’dan gelmiyor dendi. Ben de dedim ki herhalde gelemiyor niçin gelmesin çünkü burada herhangi bir taşkınlığı yok, hapsi, mahkûmluğu yok niye gelmiyor. Benim kanaatime göre oradaki Amerika’daki siyasi onu bırakmıyor. “Kendi iradesini onlara kaptırmış” öyle dedim ve bu manada bazı kelimeler konuştum. Yoksa durup dururken ona hakaret etmek bizim karakterimizde yoktur” dedi.

    “SEÇİMİ KAYBEDİNCE DAVA AÇTILAR”
    Cemaatin yerel seçimlerde beklediği sonucu alamadığını belirten Badıllı, “Mağlup oldular seçimden dolayı seçimleri kaybettikleri için, hep CHP’ye verdiler, hep MHP’ye verdiler. Bu arada kaybettiler. Kaybedince bu defa eskiden olmuş, 2 ay önce söylenmiş, gazete yayınlamış ondan sonra dava açıyorlar” diye konuştu.

    “ELİMDE BİRÇOK BELGE VAR”
    Mahkeme çağırılması halinde elindeki belgeleri açıklayacağını söyleyen Badıllı, “Şimdi bu dava açılırsa bende mahkemeye gidersem bende birçok belgeler var onları ibraz edeceğim. Bunları o zaman konuşmadım gazetede Fetullah Hocanın Amerika’da çok kritik işleri var. Onları da ben mahkemede söyleyeceğim. Bana dava açılırsa şimdiden söylüyorum haberleri olsun. Akit gazetesinden benimle röportaj yapan arkadaş bana telefon açtı. Dedi ki “Duydunuz mu? Fetullah Hocanın avukatları hem benim hem de sizin hakkınızda dava açmışlar.” Gelsinler mahkemeye bizde gidip konuşuruz” diye sözlerini sürdürdü.

    “DERNEK OKUL İYİYDİ AMA SİYASETE BULAŞTI…”
    Camianın siyasete bulaşmasını doğru bulmadıklarını belirten Badıllı, “Biz 64’ten beri tanışırız kaç defa beraber oturup sohbet etmişiz. Bizim bir arkadaşımız idi. Ama sonra vaziyeti değişti siyasi vaziyetlere girdi. Dernek, okul hepsi iyiydi de bu sefer kalktı hükümet, parti, siyasetle pençeleşmeye başladı. Biz dedik ki bu Risale-i Nur mesleğinde değildir. Bu zatın yaptığı kendi kafasına göre yapıyor, Risale-i Nur’a göre yapmıyor Üstad kesinlikle bunu kabul etmez. Bunları konuştuk, birkaç televizyonda konuştuk. Mesele bundan ibaret. Bana daha resmi evrak gelmedi. Gelirse ayrı bir konuşacağız yani” diyerek sözlerini sonlandırdı.
    Badıllı’nın dava açılması ihtimaline karşın avukatları aracılığıyla hukuki hazırlık içerisinde olduğu bildiriliyor.
    Kaynak: Şanlıurfa.com


    Kalbinizle yaptiginiz hersey size geri dönecektir - Hz. Mevlana

    http://twitter.com/Cemil_Sahinoez
    https://www.facebook.com/CemilSa
    https://www.youtube.com/user/Cemil4000
    https://www.instagram.com/cemilshnz

  7. #67
    Administrator Avatar von Webmaster
    Registriert seit
    01.11.1999
    Ort
    Meksika Siniri
    Beiträge
    21.504
    Renommee-Modifikator
    10
    17 Nisan 2014 Perşembe 14:19
    Fethullah Gülen, Abdullah Yeğin'e dâvâ açtı mı?

    Gülen'in avukatı Nurullah Albayrak Risale Haber'e açıkladı

    İbrahim Mert'in haberi:

    RİSALEHABER-ÖZEL

    Daha önce Bediüzzaman Hazretlerinin talebelerinden Abdülkadir Badıllı ağabeye bir röportajından dolayı dava açan Fethullah Gülen'in, Abdullah Yeğin ağabey için de dava açtığı sosyal medyada yer aldı.

    Gülen'in Avukatı Nurullah Albayrak, iddialar ile ilgili Risale Haber'e açıklamada bulundu.Albayrak, "hakaret ve iftira niteliğindeki iddialar nedeniyle davalar açıldığını" ifade ederek Abdullah Yeğin ağabey için herhangi bir işlemin yapılmadığını söyledi.

    Albayrak'ın açıklaması şöyle:

    "Son dönemlerde hocaefendi ve camia mensupları hakkında söylenilen ve vicdan sahibi hiçkimsenin kabul edemeyeceği hakaret ve iftira niteliğindeki iddialar nedeniyle davalar açılmıştır.

    Hak, hukuk, adalet, insaf ve vicdan sahiplerinden hak arama hürrriyeti kapsamında yapılan bu başvurulara saygı gösterilmesini beklemek yanlış olmasa gerektir.

    Üstadın talebesi Abdullah Yeğin tarafından da maalesef hukuken ve vicdanen kabul edilemeyecek açıklamalar yapılmış olmasına rağmen, hocaefendinin dava açılmasın talimatı gereğince herhangi bir işlem yapılmamıştır."


    Kalbinizle yaptiginiz hersey size geri dönecektir - Hz. Mevlana

    http://twitter.com/Cemil_Sahinoez
    https://www.facebook.com/CemilSa
    https://www.youtube.com/user/Cemil4000
    https://www.instagram.com/cemilshnz

  8. #68
    Administrator Avatar von Webmaster
    Registriert seit
    01.11.1999
    Ort
    Meksika Siniri
    Beiträge
    21.504
    Renommee-Modifikator
    10
    Abdurrahman İRAZ - Artık Risale-i Nur'u menfaat aracı yapmayın

    22 Mayıs 2014 Perşembe 07:28

    Değerli dostlar hepiniz bilirsiniz ki fakir, sadece Risale-i Nur hizmeti ve Bediüzzaman'ın talebe ve varisleri ile ilgili hizmet ve haberleri sizlere naklederim. Bu nakil esnasındada kendimden bir şey katmaz, sadece hadisenin vuku şeklini aktarmaya gayret ederim. Zira kendi fikir ve yorumlarımı kattığım takdirde yapacağım her yanlışa başka kardeşimi ortak etme endişesini taşırım. Kendi yorumlarımı sesli olarak en yakınımda olan arkadaş ve kardeşlerimle paylaşırım.

    Fakat öyle zaman oluyorki hislerim yoğunlaşıyor, onlarca hadise oluyor hizmetimizi ilgilendiren. “Sabrın da bir hududu var canım” deyip patlama sınırlarının zorlandığı vakıalar yaşıyorum. Biliyorum ki yazsam ya da konuşsam kırıcı olacağım. O zaman da dilimi ısırıyorum, nefesimi tutuyorum ve susuyorum.

    İşte bugün de aynı şeyi yaşıyorum. Ama artık dayanamıyorum.
    Almanya'da yaşayan çok mudekkik bir kardeşim; Mehmet S. dün bana bir link attı. Açtım okudum. Abdullah Aymaz gazetesinde yine Risale-i Nur'u kullanarak kendilerinin yaptıkları işlerin reklamını yapma nafile gayretine girişmiş. Yazının başlığına bakarsanız, sanki hep Risale-i Nurdan, ya da Risale-i Nur anlatılacak dersiniz, halbuki yazının başlığında kullanılan “Risale-i Nur ve Türkçe olimpiyatları” cümlesinin haricinde isim geçmemektedir. Ayrıca parağrafın sonunda Fetullah Gülen beyin kitaplarının nasıl bir ihsan-ı ilahi olduğunun nazara verilmesi de bütün bir yazının o cümle için yazıldığı aklı baliğ olmayan çocuklar dahi anlayabilecek açıklıktadır.

    Bizim onların kendi büyüklerini ne olarak görüp kabul ettiklerini sorgulamaya hakkımız yok. İster mehdi kabul ederler, ister başka bir şey. Bizi hiç alakadar etmez. Büyüklerine “ihsan-ı ilahi olarak Türkçe indirilen” kitaplarının da reklamını istedikleri gibi yapabilirler buna da karışamayız. Fakat bunları yaparken Bediüzzaman'ı, Risale-i Nuru ve Üstadımızın talebelerini ve ailelerini kullanmaları bizi alakadar eder ve edecektir.

    Seçimlerden önce biliyorsunuz Üstadımızın önemli bir talebesinin oğlunu konuşturarak vefat etmiş ve onlarla ve büyükleri ile kalbi, maddi ve manevi her türlü alakasını kesmiş ağabeyimizi yalan ve yalnışlarına alet etmişlerdi.

    Seçimlerden sonra yine aynı şekilde hangi ve nasıl bir menfaat umarak bilinmez, yine o ağabeyimizin –hiç gereği yokken- kızını gazetelerine konuşturmuşlardır. Kaldıki bu işleri yaparken, hem konuşturdukları hem de kendileri bile böyle olmadığını biliyor ve kamuoyunu yanıltma ve yanlış algı tesis emeye çalışmışlardır.

    Şimdi.
    Geldiğimiz bu noktada ben Abdurrahman İraz olarak son bir kere rica ediyor ve diyorum ki. Lütfen Risale-i Nur’u, Bediüzzaman'ı ve talebelerini kullanmayı bırakın. Evet Risale-i Nur hizmetine ve cemaatine artık zarar vermekten vazgeçin. Biz de sizinle böyle nahoş muhabbetlere girmeyelim.

    Ayrıca Sungur ağabeyin çocukları çendan konuşanları tekzib etmişler ve bize hiç bir ihtiyaç bırıkmamışlardır. Fakat unutulmasınki bir daha böyle bir şey yapılırsa Sungur ağabeyin bana ve kamerama anlattığı her şeyi yayınlayacağım.

    SAADET VE MUHABBETLE KALINIZ
    Kalbinizle yaptiginiz hersey size geri dönecektir - Hz. Mevlana

    http://twitter.com/Cemil_Sahinoez
    https://www.facebook.com/CemilSa
    https://www.youtube.com/user/Cemil4000
    https://www.instagram.com/cemilshnz

  9. #69
    Administrator Avatar von Webmaster
    Registriert seit
    01.11.1999
    Ort
    Meksika Siniri
    Beiträge
    21.504
    Renommee-Modifikator
    10
    23 Mayıs 2014 Cuma 10:26

    Gülen hareketinin Nurculukla karıştırılmasından rahatsızız

    Nurculuk ile Gülen hareketinin bazı kesimler tarafından karıştırıldığını belirten Akgündüz, bu karışıklıktan rahatsız olduğunu söyledi

    Risale Haber-Haber Merkezi

    *

    Nurculuk ile Gülen hareketinin bazı kesimler tarafından karıştırıldığını belirten Prof. Dr. Ahmed Akgündüz bu karışıklıktan rahatsız olduğunu söyledi.

    *

    Milat Gazetesi'ne konuşan Akgündüz'ün sözleri şöyle:*

    *

    "Türkiye'deki*bazı ağabeylerimiz*ısrarla*"Biz Hizmet hareketi ile aynı değiliz, Onlar da Risale-i Nur okuyabilir ancak iki hareketi birbirine kanştırmayın"*çağrılarında da bulundular. Ama*ısrarla ve kasıtla*bu karışıklığı çıkartanlar var. Ben bunun*karşısındayım ve bu durumdan rahatsızım. Risale-i Nur hareketi üzerinden çıkar sağlamaya yönelik faaliyetler yürütülmemelidir."

    *

    BEDİÜZZAMAN'IN "AVRUPA İKİDİR" ANLAYIŞINI İHMAL ETMEDİK

    *

    "Ben Risale-i Nur'ları okumamış olsaydım çoğu başarıya ulaşamazdım.*Bizim sembol bir ifademiz var: İslam'dan taviz verilerek İslam'a hizmet edilmez. Bunu Hollanda'ya da söyledik, Türkiye'ye de söyledik.*Bunun yanı sıra Bediüzzaman'ın "Avrupa ikidir" anlayışını da ihmal etmedik.*Birisi İslamiyet'ten ve diğer mukaddes dinlerden aldığı ilhamla ilimlerin ve fenlerin ilham kaynağı olan müspet Avrupa. Diğeri ise ahlaksızlıkların, namussuzlukların, uyuşturucunun kaynağı olan perişan Avrupa. Biz ikinci Avrupa'ya karşıyız."
    Kalbinizle yaptiginiz hersey size geri dönecektir - Hz. Mevlana

    http://twitter.com/Cemil_Sahinoez
    https://www.facebook.com/CemilSa
    https://www.youtube.com/user/Cemil4000
    https://www.instagram.com/cemilshnz

  10. #70
    Administrator Avatar von Webmaster
    Registriert seit
    01.11.1999
    Ort
    Meksika Siniri
    Beiträge
    21.504
    Renommee-Modifikator
    10
    Safa MÜRSEL




    ‘Risale-i Nur Hizmeti’ ve ‘Hizmet Hareketi’

    26 Ağustos 2014 Salı 09:21
    mustuncel@gmail.com
    Bu toplum, inançlı ve nitelikli insan yetiştirmenin gereğine hep inandı. Bu yolda hiçbir fedakarlıktan kaçınmadı. Bediüzzaman’ın 20.asrın başından itibaren ısrarlı teklif ve takipçisi olduğu, din-bilim, akıl-iman ittifakına dayanan ve Medretez-üz Zehra kavramında sembolleşen “maarif” meş’alesi, insanların eğitime yönelmesinde ayrı bir ilham kaynağı oldu. Bu meş’ale, ülkelerin en ücra köy odalarından, uluslararası nitelikli üniversitelerin kürsülerine varıncaya kadar her yerde, artan bir ilgiyle akılları ve gönülleri aydınlatamaya devam ediyor.
    Çeyrek asırdan bu yana, Türkiye’de ve dünyada açılan “Türk Okulları” gerçeği, bu toplum insanlarının eğitime himmetinin eseri olarak ortaya çıktı. Bu potansiyel, “Hizmet Hareketi” veya “Gülen Hareketi” isimleriyle tanındı ve tanınıyor. Adalet ve Kalkınma Partisi’nin kurulmasıyla 2002’de çıkılan yolda, siyasette oluşan büyük toplumsal koalisyonun da önemli sivil odaklardan birisi, şüphesiz Hizmet Hareketi idi. Onbir yıl boyunca da hep böyle oldu ve konumunu korudu.
    Ne var ki, “Hizmet Hareketi”, eğitim merkezli ve küresel boyutlu hizmetleriyle ülkemizin yaşadığı değişim ve gelişim hamlesine katkılar yapmak, eksiklikleri tekmil etmek konumunda iken, siyasi otorite ile sürdürdüğü onbir yıllık sivil nitelikli pozitif ilişkiyi, bir gecede terk ederek, siyasal boyutlu bir hareket kimliğine soyundu. Kendisine yakın bürokrasiyi siyasi amaçlı operasyonların aracı yaparak, iktidarla hesaplaşmaya girişti. Kendisini, durduk yerde siyaset kurumunun önüne attı. Bu tutum, halen yargı yoluyla karşılığını görmekte olduğu tepkileri beraberinde getirdi. Daha önemlisi, “manevi bir cemaat kimliğinin”, uluslararası partnerlere dayalı bir “siyasi cemiyete” dönüştüğü inancı, toplum genelinde büyük bir hayal kırıklığına ve güvensizliğe yol açtı.
    Bu ülke insanının, hatta, muhalif-muvafık neredeyse, son otuz yıldaki bütün hükümetleri hiç yüksünmeden, bu gurubun eğitim ve kültür hizmetlerine sağladığı, maddi ve manevi destek, bir anda, anlamsız ve dayanaksız duruma düştü.
    Daha da kabul edilemez olanı, Hizmet Hareketinin, iktidar hedefli siyasi bir projeyi, bürokrasinin labirentlerinden giderek, vesayet döneminin taktik ve stratejilerine benzer yöntemlerle hayata geçirme çabaları, ne yazık ki, çok haksız ve asılsız şekilde Risale-i Nur’a mal ediliyor. Hizmet hareketinin siyaset kurumu ile hesaplaşmaya soyunmuş tutumlarının fikri dayanağı, sanki Risale-i Nurlar imiş gibi bir algı uyandırılıyor. Risale-i Nur hizmeti, sanki siyasallaşmanın malzemesiymiş gibi hak etmediği bir ithamla karşı karşıya bırakılıyor. Kimden gelirse gelsin bu yaklaşım, gerçek dışıdır veRisale-i Nurlara büyük bir haksızlıktır.
    Garazsız, ivazsız, hasbi bir İman Hizmeti olan Nurculuk, bu ithamı hiç hak etmiyor. Ve böyle bir algının muhatabı da olamaz. Bu görüş, Bediüzzaman’ı ve hizmetini tanımamaktır. Hizmet Hareketinin, son iki yıldan bu yana belirginleşmeye başlayan siyasi hayata müdahaleci tutumları, Risale-i Nur’un özgün hizmet şablonu ile kesinlikle örtüşmüyor. Hizmet hareketi, eylemleriyle ve medyasıyla “siyasal İslam”ın kendisine has bir versiyonunu oluşturmaya doğru, Risale-i Nur’dan kopuk bir şekilde dolu dizgin gidiyor. Herkesin takdir ettiği eğitim hizmetleri, öne çıkarılıp idealize edilerek, bu yanlış siyasallaşma gerçeği saklanamaz.
    “Risale-i Nur’un esas mesleği olan şefkat, hak ve hakikat ve vicdan, bizleri şiddetle siyasetten ve idareye ilişmekten men etmiş” ifadesinde de görüldüğü gibi, Bediüzzaman’ın tesis ettiği “iman ve Kur’an Hizmeti”nin, siyasi iktidar odaklı bir öngörüsü kesinlikle yoktur. Risale-i Nur hizmetinin en bariz özelliği, iktidar odaklı siyasetin dışında kalmak ve iman dersine ihtiyaç duyan herkese kapısını açık tutmaktır. Bediüzzaman’ın, kendi ifadesiyle “yegane meselesi” budur. Bu yönüyle Risale-i Nur, “apolitik”tir. Risale-i Nur öğretisinin meşguliyet alanı, insan merkezli, iman eksenli, küresel boyutlu bir tebliğ hizmeti olmasıdır. Risale-i Nur’a bunun dışında bir kimlik biçmek mümkün değildir.
    Risale-i Nur hizmetinin, tebliğ ve irşat faaliyetini kendisine misyon edinmesi, kişi ve toplum sorunlarından kopuk olduğu anlamına, kesinlikle gelmez. Kişi ve toplum hayatındaki sorunların neler olduğu ve bunların nasıl aşılabileceği risale metinlerinde yeterince açıklanmıştır. Risale-i Nur Hizmeti, toplumun doğal bir istihale içinde dindarlaşmasını amaçlar.
    Bediüzzaman’ın öğretisinde, sosyal, siyasi ve ekonomik problemlerin çözüm yetkisi, çoğunluğun seçtiği iktidarlara aittir. İktidarların yapması gereken ise, adalet, meşveret ve hukuk devleti ilkeleriyle özgürlükçü ve çoğulcu yönetim tarzını benimsemektir. Halkın hakkı, genel oyla seçilmiş iktidarları denetlemek ve gerekiyorsa, hukukun tanıdığı meşruiyet içinde değiştirmektir.
    Risale-i Nur’un engin tefekkür hazinesine talebe olmaya çalışan birisi olarak, yukarıda yazdıklarımı, bugün tarihe not düşmezsem, o hazineye sadakat görevimi yerine getirmediğimi düşüneceğim. Eğer, müellifinin ifadesiyle “Risale-i Nurlar, bu asrı ve gelecek asırları tenvir edecek bir mucize-i Kur’aniye” ise, ondan ders alan ve ona mensubiyet iddia eden herkes, bu sadakatin gereğini yapmalıdır.


    Kalbinizle yaptiginiz hersey size geri dönecektir - Hz. Mevlana

    http://twitter.com/Cemil_Sahinoez
    https://www.facebook.com/CemilSa
    https://www.youtube.com/user/Cemil4000
    https://www.instagram.com/cemilshnz

  11. #71
    Administrator Avatar von Webmaster
    Registriert seit
    01.11.1999
    Ort
    Meksika Siniri
    Beiträge
    21.504
    Renommee-Modifikator
    10
    Aldanmanın mazereti kaldı mı?

    Paralel yapı ile mücadelede gelinen noktanın Risale-i Nur cemaatleriyle ilgili çok önemli bir tarafı var:

    Yakın zamana kadar bir Risale-i Nur cemaati olarak tanınan ve bu yüzden birçok suçunun faturası Risale-i Nur cemaatlerine çıkarılan yapı artık bütün kimliğiyle ortaya çıkmış ve istismar ettikleri kutsal kaynaklarla hiçbir alâkalarının olmadığı gerçeği herkesçe görülebilir hale gelmiştir.

    Bu hakikati ortaya çıkaran, sadece devletin paralel yapıyla mücadelede aldığı mesafe ve eriştiği delillerden ibaret değildir. Bundan daha da önce, cemaatin olaylara karşı verdiği tepki, bu örgütün paralel bir yapılanma içinde olduğunu açıkça göstermektedir.

    Pensilvanya’dan yapılan yayınlardan hangisine bakacak olsanız, neredeyse her cümlesinde “Evet, biz bir örgütüz, ben de onun âcizâne, fakirâne lideriyim” mesajını açıkça verdiğini görürsünüz. Başta medyacıları olmak üzere cemaatin mensupları tarafından ortaya konulan tepkilerin cümlesinde de aynı itiraf vardır.

    Bütün deliller bir yana, sadece böyle bir tepki bile söz konusu cemaatin Risale-i Nur ile hiçbir bağının ve benzerliğinin olamayacağını açıkça göstermeye yetmez mi?

    ***

    Risale-i Nur talebeleri cemiyet değildir, örgüt değildir, devletin çeşitli organlarında yuvalanmış bir yapı hiç değildir.

    Risale-i Nur hizmeti, sadece ve sadece ve sadece iman hizmetidir; her kesimden, her milletten, her seviyeden insanlara, hiçbir ayırım yapmaksızın Risale-i Nur’un iman derslerini ulaştırır. O kadar.

    “O kadar”dan sonrası yoktur. O kadar!

    Risale-i Nur talebeleri, bu hizmetlerinde engellenseler bile, asla kimseye karşı bir kin ve intikam hissi beslemeksizin, her türlü şartlar altında, yine iman hizmetini vermeye, yani Risale-i Nur’ları muhtaç kimselerin ellerine ulaştırmaya devam ederler. Mutlaka bunun bir yolunu bulurlar, asla bunun dışında bir işe tevessül etmezler.

    Risale-i Nur talebeleri, Kur’ân’ın ve İslâm’ın bir tek hakikati için herşeylerini tereddütsüz feda ederler. Kur’ân’ı ve İslâm’ı kendi menfaatlerine siper yapan ve gerektiğinde bunları kendi selâmetleri uğruna gözden çıkaranlara takılabilecek birçok isim arasında “Nur talebesi” sıfatı yoktur.

    Risale-i Nur talebeleri, nerede iman hizmetine ihtiyaç olduğuna bakarlar; nerede rahat edeceklerine değil. En meşakkatli ve ümitsiz günlerde “Siz Amerika’larda olsaydınız hayırla yad edilecektiniz” diyen talebesine Üstadının verdiği cevabı her Nur talebesi ezbere bilir.

    Nur talebeleri, Risale-i Nur’a sahip çıkmanın tehlike anlamına geldiği zamanlarda “Ben Nurcu değilim” diye ifade verip Risale-i Nur’un prim yaptığı zaman onu referans göstererek paçasını kurtarmaya çalışanlara benzemezler ve böylelerine aldanmazlar.

    Nur talebeleri, yaşlı ve hasta haliyle en şiddetli işkencelere tâbi tutulduğu hapishanede kendisini unutup yüz küsur talebesini tek tek müdafaa eden bir Üstad ile, Amerikan saraylarından taraftarlarına “Harbe gidiniz” komutu veren üretilmiş kahramanları hiçbir zaman birbirine denk tutmazlar, benzetmezler, isimlerini bir arada anmazlar.

    Nur talebeleri, İslâm’ın şeâirine karşı savaş açanlara içtihad sevabı bağışlayıp da kendi çıkarına dokunan Müslümanları “diktatör, kâfir, münafık, dinsiz, densiz” gibi sıfatlarla ananlar arasındaki farkı göremeyecek kadar bir beyinsizliğe hiçbir zaman düşmezler.

    ***

    Ne var ki, Risale-i Nur talebelerinin çok açık bir şekilde gördüğü bunlar gibi gerçekleri, meseleye uzaktan bakanlar bugüne kadar aynı açıklıkla ve aynı kolaylıkla göremiyorlardı. Şimdi ise, bütün marifetleri ortaya dökülmüş bir halde iken, sadece bu kişilerin kendilerini savunma tarzlarına bakmak dahi, Risale-i Nur hizmetiyle böyle bir topluluğun asla bir arada düşünülemeyeceğini yedi düvele göstermiş bulunuyor.

    Bu sonucu da sadece onların kendi hatâlarına yahut devletin paralel yapıyla mücadeledeki başarısına bağlamak yetersiz kalır.

    Bu âkıbet, Risale-i Nur gibi dünyanın ve hattâ âhiretin hiçbir menfaatine âlet edilemeyen safiyetteki iman hizmetini kendi menfaatine âlet etmenin neticesidir.

    Paralel örgüt mensupları bu âkıbetten dolayı kendilerinden başkasını suçlamasın, benzer durumda olanlar kendilerine çekidüzen versin, görecek gözü olanlar da ibret alsın.

    Ümit Simsek
    Kalbinizle yaptiginiz hersey size geri dönecektir - Hz. Mevlana

    http://twitter.com/Cemil_Sahinoez
    https://www.facebook.com/CemilSa
    https://www.youtube.com/user/Cemil4000
    https://www.instagram.com/cemilshnz

  12. #72
    Administrator Avatar von Webmaster
    Registriert seit
    01.11.1999
    Ort
    Meksika Siniri
    Beiträge
    21.504
    Renommee-Modifikator
    10
    GÜLEN: SAİD NURSİ’NİN VARİSİ KESİNLİKLE DEĞİLİM

    Sözcü yazarı Saygı Öztürk, Fethullah Gülen'in ABD’de mahkemeye yaptığı açıklamayı yazdı

    23 Aralık 2014 Salı 12:04Risale Haber-Haber Merkezi*Amerika'da mahkemeye ifade veren*Fethullah Gülen‘in "Said-i Nursi’nin varisi misiniz?" sorusuna "Kesinlikle değilim" dediği ortaya çıktı.*Sözcü Gazetesi yazarı Saygı Öztürk, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin (DGM) görev yaptığı dönemde,*6 Kasım 2001 tarihinde*Fethullah Gülen‘in ABD’de “istinabe yoluyla” ifadesi hakim tarafından alınırken yanlarında New Jersey Eyaleti Noteri Mary Ann Adams, Gülen‘in iki avukatı ve Türkçe tercüman bulunduğunu söyledi.*“Okyanus Ötesindeki Vaiz” kitabında Gülen‘in ifade tutanaklarını da açıkladığını hatırlatan Öztürk, Gülen‘e yöneltilen sorular ve onun cevaplarını köşesinde yayınladı.*Soru ve cevaplardan biri de Bediüzzaman Said Nursi Hazretleriyle ilgili, Gülen, soruyu şöyle cevaplıyor:*- Said-i Nursi’nin varisi misiniz?- Kesinlikle değilim.*
    Kalbinizle yaptiginiz hersey size geri dönecektir - Hz. Mevlana

    http://twitter.com/Cemil_Sahinoez
    https://www.facebook.com/CemilSa
    https://www.youtube.com/user/Cemil4000
    https://www.instagram.com/cemilshnz

  13. #73
    Moderator
    Registriert seit
    22.04.2013
    Beiträge
    80
    Renommee-Modifikator
    6
    Said Nursi ve Fethullah Gülen Hareketi Arasındaki 17 Fark

    Prof. Dr. Nevzat Tarhan kişisel web sitesinde üzerinde çok tartışılacak bir konuya temas etti.
    İşte Prof. Nevzat Tarhan'ın"Bediüzzaman üzerinden psikolojik savaş" isimli yazındaki o bölüm ;

    Düşünmemiz gereken şey şu:Bediüzzaman’ın öğretisi bu mu? Bugün Bediüzzaman’ın takipçisi olduğunu söyleyen grupların çoğu ‘Gülen Hareketi’ ile arasındaki sınırları tam olarak çizmiş değil. Fethullah Gülen hareketi ile Bediüzzaman Said Nursi’nin orjinal hareketi arasında sosyal davranış açısından şu 17 farkı tespit ettim.


    1-Merkezi figür: Risale-i Nur (RN) Hareketi kitap merkezli, Gülen Hareketi ise şahıs merkezlidir.

    2-Kutsallaştırma: Bediüzzaman kendisine ‘Ulu kişi, kutsal kişi’ dedirtecek söylemlere şiddetle karşı çıkmış, şahsi keramet olarak anlaşılabilecek davranışlardan kaçınmış, kitaplarındaki tevafukla yetinmiştir. Mezarının bile gizli olmasını vasiyet etmiştir. Fethullah Gülen ise kendisinin yüksek manevi makamlardan ilahi mesajlar aldığını söyleyen takipçilerine sessiz kalarak bunu desteklemiş ve onaylamıştır. Takipçileri arasında yaygın olarak söylenen ‘Her Perşembe Hz. Peygamber’le görüştüğü’ iddiasını resmen yalanlamamıştır.

    3-Müsbet hareket: Bediüzzaman kendisini idamla yargılayan savcının çocuğunu gördüğünde ona beddua etmekten vazgeçmiş, Gülen ise kamera önünde bedduaya başvurmuş ve bunun yayınlanmasına izin vermiştir.

    4-Para ve hediye kabul etme: Bediüzzaman hiç hediye almamış, yaptığı hizmeti mali karşılığa tahvil etmemiştir. Ticaret yapmak isteyen talebelerine de şahısları adına ticaret yapmayı tavsiye etmiştir. Gülen Hareketi ise bankasından okullar ve dersanelerine kadar büyük bir sermaye grubu oluşturmuştur.

    5-Metodolojisi: Başlangıcı Osmanlı dönemine dayanan Risale-i Nur Hareketi’nin üç ana ayağı mevcuttur.
    a-İman hakikatlarıyla ilgili kitapları ile temel eğitim,
    b-Lahika kitapları ile hizmette metodoloji eğitimi ve sosyal konularda rehberlik örnekleri,
    c-Müdafaalarla ilgili kitapları ile saldırılara savunma stratejilerini anlatır.

    Gülen Hareketi Risale-i Nur Hareketi içinde başlayarak Risale-i Nur eserlerinden faydalanmış ancak 1970'li yıllarla birlikte hizmette farklı metodoloji uygulamıştır. b ve c ayaklarını ölçü olarak göz önüne almamıştır.

    6-Kendini tanımlama: Bediüzzaman; Nur Talebesi, Nurcu sözünü açıklıkla kullanırken Gülen Hareketi yüksek sesle Bediüzzaman ve Risale-i Nur tanımlamalarından kaçınmış ve sürekli Fethullah Gülen’i ön planda tutmuştur.

    7-Kitapların korunması: Bediüzzaman eserlerini hayatında Türkçe harf karakteri ile bastırmış ancak açıklayıcı ve sadeleştirici metin (text) değişikliğini istememiştir. Gülen Hareketi sadeleştirmeyi orjinali yerine geçecek biçimde yaparak basımını gerçekleştirmiş, varislerinin muhalefetine ve fikri te’lif haklarının müsade etmemesine rağmen Risale-i Nur eserlerinin temel yapısı ile oynamıştır.

    8-Kişisel bağlanma: Gülen Hareketi Bediüzzaman’ı vazifesini tamamlamış bir din büyüğü olarak görmüştür. Diğer Nur Hareketleri ise Bediüzzaman’ın eserlerine bağlılığı yeterli görerek sadakatlerini devam ettirmişlerdir.

    9-Devletle ilişki: Risale-i Nur Hareketinin orijininine sadık gruplar aktif siyasete mesafeli olmuşlar, cemaat adına devlet talebi ve siyasi talepte bulunmama ilkesine hassasiyet göstermişler. Bediüzzaman ve yakın talebeleri siyasete girmek isteyen kişilere sadece kendileri adına girmeleri yönünde telkinde bulunmuşlardır. Siyasette ilişkilerini görüş verme sınırları içinde tutmuşlardır. Dini değerlerin canlanmasına ortam hazırlama kapasitesindeki her siyasi hareketi desteklemişlerdir. Gülen Hareketi ise hiyerarşik bir yapılanma içinde aşırı büyüme arzusu ile kendinden olanı liyakata bakmaksızın tercih eden bir kadrolaşmaya girmiş devleti yönetmeye talip olmuştur.

    10-Açıklık ve şeffaflık: Bediüzzaman’ın metodu üzere giden gruplar açıklık ve şeffaflıktan çekinmemiş gizli servislerin elemanı olduğunu bildikleri kişilere bile kapılarını açmışlardır. Açık grup olmaya özen gösteren Bediüzzaman’ın tersine Gülen Hareketi ise özel güvenlik alanları oluşturup ‘kapalı bir grup’ olmuştur.

    11-Doğruluk anlayışı: Bediüzzaman eserlerinde ve yaşayışında doğruluk, yalan söylememek gibi ilkelerden hiç vazgeçmemiş, yargılanırken dahi yalana başvurmamıştır. “En büyük hile hilesizliktir” sözü meşhurdur. Gülen Hareketi ise ‘faydacı ve fırsatçı’ denilebilecek güven vermeyen yöntemleri doğallaştırmıştır. Zengin, şöhret ve başarı tutkunluğu ile ayrımcılık yapmıştır.

    12-Güç odakları ile ilişki: Bediüzzaman hayatının hiç bir döneminde güç odakları ile pazarlık iması dahi olabilecek davranışlara girmemiş, 28 yıl sürgün yaşadığı ve 18 defa zehirlendiği halde Türkiye’yi terk etmemiştir. Sayın Gülen ise 15 yıldır yurt dışında kalmaya devam etmekte, İsrail lobisinin siyasetine paralel söylem ve duruş göstermektedir.

    13-Din ve siyasi güç ilişkisi: Bediüzzaman “Dini siyasete alet ediyor” iddiası ile ilgili sayısı 700’ü geçen davalarında en son 1973 olmak üzere beraat etmiş kitapları iade edilmiştir. 17 Aralık 2013’ten sonra yaşanan siyaset-cemaat tartışmalarında Bediüzzaman’ın resmi vesayet verdiği talebeleri ve diğer Nur Hareketi gruplarının siyasi duruşu farklı olmuştur. “

    Şeytandan ve siyasetten Allah’a sığınırım” diyen Bediüzzaman'a uygun olarak siyasi ilgileri ikinci planda kalmış ilgilendiklerinde de meşru hükümeti savunma şeklinde olmuştur. Mevcut hükümeti mümkün olanlar içerisinde en iyisi olarak ele alarak değiştirme gerekecekse bunun seçimden seçime olağan işleyişle olmasını savunmuşlardır. Gülen cemaati ise siyasi bir hareket gibi davranarak bütün varlığı ile devleti yönetme talebi ile topyekün mücadele sergilemiştir.


    14-Stratejik hedef: Bediüzzaman’ın stratejik hedef olarak “süreç ve vazife odaklı” olduğu, sonucu ilahi iradeye bıraktığını İhlas Risalesi’nde yazdığını ve uygulamada da bunu hayata geçirdiğini görüyoruz. Maksat olarak Allah rızasını gaye edinmiştir Ancak Gülen Hareketinin ise söylemde böyle olduğu ancak tatbikatta stratejik olarak “sonuç odaklı” olduğu, uyguladığı gizli gündemli metodolojiden ve büyüme arzusundan anlaşılmaktadır. Gülen cemaatinde Allah rızası anlayışının Allah adına liderlik anlayışı ile karıştırıldığı görülmektedir.

    15-Dünyevilik-uhrevilik farkı: Kemiyet, keyfiyet bakışını da belirleyen bir farktır.Bediüzzaman en yüksek değer olarak ihlası almış, ihlasa aykırı olan maddi zenginliği, takipçi olanın çokluğunu reddetmiştir. Uhrevi bir cemaat olmaya itina göstermiştir. Gülen Hareketi ise ihlası ikinci plana almış adanmışlık adı ile itaati ve daha çok çoğalmayı yüceltmiştir. Dünyevi bir cemaat olmayı önceliklemiştir. Bu esas açısından temel bir fark olmuştur.

    16-Diğer dini cemaatlerle ilişki: Risale-i Nur Hareketi İhlas Risalesi’nde yer alan “Hak sadece benim mesleğimdir dememelisiniz” düsturuna uymayı tavsiye ederken Gülen Hareketi diğer dini cemaatlere uzak, yukarıdan bakışlı, mesafeli durmuş ve işbirliğinden kaçınmıştır.

    17-Zulme karşılık verme biçimi: Bediüzzaman vefatı öncesi Urfa’ya vuslat yolculuğuna çıkarken söylediği son sözler “Beni anlayamadılar” olmuştu. Her iktidar tarafından zulüm, eziyet, hapis ve en azından mecburi ikamete mecbur edildi. O büyük imamların yaptığı gibi itiraz etti ama isyan etmedi.

    Gülen grubu ise maalesef zülme uğradığını düşünerek 28 Şubat 1997 “medya, asker, yargı” darbesini hatırlatır “medya, polis, yargı” darbesi diyebileceğiz girişimlerde bulunmaya devam ediyor. Karşısında güçlü bir liderlik bulunmasaydı şu anda Türkiye kaos yaşayacaktı. Kaldıki karşısında isyan edilecek bir kadro da yoktu. Bediüzzaman gelenekle geleceği birleştirmiş İslamla demokrasiyi mezcetmişti.

    Tarih : 30.12.2014 Kaynak : Risale Ajans

  14. #74
    Administrator Avatar von Webmaster
    Registriert seit
    01.11.1999
    Ort
    Meksika Siniri
    Beiträge
    21.504
    Renommee-Modifikator
    10
    RİSALE-İ NUR HİZMETİ başka akımlarla karıştırılıyor.
    Hüsnü Bayram Ağabeyden Gündeme Dair Açıklamalar

    Müteyakkız ve Müdakkik Kardeşlerimize ;

    Biz Risale-i Nur hizmetkarları olarak Risale-i Nur hizmeti imaniyesinin başka cereyanlarla karıştırılmasından duyduğumuz rahatsızlığı ifade ve Risale-i Nuru’n müsbet hizmeti imaniyesinin esaslarından aşağıda birkaç numune beyan etmeye zaruret hasıl olmuştur.

    Evvela üstadımız buyuruyor ki; “İslamiyet selm ve müsalemettir. Müslümanlar mabeyninde niza ve husumet istemez. Çünkü nurun mesleğinde müminlerin uhuvveti kardeşliği esastır. Nur talebeleri hergün beş vakit namazlarında hususi dualarında müminlerin birlik ve beraberliği ve dünya ve ahiret selametleri için dua etmektedir.”

    Saniyen ;Risale-i Nur talebelerinin mümkün olduğu kadar siyasete, idare işine ve hükümetin icraatına karışmamak düstur-u esasiyeleridir. Çünkü halisane hizmeti kuraniye onlara herşeye bedel kafi geliyor. Manevi tahribata karşı maddi değil manevi hizmetler lazımdır.”

    Üstadımız Said Nursi hazretleri de; Risale-i Nur bu vazifeyi imaniyeyi en dehşetli bir zamanda en lüzumlu ve nazik bir vakitte herkesin anlayacağı bir tarzda, hakaik-ı kuraniye ve imaniyenin en derin en gizlilerini gayet kuvvetli bürhanlarla isbat etmiştir.”

    Üstadımız hazretleri de ; Risale-i Nur’u teliften sonra ‘’Ben dahi bir harfini değiştiremem , nasıl gelmişse öyle kalması lazımdır’’diyor. Buna dair çok deliler belgeler varken, hakları hiç olmadığı halde bazı kişiler sadeleştirme bahanesiyle üstadımıza ve davasına taaruz etmiş oluyorlar.

    Aynı zamanda, gizli komiteler memleketimizin birlik ve beraberliğini bozup birbirine düşürmek, milletin maddi ve manevi değerlerine hücum ederek asayişi ve huzuru bozmak istiyorlar.

    Üstadımız bu musibetlere karşı diyor ki; “madem şimdiye kadar ekseriyeti mutlaka ile Risale-i Nur şakirtleri, Risale-i Nur hizmetlerini her belaya, her derde bir çare bir ilaç bulmuşlar. Biz her gün hizmet derecesinde maişette kolaylık, kalpte ferahlık,sıkıtılara genişlik hissediyoruz ve görüyoruz.Elbette bu dehşetli yeni belalara,musibetlere karşı yine Risale-i Nurun hizmetiyle mukabele etmemiz lazımdır.”

    Bizler de Cenab-ı hakka havale edip sebat metanet ve sadakatla hizmete devam ile Risale-i Nurları Üstadımızın tanzim ve tasvip ettiği feyizler dolu aslından okumalıyız. Nurlardaki derslere uyup yaşamalıyız. Bizlere düşen vazifede Risale-i Nur’u aslıyla okuyup neşretmek ve hizmetimizi kat kat arttırıp sadakat ve kanaatla hizmetimize devam etmektir. Üstadımızın bize verdiği Risale-i Nurlardaki dersleri harfiyen uygulamaktır. Saadet ve istikamet bu yoldadır. Cenab-ı hak cümlemizi sıratı müstakim caddesinde istihdam etsin.

    Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin Hizmetkarı

    Hüsnü Bayram
    Kalbinizle yaptiginiz hersey size geri dönecektir - Hz. Mevlana

    http://twitter.com/Cemil_Sahinoez
    https://www.facebook.com/CemilSa
    https://www.youtube.com/user/Cemil4000
    https://www.instagram.com/cemilshnz

  15. #75
    Administrator Avatar von Webmaster
    Registriert seit
    01.11.1999
    Ort
    Meksika Siniri
    Beiträge
    21.504
    Renommee-Modifikator
    10
    GÜLEN EKİBİN’İN MUHALEFET ANLAYŞI İLE BEDİÜZZAMAN'IN MUHALEFET TARZI TAMAMEN FARKLIDIR

    Bedîüzzaman’a göre muhâlefet iki kısımdır:
    Birincisi, ilmen ve fikren muhâlefetdir ki, Bedîüzzaman bu muhâlefeti yapmaktan asla geri durmamıştır.

    İkincisi ise, siyâseten ve kuvvetle muhâlefe...ttir ki, bunun yolları siyasî parti kurmak yahut isyan etmektir ki, Bedîüzzaman bütün hayatı boyunca müsbet hareketi tercih ederek bu yolun caiz olmadığını her zaman haykırmıştır.İkinci muhalefeti yapan Gülen ekibi her açıdan kaybetmiştir.

    Bizim muhalefetimizde şu esaslar hakimdir:

    Birincisi, bir şeyin iyilikleri ve kötülüklerine bakarız. Eğer iyilikler ağır basıyorsa, dua eder ve destekleriz. Bu hükümetin sadece Nurların Diyanet eliyle neşri ve Osmanlıca konusundaki haseneleri dünyalara değerdir.

    "Cenab-ı Hak âhirette muhasebe-i a'mal düsturuyla, adalet-i Rabbaniyesini, hasenat ve seyyiatın müvazenesiyle gösteriyor. Yani hasenat racih ve ağır gelse, mükâfatlandırır, kabul eder; seyyiat racih gelse cezalandırır, reddeder. Hasenat ve seyyiatın müvazenesi, kemmiyete bakmaz, keyfiyete bakar. Bazı olur, birtek hasene bin seyyiata tereccuh eder, afvettirir.” Mektubat (445 )

    İkincisi de, sevdiğimiz şeylerin kusurlarını gördüğümüz vakit onu sevdiklerimize iletmek de vazifemizdir.

    Benim boynumda veya koynumda bir akrep bulunduğunu biri söylese veya gösterse; ondan darılmak değil, belki memnun olmak lâzım gelir.” Mektubat (64)

    Üçüncüsü de, peygamberler dışında kimse masum değildir. Hele hükümetler asla masum olamazlar.

    "Zerratı günahkârlardan mürekkeb bir hükûmet, tamamıyla masum olamaz. Demek nokta-i nazar, hükûmetin hasenatı seyyiatına tereccuhudur. Yoksa seyyiesiz hükûmet muhal-i âdidir. Ben öyle adamlara, anarşist nazarıyla bakıyorum. Zira onlardan birisi -Allah etmesin- bin sene yaşayacak olsa, âdeta mümkün hükûmetin hangi suretini görse, hülya ile yine razı olmayacak. Şu hülyanın neticesi olan meyl-üt tahrib ile o sureti bozmağa çalışacak" Münazarat (17)


    Prof. Dr. Ahmed Akgunduz
    Kalbinizle yaptiginiz hersey size geri dönecektir - Hz. Mevlana

    http://twitter.com/Cemil_Sahinoez
    https://www.facebook.com/CemilSa
    https://www.youtube.com/user/Cemil4000
    https://www.instagram.com/cemilshnz

  16. #76
    Administrator Avatar von Webmaster
    Registriert seit
    01.11.1999
    Ort
    Meksika Siniri
    Beiträge
    21.504
    Renommee-Modifikator
    10
    ar

    BUGÜNKÜ YAZISI
    ÖNCEKİ YAZILARI

    ABDÜLKADİR SELVİ
    19 MAYIS 2015
    Fetullah Gülen: ”Ben Nurcu değilim”
    Meral Akşener'e iftira kaseti nedeniyle Gülen Cemaati bir kez daha gündemde.
    İftira kasetinden ilk söz ettiği iddia edilen GYV Başkanı Mustafa Yeşil ise firarda.
    Kaset siyasetinin biz de bir geçmişi var.
    Bir dönem siyaset kasetlerle dizayn edildi.
    Deniz Baykal'ın CHP Genel Başkanlığını kaybetmesine, MHP Genel Başkan Yardımcılarının istifasına neden oldu.
    Paralelin ünlü polis şefi Ali Fuat Yılmazer boşuna dememişti, ”Hayatına girin”
    Girmedikleri hayat kalmadı.
    Ama Akşener olayından da anlaşıldığı gibi, “Kasetli şantaj” çift taraflı işlemiş.
    Sadece hedef aldıkları siyasetçiyi, bürokratı, hakimi ya da savcıyı tasfiye etmekte kullanmamışlar.
    Asıl büyük tasfiyeyi kendi içlerinde gerçekleştirmişler.
    Cemaat içi güç dengesinde rakiplerini, ”Şantaj kasetleri” ya da yasadışı dinlemelerle tasfiye etmişler.
    Düşünün ki iman ve Kur'an hizmeti davasını güden bir cemaat, kendi iç hesaplaşmasını dahi bu tür rezil kasetler üzerinden yapıyor.
    Böyle iman Kur'an hizmeti olur mu?
    MGK'da karar almaya, kırmızı kitaplara sokmaya gerek yok.
    Bu cemaat zaten içinden çürümüş demektir.
    DGM Savcısı Nuh Mete Yüksel, paralel yapının seks tuzağına düştüğü iddiasıyla gündeme gelmişti.
    Bir dini cemaat ve seks tuzağı…
    Bunlar nasıl bir araya gelir?
    Nuh Mete Yüksel 90'lı yılların DGM zihniyetini temsil eden bir savcıydı.
    Bir gece yarısı Merve Kavakçı'nın kapısına dayanmıştı.
    Zalim bir adamdı.
    Ben onun kişisel zaaflarının peşinde değilim.
    Nuh Mete Yüksel, Fetullah Gülen hakkında dava açmıştı.
    Hem de Gülen'i ”Müctehid” ilan ettiği 28 Şubat sürecinde.
    Nuh Mete Yüksel, 79 sayfalık iddianamede Gülen'i değil, İslami hizmetleri yargılamaya kalkıştığı için şiddetle karşı çıkmıştık.
    Bugün olsa yine karşı çıkarım.
    Ama Fetullah Gülen, orada İslam'ı savunmak yerine yine kendini kurtarmayı tercih etmişti.
    Bu açıdan bakınca Fetullah Gülen'le, Nurculuk arasında çözülmesi gereken bir problem var.
    1971 yılında İzmir Sıkıyönetim Komutanlığı Askeri Mahkemesi'nde Bediüzzaman Said Nursi'nin Avukatı Bekir Berk'le birlikte yargılandıkları “Nurculuk” davasında Fetullah Gülen, diğer maznunların aksine, ”Ben Nurcu değilim” demişti.
    Gülen, Nuh Mete Yüksel'in açtığı dava üzerine Ankara 2 No'lu DGM'ye sunduğu 2000/124E dosya numarasını taşıyan 56 sayfalık savunmasında da, ”Ben Nurcu değilim” diyor.
    Gülen'in savunmasından, “Müslüman olmak dışında Nurculuk vs hiçbir akıma mensup değilim” başlığını taşıyan bölümü aynen aktarıyorum:
    “İddianamede, güya Nurcu ve Said Nursi'nin devamı olduğum ileri sürülmektedir. Bu noktada iddianame, Nurculuk olarak anılan akımı, bana yöneltilen suçlamalar içinde mütalaa etmektedir. Diğer iddialar gibi, bunların da tutarlı hiçbir tarafı yoktur. Çünkü şimdiye kadar, 'ci…cu' gibi değerlendirmelerin dışında hiçbir akıma mensup bulunmadığımı ve dolayısıyla 'Nurcu' da olmadığımı defalarca ifade ettim. Mesela 6 Haziran 1998 tarihli haftalık Aksiyon dergisinin benimle yaptığı uzun röportajda bu hususu çok açık biçimde ortaya koydum ve bu ifadelerimi, Yeni Asya gazetesi 11 Haziran 1998 tarihli nüshasında, 'Fethullah hoca: Nurcu değilim' başlığı altında iktibas etti”
    Fetullah Gülen, Bediüzzaman Said Nursi'nin Risale-i Nur Külliyatından beslendi. Ancak Bediüzzaman'ın ismini vermekten kaçındı. ”Hazreti Pir” diyerek üstünü örttü. Kendi ismini ön plana çıkardı. Risale-i Nurları ise tahrif etti. Eserin altında müellifi Bediüzzaman Said Nursi yazıyor. Ama içinde bazı bölümleri Fetullah Gülen tarafından yazılmış ya da çıkarılmış. Kendi üstadının ismini zikretmeyen, eserlerini tahrif eden birisi zaten Nurcu olsa ondan daha büyük bir kötülük olur mu?
    Bediüzzaman Kürt olduğu için ziyaretine gitmek içinden gelmeyen birisi o.
    “Küçük dünyam” isimli kitabında o bölümü yeniden düzenledi. Ama Zaman Gazetesi'ndeki röportajda,” Allah böyle bir dehayı niçin İslam'ın Kılıcı olmuş Türklerin içinden değil de, Kürtlerden çıkarttı' diye düşündüm. Türklük gururum Said-i Nursi'nin ziyaretine gidip elini öpmeme engel oldu'' demişti.
    Bediüzzaman'ın talebelerinden ve Fetullah Gülen'in Risale-i Nurları tanımasına vesile olan Erzurum'lu alimlerden Mehmet Kırkıncı Hoca,”Risalehaber.Com” isimli internet sitesinde bu bölümü teyit ediyor:
    “Bediüzzaman döneminde yaşadım ve adını da duydum, Risale-i Nurları da duydum. Ancak her Erzurumlu gibi bizde biraz Turancılık vardı. Onun için ziyaret etmedim Bediüzzaman'ı”
    İmam-ı Azam hazretleri dört büyük mezhep imamımızdan biri.
    İslam esaslarının değiştirilmemesi uğruna, Abbasi halifesine boyun eğmedi hapis yattı, işkence gördü ve zindanda zehirlenerek hayatını kaybetti.
    Hayatını kaybetti ama davasını kaybetmedi.
    Bediüzzaman Said Nursi, Kur'an-ı Kerim'in, Ezan-ı Muhammedi'nin yasaklandığı tek parti devrine boyun eğmedi.
    İslam'ın esaslarını muhafaza etme uğruna, hapsi, işkenceyi, sürgünü göze aldı.
    “Saçlarım adedince başlarım bulunsa, her gün biri kesilse, hakikat-i Kur'aniyeye feda olan bu başı zındıkaya ve küfrü mutlaka eğmem” dedi.
    Kur'an tefsiri yazdıkları, Kur'an-ı Kerim öğrettikleri ya da ezan okuyup, İslam'ın bir hakikat-ı uğruna hayatı hakir gördükleri için akla hayale gelmedik zulümlere maruz kaldılar.
    Ama onlar hiçbir zaman şantaj kasetleri hazırlamakla suçlanmadılar.
    Ama onlar hiçbir zaman yasadışı dinlemelerden dolayı yargılanmadılar.
    Ama onlar hiçbir zaman başka ülkeler adına casusluk yapmakla suçlanmadılar.
    İslami cemaatlerin başına çok şey geldi. Çekmedikleri cefa, görmedikleri eza kalmadı.
    Ancak İslam tarihinde ilk kez bir cemaat, şantaj-montaj kasetler hazırlamakla suçlanıyor.
    İlk kez bir cemaat yasadışı dinlemelerden dolayı yargılanıyor. Başka ülkeler adına casusluk yapmakla itham ediliyorlar.
    Fetullah Gülen'in asıl bittiği yer burası.
    Kalbinizle yaptiginiz hersey size geri dönecektir - Hz. Mevlana

    http://twitter.com/Cemil_Sahinoez
    https://www.facebook.com/CemilSa
    https://www.youtube.com/user/Cemil4000
    https://www.instagram.com/cemilshnz

  17. #77
    Administrator Avatar von Webmaster
    Registriert seit
    01.11.1999
    Ort
    Meksika Siniri
    Beiträge
    21.504
    Renommee-Modifikator
    10
    Nurculuk hareketi ile Gülen hareketi'ni ayıran özel not

    04.10.2015 14:24

    25 Aralık darbe girişimine ilişkin soruşturmayı tamamlayan İstanbul Cumhuriyet Başsavcı Vekili İsmail Uçar, iddianamesinde, "Nurculuk hareketi ile Gülen hareketi bir değildir" vurgusu yaptı.

    Risale Haber-Haber Merkezi
    Sabah'ın haberine göre paralel darbe girişiminin anatomisi çıkarıldı. İddianamede, darbe veya darbeye teşebbüs suçlarının daha önce de askerler tarafından birçok kez işlendiği dile getirilerek, "Hükümeti ortadan kaldırma suçu ancak örgütlü olarak işlenebilir. Bu da ya kurulmuş bir örgütün faaliyeti kapsamında ya mevcut bir gücün suç örgütüne dönüşmesiyle veya meşru gücün içinde hukuka aykırı ayrı bir yapılanmaya gidilmesi suretiyle olabilir" ifadeleri yer aldı.
    İddianamedeki Nurculukla Gülen hareketini birbirinden ayıran bir uyarı da dikkat çekti: "Nurculuk hareketi ile Gülen hareketi bir değildir. Bu iddianamenin konusu Nurculuk hareketi değildir. Gülen, yetiştirdikleri altın nesil gençleriyle devletin içine sızmayı ve bu şekilde devleti ele geçirmenin planlarını yaparak uzun bir yola çıkmıştır."
    Kalbinizle yaptiginiz hersey size geri dönecektir - Hz. Mevlana

    http://twitter.com/Cemil_Sahinoez
    https://www.facebook.com/CemilSa
    https://www.youtube.com/user/Cemil4000
    https://www.instagram.com/cemilshnz

  18. #78
    Administrator Avatar von Webmaster
    Registriert seit
    01.11.1999
    Ort
    Meksika Siniri
    Beiträge
    21.504
    Renommee-Modifikator
    10
    Görünürde Nurcu, gerçekte Türkçü Gülen hareketini MİT başlattı




    Ana Sayfa» ÖZEL


    03.02.2016 13:52


    Prof. Dr. Hüseyin Hatemi, Fethullah Glen hareketi ile ilgili konuştu

    Risale Haber-Haber Merkezi
    Prof. Dr. Hüseyin Hatemi, Fethullah Gülen hareketini MİT'in başlattığını ve "görünürde Nurculuk, gerçekte Türkçülük akımı" oluşturulmak istendiğini söyledi.
    Yeni Yüzyıl'dan Esra Elönü'ye konuşan Hatemi, terörün "Kürt mümin kanaat önderleri, Bediüzzaman halefleri ve Türk mümin kanaat önderleri" ile çözüleceğini açıkladı.
    Hatemi'nin sözleri şöyle:
    "Fethullah hareketini ilk başlatan, kanaatimce Kürt-Nurculuğuna karşı bir görünürde Nurculuk, gerçekte Türkçülük akımı yaratmak isteyen Türk istihbaratı oldu. 1980 darbesinden sonra bu hareket mensuplarının da kovuşturulması dönemi başladı. Özal döneminde ABD Ankara Elçisi Abramovitz bu hareketin İran’a yayılmasına karşı kullanabilir olduğunu Özal’a telkin etti.
    Doğu’daki kaos ve terör ilk hangi hamleyle çözülebilir sizce?
    Kürt mümin kanaat önderleri, Bediüzzaman halefleriyle Türk mümin kanaat önderlerini toplayarak danışılmalı ve ırkçı beyanlar ve eylemlerle Kürtler ayrılıkçılığa itilmemeli! İrlanda örneği incelenmeli.


    Kalbinizle yaptiginiz hersey size geri dönecektir - Hz. Mevlana

    http://twitter.com/Cemil_Sahinoez
    https://www.facebook.com/CemilSa
    https://www.youtube.com/user/Cemil4000
    https://www.instagram.com/cemilshnz

  19. #79
    Administrator Avatar von Webmaster
    Registriert seit
    01.11.1999
    Ort
    Meksika Siniri
    Beiträge
    21.504
    Renommee-Modifikator
    10
    Görmez: FETÖ üzerinden Said Nursi ve Risale-i Nur'a bakmak fitnedir

    Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez, son zamanlarda FETÖ üzerinden Risale-i Nur ve Said Nursi'ye saldırmaya çalışanlara canlı yayında cevap verdi

    A+A-

    İbrahim Mert'in haberi:
    RİSALEHABER-Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez, son zamanlarda FETÖ üzerinden Risale-i Nur ve Bediüzzaman Said Nursi'ye saldırmaya çalışanlara cevap verdi. Nurculuğun 1980'li yıllardan itibaren FETÖ'yü dışına attığına dikkat çeken Görmez, FETÖ üzerinden Said Nursi ve Risale-i Nur'u değerlendirmenin son derece yanlış olduğunu söyledi.
    NTV’de Oğuz Haksever’in sorularını cevaplayan Görmez, "fitne"ye dikkat çekti. Cemaat ve tarikatların realite olduğunu vurgulayan Görmez, FETÖ bahanesiyle bu yapılan eleştirilerin doğru olmadığını söyledi.
    Görmez'in sözleri şöyle:
    FETÖ ÜZERİNDEN NURCULUĞU, RİSALE-İ NUR'U VE SAİD NURSİ'Yİ OKUMAK FİTNEDİR

    FETÖ denilen bu yapı bir cemaatin içinden çıktığı iddia ediliyor. O da Nurculuk yahut Risale-i Nur Külliyatı denilen bir yapı içerisinden, grup içerisinde. Ve aynı şekilde bu dönemde ortaya çıkan fitnelerden bir tanesi de yine bu yapı üzerinden topyekün Nurculuğu okumak, hatta buradan Said Nursi ve onun bütün eserlerini aynı kategoriye sokarak değerlendirmenin de ben açıkça yanlış olduğunu ifade etmek isterim.
    RİSALE-İ NUR ALLAH'I ANLATMAK KONUSUNDA SON DERECE BAŞARILIDIR

    Çünkü (Risale-i Nur) materyalizmin bilhassa ateizmin, "Allah yok" düşüncesinin egemen olduğu zamanlarda, bu topraklarda, kainatın ayetleri üzerinden, kevni ayetler üzerinden bu toprakların çocuklarına ve bu dünyanın insanlarına Allah'ın varlığını ve birliğini anlatmak konussunda son derece başarılı bir projedir.
    NURCULUK CEMAATİ 1980'DE FETÖ'YÜ DIŞINA ATTI

    Burada hatalı olan şahıslara ve eserlere kutsiyet atfetmektir. Bu doğru değildir. Kaldıki zaten hiç kimse de bunu yapmaz. Kutsiyeti sadece Allah verir. Kendisi bizatihi, "baki hakikatler fani şahsiyetler üzerine bina edilmez" sözü Bediüzzaman Said Nursi'ye aitttir. FETÖ üzerinden bütün cemaatleri aynı kategoriye sokmak ve değerlendirmek yanlıştır. Ama orada yapılması gerekenler vardır. FETÖ üzerinden bu topraklardan çıkan özgün eserleri, Risale-i Nur'u kaldı ki Nurculuk cemaati de 80'li yıllardan itibaren FETÖ'yü dışına atmış bir yapıdır. Eserlere, eserin naşrini bir kutsiyet atfetmek yanlış olur. Ama FETÖ üzerinden okumak ve ötekileştirmek de doğru değildir. Bunu da açıkça ifade etmek isterim.

    Kaynak: Görmez: FETÖ üzerinden Said Nursi ve Risale-i Nur'a bakmak fitnedir
    Kalbinizle yaptiginiz hersey size geri dönecektir - Hz. Mevlana

    http://twitter.com/Cemil_Sahinoez
    https://www.facebook.com/CemilSa
    https://www.youtube.com/user/Cemil4000
    https://www.instagram.com/cemilshnz

  20. #80
    Administrator Avatar von Webmaster
    Registriert seit
    01.11.1999
    Ort
    Meksika Siniri
    Beiträge
    21.504
    Renommee-Modifikator
    10
    22 yıl öncesinden FETÖ değerlendirmesi

    A+A-

    Değerli okurlar!
    Aşağıda arzedececeğim yazı; 1995 yılında, yani yirmi iki yıl önce, Sabah Gazetesinde Hulusi Turgut tarafından ‘’Bediüzzaman Said Nursi’den Fetullah Hocaya Nurculuk Hareketi‘’ başlığı altında yayınlanan röportaja cevap niteliğinde yazılmış ve o gazetede de yayınlanmıştır. Ben o zaman Almanya Dortmunt Şehrinin Ahlen kasabasında Gonca Gençlik Camiinde görev yapıyordum. 1995 yılında Hulusi Turgut Beyefendi Said Yüce ile birlikte Ahlen’e geldiler. Hulusi Bey, “Risale-i Nur faaliyetleri’’ ile ilgili röportaj yapmak için dolaştığını beyan etti. Bizimle de röportaj yaptı ve gitti. Fakat yazı serisine başlandığında, meselenin Nurculukla ilgili olmadığını, tamamen F. Gülen’i reklam eden bir yazı olduğu görüldü. Maksat da bütün Nur camiasını F. Gülen’in arkasına takmak ve onun güdümünde Risale-i Nur faaliyetlerini başka amaca yönlendirmekti.
    Yazı serisinin başka istikamette yayınlanması üzerine aşağıdaki mektubu yazı işlerine gönderdim. O günün şartlarında F. Gülen hareketi İslami bir faaliyet olarak görüldüğü için mektupta Hoca Efendi tabiri kullanılmıştı. Şimdi o tabiri F. Gülen olarak değiştiriyoruz. Çünkü onun gerçek maksadı ve gerçek yüzü henüz belli değildi. Ayrıca, bugün FETÖ faaliyeti ile Risale-i Nur faaliyetini karıştıranlara bir belge olması hasebiyle bu yazıyı tekrar neşrediyorum. Risale-i Nur camiasından Nur mesleğini tam olarak kavramayan bazı kimseler bu harekete katılmış olabilir. Ancak Nur mesleğini bilen, oradaki hakikatleri gören hiçbir Nur talebesi bu harekete iltifat etmemiş ve taraftar olmamıştır. Ne var ki İslami bir hareket olması (O günkü görünüm öyle idi) düşüncesi ile bu hareketin fazla aleyhinde olunmamıştır. Fakat Fetullah’ın Risale-i Nurları kendi amacı için kullandığı ve istismar ettiği bir gerçek.
    Burada şunu da belirtmem gerekiyor; Sabah Gazetesinin o günkü misyonu ve İslam’a bakışı belli olduğu; yani İslam’dan ve İslami faaliyetlerden hoşlanmayan hatta karşı olan bir yayın organı olduğu halde, neden böyle bir yazı serisine ihtiyaç duyuldu? Anlaşılan o ki, Fetullah bir proje olarak, birileri tarafından tasarlanmış ve hazırlanmış. Bu röportajlarla sivriltilerek, alt yapısı oluşturuluyordu. Hulusi Turgut şayet sağ ise, bu konuda detaylı açıklama yapabilir. Tabii eğer bu projenin bir parçası değilse…
    Gönderdiğim mektuptan bölümler şöyle:
    Sabah Gazetesi Yazı İşleri Müdürlüğüne
    Muhterem Hulusi Turgut Beyefendi:

    Evvela, uzun bir araştırma sonucu olarak, böyle bir yazı dizisini hazırladığınız için, sizleri ve gazetenizi tebrik ediyorum. Bu arada yazınızla ilgili bazı teknik hataları ve bilgi eksikliklerini, müsaadelerinize sığınarak arz etmek istiyorum.
    Almanya gezinizde, Ahlen’e geldiğinizde de arzettiğim gibi, Risale-i Nur hizmetinin, şimdiye kadarki en önemli meselesi; gerçek şekliyle tanınmaması veya yanlış tanınmasıdır. Bu husus, sizin objektif tesbitlerinizle ve bu tesbitlere sadık kalmak suretiyle yaptığınız bu yayınla büyük ölçüde giderilmiş olacaktır. Ancak bu defa da; iki farklı faaliyet, birbirine karıştırılmış görünmektedir. Çünkü Nurculuk faaliyeti ile, F. Gülen’in yürüttüğü faaliyet, tarz ve metod olarak, birbirinden oldukça farklı bulunmaktadır. Bu husus, bütün bir Nur Cemaati tarafından, hatta F. Gülen tarafından da böyle bilinmektedir. Böyle olduğu halde, bu iki farklı faaliyeti özdeşleştirmenizi ve yazınızın başlığını da, bu şekilde atmanızı anlayamadık. (Yazının başlığı: ‘Bediüzzaman Said Nursi’den Fetullah Hocaya Nurculuk Hareketi’ idi.) Nur Cemaati; F. Gülen hareketine, onun şahsına mahsus İslami bir hizmet ekolü olarak bakar. (O gün öyle görünüyordu.) Vaazlarında Risalelerden bölümler nakleder, medreselerinde Risaleler kısmen okunur. Kitleler üzerinde fevkalade etkilidir. Hisli ve heyecanlıdır. Bu his ve heyecanını cemaate de yansıtır. Ancak onun bu tarz faaliyeti ile, Bediüzzaman’ın hizmet tarzı arasında bazı farklar vardır.
    Nurculuk faaliyeti; Bediüzzaman’ın eserlerini okuyup, benimseyen ve bu eserlerin içerisindeki prensip ve düsturlarla, bu asırda İslam’a hizmet etmeği kabullenmiş olan kimselerin yapmış olduğu faaliyetin adıdır. Bu bakımdan, Risaleleri okumak ve istifade etmek ile, Risalelerin metod ve prensiplerine uygun olarak faaliyet yapmak birbirinden farklı şeylerdir. Şimdi F. Gülen’in hizmet tarzı ile, Risale-i Nurun Hizmet tarzı arasındaki bazı önemli farkları arzediyorum:
    1-Nurculuk hareketi; şahısların liderliğinde yürütülen bir faaliyet değildir. (Risale-i Nur talebelerinden) ismen temayüz etmiş olan; Mustafa Sungur, Bayram Yüksel, Abdullah Yeğin, Mehmet Kutlular, Mehmet Fırıncı, Mehmet Kırkıncı, Mehmet Emin Birinci v.s gibi şahsiyetler, lider değil; sadece mesai ve gayretleri fazla olan hizmetkarlardır ve diğer Nur talebelerinin ders arkadaşlarıdır. Hatta Bediüzzaman’ın bizzat kendisi dahi; cemaatin şahs-ı manevisi durumundaki, cemaatin istişare heyetini lider sayar. Yani bu ekol, şahsa bağlı olan, ondan emir alan ve onun emirlerine kayıtsız şartsız itiraz etmeden boyun eğen bir topluluğun meydana getirdiği bir ekol değildir. Her Nur Talebesi, Risale-i Nurdaki (İslami Ölçüleri) esas alır.
    F. Gülen’in hizmet tarzı ise böyle değildir. Nihai karar ve plan mercii, F. Gülen’in bizzat kendisidir. En azından görünüm öyledir. Zaten ismen de bu faaliyetin adı; ‘’Fetullahçılık’’ ve Fetullah Hocacılıktır. Bu şekildeki bir faaliyet, ismi konulmamış bir tarikat tarzıdır. Çünkü, şeyh ve mürit münasebetleri, gayet bariz bir şekilde bu faaliyette görülmektedir. F. Gülen’e itiraz veya ona rağmen bir iş yapmak mümkün değildir. Cemaat sadece tasdik ve uygulama makamındadır. Bu durum metazori kurulmuş bir otorite olmayıp; cemaatinin, F. Gülen’in şahsi kemalatına, ömrünü bu yola vakfetmesine ve dolayısı ile her şeyi daha iyi bileceğine olan güven ve saygısından kaynaklanmaktadır. Bu açıdan ona itiraz saygısızlık olarak değerlendirilir.
    Halbuki, Nur Camiasında ‘’Ağabey’’ olarak bilinen kişilere karşı bu itirazlar hep yapılmıştır ve yapılmaktadır. Bu itirazları kabullenmeyenler ve saygısızlık olarak değerlendirenler de, Risale-i Nur prensiplerine uymamış sayılırlar. Ayrı cemaatler halinde faaliyet gösteren Nur cemaatlerinin herbirinin, bazı hususlarda farklı bile olsa, yine de istişare heyetleri vardır. Hizmetlerini bu istişari toplantılarda aldıkları kararlarla yürütürler. Şahsi hakimiyet asla söz konusu değildir.
    2- F. Gülen; yürüttüğü hizmetin finansını; ‘’Himmet toplantıları adı altında, davet edilen zengin kişilerin zekat veya bağışlarından temin eder. Hizmetin önemini kavramamış kişilerden, değişik usullerle alınan bu bağışlar, elbette ki o hizmet mensuplarını bu bağışları yapanlara bir ölçüde bağımlı kılar. Böyle bir tarz, bir takım şaibelerden salim olamaz. Çünkü bu tarz toplanan paralarla yapılan yurtlar, özel okullar ve özel dersaneler, ticari bir müessese halinde piyasa kurallarına göre paralı olarak işletilmektedir.
    Risale-i Nur Hizmetinde ise, işin finans yönü; bu hizmete inanmış insanların bizzat kendileri tarafından ve kendi ceplerinden karşılanır. Yani medrese açılması, buraların tefrişi ve çeşitli giderler için bu hizmeti bilmeyen insanlara el açılmaz ve talepte bulunulmaz.
    3- F. Gülen’in vaazları, anlatım tarzları, uslubu ve seçtiği konular, değişik tarzdadır. Vaazlarında Risale-i Nurdan bazı konuları üstü kapalı olarak anlatır. Ancak Risale-i Nurdan isim olarak bahsetmez. Bediüzzaman’dan ‘’Asrın mimarı’’ olarak ancak bilenlerin anlayabileceği bir isimle bahseder. Seçilen konular, Asr-ı Saadetteki Sahabe hayatlarıdır. Onların konuşmalarını kendi ifadeleri ve üslubuyla cazip bir şekilde anlatarak, hem kendisi ağlar, hem de cemaati ağlatarak hislendirir. O his ve heyecanla cemaat adeta kendinden geçer.
    Risale-i Nur metodunda ise, Risaleleri okuyup açıklayan kişi, kaynağın ismini açıklar; ta ki, dinleyenler meziyetlerin anlatan kişide değil, Kur’an’ın tefsirlerinde olduğunu anlayarak, bu tefsirleri okumak suretiyle, sürekli olarak istifade etmesi sağlansın ve şahıslara bağlanılmasın. Risale-i Nurlarda sahabelerin üstün özellikleri ve yüceliği anlatılmakla beraber, bütün konular bundan ibaret değildir. İman kurtarma konularını işleyerek, günümüz tehlikelerinden mümkün oldukça insanları kurtarmağa çalışır. Yani, erişilmez bir sahabe portresi çizerek, insanların buna ulaşmasının imkansızlığını sergileyerek, şahsı ümitsizliğe ve bedbinliğe düşürmez. Şevk ve gayretle şahsı ümitsizlikten kurtarmayı hedefler.
    4-Risale-i Nur talebesi; okuduğunu gizlemez, inkar etmez, bu hususta tutuklanmaktan ve hapse düşmekten korkarak, Risale-i Nur hizmetinden vazgeçmez. Arandığı zaman kendi isteği ile gider teslim olur. Savunmasını açıkça yapar. Ne okuduğunu, ne yapmak istediğini açıkça beyan eder.
    F. Gülen ise, bu noktada farklı hareket etmiştir. 12 Eylül sonrası, vaazlarında söylediği sözlerden dolayı hakkında gıyabi tutuklama kararı olduğu halde ve kanun kaçağı olarak aranan kişilerle beraber duvar ilanlarıyla arandığı halde, gidip teslim olmamıştır. Kendisi bunun te’vilini farklı yapabilir. Ama Risale-i Nur prensiplerine göre gidip teslim olarak, göğsünü gere gere savunmasını yapması gerekirdi. Bu hususta suçsuz olarak hüküm de giyebilirdi. Bu onun için şeref madalyası olurdu. Veyahut da, aranmasını gerektiren ifadeleri kürsüden kullanmamalıydı. Kullandığına göre bu sözlerine sahip çıkmalıydı. Bediüzzaman’ın hayatında ve Onun hizmet tarzını benimseyen kimselerde, böyle bir durum söz konusu değildir.
    5-Bediüzzaman’ın takip ettiği siyasi ve içtimai tarzda zikzak ve belirsizlik yoktur. Hiçbir dönemde yönetime talip olmayan ve bu hususta siyasi bir hizip kurmayan Bediüzzaman; her dönemin yöneticilerini, hem fikren tenkit etmiş, hem yol göstermiş, hem de onlara projeler sunmuştur. Siyasetin dinsizliğe ve ırkçılığa; dinin de siyasete alet edilmesine karşı, çok açık ve sert eleştirileri vardır. Çok partili döneme geçildiğinde, mevcut olan partileri tek tek tasnife tabi tutarak, tahlil etmiş ve bunların içinden birisine karşı (Demokrat Parti) rey izharında bulunmuştur. Ayrıca niçin rey verdiğinin açıklamasını da yapmıştır.
    Bugün (o gün) siyaset üstü bir tavır sergilemeye çalışan F. Gülen’in 1980 öncesi MSP ile çok yakın ilişkisi olmuştur. O dönemde MSP’nin gençlik kolları tarzında faaliyet gösteren M.T.T.B’nin (Milli Türk Talebe Birliği) tertiplediği konferanslarda, onların sloganlarıyla o harekete destek olmuştur. Böyle hareket etmesinde, F. Gülen’nin hizmetine maddeten destek veren partililerin etkisi olduğu sanılmaktadır. Yani Bediüzzaman’ın en çok tenkit ettiği, dini siyasete alet ettiği kabul edilen bir hareketin destekçisi gibi görülmüştür. Böyle bir hareket kendi tarzı olarak normal görülebilir. Ancak Risale-i Nur faaliyetinin tarzı bu değildir. Kendisi de bu şekildeki hareketin yanlışlığını farketmiş olmakla bu davranışlarından vazgeçmiş ve MSP tarafından dışlanmıştır.
    6-En önemli farka gelince; Bediüzzaman Cumhuriyetçi, meşrutiyetçidir. Ancak Cumhuriyeti yanlış olarak uygulayan Mustafa Kemal’e karşı, ilmen ve fikren kesin tavrı vardır. Bu tavır Cumhuriyete karşı değil; Cumhuriyetin Atatürk dönemindeki şeklinedir. Eserlerinde; kendisine yapılan otuz senelik zulmün sebebini, ‘’M.Kemal’e dost olmaması’’ şeklinde açıklar. Ve ona niçin dost olmadığını da, üç madde içerisinde net ve açık bir şekilde beyan eder. (Emirdağ Lahikası: Cilt 1. Sayfa: 247) Resmi ideoloji ve Atatürkçülüğe karşı, fiilen değil ama fikren ve ilmen çok açık bir şekilde eleştirileri vardır. Bu gün Nur Talebeleri de, aynı prensipler çerçevesinde Risale-i Nur faaliyetini yürütmektedirler.
    F. Gülen’nin ise, bilhassa son zamanlarda (Konjoktüre göre) M. Kemal ve onun rejimi hakkındaki övgü ifade eden ve tezkiye anlamı taşıyan beyanları, Bediüzzaman’ın mesleki prensipleri ile büyük farklılık arzetmektedir. F. Gülen, pek çok il, ilçe ve yurt dışında tesis ettiği hizmet müesseselerine, resmi ideoloji tarafından bir zarar gelmemesi mülahazasıyla ve onları korumak gerekçesi ile böyle düşünmüş olabilir. Bu kendisi açısından doğru da olabilir. Ama Nurculukla, bu tarzın beraberliği yoktur.
    7-Son yıllarda, F. Gülen’in hizmetinde bulunan kimseler tarafından ‘’Risale-i Nur artık devrini tamamladı, bu devir Hoca efendinin hizmet devridir’’ şeklinde ifadeler kullanılır olmuştur. Risale-i Nur hizmetini yürütenlerin böyle bir iddiayı kabullenmeleri mümkün değildir. Çünkü Risale-i Nurdaki prensip ve düsturlar, daima tazelik ve orijinalliğini muhafaza etmektedir. En azından, Nur talebelerine göre durum böyledir. Halbuki yukarıdaki ifadeler, F. Gülen Hizmetinin Risale-i Nur hizmetinin devamı olmaktan ziyade, Ona ALTERNATİF olarak takdim edilen bir tarz olarak görülmektedir. Yazı serinize başlık olarak seçtiğiniz; ‘’Bediüzzaman Said Nursi’den Fetullah Hocaya Nurculuk Hareketi’’ şeklindeki logo da, sizin bu konuyu bu şekilde algıladığınızı göstermektedir.
    Özet olarak, F. Gülen Risaleleri okumuş, istifade etmiş bir kimsedir. Açtığı medreselerde de Risaleler kısmen okunmaktadır. Ancak, Risalelerin tarzı ve metodunu anlatan Lahika mektupları okunmamaktadır ve uygulanmamaktadır. Kendisi de vaaz ve kasetlerinde zaten Risale-i Nur hizmetini işlememektedir. Çünkü hizmet tarzı farklıdır. (Zaman gösterdi ki gaye ve maksadı da farklıdır.) Hele hele ‘’Nurcu Lider‘’ olarak takdim edilmesi bize göre hatalıdır. Çünkü, Nurculukta liderlik yoktur. Bu ifadeyi en azından kendisinin düzeltmesi gerekir. Öte yandan yazı dizinize başlık olarak seçtiğiniz ‘’Bediüzzaman’dan Fetullah Hocaya’’ logosu da yanlıştır. Bunun yerine; Nurculuğu ayrı; F. Gülen’i de ayrı bir yazı serisi olarak ele almanız daha objektif ve gerçekçi olurdu. Zira bu şekildeki takdim, Nur camiasında hayal kırıklığı meydana getirmiş, yazı dizisinin objektifliğine de gölge düşürmüştür. Öyle sanıyorum ki, yazı serisinin bu şekilde takdim edilmesine, Bediüzzaman’ın bizzat yakın talebeleri de gereken cevabı vereceklerdir. Yanlış anlamaları önlemek için bu açıklamayı neşretmeniz bizleri memnun edecektir.
    BURSA ULU CAMİ ESKİ İMAMI
    Halen Gonca Gençlik Camii Görevlisi
    MEHMET ERDOĞAN AHLEN/ ALMANYA
    Tarih: 1995


    MEHMET ERDOĞAN, 04.10.2016, Risale Haber

    Kaynak: 22 yıl öncesinden FETÖ değerlendirmesi - Mehmet ERDOĞAN


    Kalbinizle yaptiginiz hersey size geri dönecektir - Hz. Mevlana

    http://twitter.com/Cemil_Sahinoez
    https://www.facebook.com/CemilSa
    https://www.youtube.com/user/Cemil4000
    https://www.instagram.com/cemilshnz

  21. #81
    Forumsüchtig
    Registriert seit
    09.04.2006
    Alter
    25
    Beiträge
    728
    Renommee-Modifikator
    13
    MEHMET SAİT KILIÇ
    Nurcular ile FETÖ'cülerin gerçek yüzü!
    paylaş
    tweetle
    paylaş
    paylaş
    AA
    İşin aslı, Nurcular'la FETÖ'cüler birbirine taban tabana zıt iki gruptur. Bu bir.

    İkincisi de, Nurcular bu hainleri tâ 70'li yıllarda bünyelerinden dışlamış ve atmışlardır...

    Hal böyle olunca, aralarındaki farkları belirtmek bile abes ama iftiraların içine balıklama atlayan bazı safdiller için gerekli galiba.

    Ya da uzaktan bakan kişi, birbirine uzak olan iki şeyi, kendi uzaklığı nispetinde birbirine yakın görebildiğinden aralarındaki farklara değinmekte yarar var.

    "Arı su içer bal akıtır, yılan su içer zehir akıtır" misali, FETÖ Kuran-ı Kerim'i ve Hadis-i Şerif'leri istismar ettiği gibi Risale-i Nur'ları da istismar etmiştir. Mesele budur. Bu kadardır.

    Burada can yakıcı soru şudur: İstismar edene mi kızmalıyız yoksa istismar edilene mi?

    İşte öne çıkan en bariz farklar:

    Allah'ın rızası mı, Fetullah'ın rızası mı?

    Risale-i Nur, Kuran'ın bir tefsiridir. İman hakikatlerini akla, kalbe ve ruha hitap ederek anlatan, onları ikna ve tatmin eden eserlerdir. Allah'ın emir ve yasaklarını bu çağın anlayışına göre nedenleri ile açıklayan kitaplardır. Haliyle bu eserlerin hedefi yalnızca ve yalnızca Allah'ın rızasıdır...

    FETÖ'de ise, Rabbimizin emirleri ve yasakları değil, Fetullah'ın emirleri ve yasakları esastır. Bu yapıda, Fetullah ne derse ve ne emrederse doğrudur gibi sapkın bir anlayış hâkimdir...

    Öyle ki, Fetullah'ın kararlarına "itaat et kurtul" prensibiyle yaklaşılır.. Bu o kadar böyledir ki, onun kararlarını sorgulayanlar kendilerini ateşe atmış sayılırlar...

    Dürüst olmak gerekirse, "Altın nesil" yetiştireceğiz idealinin temel hedefi, ''Fetullah'ın emri Allah'ın emriyle çakıştığında Fetullah'a itaat edeceğiz'' diyebilen bir "katil nesil" yetiştirmektir aslında.

    Hedef dünya mı, Ahiret mi?

    Bediüzzaman, ahiret hayatını esas kabul ederek bu dünya hayatının geçiciliğinden bahseder. Dünyadaki sıkıntıların imandan gelen sabır kuvveti ve tevekkülle karşılanması gerektiğini vurgular. Ahiret hayatını kazanmayı asıl hedef olarak gösterir. "Dünyanın kırılmaya mahkum camlar hükmündeki geçici işlerini ahiretin ebedi elmaslar kıymetindeki işlerine feda etmeyin" der.

    FETÖ ise, her türlü namussuz siyasetle dünya saltanatını elde etmeyi hedefler. Her daim helal-haram demeden dünyevi işlerdeki başarıyı ahiret işlerine tercih eder...

    Takva mı, takiyye mi?

    Bediüzzaman, yaşadığı dönemde tüm engellemelere rağmen Risale-i Nur eserlerini yazmaya azimle devam ettiğinden bir çok sıkıntı çekmiştir. Buna rağmen İslam'ın gereklerinden ödün vermemiş, asla işleri yürüsün veya kolaylaşsın diye yalana tenezzül etmemiştir. Hatta yalanı ''Allah'ın kudretine bir iftira'' olarak tanımlamıştır.

    Mahkemelerde idamla yargılanmasına rağmen her zaman doğruyu söylemiş, hileye, yalana, takiyyeye asla başvurmamıştır. Talebelerine de bunu ders vermiştir. Onları yalan söylemekten ve hileye hurdaya tenezzül etmekten şiddetle men etmiştir. Hatta talebelerine zalim olarak yaşamaktansa mazlum olarak yaşayıp vefat etmeyi öğütlemiştir...

    Mesela, talebelerinden Asım isminde bir binbaşı, doğruyu söylerse Üstadı'na zarar geleceği, yalan söylerse de imanının izzetine yakışmayacağı endişesiyle dua ederken üzüntüden vefat etmiştir. Bediüzzaman'ın ifadesiyle, "İstikamet şehidî" olmuştur...

    Gel gör ki FETÖ'de, Fetullah'ın kendisi de, aveneleri de, müritleri de yalan ve kaypaklıkta son derece deneyimlidirler. Öyle ki müritleri 15 Temmuz darbe girişimi ertesinde takiyye amacıyla demokrasi mitinglerine utanmadan katılmış, hocalarının emriyle, hocalarına küfürler yağdırmışlardır.

    Bunlar öylesine bir "bukalemunculuk sanatını" öğrenmişlerdir ki TSK'da yuvalanan FETÖ üyelerini ulusalcılar bile fark edemeyip kendilerinden sanmışlardır.

    Helal mi, haram mı?

    Bediüzzaman haram olan her türlü lezzet ve istekten nefsin men edilmesi gerektiğini eserlerinde vurgulamıştır. Takvanın yani günahlardan kaçınmanın en önemli ibadet olduğunun altını çizmiştir. Dinin en ufak bir meselesine dünyanın en büyük meselesinin bile feda edilemeyeceğini ders vermiştir.

    Fetullah ise bunun tam tersini yani dünyevi makam ve yükselişin hatırı için dinin her türlü emrini bırakabileceklerini ve her türlü günahı işleyebileceklerini müritlerine telkin etmiştir...

    Nitelik mi, nicelik mi?

    Bediüzzaman, ruhsal ve köklü bir yetişme sisteminin gelişebilmesi için "keyfiyet" denilen kaliteye önem vermiş, çok sayıda insana bir şeyler öğretmeyi hedeflemektense az sayıda kişiyi yetiştirmeyi ve onların imanlarını kurtarmayı tercih etmiştir...

    Fetullah ise, niceliksel büyümeyi hedeflemiştir. Sayı çokluğuna önem vermiştir. Bunun için de, çevresine topladığı beyinleri yıkanmış müritleriyle küresel güçlerin rızasını kazanmak ve büyümek için dünya çapında, o lanetli istihbarat örgütünü kurmuştur...

    İstiğna mı, din ticareti mi?

    Bediüzzaman'ın iman hizmetinde uyguladığı en önemli kurallardan biri de ''istiğna'' düsturudur. Yani insanlardan bir şey istememe kaidesidir.

    Mesela, kendisi bir kilo üzümü veya bir bakraç yoğurdu bile karşılıksız almamıştır. Hiç kimseden maddi bir şey kabul etmemiştir.

    Bu prensibi talebelerine "ilmi vasıta-i cer etmeyiniz" yani "dini bilginizi geçim nedeni yapmayınız" diyerek ders vermiştir. Yaptıkları hizmetin ihlasının bozulmaması için hediye dahil hiçbir şeyin kabul edilmemesi gerektiğini her zaman söylemiştir.

    "Maddi bir şey istenmez belki verilir. Verildiğinde de hoşlanılmaz" diyerek hizmet için yapılan yardımların tamamen kişilerin kendi isteklerine havale edilmesi gerektiğini belirtmiştir...

    FETÖ ise, himmet adı altında paralar toplar, sadece sözle de yetinmeyip verilmesi taahhüt edilen meblağ karşılığında senetler imzalatır, icra takipleri yaptırır, para için polis teşkilatında uyuşturucu şebekesi kurdurup kendi adamlarına -güya- deşifre ettirir ve bu metotla elde edilen paraları da hizmette(!) kullanır. Hırsızlık, gasp, tehdit, şantaj yolu ile iş adamlarından paralar koparır...

    Siyasetten uzak durmak mı, dini siyasete alet etmek mi?

    Bediüzzaman hayatı boyunca çok az siyasetle ilgilenmiştir. İlgilendiği dönemlerde de idarecileri İslam'a olan hizmetleri noktasında tebrik veya ikaz etmiştir.

    FETÖ ise, siyasete şekil vermeye, devlet içinde devlet oluşturmaya ve devleti ele geçirmeye kalkmıştır...

    Müspet hareket mi, menfi hareket mi?

    Bediüzzaman her zaman müspet hareketi esas almıştır. En olumsuz koşullarda bile olumlu tavırlar sergilemiş, aykırılıktan ve isyan tarzı şiddet içerikli tepkilerden uzak durmuştur. Her daim dindar "Ulü'l Emr"e (devlet başkanına) itaat farzdır düşüncesi ile hareket etmiştir...

    Öte yandan, nedeni ne olursa olsun dahilde patlak verebilecek olası kalkışmaların caiz olmadığını talebelerine ve çevresine ders vermiştir...

    Örneğin, Şeyh Said isyanı çıktığında ona haber gönderenlere de ''Bu milletin askerlerine silah çekilmez! Siz de çekmeyiniz'' demiştir.

    FETÖ üyeleri ise, uçaklarla, tanklarla ve silahlarla halka saldırıp, insanları öldürme yoluyla emellerine kavuşmaya çalışmışlardır... Bu da onların menfi hareketi ve makyavelist felsefeyi kendilerine rehber ettiklerini çok net gösteriyor...

    Vatan sevgisi mi, vatana ihanet mi?

    Bediüzzaman Rusya'da esarette olmasına rağmen oradan firar edip yine ülkesine dönmüştür... Buna ilaveten, memleketin sıkıntılı günlerinde onu yurt dışına kaçırmak isteyenlere ''Mekke'de bile olsam, yine buraya gelirdim'' demiştir...

    Fetullah ise, "Amerika'nın kucağında" yıllarca mağduru oynayarak insanları kandırmıştır...

    Gerçekte ise, "CIA'nın şefkatli sinesinde" yaşayarak kendini garantiye almanın sapık zevkini çıkarmıştır...

    Şeffaflık mı, gizlilik mi?

    Bediüzzaman'ın gizli saklı hiçbir işi yoktur... Kendisi bütün dünyasını bir sepete sığdırabilen, her işi saydam ve şeffaf olan bir bilgedir...

    Fetullah'ın ise, bin bir türlü efsunlu ve çetrefilli gizli işleri vardır. Kurduğu geniş istihbarat ağıyla dinletmediği ve dinlemediği kimse kalmamıştır...

    Diğer yandan, bu teröristbaşı yabancı gizli servislerle ve masonlarla şifahi ya da yazılı birçok gizemli anlaşmaya imza atmaktan da geri durmamıştır...

    Kadına saygı mı, kadını köle gibi istihdam mı?

    Bediüzzaman hanımlar taifesini yuvalarında durmaya teşvik etmiştir. Onlara evlerini "Medrese-i Nuriye"ye çevirmeleri gerektiğini ve evlat yetiştirmenin onların en önemli vazifelerinden biri olduğunu söylemiştir...

    FETÖ ise, piyasaya çıktığı günden beri kadınları (anneleri) günde 12-15 saat okul ve dershanelerde üç kuruş maaşla ve cennetten köşk vaatleriyle çalıştırmıştır...

    Ayrıca onlardan, çevrelerine de bu hayat tarzını benimsetmelerini ve bununla ilgili propagandalar yapmalarını istemiştir...

    Diğer dini gruplara muhabbet mi, düşmanlık mı?

    Nur talebeleri diğer cemaatlere, "Benim mesleğim güzeldir veya daha güzeldir ama tek güzel olan benimki değildir" mantığıyla yani uhuvvet-i İslamiye (İslam kardeşliği) noktasından bakmışlardır...

    FETÖ ise, diğer cemaatlerle yan yana görünmek bile istememiştir. Hatta onlara hak nazarıyla da bakmamıştır. Daha da fecisi, kendilerine daha fazla yer açabilmek için diğer grupların kuyularını kazmıştır. Ölmeden onları mezara gömmek istemiştir.

    Evet, bu terör örgütü, 28 Şubat'ta tam olarak böyle bir tutum sergilemiştir...

    Mesela, TSK'dan istikametli dindarları ispiyonlayarak veya onlara hayatı çekilmez hale getirerek ihraç ettirmiştir. İftiralar atarak masum insanları kötü zan altında bırakmıştır. Hatta bazılarını çıkarları doğrultusunda hapse bile attırmıştır...

    Çünkü bu teröristlerin kafası, "bu işi, ya biz yaparız ya da hiç olmasın" şeklinde çalışmaktadır...

    Günahlardan uzak durmak mı esas olmalı yoksa taviz mi?

    Bediüzzaman'ın talebeleri 28 Şubat sürecinde üniversitelerde ve TSK'da patlak veren başörtüsü problemine karşı, "taviz, tavizi netice verir. Takva ve salih amel bu zamanda en önemli esastır" kaidelerine göre hareket etmişlerdir. Sıkıntılara maruz kalan kızlara ve hanımlara takva dairesinde kalmaları ve kesinlikle taviz vermemeleri hususunu ders vermişlerdir...

    FETÖ ise, bilindiği üzere daha yasak çıkıp da bildirilir bildirilmez "yıldırım hızıyla" hiç direnmeden müritlerinin başlarını açtırmıştır...

    Daha açık ifadeyle, bürokratik oligarşi diktasına payanda olmaktan, askerî vesayeti desteklemekten de utanmamıştır. Bunu da müritlerine hizmet olarak yutturmuştur.

    İşin tuhafı, müritleri de kendilerini döne döne acımadan "kullanan" ve hep kullanmış hocalarına biat ederek "ecnebilerin çıkarlarını" bile savunacak kadar yerlere düşmüşlerdir...

    Cemaat mi, şahıs mı?

    Risale-i Nur hizmeti şahıs odaklı bir hizmet değildir... Bediüzzaman eserlerini okuyanlara "benim sözlerimi mihenge vurunuz. Altın çıkarsa alınız. Bakır çıkarsa bırakınız" diyerek körü körüne bağlanmanın önüne geçmiştir. Daha da önemlisi, şahsını arka plana iterek cemaati ve şahs-ı maneviyi öne çıkarmıştır...

    Fetullah ise, buyruklarına itiraz edenleri, bazen hortumla döverek, bazen yanından kovarak, bazen grubundan aforoz ederek, bazen de iftiralara maruz bırakarak cezalandırmıştır...

    Orijinal metin mi, çakma metin mi?

    Bediüzzaman Risale-i Nur eserlerinin orijinal metninden okunmasını ısrarla istemiştir. Öyle ki kendisi hayattayken gerçekleşen bazı sadeleştirme girişimlerine şiddetle karşı çıkmış ve engel olmuştur...

    Zalim Fetullah ise, ya hasetten ya da efendilerinden aldığı emirden dolayı eserleri sadeleştirerek sahteleştirmiştir... Onları tahrif ederek ortadan kaldırmaya yeltenmiştir...

    Elhasıl: Nurcular, ihlası, hakkı, alçak gönüllülüğü, manayı, ahireti, Allah'a itaati, keyfiyetli (nitelikli) hizmeti, şahsa bağlanmamayı, sorgulayıcı olmayı, akıllarını başkalarının cebine koymamayı, takvayı (günahlardan kaçınmayı), istiğnayı (milletten para istememeyi), memlekete hizmet etmeyi, vatan sevgisini, ümmet muhabbetini, ittihad-ı İslam'ı ve siyasete karışmamayı en önemli düstur olarak kabul etmiş ve uygulamışlardır...

    FETÖ'cüler ise, takiyyeyi, yalanı, menfaati, kaypaklığı, enaniyeti, materyalizmi, dünyayı, hocalarına itaati, kemiyetli (sözde) hizmeti, hocalarına tapınmak derecesinde bağlanmayı, alınan kararları asla sorgulamamayı, taviz vermeyi, dinsizlere muhabbeti, İslam'ı protestanlaştırmayı, İslam'ın içini boşaltmayı, İslam'ın cihada ve siyasete ilişkin hükümlerini yok etmeyi, Amerika ve İsrail'e uşaklık etmeyi, himmet adı altında dilencilik ve hırsızlıkla paraları gasp etmeyi ve siyaseti çıkarları doğrultusunda şekillendirmeyi anayasa maddesi gibi kabul etmiş ve uygulamışlardır...

    ***

    FETÖ'cülerle hasbihâl!

    Terörist misiniz lan siz?

    Hem de nasıl...

    Açıkçası, sizin İslam'la uzaktan yakından bir ilginiz yok. Ne Peygamberi tanıyorsunuz, ne sahabeleri, ne din büyüklerini. Ne Kuran'ı biliyorsunuz ne Sünneti.

    İnsanları "bizden" ve "bizden değil" diye ayrıştırmaktan, kan ve gözyaşı vaat etmekten başka bir projeniz de olamadı...

    Sizler FETÖ'ye hizmeti ibadet sanıp destek verecek kadar alçak, CIA ve Mossad'a bedava kölelik edecek kadar da hainsiniz...

    İçinizde bir kişi olsun oturdu da, "Haçlılar'ın kucağına oturan ve onların safında yer alan, İslam'a ve Müslümanlara bu kadar ihanet eden insancıklardan hizmet eri olur mu hiç?" diye on dakika düşündü mü?

    Yoksa siz hâlâ becerip de bir tek cami bile yaptıramayan ahım şahım imamlarınızın arkasından mı gitmeyi hayal ediyorsunuz?

    Yoksa siz hâlâ "Müslüman" olduğuna Hristiyanların bile inanmadığı Fetullah'ın peşinden mi gitmeyi düşünüyorsunuz?

    Yoksa siz hâlâ hep ihanetlerle geçen, "bir vehme kurban ettiğiniz" beyhude hayatınızı mapushaneye düşmekten mi kurtarmaya çalışıyorsunuz?

    Cevap verin!

    Hasılı, kaçacak delik bırakmıyorlar işte, yer gösteriyorlar, girsenize siz de kafese...

    2.4.18

  22. #82
    Administrator Avatar von Webmaster
    Registriert seit
    01.11.1999
    Ort
    Meksika Siniri
    Beiträge
    21.504
    Renommee-Modifikator
    10
    Erdoğan'ın Nurculuk politikası ne

    Asiye Güldoğan yazdı




    21.03.2018 20:05
    Her ne kadar Nurcular ile 15 Temmuz darbe girişiminden itibaren devlet tarafından FETÖ diye anılacak olan Fethullah Gülen ve takipçilerinin birbirlerinden ayrılan çok yönleri olsa da, benzeşen yönleri de var.
    Said Nursi ile Fethullah Gülen’i birbirine benzeten, birbirinin devamı kabul eden çevreler, sadece bütün dini yapılanmalara ve “gerici-yobaz-şeriatçı” şeklinde toptan bu akımlara karşı olanlar değil. Ak Parti’nin içersinde de, “Aralarında bir fark yok” anlayışında olup mesafeli duranlar bulunuyor. Hatta bunların bir kısmı, bürokraside etkin yerlerde.
    Cumhurbaşkanı Erdoğan olmasa, “Nurculuğa karşı seslerini yükseltecek, onları da FETÖ'cülere yönelik yaptırımların yapılmasını talep edecekler” var. Bazıları sosyal medya mecrasında bu tarz görüşlerini belirtmekten çekinmiyor. “Said Nursi’yi Fethullah Gülen’in öncüsü” olduğunu düşünenler, Erdoğan’ın FETÖ’ye karşı Nurcuları savunmasına, “İkisi de aynı, aralarında ne fark var ki” eleştirisi getiriyorlar.
    Erdoğan neden Nurcuları destekliyor? Gerçekten destekliyor mu?
    Çeşitli konuşmalarda alenen Nurcuları, Said Nursi’yi öven sözler sarf etti, Said Nursi’nin ve bütün Nurcuların “en büyük rüyası” olan Risale-i Nur’ların Diyanet vasıtasıyla yayınlanmasını sağladı.
    Bunları sadece “siyasi manevra, FETÖ’ye karşı destek almak” amacıyla yapmadı. Genelde “geldiği siyasi damar” Milli Görüş’ün Nurculara karşı “geçmişten gelen mesafesi”olmasına rağmen, iki ayrı damarı ve bütün dini grupları bir havuzda toplamak başlıca hedeflerinden biriydi.
    Geçmişteki mesafe zaten 1970’lerin meselesiydi, 1980’lerden sonra ayrı gayrı olan dini grupların büyük çoğunluğu Turgut Özal’ın partisi ANAP’ta bir araya gelmişti. Turgut Özal “ayrım gözetmeksizin” her yönden cemaatlerin ve tarikatların yolunu açmıştı. Özal’ın açtığı yolda en büyük kazançlı çıkan o dönemde Cemaat diye anılan Fethullahçılar oldu. 1990’larda Özal’dan sonra, yükselişe geçen Erbakan’a karşı Fethullah Gülen’i Çiller, Mesut Yılmaz, Ecevit, Karayalçın ve merkez medya el birliğiyle destek olunca, “ayrıcalıklı muamele gören”Fethullah Gülen’in yolu tamamen açıldı.



    GÜLEN CEMAATİ ASLINDA 1990’LI YILLARDA FETÖ OLDU
    “Erbakan’a gıcıklık” nedeniyle “Cici Hoca” muamelesi gören Fethullah Gülen ve cemaatinin, “Hizmet’ten FETÖ’ye dönüşmeye başladığının tarihidir” 1990’lı yıllar. Özal döneminde, bütün cemaat ve tarikatlar ayrım yapılmaksızın desteklenmişken, şimdi “Erbakan’a karşı olması ayrıcalığıyla” en büyük desteği aldıkları dönemdi.
    Bu dönemde o kadar büyüdüler, şiştiler ki, zamanla bir umut, temenni olarak hayal ettikleri “devletin her yerine hakim olma, TSK’yı, Emniyet’i, devletin kritik makamlarını ele geçirme” hedefini büyük bir özgüvenle gerçekleştirme yolunda adımlar atmaya başladılar.
    Bunların yanı sıra hükümetler desteğiyle cemaatte “okullar, dersaneler, saray gibi binalar” çoğaldı, yurt dışında faaliyetler hızlandı. Böyle bir güçlenme, büyüme, şişme, “İhlaslı mübareklerin” bir kısmının da “böbürlenmesini, başka cemaatleri küçümsemesini, dünyevi hedeflerine yönelmesini” beraberinde getirdi.
    Bazılarında bunda gariplik, yanlışlık olduğu duygusu, baştan gelen metoda itiraz refleksi olsa da, Gülen cemaatinin “dindar polis, subay, hakim” hedeflerini “Kızılelma” gibi gören diğer cemaatleri de zamanla etkiledi. Bir zamanlar, Nurculuğun içinde, “Nurcu diye anılmamayı tercih eden” küçük bir grup olan Fethullahçılık, Erbakan’a olan gıcıklık sebebiyle Çiller ve Ecevit, gibi siyasilerin ve merkez medyanın yol açmasıyla “maddi manevi devasa bir cemaat” haline gelmişti.
    “Hocaefendi ‘Nurcuyum’ deseydi bu kadar büyümezdik, solcuların bile gönlüne girdik. Bugün Ecevit dahi bizi himaye ediyor” diyorlardı diğer Nurculara karşı. Zaten 1970’li yıllardan itibaren bölünmelere uğrayan diğer Nurcu gruplar da, artık devasa cemaat haline gelen cemaatin büyüklüğünü kabullenmişti. Tedbir ve takiyye metoduyla, “Hak yolunda, Risale-i Nur hizmeti şiarında 'Nurcuyum' demeden ihlasla gayret gösterdiklerini” düşünüyorlardı. “Orgeneraller, yüksek rütbeli subaylar, hakimler, savcılar, emniyet müdürleri, Harp Okulu’nda ve Hava Kuvvetleri’nde etkin bir güce ulaştıkları” haberleri geldikçe, “Nereden nereye, bugünleri de gördük” duygusuyla takdir ediyorlar, mutlu oluyorlardı, dua ediyorlardı. Farklı gruplar haline gelen Nurcuların ağabeyleri Mustafa Sungur, Ahmet Aytimur, Abdullah Yeğin, Mehmet Fırıncı, M. Emin Birinci 2010’lu yıllara kadar Gülen’i öven, takdir eden, dua eden tavır içindeydiler. Oysa her biri, 1970’li ve 80’li yıllarda onun hizmet tarzına karşılardı.
    Oysa Gülen cemaati 90’lı yıllarda “pek çok yüzlerinden” biri olan “Nurculuk’tan uzaklaşmış, FETÖ’ye evrilmişti” fakat Nurcular bunu anlayamamışlardı. Gülenciler için şahs-ı manevi yoktu, şahıs vardı artık: Fethullah Gülen. Nurcuların temel anlayışı “Risale-i Nurlar ile irşad etmek, kalplere iman aşılamak, bu yolda bütün cefalara gerekirse katlanmak” iken, Gülen cemaatinde artık “Fethullah Gülen’in yıllar içinde çoğalan kitapları, Risale-i Nur’un yerini” alıyor, Said Nursi’nin Sözler, Şualar, Lemalar kitaplarının yerine, Fethullah Gülen’in Sonsuz Nur, Kalbin Zümrüt Tepeleri, Prizma gibi kitapları okunuyordu. Risale-i Nur külliyatı derslerinin yerine, Fethullah Gülen külliyatı dersleri yapılıyordu. Asıl hedef iman kurtarmak değil, devleti ele geçirip tepeden imanlı idarecilerin işbaşına gelmesiydi.
    FETÖ’NÜN GERÇEK HEDEFİNİ İLK TSK GÖRDÜ
    O dönemde Erbakan’a kan kusturanların “İyilik hareketi” gördüğü, “Ilımlı İslam” kabul ettiği, “Hoşgörü” abidesi bildiği, “Hocaefendi” dediği Fethullah Gülen’in gerçek hedefi çok büyüktü. “Erbakan’a kan kusturan ittifak” içinde olanlar farkında değillerdi ama TSK farkındaydı Gülen’in gerçek hedefinin büyük olduğunu. TSK’nın fark ettiğinin istihbaratını alan Gülen o yüzden Ecevit’in himayesiyle ABD’ye gitmek zorunda kaldı. Bir daha da dönemedi.
    Fakat aynı TSK, 28 Şubat darbesini gerçekleştirdiği için halkın büyük bir kısmı, “sadece İslami oluşumlara karşı” olarak değerlendirdiği ve ayrım yapılmaksızın mağdur hissettikleri darbe nedeniyle hoşnut değildi. Darbeye olan kızgınlıkları nedeniyle “sessiz bir öfke” biriktirdiler.
    28 Şubat’ın ardından öfkeli sessiz yığınlar Erdoğan’ı tek başına iktidara getirince iklim değişti, birkaç yıl içinde Gülen gündemden düştü. 28 Şubat’taki, “askerden yana tavırları” bile neredeyse unutuldu ya da “ilk defa İslamcı bir partinin büyük zafer elde etmesi” Fethullahçıları önemsizleştirdi.
    Gülen ve cemaati ise bu süreçte yaralarını sardı ve zamanla hiçbir şey olmamış gibi tekrar eski gücüne ve sempatiye kavuştu. Zaten “devlet içindeki mekanizmaları” duruyordu ve “yaşadıkları badireye” rağmen artık “tepelere” oldukça yerleşmişlerdi. Zaten “egemen güçler” ve merkez medya, “Erbakan’ın yarım iktidarına” bile tahammül edemezken “yıllarca mücadele ettikleri bir zihniyetin” ilk kez tek başına iktidara gelmesinin şaşkınlığını yaşadığından Fethullahçılar gündeminde bile değildi.
    FETÖ’NÜN TSK’DAN İNTİKAM ALMA GİRİŞİMLERİ
    2007’den itibaren Erdoğan Gülen ittifakı Cumhuriyet mitingleri nedeniyle fiilen kuruldu. Bu ittifak sayesinde birlikte bazı badireleri atlattılar. Erdoğan da bu dönemde Gülen cemaatinin gerçek hedefini ve “çok yüzlü” halini fark etmemişti.“Samimi bir müttefik” olarak görüyor, 100’den fazla milletvekili isteklerini makul karşılıyordu. Çevresinde Erdoğan’ı uyaranlar, “Abdestli namazlı insanlardan zarar gelmez” karşılığını alıyorlardı. Ergenekon davaları nedeniyle büyük hizmette bulunduklarını bile düşünüyordu. “Yargı-emniyet-TSK” gibi siyasilerin etkin olamadığı yerlerde Gülencilerin etkin olmasını sadece Erdoğan değil, 28 Şubat kızgını olan herkes olumlu buluyordu. Yine de bazı ciddi uyarılar nedeniyle 100’den fazla milletvekili isteğine 10-12 milletvekili ile mukabele etti ve 2011 seçimlerinde Erdoğan’ın partisi %50 oy aldı.
    Gülenciler, %50 alınan oydan sonra, Erdoğan’ı zora sokacak hamleler geliştirmeye başladı.
    Gülencilerin bu hamlelerini ve asıl hedeflerinin ne olduğunu Fenerbahçe Kulübü'ne yapılan operasyonla ve Emekli Orgeneral İlker Bağbuğ’un içeriye atılmasıyla anlamaya başladı.7 Şubat MİT operasyonu ise Gülencilerin hedefinin ne olduğunu “açık adres” gibi göstermişti.
    Fakat Ak Parti tabanıyla Gülen cemaati o kadar iç içeydi ki, açıktan dillendirmenin sıkıntılı olacağını düşünüyordu. İşte bu süreçte Nurcular devreye girdi. Nurcu ağabeyler, Gülen cemaatinin gerçek hedefini anlamışlardı. Fakat Nurcular tarz olarak hem hükümetten bir şey talep etmiyorlar, sadece hizmetlerine bakıyorlar, hem de Gülencilerin “devlet içinde devlet” olduğunu gördükleri için o konuda bir şey söylemenin “tesirli olmayacağını” düşünüyorlardı.
    Gerçi Nurculuğuyla bilinen asker kökenli bir profesör, bir toplantıda bir ara yanyana geldiği Erdoğan’a, ”Gülencilerin devleti ele geçirmek hedefinde olduğunu, hatta darbe bile yapabileceklerini” söylemiş ama Erdoğan bu sözlere itibar etmemiş, “Türkiye’de darbe dönemi geçti” demişti. 7 Şubat’ta Mit kumpasının ardından asker kökenli profesör ile görüştü ve anlattıklarını dinledi. Yine de açıktan hedef almadı, gizli bir mücadele içine girdi. Çünkü hem tabanların iç içeliğinin getireceği sorunları, hem de “Nurcu diye bilinen Gülencilere” yönelik açıktan bir tavra diğer Nurcuların nasıl tepki vereceğini tam kestiremiyordu.
    NURCULARIN DESTEĞİYLE FETÖ’YE AÇILAN SAVAŞ
    Birkaç Nurcu kökenli milletvekilleriyle görüştüğünde, mensubu oldukları grubların hükümetin yanında yer alacağını anlamıştı. 1 Aralık 2012’de vefat eden Mustafa Sungur’un cenazesinde, Erdoğan Nurcu ağabeylerle görüştü. Mehmet Fırıncı, Hüsnü Bayram, Abdülkadir Badıllı ve Abdullah Yeğin, tıpkı Mustafa Sungur gibi Said Nursi’nin has adamlarıydı.
    “Siz nerdesiniz, hükümetten bir isteğiniz yok mu” diye sordu ağabeylere.
    Duacı olduklarını söyleyen ağabeyler, “Sizin için ne yapabilirim” diyen Erdoğan’a üç konuyu dile getirdiler.
    1. Said Nursi ve bütün Nurcuların en büyük hayali, devletin Risale-i Nur’ları basmasıdır. Uzun yıllar Risalelerin yasak olması nedeniyle cemaat olarak çok çektikleri için, Risale-i Nur’ların devlet tarafından sahiplendiğini dünya gözüyle görmek istiyorlardı.
    2. Gülen cemaati, Nurculuğun asla tasvip etmeyeceği bir anlayışla Risale-i Nurlar’ı sadeleştime işine girmişti. Bütün ağabeyler buna kesin karşıydı. Devlet müdahale ederse, Risale-i Nurlar’ın aslı korunmuş olacaktı.
    3. Nurculukla Fethullahçılık ayrı ayrı şeylerdir. Her ne kadar Risale okusalar, bazı güzel hizmetlerde bulunsalar da, ne Said Nursi ile Fethullah Gülen, ne de Nurculuk ile Fethullahçılık aynı değil, tersine tarz olarak çok farklılardı. Nurcular Fethullahçılığa karşıydılar.
    Özellikle üçüncü madde üzerinde, “ezbere bildikleri Risale’den pasajlar okuyarak” izahatta bulundular. Said Nursi, şahsını ön plana getirmemiş, kendisinin de Risale talebesi olduğunu belirtmişken Fethullah Gülen şahsını öne çıkarmıştı. Sade bir hayatı tercih eden ve bir iman kurtarma hareketi olan Nurculuğun, şatafatlı hayatı ve dünyevi hedefleri olan Fethullahçılıkla karıştırılmaması gerektiği, bu konuda imkan verilirse medya organlarında açıklamalar yapabileceklerini söylediler.
    Nurcuların bu tavrını gören Erdoğan, ilk iş olarak “Risale-i Nurlar’ın Diyanet tarafından yayınlanması” talimatını verdi. Risale-i Nur’ları aslına uygun olmayan şekilde basanların o kitapları yayınlamasını engelledi. Sonra “dershanelerin kapatılacağını” söyleyerek, “Paralel devlet” ilan ettiği Gülencilere açıktan savaş ilan etti.
    Farklı gruplara bölünseler de, toplamda Fethullahçılardan daha büyük olan Nurcuların Mehmet Fırıncı, Hüsnü Bayram, Abdülkadir Badıllı ve Abdullah Yeğin gibi ağabeyleri, televizyonlara çıkıp Fethullahçılara karşı Erdoğan’ın yanında olduklarını ilan ettiler, Fethullahçıların, Nurculukla alakaları olmadığını uzun uzadıya anlattılar.
    Nurcuların bu desteği, Erdoğan Gülen savaşında oldukça “kritik ve önemli” bir destekti. Her yeri ele geçirmiş Fethullahçıların halk nezdinde itibar görmemesinin sebeplerinden biriydi Nurcuların hükümetin yanında yer alması. Fethullahçıların işi darbe girişimine kadar götüren yollara sapması hem gerçek “hedeflerinin açığa çıkması”, hem de “halk tarafından yalnız bırakılması” yüzünden oldu.
    O yüzden Erdoğan, Nurcuların “zor zamandaki” desteğini değerli buluyor. Nurcuları eleştirenleri de hoş karşılamıyor.
    Asiye Güldoğan
    Odatv.com
    Kalbinizle yaptiginiz hersey size geri dönecektir - Hz. Mevlana

    http://twitter.com/Cemil_Sahinoez
    https://www.facebook.com/CemilSa
    https://www.youtube.com/user/Cemil4000
    https://www.instagram.com/cemilshnz

Seite 3 von 3 ErsteErste 123

Lesezeichen

Lesezeichen

Berechtigungen

  • Neue Themen erstellen: Nein
  • Themen beantworten: Nein
  • Anhänge hochladen: Nein
  • Beiträge bearbeiten: Nein
  •