Seite 3 von 3 ErsteErste 123
Ergebnis 61 bis 87 von 87

Thema: Ergenekon Davasi

  1. #61
    Administrator Avatar von Webmaster
    Registriert seit
    01.11.1999
    Ort
    Meksika Siniri
    Beiträge
    21.638
    Renommee-Modifikator
    10

    Aynadaki Düsman Teskilat (nam-i diger Ergenekon)

    [flash=425,350]http://www.youtube.com/v/ZVcnDRuU_Ag[/flash]
    Kalbinizle yaptiginiz hersey size geri dönecektir - Hz. Mevlana

    http://twitter.com/Cemil_Sahinoez
    https://www.facebook.com/CemilSa
    https://www.youtube.com/user/Cemil4000
    https://www.instagram.com/cemilshnz

  2. #62
    Administrator Avatar von Levent
    Registriert seit
    11.03.2004
    Alter
    38
    Beiträge
    2.939
    Renommee-Modifikator
    10

    Re: Aynadaki Düsman Teskilat (nam-i diger Ergenekon)

    Paylastigin icin tesekkürler.

  3. #63
    Administrator Avatar von Webmaster
    Registriert seit
    01.11.1999
    Ort
    Meksika Siniri
    Beiträge
    21.638
    Renommee-Modifikator
    10

    Elma + Armut= Hürriyet politikası (Ergun BABAHAN - STAR, 24.09.2009 )

    Elma + Armut= Hürriyet politikası


    Hürriyet, Türkiye’nin en etkili gazetesi ve bu gücünü sürekli olarak bireye karşı devletten yana kullanan bir gazete.

    Bu tavır Ergenekon Davası sürecinde doruğa çıktı.

    Hürriyet gemisinin dümenini elinde tutan Ertuğrul Özkök dün köşesinde akıllara ziyan bir yazı yayınladı.

    Özkök, Fransa eski Başbakanı Dominique de Villepin aleyhine açılan iftira davasını Ergenekon Davası ile kıyaslamış.

    Villepin, şimdiki başkan Sarkozy’nin yolunu kesmek amacıyla, 100 milyon Euro rüşvet aldığına ilişkin sahte bir belge düzenlemekle suçlanıyor ve Özkök buradan yola çıkarak iki davayı özdeş kılıyor.

    Neymiş, dava 5 yıldır hazırlanıyormuş, kimse tutuklu değilmiş ve 40 günde sonuçlanacakmış.

    Özkök tutukluluk süresine ilişkin itirazını başka davalarda dile getirmiş olsa ikna olacağız.

    Mesela bankasına elkonulduğunu öğrenince apar-topar Türkiye’ye dönen Dinç Bilgin’in tutuklanması onu hiç rahatsız etmemişti.

    Ama Ergenekon davasındaki tutukluluklar ediyor.

    Yani Özkök, yargı sistemizdeki bu uygulamadan genel bir rahatsızlık duymuyor, özel olarak bu davadaki tutuklamalardan rahatsızlık duyuyor.

    Ayrıca, gördüğüm kadarıyla gariban sanıklar cezaevinde yatarken arkası kalınların sahte doktor raporuyla taburcu olmasından da rahatsızlık duymuyor.

    Bu davayı takip eden gazetelerin yaptığı haberlerden ise çok rahatsızlık duyuyor.

    Başta Hürriyet, Doğan Grubu gazetelerinin zora giren rakiplerinin dava sürecinde attığı manşetleri hatırlamaz görünüyor.

    Bu davanın Fransa’daki davayla çok benzer olduğunu bile ileri sürebiliyor.

    Soralım o zaman:

    - Fransa’da Villepin, Sar
    kozy’nin önünü kesmek için veya iktidardan düşürmek için muhalif gazetelere bomba atılmasını organize etmiş mi?

    - Villepin’in dahil olduğu grup Fransa’nın yüksek yargı mensuplarına suikast düzenlenmesine irtibatla suçlanmış mı?

    - Villepin’in bağlı olduğu örgüt, Sarkozy’ye, farklı dini ve azınlık liderlerine yönelik suikast planları hazırlamış mı?

    - Villepin ve arkadaşları yeraltına silahlar gömmüş, evlere el bombaları saklamış mı?

    - Villepin’in ülkesinde 1960’dan bu yana sık sık darbeler meydana gelmiş, Gladio tipi örgütler Kahramanmaraş, Çorum, 1 Mayıs gibi katliamlara karışmış mı?

    Bu iki davayı birbiriyle kıyaslamak için Ertuğrul Özkök’ün bizi ve Hürriyet okurlarını çok saf buluyor olması gerekir.

    Çünkü böyle bir kıyaslama ortalama zekaya hakarettir.

    Çünkü, Türkiye’deki davanın özü tam da budur.

    Türkiye’yi kaosa sürükleyerek askeri müdahaleye uygun bir ortam hazırlama çabası.

    Bunun için gerekirse Kemalist gazetenin bombalanması da, Danıştay’a baskın düzenlenmesi de mübah görülüyor.

    Bunu ben söylemiyorum, savcılar söylüyor.

    Bu iddaları ciddiye alan hakimler de yürürlükteki hukuka göre tutulama kararı veriyor.

    Belki de Özkök’ün bu yazıyı yazmasında Pazar eki yazarı, Adli Tıp Kurumu eski Bakanı Sevil Atasoy’un ricalarının etkisi olmuştur.

    Taraf Gazetesi dün Atasoy’un İstanbul Üniversitesi öğretim görevlileri hakkında 1. Ordu Komutanlığı’na ihbar niteliğinde mektuplar yazdığını haber yaptı.

    Atasoy, Hürriyet’te yazı yazmaya başladığında da, dönemin 1. Ordu Komutanı’nın ricalarının etkili olduğu iddia edilmişti.

    Dönemin 1. Ordu Komutanı kimdi hatırlıyor musunuz?

    Ergenekon sanığı Hurşit Tolon...


    Ergun BABAHAN - STAR, 24.09.2009
    Kalbinizle yaptiginiz hersey size geri dönecektir - Hz. Mevlana

    http://twitter.com/Cemil_Sahinoez
    https://www.facebook.com/CemilSa
    https://www.youtube.com/user/Cemil4000
    https://www.instagram.com/cemilshnz

  4. #64
    Administrator Avatar von Webmaster
    Registriert seit
    01.11.1999
    Ort
    Meksika Siniri
    Beiträge
    21.638
    Renommee-Modifikator
    10

    Kurtlar Vadisi - Para (Samil Tayyar, Star, 07.10.2009)

    Kurtlar Vadisi - Para

    Wall Street Journal’a konuşan Başbakan Erdoğan, Aydın Doğan’ı vergi kaçakçılığı suçundan ömrünü hapiste geçiren Al Capone’a benzetmiş. Aydın Doğan, Kurtlar Vadisi’nde de “Medya Patronu Davut Tataroğlu” karakteriyle anlatılıyordu.

    Capone benzetmesini “ağır” buldum. Ama kavgada bu tür yumruklar sürpriz sayılmaz. Tataroğlu ise dizide pek makbul biri değildir, Capone’a rahmet okutur.

    Karakterin mucidi Soner Yalçın şimdi Hürriyet’te yazıyor. Dizinin kendi de Aydın Doğan’a ait bir TV kanalında yayınlanıyor.

    Ne hikmetse, birden kötü adamın iyi huylarını keşfetmeye başladık, dizinin konsepti ise Soner Yalçın’ın eski Ergenekon konseptine doğru evrildi.

    Ergenekon konusunda 3 kitap ve sayısız makale yazmış biri olarak, Kurtlar Vadisi’ne dalmadım. Ancak, gelinen nokta, sessizlik eşiğini aşmıştır.

    Ergenekon Vadisi

    Projektörlerimizi geriye doğru çevirdiğimizde, Ergenekon’un darbe senaryoları pişirdiği dönemle Kurtlar Vadisi’nin sahneye çıktığı dönemin eş zamanlı olduğunu görürüz. Sarıkız, Ayışığı, Yakamoz ve Eldiven darbe senaryoları, 2003-2004 aralığında mayalanmıştır.

    2002 yılı sonunda iktidara gelen AK Parti’yi sandık yoluyla devirmenin imkansız olduğunu gören darbeciler, o tarihlerde faaliyetlerini yoğunlaştırmışlardı.

    Derken, 2003 yılında Kurtlar Vadisi doğdu. Konsept danışmanı, JİTEM’e yakınlığı ile bilinen Perinçek ekolünden Soner Yalçın...

    Yönetmeni Osman Sınav ise şimdi Ergenekon davası sanığı olan Jandarma İstihbarat Albayı Hasan Atilla Uğur’la yakın ilişki içindeki bir isimdir.

    2006 yılına kadar bu ilişkinin, diziye hayat verdiğini görüyoruz. JİTEM’in örtülü şekilde korunduğu, MİT ve Emniyet’in kötülendiği bir konseptle karşı karşıyayız. Bu iki kurum, ABD ile ilişki içindedir, vatanı satar. MİT’i çağrıştıran “Mito” karakteri de öyle...

    Ancak, asker kökenli MİT Müsteşarı Fuat Doğu ve Orgeneral Eşref Bitlis karışımı olarak vadide sunulan “Doğu Eşrefoğlu” karakteri farklıdır...

    Doğu’da yıllarca JİTEM adına kan akıtan “Yeşil” rolündeki Aslan Akbey, fena adam değildir...

    Faili meçhul cinayetlere kurban giden Savaş Buldan ve Behçet Cantürk gibi isimler “kafalarına kurşun sıkılmayı hak etmiş” gibi gösterilen “Barış Bulman” ve “Behiç Türkcan” karakterleriyle anlatıldılar.

    Dündar Kılıç’ın karakterize edildiği “Laz Ziya”, Alaattin Çakıcı’nın anlatıldığı “Süleyman “Çakır” da öyle...

    Kurtlar Vadisi’nde ilk 3 yıl; ABD karşıtı-Ulusalcı eksende JİTEM’i koruyan MİT ve Emniyet’i kötüleyen, Ergenekon zihniyetinin bilinçaltındaki izdüşümüne tekabül eden bölümlerle geçti. Kurtlar Vadisi Terör’le Kürt düşmanlığı iyice körüklendi.

    Hidayet yılları

    2007 yılından itibaren Kurtlar Vadisi’nin konsepti tümden değişti. Bu değişiklikte; ağırlıklı olarak Soner Yalçın’dan boşalan konsept danışmanlığına Ömer Lütfü Mete’nin gelmesi, 22 Temmuz seçimleriyle AK Parti’nin kalıcılığının ortaya çıkması ve Ergenekon operasyonu etkili oldu.

    Askeri istihbaratın vadideki etkisi asgari düzeye indi. Dizi, genel hatlarıyla, Ergenekon iddianamesi düzleminde gelişti. Veli Küçük’ü tarif eden İskender Büyük karakteri, en çarpıcı örnektir.

    Başkahraman Polat ise neredeyse Savcı Zekeriya Öz’e benzer hale geldi. Savcının silahlı hali gibi...

    Soruşturma safhasındaki bazı gizli bilgiler de henüz iddianameye dönüştürülmeden önce vadide yer buldu. Bu durum, kimi izleyicilerde “önceden biliyorlar” algısını güçlendirirken, kitleler üzerindeki etkisini arttırdı. Ancak, Silivri’de “istenmeyen dizi” oldu.

    Rotadan çıktı

    Bu dönem, 2 yıl sürdü. Kamuoyuna yansıdığı kadarıyla, ekonomik kriz yüzünden Show’da yayına ara veren Kurtlar Vadisi, tekrar döndüğünde 2003-2006 konseptiyle barışır gibiydi. Yani, Ergenekon’un manyetik alanına geri döndü sanki.

    İskender Büyük, “devlet menfaatlerini koruyan adam” pozuna büründürüldü, kahramanımız Polat’la Cumhurbaşkanının refakatinde barış turuna çıkarıldı.

    Kamuoyunda; Ergenekon davasının örtülmesi için üst düzey girişimlerin başlatıldığı ve tarafların bir araya getirildiği algısı oluşturuldu. Kimi Ergenekoncu siteler de aynı minvalde Silivri’deki davanın 1 yıl içinde düşürüleceği iddiasını işlemeye başladılar.

    Ana tema da değişmeye başladı. ABD ve AB karşıtlığı, Kürt düşmanlığı, Ulusalcılık yükselen değerler gibi algılanır oldu.

    Dizi, Doğan Grubu’na transfer olduktan sonra iyice zıvanadan çıktı. Aydın Doğan’ın karakterize edildiği Davut Tataroğlu’nun kerametlerini görür olduk. PKK’lı bir bölge sorumlusuna benzetilen Muro karakteri, bir anda öldürüldü. Ergenekon’un söylemiyle Kurtlar Vadisi’nin konsepti kolkola girdi.

    Pusu oldu Para

    Maalesef, Kurtlar Vadisi, aradan geçen 6 yılda, paraya göre rotasını belirleyen, girdiği kaba göre şekillenen “Kurtlar Vadisi-Para” formatına bürünmüştür. Hiçbir inandırıcılığı kalmamıştır.

    Karşı çıksak da eskiden kendi içinde anlam bütünlüğü ve idealize edilen değerler sistematiği vardı. Hiç olmazsa Ergenekon’a inanıyordu. Şimdi, ABD Doları’nın yeşil rengine göre yalpalayan bir dizi var.

    Şiddeti teşvik eden, kan akıtıcıları meşrulaştıran ve hukuksuzluğu devlet nizamının üzerinde gösteren bir anlayışın hortlatılmaya çalışılması ise cabası...

    MHP kontenjanından seçilen RTÜK üyesi Esat Çıplak’ın, diziye ceza verilmesini isterken ortaya koyduğu şu tarihi gerekçeyi dip not olarak düşmek istiyorum: “Toplumda ki adalet duygusunun zedelenmesi, devlet algısının bozulması ve şiddetin bir yöntem olarak meşrulaşmasının sonuç olarak hukuk devleti idealini baltalayacağına inanıyorum.”

    Yerden göğe kadar haklıdır.

    Samil Tayyar, Star, 07.10.2009
    Kalbinizle yaptiginiz hersey size geri dönecektir - Hz. Mevlana

    http://twitter.com/Cemil_Sahinoez
    https://www.facebook.com/CemilSa
    https://www.youtube.com/user/Cemil4000
    https://www.instagram.com/cemilshnz

  5. #65
    Gast

    Zalimler İçin 'YAŞASIN CEHENNEM' (A. Raif ÖZTÜRK,16.11.2009)

    “Ülkemizde, 4653 faili meçhul cinayet mevcut olduğu” haberini okuyunca, inanınız ki çok şaşırdım. Adeta aklım kilitlendi. Birkaç dakika başka bir şey düşünemedim.
    Öyle yâ; ülkemizin her köşesine kadar ulaşan güçlü bir yargı sistemimiz var.

    Tonlarca para ödediğimiz MİT kadromuz var.
    Milyonlarca kişilik kadrosu olduğu bilinen, gizli ajanlarımız var.
    • Böylesine ciddi bir kadro ile tek bir faili meçhul kalmaması gerekirken, 4563 faili meçhûl cinayet (yani, katili bilinemeyen veya üstü örtülmüş cinayet) niçin ve nasıl olabilir?...
    Acaba böylesine güçlü kadroların içinde, çeşitli entrikalarla ört-baslar, yargıya müdahaleler, sinsi ve gizli oyunlar, rüşvetler, kayırmalar veya birtakım istismarlar mı oluyor?...
    • Keşke bu endişelerimizde yanılmış olsak!
    Ama ne yazık ki, ET֒NE müdahaleler ve faillerin İTİRAFLARI maalesef ortada!...

    Yakın çevremizde ve medyada izlediğimiz kadarıyla, polisimizin her gün, binlerce olayın ardından yakaladığı failler, ya birilerinin emriyle (!) salıveriliyor. Ya da Hâkim karşısına çıktıktan kısa bir zaman sonra, Ergenekon Terör Örgütüne kol kanat geren bir zihniyet ve malûm derin güçler tarafından beraat ettiriliyor veya salıveriliyor.
    10’uncu Cumhurbaşkanı A. N. Sezer bile yanıltılarak, bir sürü örgüt elemanının af edildiği ve salıverildikten sonra da, askerlerimizle çatışırken öldürüldüğü veya yakalandığı çokça yazıldı… (Bkz.: İnt. Google, ‘Necdet Sezer’in Af listesi’.)
    Bu çirkin tezgâh öyle makamlara sirayet etmiş ki, insanın inanası gelmiyor.
    TSK şemsiyesi altındaki JİTEM’den ve bazı paşalardan tutun da, yüce yargı mensuplarının, hattâ önceki Cumhurbaşkanı makamının, maalesef birçok ciddi kurum ve makamın da adı karıştı.
    Şu durumda, masum ve mağdur vatandaş ne yapabilir ki?
    Hani; “anamı döven kadı (hâkim), ben kime şikâyet edeyim?” şeklinde şâyi olmuş atasözünü hatırlamamak ve hak vermemek mümkün değil…
    Bu hamur çok su götürür.
    Bendeniz konunun bu yönünü uzmanlarına bırakarak, çok önemli olan fakat genellikle gözden kaçırılan bir başka yönünü ele alacağım.

    *******

    • İşte şu keşmekeş asrımızda görüyoruz ki, zalimler zulümleriyle, mazlumlar ise çektikleri ıstıraplarla inleyerek, haklarını alamadan göçüp gidiyorlar.
    İşte 1993 başbağlar katliamı. Bu olayla ilgili 100 saldırgan içinden sadece 20 kişi yakalandı ve 18’i salıverildi. 100 saldırgandan, sadece iki kişi mi suçluydu? Perde arkasındaki câniler, ellerini ovuşturarak başka katliam planları ile baş başa kaldılar…
    İşte Sivas katliamı, 1 Mayıs 1977 Taksim katliamı, 1978 Maraş katliamı, işte Dersim katliamı. Mardin Bilge köyü katliamı ve daha niceleri!...
    Diğer yandan Çin’in Sincan’ında yüzlerce, Küdüs’te, Tunus’ta, Irak’ta binlerce, Afganistan’da, Bosna’da, Hiroşima’da ve daha nice beldelerde zulümler sürüp gidiyor.

    Bunların (ülkemizdekilerin) yarısından çoğu, sırtını devlete dayamış zihniyetler tarafından işlendiği de dillere destandır. Son günlerde faili meçhuller ilk defa MALÛM olmaya başladı. Ergenekon soruşturmaları derinleştirildikçe, JİTEM merkezli bir kara delik su yüzüne çıktı çıkmasına, fakat ana muhalefetten tutun da HSYK ve AYM’DE de rahatsızlıklar başladı. Hattâ AYM başkan yardımcısının ve eşinin ismi çokça geçiyor...
    Bu olayları, doğrusuyla-eğrisiyle benden çok daha iyi takip edenleriniz var.
    Bendeniz, detayını ferasetinize havale ederek, şu can alıcı sorumu soracağım:
    —Açıkça görüldüğü gibi, çoğu zaman zalimler zulümleri ile mazlumlar ise çektikleri ile burada hakkını veya intikamını alamadan ÖLÜP GİDİYORLAR. Bu nasıl adalet?...
    • Oysa tüm Kâinatı kusursuz bir şekilde, sapan taşı gibi evirip-çeviren, ilmi ve KUDRETİ her şeye yeten, sınırsız merhamet sahibi ve mutlak ÂDİL olan Allah c.c. bu olayları da elbette görüyor. Madem gerçekler böyle, bu zulümlere ve haksızlıklara NİÇİN MÜDAHALE ETMİYOR?...

    Bu sorunun cevabını da bu dünyanın ve Âhiret âlemin HÂKİMİ’NDEN dinleyelim.
    • Sûre 14, Âyet 42.: Ey Resûlüm: Sakın ola ki Allah’ı, zalimlerin yaptıklarından habersiz zannetme; ancak O, gözlerin dehşetten dışarı fırlayacağı bir güne kadar, onları cezalandırmayı ertelemektedir.
    • Sûre 21. Âyet 35.: Her canlı ölümü tadacaktır. Biz, sizi sınamak için gâh şerle, gâh hayırla imtihan ederiz. Sonunda Bizim huzurumuza getirileceksiniz.
    • S.37, Â.22 ve 23.: Yüce Allah meleklere şöyle emreder: “O zalim müşrikleri, yoldaşlarını ve Allah'tan başka putlaştırdıkları nesneleri toplayın ve hepsini doğru Cehenneme sevk edin!...”
    • S.40, Â.52.: O dehşetli günde zalimlere; özür dilemeleri de, mazeretleri de hiçbir fayda vermez. Onlara lanet vardır, onlara yurdun kötüsü (Cehennem) vardır.
    • S.42, Â.45.: …Gerçek şu ki zalimler, EBEDÎ bir azaba mahkum olacaklar…

    Madem gerçekler böyle, hiç üzülmeye ve endişe etmeye gerek yok. Zaten, Kıyamet ve Âhiret de çok uzak değil. “ZALİMLER İÇİN YAŞASIN CEHENNEM…”
    *******
    • İlericilik, yani ileriyi görmek; hayatın sadece dünya ile ilgili bölümünü görebilmek değil, mutlaka gidilecek olan Âhiret âlemlerini görüp, tedbir almaktır.
    Sûre 6, Âyet 27.: Onlar ateşin karşısında durdurulduğunda; “Ah n'olurdu, dünya’ya bir daha geri döndürülsek de Rabbimizin âyetlerini inkâr etmesek, müminlerden olsak!” dedikleri zaman, onları bir görsen. Neler olacak neler!... ( Kur’ân meali: Prof. Dr. Suat Yıldırım)
    29.S./64.A.: ..Âhh keşke bunları bir bilselerdi!...


  6. #66
    Administrator Avatar von Webmaster
    Registriert seit
    01.11.1999
    Ort
    Meksika Siniri
    Beiträge
    21.638
    Renommee-Modifikator
    10

    Erdoğan'ın gittiği secdeye bile küfür...

    Erdoğan'ın gittiği secdeye bile küfür...



    AK Parti'yi kapatmak için yeniden kolları sıvayan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, yaptığı bu çalışmalarla tepki çekiyor.

    Star Gazetesi, AK Parti'yi yeniden kapatmak üzere harekete geçen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya'nın bir önceki kapatma sürecinde hangi kaynaklardan yararlandığını tek tek yazdı. Ortaya çok ilginç bir tablo çıktı. Star Gazete'sinin haberine göre Yalçınkaya bakın neler yapmış:

    1-) www.cunta.com’dan kapatma delili buldu

    Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya’nın ‘google davası’ olarak da adlandırılan AK Parti hakkında açtığı kapatma davasında, Genelkurmay’ın resmen kabul ettiği ‘kara ve gri propaganda’ sitelerinden delil topladığı ortaya çıktı. Başsavcı Yalçınkaya, AK Parti’nin laiklik karşıtı fiillerin odağı olduğunu kanıtlamak için çeşitli internet sitelerinde yer alan haberleri delil olarak dava dosyasına koydu.

    ‘APRONDA NAMAZ ŞOV’ HABERİ

    Başsavcı Yalçınkaya’nın delil topladığı siteler arasında psikolojik harp sitelerinden “irtica.org”un da olduğu ortaya çıktı. www.irtica.org’dan alınmış “Apronda namaz şovu” başlıklı haberin küpürü AK Parti davasının dealil klasörüne girmiş. AK Parti kapatma davasına delil üreten irtica.org sitesinin haberleri altında yer alan okuyucu yorumları da dosyaya kondu. Yorumlarda kutsal değerlere yönelik ağır küfürler ve hakaretler de var. hakaret, Başbakan’a ‘alçak’ demeyi eleştiri saydı. Yasal dinlemeleri gerekçe gösterip AK Parti hakkında inceleme

    YORUMLARDA ALLAH’A KÜFÜRLER VAR

    Bazı okuyucuların sitenin editörünü protesto edip bu yorumların yayından çekilmesini istemesine rağmen yorumların sitede kaldığı görülüyor. İşte dosyada yeralan yorumlardan birkaç örnek:

    “Bu avradını ... namaz kılacak başka mekan bulamamış mı. Senin gittiğin secdeyi ... Amerika ırakta masum insanları katletsin sen de burada namaz kıl. Kıblesini ... yobazı. Az kaldı yakında para kaynaklarınız Amerika tarafından kesilince sizi çıktığınız yere geri sokacak devam edim ... ... yobazları. 01-10-2007 18:39”

    “Ulan mezarını ... ... Meydanı boş mu buldunuz. Sizleri değil sizi ... böylesi başıboş itleri dünyaya peydahlamış: Senin anan Irak’ta Amerikalılardan ... doğururken gelsinde Allahınız sizi kurtarsın. Analarını ... Amerikan uşakları.02/10/2007 18:09”

    AYM ‘FARKLILAŞTIRILMIŞ DELİL’ DEDİ

    Anayasa Mahkemesi, AK Parti’yi kapatmama gerekçesinde, Başsavcı Yalçınkaya’nın çeşitli internet sitelerinden topladığı haberleri delil olarak kabul etmeyip “Bir kısmının yalnızca belirli bir yayın politikası olan gazete ve/veya internet sitelerinde yer aldığı, herhangi bir ses veya görüntü kaydıyla desteklenmediği, farklı ya da karşıt gazete ve/veya internet sitelerinde de yer almadığı, bir kısmının farklı gazetelerde farklı içerik ve uzunlukta yer aldığı ve davalı parti tarafından da kabul edilmediği, bir kısmının gazetelerde veya internet sitelerinde yer aldığından farklılaştırılmış biçimde iddianameye alındığı ya da eksik ve parçalı biçimde aktarılmış olduğu” ifadelerine yer vermişti.

    2-) Başbakan’a ‘lan’ demek ‘sanattır’

    Yargıtay Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya’ın eski Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ve Başbakan Tayyip Erdoğan’la ilgili iki ayrı davada farklı tavır sergilediği ortaya çıktı. Başsavcı, Erdoğan’a yönelik “lan, alçak, .iç” gibi ifadeleri “sanatın icrası” olarak değerlendirirken, Sezer için kullanılan “kına yaksın” ifadesini hakaret kabul etti.

    ŞARKI DEĞİL HAKARET YUMAĞI

    “PİT 10” takma adını kullanan İstanbul Bilgi Üniversitesi Müzik Ses Teknolojileri bölümünde öğrenci Server Uraz, yazdığı rap parçada Başbakan Erdoğan için “Tayyip ulan, ülke elden gidiyo lan, kastın var alçak, başbakanın has mürettabatı, p...ç ihtilali..” gibi sözlere yer verdi. Uraz, “ses çıkartma” isimli rap parçasını youtube başta olmak üzere internet sitelerinde yayınladı. Bunun üzerine Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, 11.Sulh Ceza Mahkemesi’nde kamu davası açtı. Mahkeme, 11 Temmuz 2007 günlü kararında, şarkı sözlerinde hakaret olmadığı için Uraz’ın beratına karar verdi.

    YARGITAY 4. CEZA: HAKARET VAR

    Başbakan Erdoğan’ın avukatları karara Yargıtay nezdinde itiraz etti. Yargıtay 4.Ceza Dairesi, yerel mahkeme kararını ‘Başbakan Erdoğan’a defalarca hakaret edildiği”” gerekçesiyle bozdu. 11. Sulh Ceza ‘beraat’ kararında direndi ve dosya Yargıtay Ceza Genel Kurulu’na gitti. Yargıtay Başsavcılığı, davaya ilişkin 21 Ağustos 2009 tarihli tebliğnamesini Kurul’a sundu.

    BAŞSAVCI: SANATINI İCRA ETMİŞ

    Yalçınkaya’nın teblinamesinde, sanığın nakaratta kullandığı ‘lan’ kelimesini “yaptığı müziğin (sanatın icrası) niteliğinde kullandığını” ve “hakaret amacı taşımadığı” gerekçesiyle suç sayılamayacağı savunuldu.

    3-) Sezer’e ‘kına yaksın’ demek ağır hakaret

    Vakit Gazetesi yazarı Abdurrahman Dilipak’ın 9 Kasım 2003 tarihli yazısında, başörtülü bir avukatın Yargıtay salonuna alınmamasını eleştirmek için kaleme aldığı köşe yazısında, 10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer için “Sezer kına yaksın” ifadeseni kullandı. Bunun üzerine Dilipak hakkında 28 Nisan 2004’te Bağcılar 2. Asliye Ceza Mahkemesi’ne hakaret davası açıldı.

    MAHKEME ‘BERAAT’ DEDİ

    Mahkeme, 12 Ekim 2006’da verdiği kararında, söz konusu ifadenin hakaret kapsamında olmadığına karar verdi. Kararda “...Sanığın kendince türbanın bir sorun haline gelmesine neden olan kişi olarak gördüğü Cumhurbaşkanını eleştirmesi niteliğinde görülmüştür... (...) sözleri kaba olduğu, nezaket sınırlarını aştığı kabul edilebilir ise de deyimin salt argo da yer alan olumsuz anlamı göz önüne alınarak değerlendirilmesi doğru olmaz...” denildi.

    YARGITAY ‘BERAAT’I BOZDU

    Mahkemenin kararı cumhuriyet savcıları tarafından sanık Abdurrahman Dilipak aleyhine temyiz edilince dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 15 Haziran 2009 tarihinde beraat kararını onadı. Ancak Yargıtay 9. Ceza Dairesi’nin kararına bu kez Yargıtay Başsavcılığı itiraz ederek dosyayı Yargıtay Ceza Genel Kurulu’na götürdü. Başsavcılık tebliğnamesinde “Cumhurbaşkanı hakkında okurlarına karşı kin ve nefret duygularını uyandıracak biçimde küçük düşürücü değer yargısında bulunup (...) Cumhurbaşkanının görev ve yetkilerini kötüye kullandığı yolundaki küçük düşürücü ithamlarda bulunmuş” dedi ve cezalandırılmasını istedi. Ceza Genel Kurulu, itirazı uzun tartışmalar sonunda 11’e karşı 13 oyla kabul etti.

    4-) Başbakan’ı yasadışı dinleyen İP’i görmezden geldi

    Başsavcı Abdurrahman Yalçınkaya, Adalet Bakanlığı Müfettişleri’nin, Ergenekon sanıklarıyla ilişkisi tespit edilen bazı hakim ve savcılar hakkında mahkemelerden dinleme kararı çıkartmasını da AK Parti için kapatma davası gerekçesi sayarak harekete geçti. Ancak aynı Yalçınkaya, Genel Merkezi ve yayın organlarında yüzlerce yasadışı dinleme kaydı ele geçirilen İşçi Partisi hakkında hiçbir işlem yapmadı. İP’in yayın organlarında geçtiğimiz haftalarda Başbakan Erdoğan’ın 6 yıl boyunca mahkeme kararı olmadan yasadışı dinleme kayıtları ele geçirildi. 2 yönetici tutuklandı, Başsavcı yine İP’in yasadışı dinleme kayıtları için hiçbir girişimde bulunmadı. İP’in Genel Başkanı ve çok sayıda yöneticisinin ‘Ergenekon’ kapsamında tutuklu olması da Yalçınkaya için yeterli delil olmadı..



    Moral Haber, 19.11.2009
    Kalbinizle yaptiginiz hersey size geri dönecektir - Hz. Mevlana

    http://twitter.com/Cemil_Sahinoez
    https://www.facebook.com/CemilSa
    https://www.youtube.com/user/Cemil4000
    https://www.instagram.com/cemilshnz

  7. #67
    Administrator Avatar von Webmaster
    Registriert seit
    01.11.1999
    Ort
    Meksika Siniri
    Beiträge
    21.638
    Renommee-Modifikator
    10

    Hürriyet'in gazeteciliği... Zalim ve mazlum (Ergün Babahan, Star, 25.11.2009)

    Hürriyet'in gazeteciliği... Zalim ve mazlum


    Ahmet Altan’ın Hürriyet ve Sabah’ı Kafes Planı haberini görmemeleri nedeniyle başlayan bir tartışma var ortada.

    Deniz Feneri haberini vermediler diye gazeteleri yerden yere vuranlar, eleştirilere tek bir cevap veriyor: Sana ne?

    Bunların tiyniyeti böyledir.

    Onların her türlü hesap sorma hakkı vardır ama hesap verme yükümlülüğü yoktur.

    Her dönemin hükümranı onlardır aslında.

    Onlar Ergenekon’un en kilit isimleriyle kucak kucağa olabilir, kimi yazar yapıp yapmayacaklarına ordu komutanlarıyla karar verebilir, Ergenekon’un altını oymak için her türlü yayını yapabilir, siz eleştiri yaparsanız ihbarcı olursunuz.

    Bunu yazarken hiç yüzleri kızarmaz.

    Çünkü Ahmet Kaya’yı, Orhan Pamuk’u, Hrant Dink’i nasıl ihbar ettikleri akıllarına gelmez.

    İkisi ölen, biri sürgüne giden bu insanların başlarına gelen olaylardan dolayı utanç da, sorumluluk da duymaz.

    Aslında Ahmet Altan eksik yapıyor.

    Neleri yazmadığı kadar, neleri, nasıl yazdığı da önemli Hürriyet gazetesinin.

    Kafes planında ‘’operasyon’’ diye nitelenen Hrant Dink cinayetini ısrarla üç-beş maceracı gencin eylemi diye yazdı mesela.

    Hükümeti zora sokmak için planlandığı anlaşılan Danıştay baskınını irticai eylem ilan etti.

    Ergenekon İddianamesi’ni ilk başta gayri ciddi göstermek için deli gibi yayın yaptı.

    Mızrak çuvala sığmayınca ‘’vahim’’ insan haklarını gündeme getirdi.

    Bilmeseniz Hürriyet’i Türkiye’nin insan hakları savunucusu sanırsınız.

    Özkök’ün aksine biz bizim

    gibi düşünmeyen insanları yandaş, faşist diye nitelemiyoruz.

    Bunu, elinde silah ve planlarla yakalanan, çocukları öldürmek için uygun anı bekleyenler ve onlara sahip çıkanlar için yapıyoruz.

    Yeraltından çıkan silahları gömenler, masum insanlarımızı öldürmeye yönelik planlar yapanlar faşist katillerdir.

    Bugüne kadar 1 Mayıs’ta Taksim’de, 16 Mart’ta Beyazıt’da nelere muktedir olduğunu gördüğümüz bu katillere sahip çıkanlar, en hafif deyimle onların yatakçısıdır.

    Sen önce Sevil Atasoy’u, Ergenekon zanlısı Hurşit Tolon’un talebi üzerine neden yazar yaptığı, yazarlığa başlattığın hafta köşeni ona ayırdığını, sayfa sayfa tanıtım

    yaptığını, gerçek ortaya çıkınca da apar topar işine son verdiğini anlat.

    Ergenekon zanlılarına ulaşıp savunmalarını yapmakta üstüne yok.

    Şu amiral Öğütçü’ye de ulaşsan ve ‘’Ne bu iş’’ diye sorsan.

    Çocukları bombayla havaya uçurmaya çalışmakla itham edilen emekli generale savunma hakkını kullanma şansını versen.

    Ya anlamıyorsun ya da anlamamakta ısrar ediyorsun.

    Biz sana fikirlerinden dolayı karşı çıkmıyoruz.

    Tekrar edeyim, darbecileri savunmak için canını dişine taktığın için karşı çıkıyoruz.

    Karargahın sesi olarak, darbe müsveddesi olarak yayın yaptığın için karşı çıkıyoruz.

    Olan biteni bütün çıplaklığıyla görmene rağmen, vicdanının sesini dinleyip gerçekleri halktan gizlediğin için karşı çıkıyoruz.

    Kendi halkına karşı eylem planı yapan bir ordu olamaz.

    Bu orduya sahip çıkan mevkuteye gazete, onu yapana gazeteci denemez.

    Demokrat ise hiç denemez.


    Ergün Babahan, Star, 25.11.2009
    Kalbinizle yaptiginiz hersey size geri dönecektir - Hz. Mevlana

    http://twitter.com/Cemil_Sahinoez
    https://www.facebook.com/CemilSa
    https://www.youtube.com/user/Cemil4000
    https://www.instagram.com/cemilshnz

  8. #68
    Administrator Avatar von Webmaster
    Registriert seit
    01.11.1999
    Ort
    Meksika Siniri
    Beiträge
    21.638
    Renommee-Modifikator
    10

    Cemaate nifak sokan ajanın itirafı

    Cemaate nifak sokan ajanın itirafı



    Ergenekon sanığı emekli Tuğgeneral Levent Ersöz'ün talimatıyla cemaatlere sızdığını anlatan 'Ahmet Faruk', özel olarak yetiştirildiğini söylüyor: "Levent Ersöz bana, 'Senin Zekeriya Beyaz'dan, Yaşar Nuri'den neyin eksik? Sen onlardan kat kat üstünsün' diyordu."

    Gizli tanık Ahmet Faruk, milletvekilleri ve bakanları takip ettirmek için Ersöz'ün kendini nasıl kullandığını da ayrıntılarıyla anlatıyor: "Ben Ziyaeddin A. (Konya milletvekili) ile görüştüm. Beni hatırladı. Ankara Birlik Sitesi'ne yakın Zümrüt Apartmanı'nda daha çok AKP milletvekillerinin sıkça gittikleri, cemaat tarzı toplantılar yaptıkları bir yerden bahsetti. Bana 'Sen Risaleleri iyi biliyorsun, mübarek bir insansın. Sen orada kal, bize hocalık yaparsın.' dedi. Ben de onun isteği üzerine oraya yerleştim. Bu olayı Levent Paşa'ya anlattığımda sevinçten ayağa fırladı. Gözü parladı. Beni defalarca kucaklayıp öptü. 'Hadi göreyim seni.' diye defalarca haykırdı. Hatta beni onurlandırmak için Ankara Güvercinlik'te sadece paşaların girebildiği Jest isimli lokantaya gönderdi."

    Levent Ersöz'ün kendisine 10 madde halinde yapılacaklar listesi verdiğini aktaran gizli tanık, şu ifadeleri kullanıyor: "Oradaki talimatlar cemaatlerin arasına nifak sokulacak, ortalık karıştırılacak, medya ile ilişkiye geçilecek, kitap yazılacak gibi notlardan ibarettir. Bunların bir kısmını gerçekleştirdik. Ben Müslüm Gündüz, Haydar Baş, Mahmut Hoca, Cübbeli Ahmet Hoca, Kayseri'de bulunan Abdurrahman Aras Hoca gibi gruplara girip, burada sözü dinlenen kişiler ile temasa geçecektim."

    Zaman, 14.12.2009
    Kalbinizle yaptiginiz hersey size geri dönecektir - Hz. Mevlana

    http://twitter.com/Cemil_Sahinoez
    https://www.facebook.com/CemilSa
    https://www.youtube.com/user/Cemil4000
    https://www.instagram.com/cemilshnz

  9. #69
    Administrator Avatar von Webmaster
    Registriert seit
    01.11.1999
    Ort
    Meksika Siniri
    Beiträge
    21.638
    Renommee-Modifikator
    10

    Kim daha kahraman: İlker Başbuğ mu, Mehmet Altan mı? (Mümtazer Türköne, Zaman, 18.12.2009)

    Kim daha kahraman: İlker Başbuğ mu, Mehmet Altan mı?



    Seçilen mekân sadece savaş için kullanılabilecek bir mekân. Deniz Kuvvetleri'mizin en modern savaş gemilerinden Oruç Reis Firkateyni. Kıyafet, askerlerin "arazi kıyafeti" dediği savaş kıyafeti.
    Aynı kıyafetlerle kuvvet komutanları, içtima düzeninde doksan derecelik açıyla yan yana dizilmiş. Yanlış anlamamız imkânsız. Genelkurmay Başkanı bu fotoğrafın anlamına akıl erdiremeyecek olanlara da açıklama getiriyor. Konu, İlker Başbuğ'un daha önce de "asimetrik psikolojik harekât" diye nitelediği asker-terör ilişkisine yönelik süreçler ve eleştiriler. Yani Ergenekon davası ve etrafında süren tartışmalar. Savaş gemisinde, bir savaşı yönetiyormuş gibi konuşmasını "Bu konuya özellikle, bugün üzerinde beraber olduğumuz TCG Oruç Reis Firkateyni'nde değinmemin özel bir anlamı vardır. Herhalde herkes, açıkça ne demek istediğimi anlamaktadır." Çok açık bir ihsas değil, ama bir tehdit hem de silahlı bir tehdit olduğu galiba açık.

    Öbür tarafta bir iktisat profesörü. Aydın bir gazeteci ve köşe yazarı. Uluslararası ekonomide değişen paradigmaları konuşmak için katıldığı canlı yayında, önüne savaş gemisinden yapılan bu basın toplantısı geliyor. Son derece doğal ve anlık tepkilerle, Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ'un sözlerine cevap veriyor. Sözlerinin özü, bu silahlı meydan okumaya boyun eğmediğinden ibaret. Galiba tam da Başbuğ'un şikâyet ettiği "asimetrik psikolojik savaş"ın örneklerinden biri ile karşı karşıyayız. Kaleminden ve çenesinden başka gücü olmayan bir profesör, tam müsellah, savaş gemisinin güvertesinde ordusunun başındaki komutana cevap yetiştiriyor.

    Bir yığın soru arasından benim aklıma gelen, başlığa aldığım soru. "Kim daha kahraman: İlker Başbuğ mu, yoksa Mehmet Altan mı?" Yanlış duran şeyleri ve başarısız yürüyen "gerçek asimetrik psikolojik harekâtı" deşifre etmek için, bu sorunun cevabını takip etmek lâzım.

    İlker Başbuğ ne diyor?

    Bu müsellah ve çok fazla muharip görüntü içinde Genelkurmay Başkanı sadece bir polemik yürütüyor. Polemiğin konusu ise Ergenekon davası ile gündeme gelen asker kişilerin yer aldığı iddia edilen, ordu içindeki kurumsal bir illegal yapılanmayı gündeme getiren terör plan ve eylemleri. Kafes Planı, Danıştay suikastı, Zir Vadisi bombaları, Poyrazköy kazıları, İrticayla Mücadele Eylem Planı vs. İlker Başbuğ gemi güvertesinde, savaş kıyafeti ile basına yaptığı açıklamalarda yargıya hitap ediyor ve "adlî makamların ihbar mektuplarına ve gizli tanıkların ifadelerine karşı daha duyarlı ve daha dikkatli hareket etmeleri" talimatını veriyor. Ben şahsen bu cümlenin peşinden gelen "aksi durumlarda kurumlar arası çatışmalara neden olunabileceği" uyarısından, Oruç Reis Firkateyni'nin bu "çatışma"da yer alacağı sonucunu çıkartmadım. Beşiktaş iskelesinin yanındaki Beşiktaş Adliyesi'ne bu geminin toplarını çevireceğine, savcıların da ihtimal vereceğini sanmıyorum. Ama yine de bu cümlelerin "yargıçlara talimat verilemeyeceği ve telkinde bulunulamayacağı"nı amir Anayasa'nın 138. maddesine aykırı olması durumu değişmiyor. Bir hukuk devletinde böyle bir manzara olabilir mi? Askerin siyasete müdahalesinden daha vahim bir durum. Genelkurmay Başkanı, bir savaş gemisinin güvertesine çıkıp yargıçlara mesaj verebilir mi?

    Devamı daha dehşetli: "Terör olaylarını Türk Silahlı Kuvvetleri ile ilişkilendirmeyi, PKK destekleyicileri, PKK sempatizanları yapabilir. Ancak böyle ilişkilendirmeleri ve bu amaca yönelik imalı konuşmaları siyasiler, akademisyenler ve medya mensupları yapamaz, yapmamalıdır." Bu ifade Ergenekon davasını toptan reddetmiyor mu? İfade muğlak, ama TSK bünyesinde görevli her subayın, Ergenekon'da aklanması lâzım. Bir darbe davası ve bu darbenin şartlarını oluşturmak için girişilen ve planlanan provokatif terör eylemlerini "Türk Silahlı Kuvvetleri ile ilişkilendirmeden" nasıl ortaya çıkartabiliriz? "İrticayla Mücadele Eylem Planı"na "kâğıt parçası" diyen ve savcılara "bu belgenin sahte olduğunu ispatlama" görevi veren kişi, bu sözlerin de sahibi değil mi?

    "Toplumsal huzura giden yolun, ortak değerlerimizin güçlendirilmesinde olduğunu düşünüyoruz. Farklılıklara elbette saygılı olmalıyız. Ancak farklılıklara saygılı olmak her zaman farklılıklarımızı öne çıkarmayı da gerektirmez." İlker Başbuğ'un bu sözlerindeki "farklılıkları öne çıkartmayın" uyarısına itiraz edenler olabilir. Ama genel olarak ortak değerlere, toplumsal huzura yapılan vurgu güzel. Sorun sadece bu sözlerin bir savaş gemisinin güvertesinde, silahlı bir güç gösterisi eşliğinde söylenmesi. Çelişki burada. Bu sözleri koca ordunun başındaki komutanın bir tehdit havasında telaffuz etmesi. Ve bu ayrıntı bir ülkeyi medeni ülkelerin fersah fersah uzağına düşüren esaslı bir ölçüyü veriyor. Tekrarlamaktan çekinmeyelim: Genelkurmay Başkanı'nın bir savaş gemisinin güvertesinde yüksek komuta heyetinin huzurunda kendi kurumunu ilgilendiren bir dava ile ilgili yargıçlara talimat verdiği, siyasetçileri, akademisyenleri ve medya mensuplarını hizaya çekmeye kalktığı bir ülke medenî bir ülke olabilir mi?

    Bir hukuk devleti olamayacağı zaten ortada. Allah aşkına bu manzaranın Türkiye'ye yakıştığını söyleyen biri çıksın. Bu ülkenin dışarıya karşı korunması için benim vergilerimle alınmış bir savaş gemisinde, benim vergilerimle maaşları ödenen komutan nasıl herkesi hizaya çekmeye, tehditler savurmaya cesaret edebilir? Allah aşkına söyleyin: Benim ülkem bu komutanlara müstehak mı?

    Asıl can alıcı soruya dönelim: Bu ülkenin askerleri mi, yoksa aydınları mı daha kahraman? O kadar silahın arasından korkutucu bir fonun önünde meydan okumak mı daha cesurca? Yoksa Mehmet Altan'ın yaptığı gibi televizyonda canlı yayında bu yüksek perdeden çekilen zılgıta çatır çatır cevap vermek mi? Kim daha cesur ve kahraman?

    Sonuç: Kahraman aydınlara sahip olduğuna göre, bu ülkenin hâlâ medenî bir ülke olma şansı mevcut. Ve dahi sorunlarını silaha müracaat etmeden barışçı yöntemlerle çözme, sağduyu ile birliğini ve dirliğini tesis etme ihtimali hâlâ var. Çünkü en az silahın gölgesinde konuşulabilenler kadar cesurca şeyleri söyleyebilen aydınları var.


    Mümtazer Türköne, Zaman, 18.12.2009


    Vidyo icin: Mehmet Altan hem medya hem askere kızdı
    http://medya.moralhaber.net/medyaizle.php?haber_id=5925
    Kalbinizle yaptiginiz hersey size geri dönecektir - Hz. Mevlana

    http://twitter.com/Cemil_Sahinoez
    https://www.facebook.com/CemilSa
    https://www.youtube.com/user/Cemil4000
    https://www.instagram.com/cemilshnz

  10. #70
    Administrator Avatar von Webmaster
    Registriert seit
    01.11.1999
    Ort
    Meksika Siniri
    Beiträge
    21.638
    Renommee-Modifikator
    10

    Dış kaynaklı operasyonlar (Mahir Kaynak, Star, 22.12.2009)

    Dış kaynaklı operasyonlar

    Ülkemizde dış kaynaklı operasyonlardan söz edince hemen saldırıya varan eleştirilere maruz kalınır. Yabancı etkisinden söz etmenin bir paranoya olduğu söylenir.

    Ülkemiz dünyadaki konumunu değiştirecek bir süreci yaşıyor. Bundan olumsuz etkilenecek odakların olması ve bunu engellemek ya da yönlendirmek istemeleri doğal sayılmalı ve iç dinamikler kadar dış dinamiklerin de bu süreci etkileyeceği beklenmelidir. Oysa bize göre Ergenekon ve PKK’dan başka bir aktör gelişmeleri etkileyecek bir rol oynamamaktadır.

    Dış operasyonlar yabancılar tarafından uygulanmaz. Ülkedeki kişiler ya kanarak ya da bilinçli olarak bu eylemleri gerçekleştirirler. Dış odak eylemin planlayıcısıdır.

    Kamuoyunu yönlendiren bir eylem gerçekleştiği zaman medya soru sorabilir ama bu sorulara cevap vermemelidir. Çünkü verilen cevaplar çoğu zaman operasyonu yapan odağın amacına hizmet eder. Bir örnek vermek gerekirse 33 erimizin şehit edildiği olayı inceleyebiliriz. Olay gerçekleştirildiğinde normal bir terör eylemi kabul edildi ve bu çerçevede değerlendirildi. Oysa sorulacak birçok soru vardı ve bu konudaki gözlemlerim bazı gazetelerde yayınlandı. Şu soruları sordum: Neden eylemciler askerlerin bulunduğu araca ateş etmedi, onları araçlarından indirip farklı bir yere götürdüler ve saatler sonra onları öldürdüler? Bu süre içinde yerleri neden tespit edilmedi ve yardıma gidilmedi? Olay neden bir ateşkes sürecinde yapıldı? Olay neden İslamcı ve milliyetçi partilerin çoğunlukta olduğu bir bölgede gerçekleştirildi? Teröristlerin saklanabilmesi için çevrenin siyasi açıdan eylemcilere uygun olması gerekmez miydi?

    Daha sonra eylemin örgüt içinde Öcalan’ın hasmı olarak bilinen Şemdin Sakık tarafından gerçekleştirildiği söylendi. Bu kişi Kuzey Irak’ta güvenlik güçleri tarafından mı yakalandı yoksa, Öcalan’ın söylediği gibi, onun tarafından teslim mi edildi?

    Ama asıl soru şu: O zaman kimsenin fazla üzerinde durmadığı ve benim komploculukla suçlanmama neden olan sorularım cevaplandırılmadığı halde bugün neden gündemin baş köşesine oturtuldu? Reşadiye baskını ile bu eylem arasında benzerlik kuranlara şu soruyu soruyorum: 33 er pikniğe gider gibi uzak bir yere götürülürken neden Reşadiye’de araçlar tarandı?

    Bir eylem gerçekleştirildiğinde kimin ne amaçla yaptığını hemen söylerseniz yanılma ihtimaliniz çok yüksektir. Çünkü operasyonu yapanlar sizi istedikleri sonuca götürmek için gerekli ipuçlarını da önünüze sererler. Siz de onların istedikleri sonuca vararak operasyonun bir parçası olursunuz. Dışarıdan bakanın yapacağı şey sorular sormak ve cevabını ilgili kurumların vermesine bırakmaktır. Eğer olayları biz çözecek olsaydık istihbarat teşkilatı kurmaya ve ona bir sürü para harcamaya ne gerek vardı? Ancak soru sormak onları denetlemek anlamına gelir. Çünkü mantık dışı izahatta bulunamazlar.

    Son zamanlarda ülkemizde dış kaynaklı birçok operasyonun yapıldığını hissediyorum. Gerektiğinde soru sormakla yetineceğim ve operasyonun bilinçli ya da aldatılmış bir parçası olmamaya çalışacağım.

    Mahir Kaynak, Star, 22.12.2009
    Kalbinizle yaptiginiz hersey size geri dönecektir - Hz. Mevlana

    http://twitter.com/Cemil_Sahinoez
    https://www.facebook.com/CemilSa
    https://www.youtube.com/user/Cemil4000
    https://www.instagram.com/cemilshnz

  11. #71
    Administrator Avatar von Webmaster
    Registriert seit
    01.11.1999
    Ort
    Meksika Siniri
    Beiträge
    21.638
    Renommee-Modifikator
    10

    Kuşkusuz bu bir düşman operasyonu (Emre Aköz, Sabah, 22.12.2009)

    Kuşkusuz bu bir düşman operasyonu

    İstihbaratçılar bir kere meydana gelen olayı önemsemez. Çünkü herhangi bir şey olabilir. Almanlar buna "Einmal ist kein mal" derler. Yani "bir kere olan, olmamış demektir." Olayın anlam kazanması tekrarlanması gerekir.
    Ama bir olay iki kez meydana gelirse, üzerinde durulması gereken ilginç bir tesadüften söz edilir. Kaşlar kalkar, kulaklar dikilir.
    Ya olay üç kere olursa?
    İşte o zaman kuşku kalmaz:
    Bu bir düşman operasyonudur!

    ***
    Şimdi bu bakış açısını aklımızda tutarak gelin ilgili haberler arasında turlayalım:
    Deniz Yarbay Ali Tatar: Ergenekon soruşturması bağlamında ikinci kez yakalama emri verilmesinin ardından intihar etti.
    Emekli Kurmay Albay Ali Bergütay Varımlı: Milli Savunma Bakanlığı Teftiş Başkanlığı da yapan, Ergenekon Davası'nda ifade veren rütbeliler arasında bulunan Varımlı, 10'uncu kattaki evinden düşerek öldü.
    Albay Varımlı, eski deniz kuvvetleri komutanlarından İlhami Erdil'in yargılandığı davada tanıklık yapmıştı.
    Varımlı'nın ölümünden sonra Sarıkız ve Ayışığı kod adlı darbe planlarını deşifre eden subay olduğu ortaya çıkmıştı.
    Emekli Albay Abdülkerim Kırcı: PKK itirafçısı ve JİTEM çalışanı Abdülkadir Aygan'ın, faili meçhul birçok cinayetin sorumlusu olarak gösterdiği Kırcı, askeri lojmanda intihar etti.
    Özel Harekât Dairesi Başkanı Behçet Oktay: 13 yıl Daire'ye başkanlık yapan Oktay, tabancasıyla başına ateş ederek intihar etti. Ergenekon'dan tutuklu İbrahim Şahin'in sağ kolu olarak gösterilen Oktay, solak olmasına rağmen silahı sağ eliyle ateşlemişti!
    Deniz Albay Birol Atakan: 28 Şubat döneminde Güven Erkaya ile birlikte çalıştı. Özden Örnek ile Karahanoğlu arasındaki köprü isim olarak tanındı. Bir trafik kazasında öldü.
    Hâkim Yarbay Tanju Ünal: İlhami Erdil'e rütbelerini söktüren yargıç, karargâhtaki makam odasında ölü bulundu.
    Yüzbaşı Olgun Vural: Ergenekon savcılarının komutanlıktaki yapılanmayı deşifre eden listeyi ele geçirmesinden sorumlu tutulurken intihar etti.
    Deniz Tabip Yarbay Nursal Gedik: İntihar etti. Ailesi ulaşmaması gereken bazı bilgileri elde ettiği için öldürüldüğünü ileri sürüldü.

    ***
    Çoğunluğu asker olan bu kişiler arasındaki ortak sözcük, Ergenekon: Kimi Ergenekoncu...
    Kimi Ergenekon karşıtı...
    Hiçbir istihbaratçı ve (istatistikçi) bunca ölüme, tesadüf demez! Her bir ölümün makul bir açıklaması yapılsa dahi, böyle bir silsile mümkün değil.
    Bazılarının susturulduğu, bazılarının da cezalandırıldığı bir operasyon bu!

    Emre Aköz, Sabah, 22.12.2009
    Kalbinizle yaptiginiz hersey size geri dönecektir - Hz. Mevlana

    http://twitter.com/Cemil_Sahinoez
    https://www.facebook.com/CemilSa
    https://www.youtube.com/user/Cemil4000
    https://www.instagram.com/cemilshnz

  12. #72
    Administrator Avatar von Webmaster
    Registriert seit
    01.11.1999
    Ort
    Meksika Siniri
    Beiträge
    21.638
    Renommee-Modifikator
    10

    Başbakan söz verdi (Samil Tayyar, Star Gazetesi, 30.12.2009)

    Başbakan söz verdi

    Biliyorsunuz, hükümet, Türk Ceza Kanunu'nun dört maddesinde değişiklik yaparak hukuk dışı telefon dinlemeleri ve gizlilik ihlalleriyle ilgili cezaları arttırmayı planlıyor. Ancak, iyi niyetle yola çıkılmış olsa da bu maddeler, basın özgürlüğünün daha da sınırlandırılması sonucunu doğuracağı için tepkiliyiz.

    Eleştirilerimi ilk olarak 18 Kasım 2009 tarihli yazımda dile getirmiştim. Değişiklikle ceza miktarları arttırılmak istenen TCK'nın 132. maddesi "Haberleşmenin gizliliğini ihlal", 133. maddesi "Kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması", 134. madde "Özel hayatın gizliliğini ihlal" ve 285. maddesi "Gizliliğin ihlali" suçlarına ilişkin yaptırım hükümlerini kapsıyor. Bu maddelerde cezalar arttırılırsa ne olur?

    Hapis cezasında alt sınır 2 yıla çıkacağı için hükmün açıklanmasını geriye bırakma, erteleme veya paraya çevirme imkanı ortadan kalkıyor.

    Yani, cezayı alan doğru cezaevine... Zaten basın özgürlüğü, Avrupa standartlarında değil, bir de bu cezalar eklenirse düşünceye cezaevi yolu tümden aralanmış oluyor. Kaldı ki Ergenekon sürecinde bu maddeler, çetelerin üzerine giden gazeteciler aleyhine "sopa" gibi kullanılırken, çeteleri koruyan "kalkan" haline getirilmeye çalışılıyor. Ceza artırımıyla bu adaletsizlik daha da teşvik edilmiş olacaktır. Tepkimi son olarak pazartesi günkü yazımda ortaya koydum. Dedim ki: "Pınarhisar'daki Tayyip Bey'i arıyorum"

    Dün Akşam Başbakanlık Danışmanı Yalçın Akdoğan'ın düğününde Başbakan Erdoğan'la görüştük. Önce, Pınarhisar yazımı hatırlatarak sitem etti: "Şamil bizi çok üzdün..."

    Çok samimi ve içten geçen sohbete şöyle devam ettim: "Ergenekon sürecinde 4 bin civarında gazetecilere açılmış dava ve soruşturma var. Her gazete ve televizyon kanalından ceza alan arkadaşlarımız var. TCK'daki sözkonusu maddeler, basın özgürlüğü önünde tehdit unsuru haline getirildi. Yakında cezaevleri gazetecilerle dolar. Bir de cezalar arttırılırsa basın büyük yara alır."

    Başbakan, çok tarihi bir söz verdi: "Hangi düşüncede olursa olsun, bir gazetecinin makalesi veya kitabı yüzünden, düşünceleri yüzünden cezaevine girmesine gönlüm razı olmaz. Her zaman hak

    kın ve hukukun yanında olduk, bundan sonra da oluruz."

    Araya girdim: "Sözkonusu kanun tasarısı hazır..."

    Başbakan kararlıydı: "Hiç fark etmez. Basın özgürlüğü önünde bir engel oluşturuyorsa gerekli düzenlemeyi hemen yaparız. Biz basın özgürlüğünü engelleyici veya ortadan kaldırıcı bir yaklaşım içinde olmayız."

    Peki nasıl olacak bu?

    Hükümette medya ile ilişkilerden sorumlu Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç ve Adalet Bakanı Sadullah Ergin'in bu konuda ortak bir çalışma yürüteceği mesajını veren Erdoğan, tüm basın kuruluşları ve gazetecilerin önerilerine de açık olduklarını bildirdi: "Herkes fikrini söylesin, basın özgürlüğünün sınırlarını hep birlikte genişletelim."

    Açıkcası, başbakanı çok samimi buldum, bu duyarlı tavrından dolayı meslektaşlarım adına teşekkür ederim. İnanıyorum ki, en kısa zamanda gerekli düzenlemeler yapılır, basın özgürlüğünü tehdit eden maddelere ayar çekilir.

    Baskının şifreleri

    Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'a yönelik suikast veya takip iddiası, bir anda boyut değiştirdi. Kontrgerillanın kalbine yolculuk başlatıldı.

    Çukurambar soruşturmasında eldeki materyaller şöyle özetlenebilir: Ergenekon sanığı Ergun Poyraz'ın "Musa'nın Gülü" kitabında yer alan Cumhurbaşkanı Gül'e yönelik "İngiliz ajanlığı, sabetayistlik, ABD vatandaşlığı" gibi iddialarla kişisel takip notlarının harmanlandığı bilgi notları...

    Yine Ergenekon sanığı Ergun Poyraz'ın "Musa'nın Çocukları Tayyip ve Emine" isimli kitabındaki Başbakan Erdoğan'a yönelik benzer iddialarla kişisel takip notlarının karıştırıldığı bilgi notları...

    TBMM Başkanı Şahin'in Cevizlidere'deki evinin bulunduğu sokağın krokisi...

    Başbakan Yardımcısı Arınç'ın Çukurambar'daki evinin adresi...

    Askerin tavrı, olayın büyütülmemesi yönünde... "Yanlış yapanı biz kendi içimizde enterne ederiz" havasındalar.

    Ancak hükümet, TSK içindeki cuntacılarla yeterli mücadelenin verilmediği kanaatinde... "Basit ve sıradan vaka" gibi görme eğilimine tepkili.

    Zihinlerde kuşku uyandıran ve cevabı aranan soru şu: TSK içindeki cunta, darbe hazırlığı mı yapıyor?

    Özel Kuvvetler'deki aramalarda "darbe hazırlığının" izlerine rastlanırsa, Ankara'da yeni bir darbe davasına hazır olun. Ama sanıldığı kadar kolay olduğunu düşünmeyin. Ergenekon ve TSK içindeki uzantıları, bulanık havada avlanmak istiyorlar. Kimi emekli askerler, cuntanın Başbuğ'u hükümetin üzerine salıvermek ve kendileriyle ittifaka zorlamak için provokasyonlara yöneldiğini söylüyorlar. Sorunun önemli bir boyutu da bu...

    Samil Tayyar, Star Gazetesi, 30.12.2009
    Kalbinizle yaptiginiz hersey size geri dönecektir - Hz. Mevlana

    http://twitter.com/Cemil_Sahinoez
    https://www.facebook.com/CemilSa
    https://www.youtube.com/user/Cemil4000
    https://www.instagram.com/cemilshnz

  13. #73
    Administrator Avatar von Webmaster
    Registriert seit
    01.11.1999
    Ort
    Meksika Siniri
    Beiträge
    21.638
    Renommee-Modifikator
    10

    Şimdi devam etmekte olan kavga bu! (Mehmet Ali Bulut, Haber 7, 02.03.2010)

    Şimdi devam etmekte olan kavga bu!

    Bugün sizinle tarafsızlık üzerine hasbıhal etmek istiyorum.

    Zira biraz yardımınıza ve nefes almaya ihtiyacım var. Çünkü maşaallah Ergenekon taraftarları müthiş çalışıyorlar. Bana kadar bile uzandılar ki “Bari sen tarafsız ol!” diye. Eski dostlarımdan ve en yakınlarımdan bile duymaya başladım bunu!

    Nasıl bir tarafsızlık istiyorsunuz bilmiyorum? Ne yaparsam tarafsız olurum onu da kestiremiyorum. Ben size düşüncemi anlatayım, sonra siz nasıl tarafsız olabileceğimi söylersiniz, olmaz mı?

    Önce bir soru:

    -Hangi gazetecinin kendine has bir dünya görüşü yoktur?

    Eğer ‘dünya görüşü olmayan gazeteci de olmaz, yazar da!’ diyorsanız o zaman ben de derim ki, ‘benim de bir dünya görüşüm var!’ Size uyar uymaz, bilmem ama ben bir Müslümanım! Bütün eylem ve düşüncelerimi o çerçevede şekillendirme gayretindeyim.

    İşte bakın gazetecilerin kimisi liberal, kimisi sosyalist, kimisi kapitalist, kimisi ateist! Beri taraftan birileri faşist, bir kısmı dinci, beriki muhafazakâr, milliyetçi! “Ben otum, hiçbir dünya görüşüm yoktur!” diyene rastladınız mı?

    Hayır!

    Mademki bir dünya görüşünüz var, öyleyse ‘taraf’sınız! Beni tarafsız olmaya çağıranlar hangi taraftalar acaba?

    Beyler, bu hayat insanı taraf olmadan rahat bırakmıyor. Ya Hakk’a tarafsınız ya Batıl’a! Bu bir Âdem ile Şeytan kavgasıdır. Bu bir İbrahim ile Nemrut kavgasıdır. Bu bir Musa ile Firavun kavgasıdır. Ben ortadayım diyen, ortada telef olmuştur. İyilikten yana değilseniz, şer sizi kuşatır! Bîtaraf olamazsınız. Hakkı alkışlamaktan vazgeçtiniz mi haksızlık sizi kendine binek yapar. Tarih bunu gösteriyor. Hangi ‘nemrut taraftarı’, ‘ibrahim’in yakılmasına hayır dedi! Hayır diyenler zaten ‘ibrahim’den yana olanlardı. Bu böyledir ve böyle devam edecektir!

    Adil olunması gereken tek yer adliyedir, adalettir, yargıdır. Onlardan adil olmaları beklenir! Yakın tarihî geçmişimizde yaşanan sayısız insani trajediler, hak ve hukuk skandalları, ‘sizi buraya tıkan irade böyle istiyor’ kanununa(!) göre hükmeden yargıç uygulamaları gösteriyor ki asıl yaramız orda! Esasında adalet dahi, her dönemde izafi olmuştur.

    Dersim topa tutulurken, Mustafa Muğlalı masumları kurşuna dizerken, Said Nursi sürüm sürüm sürünürken, Nazım zindan zindan koştururken, Atsız, düşüncelerinden dolayı hapis odalarında bir tutam tütüne muhtaç bırakılırken hangi hangi adalet vardı? Hangi ‘çağdaş’ gazeteci sistemin karşısına dikilip ’haksızlık yapıyorsun, tarafsız ol’, diyebildi? (Çoğu gazeteci duvar ustasıdır. Önüne konan planı inşa eder. O hep sahnede olmaya, nan u nime kavuşmaya bakar!)

    Bakın şu saydığım insanların dünya görüşleri farklıydı. Hatta birbirlerine hasımdılar. Hepsi de aynı dönemde zulme tanık oldular. Oysa sistem hiç birisine insaf etmedi. Hiçbiri de sistemi memnun edemedi. Çünkü müstebit cuntacıların efendisi olan saklı zındıka komitesi bu milletin işi değil. O Efendi, bu milletten de değil. Ne ise…

    (Esasında şu hal, nasıl bir frankeştayn ile karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor ama anlamayana davul zurna yetmiyor.)

    Mesela, Firavun döneminin, hangi insaflı bürokratı, teknokratı, yargıcı ve hakimi kendisini tanrı bilen Firavun’un karşısına çıkıp ‘Musa’ya yaptığın zulümdür’ diyebildi?

    Demedi, diyemezdi. Hem niye desin ki. O firavunlar, zulmü, ancak alkışlayıcıları sayesinde yaparlar. Çünkü alkışlayan, zulme taraf olandır. İşte bugün de yaşanan bu!

    Malum, insanlar önce bazı şeyleri kutsarlar. Sonra o kutsal için kurban vermeye başlarlar. Biz de bu asrın başında istiklalimizi ve devletimizi kaybetmekle yüz yüze gelince onları önceledik ve kutsallar haline getirdik. Sonra da o ikisini ayakta tutmak için zulmü dahi meşru gördük! Yoksa İstiklal Mahkemeleri’ni hangi vicdan ile izah edebilirsiniz? Bakın, bütün dosyalar açıldı da o mahkemelerin dosyaları açılamıyor. Çünkü o dosyalar açıldığında, ulusal bir devlet inşa etmek için ne büyük insafsızlıklar yapıldığı da ortaya çıkacak! (1915 - 20 arası da hala kapalı!)

    Mamafih, heterojen bir alanda, ulus devlet inşa etmeye kalkışan hiçbir milletin eli diğerinden daha temiz değildir! Çünkü insan bir şeyi kutsal saymaya görsün. Her adaletsizliği onun uğruna işler de yine de kendisini adil bilir.

    (Aslında ilahi metinlerin sürekli tekrarlanıp durması da bu, her seferinde adaletsizlik üzerinde karar kılan beşeri hukuku insaf çizgisine çekmek içindir.)

    * * *

    İşte biz dindarlar, ulus devlet ve onun dini olan laisizm adına bize yapılanlara artık tahammülümüz kalmadığını söylüyoruz ve diyoruz ki bu halin devamına hizmet eden her türlü yapılanma ve kurum artık ya değişmeli, ya ortadan kalkmalıdır!

    Kalkar mı değişir mi bilmem tabii. Ama arzumuz bu ki, adalet-i mahza hakim olsun. Devlet kendi bekasını sürdürmek için, milleti ve milletin mukaddeslerini kurban etmeye son versin!

    İşte bu Ergenekon denilen meselelere de bu gözle bakıyorum. Birileri, bunun böyle olmadığına, yaşanmakta olanların sadece bir iktidar kavgası olduğuna ikna etsin, emin olun ki ben de tarafsız olacağım.

    Çünkü biz dindarlar ve manevi değerleri konusunda muhafazakârlar diyoruz ki; bugüne kadarki siyasetlerinizden, yönetimlerinizden, keyfi muamelelerinizden çok çektik, artık yeter!

    Elbette daha önce de böyle düşünenler ve diyenler çıktı. Ama her seferinde bir saklı irade ortaya çıkıp, onları susturdu, pusturdu.

    Sonunda millet durumu fark etti, oyunu yutmuyor artık! Yine aynı şeyler olsun istemiyor. Bugüne kadar sadece icraatlarını gördüğü o saklı iradenin (yani gizli cunta komitesinin) bu kere elini iş üstünde yakaladı. Onu bir daha bırakmak istemiyor. (Haa, onun bu iktidar döneminde ortaya çıkmasında, iktidarın rolü var mı yok mu onu tarih yazacak! Şimdi bizi, o eli yakalamışken, işi sonuna kadar götürüp o eli kontrol eden gövdeyi ve başı bulmak ilgilendiriyor…)

    İşte devam etmekte olan kavga bu, bana göre! Milleti ilgilendiren de bu. Ben bu kavgada Musa’nın tarafındayım, İbrahim’in yanındayım ve Adem ile beraberim. Talut ile yürüyorum. Elbette ırmağa ulaştığında kana kana içenlerden (iktidar olunca mal toplayanlardan) de hesap sorulacaktır. Denizi geçtikten sonra buzağıya tapanlara (iktidara gelince verdiği sözü unutanlara) da hesap sorulacaktır. Ama önce Firavun ile hesabımız bitmeli. İbrahim’i Nemrut’un ateşinden kurtarmalı ve ‘beni İsrail’i (vahye muhatap olmayı kabul etmiş ‘hak üzere zahir’ topluluğu) Deniz’den geçirmeliyiz.

    Siz can havliyle firavun sultasından kurtulmaya çalışan bir adama, tarafsız ol diyorsunuz. İbrahim ateşe atılırken, heyecanını bastır diyorsunuz. Olmaz be kardeşim olmaz! Yapamam!

    Beni ikna edin ki, bu Ergenekoncu taifesi, bu her gün başka bir cunta hazırlığı ile yakalanan silahlı adamlar grubu, kanunları keyiflerine göre yorumlayan Anayasacı, Yargıtaycı, Sayıştaycı esnafı, şu ‘yiyici siyasetçiler’den daha temizdir, daha vatanperverdir, daha lazımdır! Ben de tarafsız olayım!

    Benden tarafsız olmamı istiyorsunuz. Buyurun olalım. İşte görüyorsunuz Doğan ve Karamehmetler gurubu medyası, Türkiye’de yaşananlara sanki hiç muttali değiller. Ortalıkta birtakım sanal rivayetler dolaşıyor. İnsanlar öylesine ölüyor. İktidar zorla ve belgesiz kanıtsız birilerini alıp derdest ediyor. Sonra da hapse tıkıyor. Sanki onları tutuklayanlar, bu ülkenin hakim ve savcıları değil de parti teşkilatı görevlileri....

    Siz o medya gruplarına bugüne dek kaç kere ‘tarafsız olun/adil olun’ önerisinde bulunabildiniz? Bu iktidarın hiç mi iyi yanı yok? Hiç mi güzel şeyler yapmadılar? Bu ülkede hiç mi darbe olmadı? Hiç zulüm yaşanmadı, diye sorabiliyor musunuz? Neden o basın bunlardan da bahsetmez?

    Hayır! Çünkü size beş para ehemmiyet vermezler. Milleti adam yerine koymadılar ki seni koysunlar!

    Yok, neymiş yandaşmışım! Sevsinler böyle yandaşlığı! Benim yaşantım da hayatım da ortada. Birileri bana arabamı yenileyip yenilemediğimi soruyor. Beni o kadar tanıdığını iddia ediyorsan ortalama vatandaş mütevaziliğinde geçindiğimi de bilmen gerekir!

    Yazık. Edep etmeyi bilmeyenler, zalime alkış tutanlar güya ulusalcılık ve milliyetçilik dersi vermeye kalkışıyorlar!

    O tiplere Erbakan vaktiyle şöyle derdi:

    Hadi oradan sizi gidi cuntacılar sizi!

    Mehmet Ali Bulut, Haber 7, 02.03.2010
    Kalbinizle yaptiginiz hersey size geri dönecektir - Hz. Mevlana

    http://twitter.com/Cemil_Sahinoez
    https://www.facebook.com/CemilSa
    https://www.youtube.com/user/Cemil4000
    https://www.instagram.com/cemilshnz

  14. #74
    Administrator Avatar von Webmaster
    Registriert seit
    01.11.1999
    Ort
    Meksika Siniri
    Beiträge
    21.638
    Renommee-Modifikator
    10

    Abdullah Öcalan ve Ergenekon (Rasim Ozan Kütahyali, Taraf, 30.06.2010)

    Abdullah Öcalan ve Ergenekon


    Abdullah Öcalan’a açık mektup yazınca ben de açık ya da kapalı çok sayıda mektup aldım. Özellikle Öcalan’ın Kürt muhalifleri hep aynı nokta üzerinde duruyorlar...

    Çoğu Batı Avrupa şehirlerinde yaşayan Öcalan muhalifi bu Kürt milliyetçisi aydınların hemen hepsi Öcalan’ın ilk çıkışından beri “derin devletin adamı” olduğunu sürekli tekrarlıyorlar. Son derece inandırıcı kanıtları arka arkaya sıralıyorlar ve şu anki Ergenekon-PKK ittifakının son derece doğal olduğuna sözü getiriyorlar...

    Öcalan’ın çıkışı ve yükselişi itibariyle Türk derin yapılanması tarafından desteklenmiş ve önü açılmış biri olduğuna kimse itiraz etmiyor zaten... Genelkurmay, MİT ve Emniyet yetkilileri de bunu özel konuşmalarında belirtmekten kaçınmıyorlar. Öcalan’ın palazlanmasının ardından da bu ilişkinin devam ettiğine dair net kanıtlar var. Fakat bütün bu gerçekler Kürt yurttaşlarımızın Öcalan algısı noktasındaki realiteyi değiştirmiyor. İster devlet eliyle ister kendiliğinden ama bir şekilde Ortadoğu politik arenasında bir “Öcalan fenomeni” oluştu. PKK’nın Kürt halkıyla ilişkisi bakımından 32 yıllık tarihi şu cümleyle özetlenebilir: PKK’nın ideolojisi tutmamıştır, bu pozitivist ideoloji halkın çok kısıtlı bir kesimini etkileyebilmiştir ama PKK’nın liderliği tutmuştur, Öcalan realitesi denen olgu oluşmuştur. Bu realite gözardı edilerek bu mesele tamamen çözülemez...

    Türkiye’nin sivil yönetici eliti açısından şu an kritik soru, bu fenomenin kontrolünün kimlerde olduğudur... Öcalan, İmralı’da mahpus. İmralı’nın kontrolünün kimde olduğu ise hâlâ muğlâk. Bu konuyu görüştüğüm bir AK Parti milletvekili 2005 yılına kadar İmralı’nın kontrolünün tamamen askerlerde olduğunu söylüyor. Öcalan’ın avukatlarıyla görüşmelerinde daima askerî yetkililer hazırda bulunuyor. Öcalan’ın daha evvel defalarca ifade ettiği üzere dört tane asker Öcalan’la “devlet adına” o adada görüştüler... Adanın kontrolü bir dönem, Ergenekon sanığı Orgenaral Hurşit Tolon’a bağlıydı. Yine Ergenekon sanıkları Levent Ersöz ve Hasan Atilla Uğur da İmralı’nın kontrolü noktasında görev almış diğer isimler... Öcalan bir görüşme notunda “Benimle devlet adına görüşen paşalardan biri şu an Ergenekon’dan içerde” deyince, gözler Hurşit Tolon’a çevrilmişti. Hurşit Tolon ise asla Öcalan’la görüşmediğini, tüm kayıtlara bakılabileceğini söylüyor...

    Şu anki KCK iddianamesinde ise Çevik Bir’in Öcalan’la yakalandıktan sonra İmralı’da görüştüğü, belli noktalarda anlaştığı belirtiliyor... Fehmi Koru ta 1999 yılında bu görüşmeyi yazmıştı. Koru’ya göre Çevik Bir, Öcalan’ın yakalanması öncesinde de sürekli Öcalan’la temastaydı. 25 Ocak 1999’da Suriye’de yayımlanan El-Vasat isimli dergiye Abdullah Öcalan “Son iki yıldır Türk Genelkurmayı’yla temastayız. Altı maddelik bir siyasi çözüm planı üzerinde mutabık kaldık” diyordu. O röportajda Abdullah Öcalan’ın “Sürekli temastayız” diye adını andığı isim de 28 Şubat darbesinin baş aktörü Çevik Bir’di...

    Ergenekon soruşturma sürecinde de gizli tanık “İlk Adım”, Cemil Bayık ile dönemin Jandarma İstihbarat Daire Başkanı Levent Ersöz’ün Hezil Çayı kıyısında görüşerek birbirilerine zarflar verdiğini söyledi. Yanlarında telsizle 10 dakika görüşen ikili görüşme sonrasında telsizin kablolarını söküp çaya atmış, sonra da ayrılmıştı... Bu görüşme Öcalan’ın yakalanmasının hemen sonrasında oluyordu. Bir diğer Ergenekon sanığı Hasan Atilla Uğur da 2002 yılına kadar İmralı’da sorumlu komutanlardan biriydi. H.A.U, Öcalan Şam’da ikamet ederken de askerî ateşe olarak aynı şehirde ikamet ediyordu. Öcalan’ın en yakın adamlarından biri olan Şerif Şener, dönemin askerî ataşesinin Öcalan’la Şam’da görüştüğünü yazıyor. Şamil Tayyar bu ismin H.A.Uğur olduğunu yazdı. Uğur, Tayyar’ı dava etti ama bu davayı kaybetti... H.A.U. Ergenekon duruşmaları sırasında, Öcalan’ın ilk sorgusunda olduğunu da açıkça söylüyor. Öcalan, yakalanır yakalanmaz 16-18 Şubat 1999 arası Bandırma’daki üste iki gün boyunca sadece askerî görevliler tarafından sorgulanmıştı. Bu sorguya ne savcılık ne Emniyet ne de MİT alınmıştı...


    Bir yandan “Devlet, Öcalan’la, PKK ile görüşmez, aynı masaya oturmaz” deniyor, bir yandan da Genelkurmay kanadında Öcalan’la aynı masaya oturan bir dolu adam olduğu ortaya çıkıyor. Kimi istihbarat ve güvenlik yetkililerinin Başbakan’ın emri ve kontrolü altında Öcalan’la görüşmesi, perde arkasından barışın önünü açmak için çabalaması doğrudur, özellikle istihbarat teşkilatlarının amacı budur... Fakat Başbakan’dan ve sivil hükümetten tamamen bağımsız, otoritesini nerden aldığı belli olmayan bir karanlık çetenin “barışın önünü açmak” için değil, bir kaos ve çatışma ortamının sürdürülmesi için yaptığı temaslar bu ülkeye ihanettir...

    Ağustos 2004’ten itibaren “devlet kontrolünde” Öcalan’ın alenen şiddeti tırmandırması, göz göre göre savaş emirleri vermesi, bir yandan da o dönem çok ciddi darbe planlarının yapılması ne kadar tesadüftür? 31 Mayıs 2010 kararı da aynı şekilde. Sonra bir soru daha: Niçin 2005 yılında atanan sivil gözlemciden Öcalan çok rahatsız olmuş ve bunu dillendirmiştir? Niçin, niçin?

    Rasim Ozan Kütahyali, Taraf, 30.06.2010
    Kalbinizle yaptiginiz hersey size geri dönecektir - Hz. Mevlana

    http://twitter.com/Cemil_Sahinoez
    https://www.facebook.com/CemilSa
    https://www.youtube.com/user/Cemil4000
    https://www.instagram.com/cemilshnz

  15. #75
    Administrator Avatar von Webmaster
    Registriert seit
    01.11.1999
    Ort
    Meksika Siniri
    Beiträge
    21.638
    Renommee-Modifikator
    10

    Ergenekon´da neler oluyor? (Samil Tayyar, Star, 07.03.2011)

    Ergenekon´da neler oluyor?

    Ergenekon davası 4 yaşına girdi, yazının üzerinden 2 yıl geçti. El yordamıyla rakamlara göz attığımızda şunu görüyoruz: Sanık sayısı 500’ü, iddianame sayfası 8 bini aştı, klasör sayısı 2 bine ulaştı.İtalya’daki Gladyo temizliği emsal kabul edilirse, bu rakamlar, “devede kulak” bile sayılmaz. İtalya’da 7 bini aşkın kişiyi yargı önüne çıkardılar.
    Ama izledikleri yöntem farklıydı. Hücre tipi örgütlenen gizli yapıları, hücrelere bölerek hesabını sordular. Her hücrenin “1 Numara”sını kulağından tutup deşifre ettiler, adliye koridoruna taşıdılar.
    İçlerinde cumhurbaşkanlığı veya başbakanlık yapmış çok önemli isimler vardı. Asker vardı, yargıç vardı, gazeteci vardı...
    Derin yapıların siyaseti, toplumu ve devleti biçimlendirme fonksiyonları göz önüne alındığında; nüfuz ve etkileme gücü olan her birimden yararlanmak istemesi kaçınılmaz bir gerçektir, aksi halde güç tesis edemez.
    Bizden farklı oldukları bir husus daha vardı ki, çok hayatidir. Yargı, ordu ve istihbarat birimleri dahil devlet tüm arşivini soruşturmayı yürüten savcılara açtı veya açmak zorunda kaldı. Kamuoyu sürecin arkasındaydı.
    Ya bizde?
    Devlet, tüm kapıları kapattı. Yargı ve medya, savunma hattı oluşturdu.
    Ergenekon’un üzerine gazeteciler kuşatma altına alındı; 5 bin civarında soruşturma ve dava açıldı, binlerce yıl hapis cezaları istendi, mahkumiyet kararları otomatiğe bağlandı, Ergenekon’u sulandıranlar ödüllendirildi.
    Bu gerçeklik karşısında şaşırdığımı söyleyemem. Çünkü bu cumhuriyet ve kurumları, entrikalarla biçimlenmiş Osmanlı derin devletinin ürünüdür. Darbeci iklimde yeşermiş, filizlenmiş ve dal budak sarmış bu ruhun, ordu, yargı ve medya gibi kurumları nasıl esir aldığını biliyoruz.
    27 Mayıs’ta, 12 Mart’ta, 12 Eylül’de, 28 Şubat’ta, Balyoz’da ve Sarıkız’da el ele hortladılar, kimi zaman başardılar kimi zaman hüsrana uğradılar. Silahları bazen tank, top, tüfek oldu, bazen kağıt, kalem...
    Dümene bazen silahlı kuvvetler geçti, bazen silahsız kuvvetler...
    Gazete ve televizyon gibi kitle iletişim araçları, darbe senaryolarının en önemli unsurlarıdır. Darbe ortamının hazırlanması, darbe yönetiminin pazarlanması ve darbe sonrası gelecek planlaması, medyayla yapılır.
    Bunun için silaha gerek yoktur, kimi zaman kalem, silah gibi kullanılır.
    Şükürler olsun, Türkiye’yi karanlığa mahkum eden 200 yıllık bu köhnemiş ve kokuşmuş pis gelenekler bertaraf ediliyor. Türkiye hızla değişiyor, değiştikçe dönüşüyor, demokratik ve şeffaf bir yapı inşa ediliyor.
    Elbette, bu kutsal doğum, sancılı olacaktır. Milli iradenin yetkilerini gasp edip milletin arazisine gecekondu inşa edenler, demokratik dönüşüm projesine karşı direnecektir. O nedenle, mücadelede kararlılık esastır.
    Ancak...
    Halis duygular, intikam hevesine bulaştırılmamalıdır. Oda TV platformunu hiçbir zaman gazetecilik mecrası olarak görmedim, faaliyetlerini de bu bağlamda değerlendirmedim. Ancak, bağlantılı operasyonlarda kuşkulara yol açan bazı gelişmeler var, izaha muhtaçtır.
    Nedim Şener örneğinde olduğu gibi...
    Bu konuda kamuoyu ikna edilemezse, Ergenekon’un hukuk davası olmaktan çıkarılıp intikam davasına dönüştürüldüğü algısı oluşabilir.
    Bakın, Cumhurbaşkanı Gül’ün bile kafası karışık. Milliyet’e ayrı Zaman’a ayrı konuşmuş, duyduğum kadarıyla iki konuşma arasında geçen sürede ilave bilgilere sahip oldukça kanaati değişmiş.
    Milliyet’e “kaygı duyuyorum” açıklamasını yapan cumhurbaşkanı, Zaman’a şöyle diyebiliyor: “Umarım, hiçbir gazeteci mesleğini başka bir amaç için kullanmaz.”
    Eğer bu dava, hukuk davası olmaktan çıkarılır, intikam davasına dönüştürülürse, bilinsin ki, niyet farklı olsa dahi Ergenekon’un değirmenine su taşınmış olur.
    Daha tehlikelisi, Yeni Türkiye Projesi akamete uğrayabilir, bu milletin aydınlık gelecek beklentisi yeniden karanlığa gömülebilir.
    Hiç kuşku yok, kendi iradesi dışında olsa bile siyasi faturayı da iktidar öder. Siyasi iktidara düşen temel görev, süreci yakından takip edip hukuk dışı zorlamalar varsa gereğini yapmasıdır.
    Gazeteciler ve meslek örgütleri de süreci iyi okumalıdır. Ergenekon’un üzerine giden gazetecilere “yaratık” muamelesi yapıp haklarındaki cezalar karşısında el ovuştururken, iftiracılara ödül dağıtırken, İşçi Partisi’nin forse ettiği gösterilerde ağızları bantlamanın toplumsal karşılığı olmaz.
    Onlar da Ergenekon’un dümen suyunda neden kulaç attıklarını, öyle değilse muhalefet/örgüt üyeliği arasındaki ince çizginin nerede başlayıp nerede sonlandığı konusunda kamuoyunu ikna edici argümanları ortaya koymalıdır.
    Suçlananları tenzih ederim, darbecilik, basın özgürlüğünün kapsama alanında değildir. 9 Mart cuntasının neredeyse yarısının gazeteci olduğunu, her darbede aktif rol oynadıklarını hatırlayacak olursak, sicili bozuk bu sektörün kendisini aklama zamanı geldi, geçiyor.
    Şimdi ders zamanı...


    Samil Tayyar, Star, 07.03.2011
    Kalbinizle yaptiginiz hersey size geri dönecektir - Hz. Mevlana

    http://twitter.com/Cemil_Sahinoez
    https://www.facebook.com/CemilSa
    https://www.youtube.com/user/Cemil4000
    https://www.instagram.com/cemilshnz

  16. #76
    Administrator Avatar von Webmaster
    Registriert seit
    01.11.1999
    Ort
    Meksika Siniri
    Beiträge
    21.638
    Renommee-Modifikator
    10

    Norvecli fasistin Ergenekon hakkinda yazdiklari

    manifestosunda yaziyor:

    "ERGENEKON, İslamcı hükümet AKP ile, ulusal menfaatleri savunan Kemalist ulusalcı laik elitlerin bir çekişmesidir."

    "Ergenekon örgütü başarısız oldu.
    Bu örgüt gizli faaliyetlerini sürdürebilmek için fazla büyük bir hale gelmişti ve çok açıktan hareket etmeye başlamışlardı. Ayrıca olması gereken örgüt disiplinini de kaybetmeye başlamışlardı."

    "Tayyip Erdoğan, Erbakan'ın yolunu izliyor ve Türkiye'yi giderek İslamlaştırıyor.
    Türkiye'nin AB'ye üye olması Avrupa'nın "Eurabia" olmasına ve İslamlaşmasına sebep olacak. Ergenekon bu İslamlaşmayı engellemek istedi."

    "Ordu, İslamlaşmayı engellemek için, Türkiye'nin laikleşmesi için darbeler yaptı. Bu darbeler gerekliydi.
    Son darbe girişimi de Ergenekon şebekesinin girişimiydi. Bu şebekenin başarısızlığı bir "case study" /vaka çalışması olarak incelenmeli."
    Kalbinizle yaptiginiz hersey size geri dönecektir - Hz. Mevlana

    http://twitter.com/Cemil_Sahinoez
    https://www.facebook.com/CemilSa
    https://www.youtube.com/user/Cemil4000
    https://www.instagram.com/cemilshnz

  17. #77
    Administrator Avatar von Webmaster
    Registriert seit
    01.11.1999
    Ort
    Meksika Siniri
    Beiträge
    21.638
    Renommee-Modifikator
    10

    Askerin Said Nursi sitesi 180 derece değişmiş

    Askerin Said Nursi sitesi 180 derece değişmiş

    02 Ağustos 2011 / 09:00
    Halen yayın hayatını sürdüren sitenin içeriğindeki değişim hayret ettirecek cinsten

    Yeni bir darbe davasının açılmasına sebep olan ve Genelkurmay Başkanlığı tarafından kurulan kara propaganda sitelerinin sayısının 42’den fazla olduğu ortaya çıktı.
    ‘İnternet Andıcı’ iddianamesinde yer almayan 22 sitenin daha Karargah’la bağlantılı olduğu belirlendi.
    İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilen İnternet Andıcı iddianamesinde “Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüs etmekle” suçlanan aralarında emekli Orgeneral Hasan Iğsız, Ege Ordu Komutanı Orgeneral Nusret Taşdeler, Genelkurmay Adli Müşaviri Tuğgeneral Hıfzı Çubuklu’nun da bulunduğu 22 üst subay hakkında yakalama kararı istenmesinin yankıları sürerken, Karargah ekibini zor durumda bırakacak sitelerin sayısı bilinenin aksine 42’yle sınırlı değil.
    Askerin AK Parti’yi yıpratmak ve irtica söylemi üzerinden psikolojik harekat yürütmek için kurduğu ‘irtica.org’ ve ‘irtica.net’ sitelerinde, ‘Faydalı Linkler’ başlığı altında şu sitelerin adları yer alıyordu: “terorveguvenlik.net, www.gurbetciler.info, www.ozgurlukbenimkarakterimdir.org, istiklalitamturkiye.blogcu.com, www.istiklalmahkemesi.com, www.hakimiyetimilliye.org, www.hablemitoglu2002.cjb.net, www.turkatak.gen.tr, kemalistpolitika. com, www.genckemalist.com, www.geocities.com/fethullahgercegi, nurcularkimdir.blogcu.com, www.fethullah.has.it, fetullahcilar.atspace.com, diyalogmasali.atspace.com, www.nurettinveren.net, www.tepkimiz.net, www.greekmurderers.net, asahaber.net, www.turkgunesi.com, fetos.wordpress com, www.fettosh.blogspot.com, www.ciafgulen.blogspot.com, www.demokrasivakfi.org.tr, www.egemenlikulusundur.net, www.armenianreality.com, www.azerigenocide.org, www.yenicag.az”
    6 SİTE 42’LER LİSTESİNDE
    irtica.org ve irtica.net’te referans gösterilen 6 sitenin (terorveguvenlik.net, www.gurbetciler.info, www.turkatak.gen.tr, www.geocities.com/fethullahgercegi, www.greekmurderers.net, www.armenianreality.com) ismi, ‘AK Parti ve Gülen’i Bitirme Planı’nın perde arkasını deşifre eden meçhul subayın gönderdiği ve iddianameye giren 42 site arasında bulunuyor.
    İRTİCA.ORG. GİBİ İÇERİĞİNİ TERSİ YÖNDE DEĞİŞTİRMİŞLER!
    Yargılanmayı bekleyen 22 subayın başını ağrıtacak ve Genelkurmay bünyesinde kara propaganda amacıyla kurulan sitelerle ilişkili olduğu gözlenen yeni 22 siteyle ilgili ilginç ayrıntılara ulaşıldı. Bu 22 siteden bazılarının deşifre olan 42 site gibi kapatıldığı gözlenirken, bazılarının hâlâ faaliyette olduğu görülüyor. En ilginci ise bazı sitelerin içeriği irtica.org’da olduğu gibi tersi yönde değiştirilmiş.
    Halen faaliyetlerine devam eden ‘irtica.org’ adlı sitenin içeriğinin kamuoyunu ve yargıyı yanıltmak amacıyla baştan aşağı değiştirildiği ortaya çıkmıştı. İki yıl önce, Türkiye’de irtica tehditi olduğu ve irticai faaliyetlerin AK Parti eliyle yürütüldüğüne ilişkin pek çok asparagas haberlerin yer aldığı sitede, bugün Atatürk resmi altında ‘Türkiye’de günümüz koşullarında irtica tehditi yoktur’ yazıyor. İki yıl önce, Genelkurmay’ın referans gösterdiği ve yönlendirme yaptığı ‘nurcularkimdir’ adlı sitede de, en büyük İslam alimlerinden biri olan Bedizzaman Said Nursi yerden yere vurularak, hakkında üretilen iftiralara yer verilmişti.
    Ancak halen yayın hayatını sürdüren sitenin içeriğindeki değişim hayret ettirecek cinsten. Bugün ‘Nurcular Kimdir’, ‘Bediüzzaman Said Nursi Hz.’lerinin Tarihçe-i Hayatının Bir Hülasası’ başlıklarıyla Said Nursi’ye övgüler diziliyor. Sitede Said Nursi’nin İslam alemine hizmet için birçok sıkıntıya, dayanılmayacak derecedeki baskılara göğüs gerdiği vurgulanıyor. Sitede hayatı anlatılan Bediüzzaman’ın, “Risale-i Nur, bu asrı ve gelecek asırları nurlandırabilir bir Kur’âniyedir” sözlerine yer veriliyor.
    KARA PROPAGANDA TÜM HIZIYLA SÜRÜYOR
    Kapatılmayan ‘fetullahcilar.atspace.com’ adlı sitede ise karalama kampanyası tüm hızıyla sürüyor. Fotoğrafına yer verilen Gülen Cemaati lideri Fethullah Gülen’in üzerinin çizildiği görülen sitede, düzmece yayınlarla iftira kampanyasının devam ettirilmesi, cuntanın kolay kolay pes etmeyeceğinin kanıtı gibi. Sitedeki “Ey Türk genci! Görevin; internette ilk kez yayınlanan ve deşifre edilen görüntülerin olduğu bu siteyi herkese duyurmaktır” cümlesi dikkat çekiyor. Sitede ilk kez yayınlanıyor gibi sunulan görüntülerde ise, kamuoyunca bilinen açıklama ve görüşler bulunuyor. Merhum Necmettin Erbakan’a atfedilen “Geçiş kanlı mı olacak, kansız mı olacak’ sözü ile Fethullah Gülen’in bazı açıklamaları çarpıtılarak sunulmuş.
    ERGENEKON’UN AZERİ AYAĞIYLA TEMAS
    AK Parti hükümetini devirmek ve Türkiye’deki cemaat liderlerini karalamak için var gücüyle çalışan Karargah cuntasının, Ergenekon’un Azerbaycan ayağıyla da temasa geçtiği tespit edildi. İrtica.org.’da, ‘Faydalı Linkler’ bölümünde en üstte yer alan www.yenicag.az, Azerbaycan’da günlük yayınlanan Yeniçağ gazetesinin internet sitesi. Azeri Yeniçağ’daki Ergenekon soruşturması karşıtı yayınlar ve değerlendirmeler dikkat çekiyor.
    Veli Küçük, Kemal Kerinçsiz ve Sevgi Erenerol’un da aralarında bulunduğu kişilerin Ergenekon soruşturması kapsamında gözaltına alınması üzerine, Ergenekon iddianamesinde adı geçen Azeri-Türk Kadınlar Birliği Başkanı Tenzile Rüstemhanlı’yla birlikte basın toplantısı düzenleyerek Ergenekonculara destek verenler arasında, Yeniçağ Gazetesi Kurucusu ve Yayın Yönetmeni Akil Askerov da bulunuyordu. Darbeci subayların desteklediği Azeri Yeniçağ gazetesinin, yayınlarında Perinçek’in Aydınlık’ı gibi Ergenekon’un düzmece olduğunu savunması dikkat çekiyor.


    İhlas SonDakika
    Kalbinizle yaptiginiz hersey size geri dönecektir - Hz. Mevlana

    http://twitter.com/Cemil_Sahinoez
    https://www.facebook.com/CemilSa
    https://www.youtube.com/user/Cemil4000
    https://www.instagram.com/cemilshnz

  18. #78
    Unantastbar
    Registriert seit
    12.09.2005
    Ort
    Österreich
    Alter
    28
    Beiträge
    3.199
    Renommee-Modifikator
    18

    İşte Balyoz inseydi başımıza gelecekler

    [Timeturk]
    Balyoz Planı’nın ‘elde olmayan nedenlerle’ teşebbüs aşamasında kalmasa olabilecekleri anlattılar.

    İSTANBUL 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nin Balyoz Darbe Planı davası ile kararının yankıları sürerken çokça tartışılan ‘ceza süreleri’ akıllara ‘Ya darbe olsaydı’ sorusunu getirdi.

    Dönemin 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Çetin Doğan’ın 1 numaralı sanık olarak planlayıcısı olduğu Balyoz Darbe Planı, 12 Eylül ’de uygulanan ‘Bayrak Harekat Planı’nın kopyası olarak gösterilmişti.

    Kopya Darbe Planı olan Balyoz Darbe Planı davasında, darbe girişimi ile suçlanan emekli ve muvazzaf generaller ile subayların çeşitli cezalara çarptırılmaları, darbe dönemlerinde işkencelerden geçirilmiş isimler tarafından olumlu karşılandı. Cezaların ‘caydırıcı’ yönüne dikkat çeken mağdurlar, ‘Türkiye’de bir daha bizim yaşadıklarımız yaşanmasın diye, bu cezalar önemli’ mesajı verdi.

    Darbe dönemlerinin mağdurlarının Balyoz yorumları şöyle;

    12 Eylül’den daha ürpertici olacaktı

    SUAT BAYSAL (Dev-Yol Davası sanığı - 12 Eylül’de uzun süre işkence gören isimlerden): Balyoz’a cezaları normal karşılıyorum. Yargılanan insanların mahkeme süreçlerinde cezaya çarptırılmaları hukuki bir durumdur. Darbeye teşebbüs edenlerin cezalandırılması önemlidir. Balyoz darbesi ortaya konulsaydı 12 Eylül’den daha ürpertici bir sonucu olurdu, onu aratırdı.

    CELALETTİN CAN (78’liler Vakfı Başkanı): Türkiye’de darbe hegemonyası kuranların ceza alması, girişimin de cezalandırılması çok olumludur. Bugün sadece 2 generalinin yargılandığı 12 Eylül darbesi var. O darbenin hazırlanma süreci var. Mamak var, Metris var, Diyarbakır var, Balyoz da bunun uzantısıdır. Seçimle gelmiş hükümete darbe planlamak kabul edilecek bir şey yok. Darbe girişiminde bulunursan aldığın ceza normaldir.

    Yapılsaydı karanlık günler geri gelirdi

    YILMAZ ODABAŞI (Şair - Yazar): Ben Diyarbakır Askeri Cezaevi’nde 12 Eylül döneminde Filistin askısından geçtim, falakaya yatırıldım, elektrik yedim, dayak deyim. Yapmadıkları işkence, etmedikleri zulum kalmadı. Şu anda Balyoz ve Ergenekon gibi davaları düşünüyorum da bunlar amaca ulaşsa idi, Türkiye karanlık günlere tekrar geri dönerdi.

    YILMA DURAK (Mamak’ta işkence gördü): MHP davasından tutuklu bulunduğum Mamak Askeri Cezaevi’nde gördüğüm işkencelerden ötürü çenem kırıldı, kalıcı fiziki izler kaldı, işkence sırasında ve sonrasında halüsinasyonlar gördüm. Darbe girişimlerinin ceza alması, Türkiye demokrasisi için çok önemlidir. Türkiye demokratik bir ülke olsun isteriz.

    Hayata geçse büyük kıyım yaşanacaktı

    ADNAN TANRIVERDİ (Emekli Tuğgeneral): Bu darbe gerçekleşse idi hangi planların uygulanacağı da gündeme gelmişti. Toplumun bir kısmı görevlerinden tecrit edilerek ne muameleler yapılacağı belliydi. Kararı değerlendirirken planları da göz önünde tutmak lazım. Planlar hayata geçse idi çok büyük yıkımlar yaşanabilirdi.

    MUSTAFA HACIMUSTAFAOĞLU (ASDER Genel Başkan Yardımcısı): 28 Şubat döneminde Ankara Etimesgut’taki kışlada işkence gördüm. 12 Eylül ve 28 Şubat’ı yapanların yaptıkları yanlarına kaldı. Bana göre Balyoz davasında yargılananların aldıkları cezalar fazla değil az. İşledikleri suç çok büyüktür. Birçok insan timsah gözyaşları döküyor, acaba yeniden darbe olur diye mi korkuyorlar? Balyoz kararına ben çok sevindim. İçimdeki intikam duygusundan değil Türkiye adına çok sevindim. 1997’de irticai faaliyette bulunduğum gerekçesiyle Balyoz’u organize eden şebeke tarafından ordudan atıldım. Maddi ve manevi olarak büyük acılar çektim. Etimesgut’taki işkence merkezinde işkence gördüm.”

    Gözü dönmüşlerden herşey beklenirdi

    HASAN CELAL GÜZEL (Eski Bakan): Türkiye gerçekten ciddi bir tehlikenin eşiğinden döndü. Çetin Doğan ve bir takım generellar irtacının kökünden sarsılması için bir sıcak darbe planladılar. Bir taraftan 28 Şubat darbesini darbe için yapılan her şeyi vurgularken bir taraftan da böyle kanlı bir sıcak darbe planlıyorlardı. AK Parti iktidara gelir gelmez 28 Şubatçılar bir araya geldiler. Balyoz’u planladılar. Fatih Camii gibi binlerce kişinin ibadetini yaptığı yerde bomba patlatmayı düşünecek kadar gözünü kan bürümüş ise, kendi uçağını düşürecek şeyleri yapıyorsa bu kişilerden her şey beklenir.

    FAİK TARIMCIOĞLU (Emekli Askeri Hakim): 12 Eylül’de komünizm vardı. Komünizm öyle bir öcü olarak gösterildi ki, Nazım’ın şiirlerini okuyanlar bile komünist olarak görüldü. Türkiye Balyoz darbesini görse idi, bu kez öcü olarak görünen dindarlar irtica paranoyası içinde büyük sıkıntılar geçirirdi. İslam karşıtı bir kavga çıkardı. Balyoz başarılı olsa idi işkence haneler kurulabilirdi.

    Tümgeneral Özler ile birlikte 11 sanık teslim oldu

    BALYOZ davasında hakkında yakalama kararı verilen 69 sanıktan aralarında Tümgeneral Atilla Özler’in bulunduğu 11 sanık teslim oldu ve tutuklanarak cezaevine gönderildi. Teslim olanlar arasında karar duruşmasına verilen arada firar eden emekli Albay Berna Dönmez de yer aldı. Dönmez, “Ben o gün salondan kaçmadım. Karar açıklandığı sırada salonun hatta cezaevinin dışındaydım. Eşim bana gelip ceza aldığımı söyleyince fenalaştım. Eşim beni alarak eve götürdü” dedi. Öte yandan 20’den fazla sanığın avukatı mahkemeye kararı temyiz edeceklerini belirterek ‘süre tutum’ dilekçesi verdi.

    BALYOZ GERÇEKLEŞŞE NE OLACAKTI?

    -BALYOZ Planı’nın ‘Vazife’ bölümünden: “Ulu Önder Atatürk’ün ‘Söz konusu olan vatansa gerisi teferruattır’ veciz sözü ile emrettiği üzere; demokrasinin tamamı ile askıya alınması da dahil olmak üzere nihai amaç olan irticai yapılanmanın tek bir ferdi dahi kalmayacak ve bir daha hortlamayacak şekilde ortadan kaldırılıncaya kadar gerekli her türlü tedbir alınacak.”

    Sakal, Çarşaf, Oraj ve Suga ile cuma namazı sırasında camiler bombalanıp, kendi savaş uçağımız düşürülüp kaos yaratılıp darbe yapılacak. Darbenin ardından ise:

    -Gözaltı sayısı yüzbinlere ulaşacağı için Burhan Felek Spor Salonu, Fenerbahçe stadyumu, Ümraniye NETAŞ Misafirhanesi gibi büyük yapılar nezarethane olacak.

    -Halkı rejime karşı kışkırttığı değerlendirilen tüm dernek, vakıf ve kuruluşlar kapatılarak yönetici kadroları tutuklanacak.

    -Ülke dışına para çıkışı engellenecek ve bankacılık işlemleri durdurulacak.

    -İrticai, bölücü ve yıkıcı terör örgütlerine mensup kişi, kurum ve kuruluşların menkul, gayrimenkul, ayni ve nakdi malvarlıklarına el konulacak.

    -Yabancı uyruklu şahıs ve şirketlerin bankalardaki paralarına el konulacak.

    -TSK kategorilendirilmiş personelden tamamen arındırılarak, boşalacak kritik kadrolara arkadaşlarımız atanacak.

    -İrticai, yıkıcı ve bölücü faaliyetleri desteklediği bilinen bütün kamu personeli, hiçbir istisnaya tabi tutulmadan atılacak.

    -Polis, jandarmaya bağlanacak, MİT’te temizlik yapılıp başına general atanacak.

    -Türkçe ezan dâhil tüm ulusal değerler hayata geçirilerek Arap ve Kürt unsurların Türk kültürüne verdikleri zararlar telafi edilecekti.

    1980 DARBESİNİN ACI BİLANÇOSU

    -TBMM kapatıldı, anayasa ortadan kaldırıldı, siyasi partilerin kapısına kilit vuruldu ve mallarına el konuldu.

    -650 bin kişi gözaltına alındı.

    -1 milyon 683 bin kişi fişlendi.

    -Darbenin ardından açılan 210 bin davada 230 bin kişi yargılandı.

    - 7 bin kişi için idam cezası istendi.

    - 517 kişiye idam cezası verildi.

    - Haklarında idam cezası verilenlerden 18’i sol görüşlü, 8’i sağ görüşlü, 23’ü adli suçlu, 1’i de Asala militanı olmak üzere toplam 50 kişi asıldı. İdamları istenen 259 kişinin dosyası Meclis’e gönderildi.

    • Mahkemelerde 98 bin 404 kişi “örgüt üyesi olmak” suçundan yargılandı.
    • 388 bin kişiye pasaport verilmedi.
    • Fişlenen 30 bin kişi “sakıncalı” olduğu için kamudaki işlerinden atıldı.
    • 14 bin kişi yurttaşlıktan çıkarıldı.
    • 300 kişi kuşkulu bir şekilde öldü.
    • 171 kişinin sorgu sırasında ya da cezaevlerinde “işkenceden öldüğü” belgelendi.
    • Yerli ve yabancı toplam 937 film “sakıncalı” bulunduğu için yasaklandı.
    • 23 bin 677 derneğin faaliyeti durduruldu.
    • Darbenin ardından 3 bin 854 öğretmen, üniversitede görevli 120 öğretim üyesi ve 47 hâkimin işine son verildi.
    • Farklı görüşlerden 400 gazeteci için toplam 4 bin yıl hapis cezası istendi.
    • 31 gazeteci cezaevine girdi.
    • 300 gazeteci saldırıya uğradı.
    • 3 gazeteci silahla öldürüldü.
    Cezaevlerinde toplam 299 kişi yaşamını yitirdi. 144’ü kuşkulu bir şekilde öldü, 14’ü açlık grevinde öldü, 16 kişi ‘kaçarken’ vuruldu, 95 kişi ‘çatışmada’ öldü, 73 kişiye ‘doğal ölüm raporu’ verildi, 43 kişinin ‘intihar ettiği’ bildirildi.

  19. #79
    Administrator Avatar von Webmaster
    Registriert seit
    01.11.1999
    Ort
    Meksika Siniri
    Beiträge
    21.638
    Renommee-Modifikator
    10
    Ergenekon davasında karar

    İşte ceza alanlar:
    -Eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ'a müebbet hapis cezası verildi.
    -Gazeteci Tuncay Özkan'a ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının yanında başka suçlardan dolayı da 15 yıl hapis cezası verildi.
    -CHP Milletvekili Mehmet Haberal 12 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldı.
    -CHP Milletvekili Mustafa Balbay 34 yıl 8 ay hapis cezası aldı.
    -Emekli Albay Dursun Çiçek ağırlaştırılmış müebbet hapis cazası aldı
    -Dursun Ali Özoğlu ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası aldı.
    -Emekli Orgeneral Nusret Taşdeler müebbet hapis cezası aldı.
    -Hasan Ataman Yıldırım ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası aldı.
    -Emekli Orgeneral Hasan Iğsız müebbet hapis cezası aldı.
    -CHP Milletvekili Sinan Aygün 13 yıl hapis cezasına çarptırıldı.

    -Emekli Orgeneral Huşit Tolon müebbet hapis cezası aldı.
    -Emekli Albay Fikri Karadağ ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası aldı.
    -Avukat Kemal Kerinçsiz ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı.
    -Levent Ersöz 22 yıl hapis cezası aldı.
    -İsmail Hakkı Pekin 7.5 yıl hapis cezasına çarptırıldı.

    -Emekli Koramiral Mehmet Otuzbiroğlu 20 yıl 6 ay hapis cezası aldı.

    -Doç. Ümit Sayın 4 yıl hapis cezası aldı.
    -Mehmet Perinçek 6 yıl hapis cezası aldı.
    -Eski YÖK Başkanı Kemal Gürüz hakkında 12 yıl 11 ay hapis cezası verildi.
    -Fatma Cengiz'e 11 yıl hapis cezası verildi.
    -Emekli Albay İlyas Çınar'a 12 yıl 2 ay hapis cezası verildi.
    -Erkut Ersoy'u 11 yıl yıl hapis cezası aldı.
    -Emekli Orgeneral Kemal Yavuz 7 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldı.
    -Emekli Yarbay Mustafa Dönmez'e 49 yıl 2 ay hapis cezası verildi.
    -Bedrettin Dalan ve Turhan Çömez'in de aralarında bulunduğu firari sanıkların dosyası ayrıldı.
    -Eski rektörler, Ferit Bernay, Mustafa Yurtkuran 10'ar yıl hapis cezasına çarptırıldı.
    -Emekli Tuğgeneral Veli Küçük ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası aldı. (Henüz doğrulanmadı)
    -Ali Yasak 6 yıl 3 ay hapis cezası aldı.
    -Eski Emniyet Müdürü Adil Serdar Saçan'a 14 yıl hapis cezası verildi.
    -Emekli Tuğamiral Alaattin Sevim'e 10 yıl hapis cezası verildi.
    -İşçi Partili Hikmet Çiçek 31 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırıldı.
    -Eski Genelkurmay Adli Müşaviri Erdal Şenel 7.5 yıl hapis cezası aldı.
    -Osman Yıldırım 8 yıl 9 ay hapis cezası aldı.
    -Ümraniye'de 27 el bombasının ele geçirildiği gecekondunun sahibi Mehmet Demirtaş 22 yıl hapis cezasına çarptırıldı.
    -İşçi Partisi Genel Başkan Yardımcısı Ferit İlsever 15 yıl hapis cezasına çarptırıldı.
    -Sedat Peker 10 yıl hapis cezası aldı.
    -Tufan Özlü 9 yıl hapis cezası aldı.
    -Akın Birdal suikastinin azmettiricisi Semih Tufan Gülaltay'a 12 yıl hapis cezası verildi.
    -Tutuksuz sanık Eski Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Osman Paksüt’ün eşi
    Ferda Paksüt'e 2 yıl 6 ay hapis cezası aldı.

    -Danıştay saldırısında adı geçen Osman Yıldırım'a 8 yıl 9 ay hapis cezası verildi.
    -Cumhuriyet Gazetesi'ne molotoflu saldırıda adı geçen Bedir Şinal'a 18 yıl 8 ay, Adnan Bulut'a 6 yıl 3 ay ve Turan Özlü'ye 9 yıl hapis cezası verildi.
    -Yazar Ergün Poyraz 29 yıl 4 ay hapis cezasına çarptırıldı.
    -Eski Esenyurt Belediye Başkanı Gürbüz Çapan'a 1 yıl 3 ay hapis cezası verildi.
    -Tutuksuz sanık Ferda Paksüt 2 yıl 6 ay hapis cezası aldı.

    -Emre Olcayto 13 yıl 2 ay hapis cezası aldı.

    -Emekli Albay Arif Doğan 25 yıl hapis (Toplamda 47 yıl 2 ay) hapis cezası aldı.

    -Prof. Erol Manisalı 9 yıl hapis cezası aldı.
    - İbrahim Özcan'a 14 yıl 8 ay hapis cezası verildi.
    - Tutuksuz sanık gazeteci Güler Kömürcü, 'terör örgütü üyeliği' suçundan 7 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldı.
    -Özlem Usta 6 yıl 3 ay hapis cezası aldı.
    -Bekir Öztürk 12 yıl hapis cezası aldı.
    -Emekli Binbaşı Fikret Emek 41 yıl 4 ay hapis cezası aldı.
    -Eski Genelkurmay Adli Müşaviri Erdal Şenel 7.5 yıl hapis cezası aldı.
    -Boğaç Kaan Murathan'a 17 yıl hapis cezası verildi.
    -Eski Ülkü Ocakları Başkanı Levent Temiz 10 yıl hapis cezası aldı.
    -Ümraniye'de evinde el bombası bulunan Oktay Yıldırım 33 yıl 10 ay hapis cezasına çarptırıldı.
    -Sami Hoştan 10 yıl hapis cazası aldı.
    -Avukat Nusret Senem'e 20 yıl 3 ay hapis cezası aldı.
    -Emekli asker ve astsubay Serdar Öztürk 25 yıl 6 ay hapis cezası aldı.
    -Serhan Bolluk 7 yıl 6 ay hapis cezası aldı.
    -Eski MGK Genel Sekreteri Emekli Orgeneral Tuncer Kılınç 13 yıl 2 ay hapis cezası aldı.
    -Gazeteci Ünal İnanç 19 yıl 1 ay hapis cezasına çarptırıldı.
    -Gazeteci Vedat Yenerer 7 yıl 6 ay hapis cezası aldı.
    -Mustafa Levent Göktaş 23 yıl 9 ay hapis cezası aldı

    -Yazar Yalçın Küçük'e 22 yıl 6 ay hapis cezası verildi.

    -Eski İnönü Üniversitesi Rektörü Fatih Hilmioğlu 23 yıl hapis cezası aldı.

    -Emekli Albay H.Atilla Uğur 29 yıl 3 ay hapis cezası aldı

    -Eski İstanbul üniversitesi Rektörü Kemal Alemdaroğlu 15 yıl 8 ay hapis cazasına çarptırıldı.

    Ergenekon davasında karar açıklanırken, aralarında Doğu Perinçek'in de bulunduğu bazı tutuklu sanıklar salonu terk etmek istedi. Jandarma, sanıklara müdahale edince arbede yaşandı.



    HaberTürk, 05.08.2013
    Kalbinizle yaptiginiz hersey size geri dönecektir - Hz. Mevlana

    http://twitter.com/Cemil_Sahinoez
    https://www.facebook.com/CemilSa
    https://www.youtube.com/user/Cemil4000
    https://www.instagram.com/cemilshnz

  20. #80
    Administrator Avatar von Webmaster
    Registriert seit
    01.11.1999
    Ort
    Meksika Siniri
    Beiträge
    21.638
    Renommee-Modifikator
    10
    Ergenekon'da müebbet cezaları

    Ergenekon davasında kararlar açıklanıyor

    Ergenekon davasında kararlar açıklanıyor. İşte Müebbet hapis cezasına çarptırılan isimler:

    -Eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ'a müebbet hapis cezası verildi.

    -Gazeteci Tuncay Özkan'a ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının yanında başka suçlardan dolayı da 15 yıl hapis cezası verildi.

    -Emekli Albay Dursun Çiçek ağırlaştırılmış müebbet hapis cazası aldı

    -Dursun Ali Özoğlu ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası aldı.

    -Emekli Orgeneral Nusret Taşdeler müebbet hapis cezası aldı.

    -Hasan Ataman Yıldırım ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası aldı.

    -Emekli Orgeneral Hasan Iğsız müebbet hapis cezası aldı.

    -Emekli Orgeneral Huşit Tolon müebbet hapis cezası aldı.

    -Emekli Albay Fikri Karadağ ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası aldı.

    -Avukat Kemal Kerinçsiz ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı.

    -Alparslan Arslan'a 2 kez müebbet ve 20 yıl hapis cezası verildi.

    -Eski Jandarma Genel Komutanı Şener Eruygur, müebbet hapis cezasına çarptırıldı.

    -Türk Ortodoks Patrikhanesi Sözcüsü Sevgi Ereneroğlu müebbet hapis cezası aldı.

    -İşçi Partisi Lideri Doğu Perinçek'e ağırlaştırılmış müebbet cezası verildi.
    -Mustafa Özbek müebbet hapis cazası aldı.
    -Muzaffer Tekin'e 2 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verildi.


    HaberTürk, 05.08.2013
    Kalbinizle yaptiginiz hersey size geri dönecektir - Hz. Mevlana

    http://twitter.com/Cemil_Sahinoez
    https://www.facebook.com/CemilSa
    https://www.youtube.com/user/Cemil4000
    https://www.instagram.com/cemilshnz

  21. #81
    Administrator Avatar von Webmaster
    Registriert seit
    01.11.1999
    Ort
    Meksika Siniri
    Beiträge
    21.638
    Renommee-Modifikator
    10


    Türk Gladyosu’nun tam kadrosunda kimler var?


    İyi hatırlıyorum. 30 Nisan 2001 günüydü…

    İstanbul’daydım. O gün İçişleri Bakanı Sadettin Tantan aradı. Tantan’ın telefondaki sesi iyi değildi. Çok kızgındı. Doğrudan konuya girdi:
    “Fehmi Koru, bu yazıyı neden yazdı? Çok gizli bir operasyonumuzu deşifre etti.”
    Fehmi Koru o gün, Yeni Şafak gazetesinde, “Taha Kıvanç” ismiyle yazdığı köşesinde bir belgeden alıntılar yapmıştı. Belgenin ismi şöyleydi:
    “Ergenekon: Analiz, Yeniden Yapılanma, Yönetim ve Geliştirme Projesi, İstanbul, 29 Ekim 1999.”
    Koru, köşesinde bu belgeyi yorumlarken, benim eski bir yazıma da atıf yapmıştı. Sadettin Tantan, o dönemde Fehmi Koru ile yakınlığımı biliyordu. O kızgınlıkla, “Fehmi Koru’yu kim kullanıyor?” gibi bir cümle kullandı.
    Tantan’a, Fehmi Koru’nun kendisini kullandırmayacak kadar tecrübeli bir gazeteci olduğunu ifade edip şöyle dedim:
    “Kendisine gelen bir belgeyi incelemiş ve yayınlamaya değer bulmuştur.”
    Fehmi Koru, ertesi gün, yani 1 Mayıs 2001 günü, bu Ergenekon belgesine dair bir yazı daha yazdı.
    Sadettin Tantan’la bu konuşmamızdan sonra, ben de Ergenekon belgesinin peşine düştüm. Elime ilk önce “Lobi, Aralık 1999” belgesi geçti. 25 sayfalık bu dökümanda Ergenekon’un, “Kemalist bir sivil lobi” teşkilatı kurup sivil hayatı ve ekonomiyi nasıl kotrol edeceği anlatılıyordu. Bir süre sonra, Fehmi Koru’nun yayınladığı “Ergenekon’un yeniden yapılanması” belgesine de ulaştım. O belge de 25 sayfaydı ve girişinde şöyle deniliyordu:
    “Bu çalışmanın amacı, Atatürk ilkeleri doğrultusunda biçimlendirilmiş, Kemalizm’in tek, gerçek ve içtenlikli koruyucusu Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde faaliyet gösteren Ergenekon’un reorganizasyonuna katkıda bulunabilmektir.”
    Belgeye göre, TSK bünyesinde faaliyet gösteren Ergenekon, her zamankinden çok daha fazla Türkiye Cumhuriyeti için “hayati bir önem” ifade etmekteydi.
    Her iki belgenin de kapak sayfasında birer “Atatürk” resmi vardı.
    Peki, İçişleri Bakanı Sadettin Tantan’ın “deşifre oldu” dediği çok gizli operasyon kimlere yönelikti? Tantan, ısrarlı sorularıma net cevaplar vermiyordu. Meselenin özü bir süre sonra anlaşıldı.
    Kısaca özetleyeyim:
    İstanbul Emniyeti; Fehmi Koru’nun Ergenekon belgesini yayınlamasından iki ay önce, 2 Mart 2001 günü, “otomobil kaçakçılığı” ile ilgili bir operasyon yapıyor. Gözaltına alınan kişilerden biri, o güne kadar henüz Türkiye’de kimsenin tanımadığı, 29 yaşındaki Tuncay Güney.
    Tuncay Güney’in evinde, hem bu Ergenekon belgelerinin fotokopileri; hem de O'nun Veli Küçük ile irtibatlı olduğunu gösteren birçok doküman ve materyal bulunuyor. Böylece “Asayiş” polisi, Tuncay Güney’i “Organize Suçlar” polisine devrediyor ve Güney günlerce sorgulanıyor.
    Sorgudan sonra İstanbul Emniyeti, 15 Mart 2001 günü, “Veli Küçük liderliğindeki yapılanmaya” operasyon hazırlığı için, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Başsavcısı Aykut Cengiz Engin’den izin istiyor. Başsavcı, bu izni ertesi gün veriyor ve dosya için bir savcı görevlendiriyor.
    Sadettin Tantan’ın deşifre oldu dediği operasyon işte buydu…
    O günlerde bu operasyonun sonucunu merakla beklemeye başladık. Ama hiçbir gelişme olmuyordu. Sonradan anlaşıldı ki, İstanbul Emniyeti, “yeterli delil” olmadığı gerekçesiyle Veli Küçük’e operasyon yapılamayacağını DGM savcısına bildiriyor ve DGM savcısının kararıyla 14 Kasım 2001 günü soruşturmaya son veriliyor.
    Emniyet tarihinde, 8 ay sürdüktan sonra yarım bırakılarak kapatılmış ikinci bir soruşturma var mıdır? Ben bilmiyorum.
    Böylece, Türk Siyaset tarihinde, Türk Gladyosu’na yönelik ilk savcılık soruşturması, sadece 8 ay sürdü ve “delil yok” denilerek kapatıldı.
    2001 yılında bu Ergenekon operasyonu neden yapılamadı?
    Herhalde bunun sebebi, Fehmi Koru’nun bir belge yayınlamış olması değildi…
    O halde ne oldu?.. Ne olduğunu, tam 6 yıl sonra, İstanbul Özel Yetkili cumhuriyet Savcısı Zekeriya Öz Ergenekon soruşturmasını başlatınca öğrendik.
    Zekeriya Öz; Ergenekon soruşturmasının daha başlarında Genelkurmay’a, Milli İstihbarat Teşkilatı’na (MİT) ve Emniyet’e birer yazı yazarak, ellerinde mevcut olan Ergenekon ile ilgili bilgileri göndermelerini ister.
    Genelkurmay, 24 Eylül 2007 günü Savcı Öz’e gönderdiği yazıda, “Genelkurmay’da ve TSK bünyesinde Ergenekon diye bir oluşum yoktur.” cevabını verir. Savcı bir başka yazıyla, tutuklanan şahıslarda bulunmuş bazı Ergenekon belgelerini Genelkurmay’a sorar. Genelkurmay, “Belgeler TSK’ya ait değildir.” cevabını verir. Dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt’tır.
    Gelelim MİT’in cevabına… Tıpkı Genelkurmay gibi, MİT’in de Savcı Öz ile işbirliği yapmaya niyeti yoktur. Oysa, Savcı Zekeriya Öz’ün eriştiği bilgilere göre; Tuncay Güney’i Veli Küçük gurubuna sokan Milli İstihbarat Teşkilatı’dır ve Güney, MİT adına bu bilgi ve belgeleri toplamıştır.
    MİT, 31 Ekim 2007 günü Savcı Zekeriya Öz’e gönderdiği cevapta, “Ortaya çıkan örgütsel dökümanların MİT’le bir ilgisi yoktur.” cevabını verir. Halbuki Savcı, Ergenekon dökümanlarının MİT’le ilişkisini değil, MİT’in elindeki Ergenekon bilgilerini sormaktadır. Dönemin MİT Müsteşarı Emre Taner’dir.
    Emniyet, 23 Temmuz 2007 günü Savcı Öz’e cevap verir. Emniyet’te Ergenekon’la ilgili tek bilgi, 2001 yılında kapatılmış olan dosyadır.
    Fakat, Tuncay Güney’in Emniyet’te verdiği ifadeler, ifade kasetleri ve evinde bulunan belgeler kayıptır.
    Devletin güvenliğinden sorumlu üç tepe kurumdan, yani Genelkurmay, MİT ve Emniyet’ten istediği bilgileri alamayan Savcı Zekeriya Öz, Tuncay Güney’in kayıp ifadeleri ve kayıp belgelerin peşine düşer.
    Belgelerin bir kısmı, Tuncay Güney’in yargılandığı “otomobil kaçakçılığı” davasının dosyasında bulunur. Bir kısmı, dönemin Organize Suçlar Şubesi Müdürü Adil Serdar Saçan’ın arşivini sakladığı bir depoya yapılan baskında bulunur. Depoda, Tuncay Güney’in ifade kasetlerinin asılları ortaya çıkar.
    Savcı Öz, bu kasetleri Emniyet’e deşifre ettirir. Tuncay Güney’in sorgu kasetlerinden birincisinin deşifresi tam 128 sayfa tutar. Bir komiser ve 7 polis memurunun imzasını taşıyan deşifre metninin altındaki tarih 6 şubat 2008.
    Bu arada, Ergenekon dalgaları devam etmektedir. Savcı Öz, her dalgada kendisini Ergenekon’un kalbine götürecek yeni belge ve dökümanlara ulaşır. Örneğin, Tuncay Güney’de fotokopisi bulunmuş olan “Ergenekon: Analiz, Yeniden Yapılanma, Yönetim ve Geliştirme Projesi, İstanbul, 29 Ekim 1999.” belgesinin aslı Veli Küçük’ün evinde bulunur. Aynı belgenin bir fotokopisi Doğu Perinçek’in evinde ve “Lobi” belgesinin bir fotokopisi Yüzbaşı Muzaffer Tekin’in evinde bulunur.
    Ama, hala Milli İstihbarat Teşkilatı’ndan bir ses çıkmamıştır.
    Savcı Zekeriya Öz, MİT’e yeni bir yazı yazar. MİT bu yazıya 9 Mayıs 2008 günü cevap verir. MİT, savcıya gönderdiği yazıda şunları söyler:
    “Ergenekon hakkında hazırladığımız bir kitapçığı 10 Temmuz 2003 tarihinde Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök’e ve 19 Kasım 2003 günü Başbakan Tayyip Erdoğan’a sunduk. Bu çalışmanın özeti bir bilgi notunu, 19 Ocak 2006 tarihinde Başbakan Erdoğan’a verdik. Bir diğer bilgi notunu, 26 Mayıs 2006 günü de Genelkurmay İstihbarat Başkanı’na sunduk.”
    MİT’in, Savcı Zekeriya Öz’ün ısrarlı yazışmaları sonucunda gönderdiği Ergenekon bilgilerine bakar mısınız? Seneler önce Başbakan ve Genelkurmay’a verilmiş eski bir kitapçık ve eski bir bilgi notu.
    Bu kadar…
    Tarihlere de dikkat edin. MİT Ergenekon kitapçığını, Genelkurmay Başkanı’na verdikten tam 4 ay sonra Başbakan’a veriyor.
    Ergenekon bilgi notunun veriliş tarihinde de bir gariplik var. MİT, Ergenekon bilgi notunu, Danıştay suikastinden 9 gün sonra Genelkurmay İstihbarat Başkanı’na veriyor.
    Neden Danıştay suikastinden sonra bu bilgi notu, doğrudan Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök’e ve Başbakan Erdoğan’a verilmedi?
    MİT’in Danıştay suikastinden hemen sonra Genelkurmay İstihbaratına verdiği notta ne vardı? Genelkurmay bu notu, neden Ergenekon mahkemesine göndermedi ve “kayıtlarımızda yok” dedi?
    MİT eğer zamanında Ergenekon ile ilgili derinlikli bir çalışma yapsa veya arşivindeki derinlikli bilgileri siyasi otorite ve Genelkurmay’la paylaşsa Danıştay suikasti önlenemez miydi?
    Soruları çoğaltmak mümkün…
    Savcı Zekeriya Öz, Ergenekon hakkında bilgi istediğinde MİT, neden seneler önce Başbakan ve Genelkurmay Başkanı’na verdiği notları göndermekle yetindi? Neden MİT arşivlerinde daha derinlikli bir çalışma yapılıp savcıya gönderilmedi?
    Belki de en önemli soru şu: MİT, bunca yıldır darbe teşebbüsü içinde olan bir yapıyı bütün kollarıyla istihbar edip savcıların önüne neden getirmedi?
    Bütün bu sebeplerle şunu söylüyorum.
    Maalesef Genelkurmay ve MİT; Ergenekon hakkında kozmik değerde hiçbir bilgiyi Ergenekon savcıları ve Mahkeme’yle paylaşmadı.
    Bu yüzden Ergenekon’un, yani Türk Gladyosu’nun tam bir haritası ve tam kadrosu ortaya çıkarılamadı.
    İtalya Gladyosu’nu ortaya çıkaran Savcı Felice Casson bunu nasıl başarmıştı?
    İtalya devleti, Savcı Casson’a İtalya istihbarat teşkilatının arşivlerine girme yetkisi verdi. Ve savcı Casson, İtalya istihbarat teşkilatının arşivlerini 1971’den itibaren tarayarak Gladyo’yu ortaya çıkardı.
    İtalyan Gladyosu’nun 139 ayrı yerde silah depoları vardı.
    İtalyan Gladyosu’nu ele veren olaylar üç jandarmayı öldüren NATO bombaları ve İtalyan Gladyosu’nun bir silah deposuydu.
    Türk Gladyosu’nu ele veren olaylar ise Danıştay suikasti ve Ümraniye’de bulunan 27 el bombasıydı.
    İtalyan Gladyosu’nu soruşturan savcı Felice Casson, devletin bütün kozmik arşivlerine girdi, aralarında eski başbakanlar ve onlarca generalin bulunduğu Gladyo’nun tam kadrosunu çıkardı.
    Türk Gladyosu’nu soruşturan Savcı Zekeriya Öz ise, MİT’in ve Genelkurmay’ın kozmik arşivlerine giremedi. Böylece Türk Gladyosu’nun tam kadrosu ortaya çıkmadı…
    Bizde de bir gün bir savcı, bu arşivlere girdiğinde işte o zaman Türk Gladyosu’nun tam kadrosunu görmüş olacağız.
    En başta da, Ergenekon’un tepesinde olduklarını düşündüğüm iki eski Genelkurmay Başkanı ve bir eski Jandarma Genel Komutanı’nı tanımış olacağız...
    Ama bir endişem var:
    Ergenekon operasyonlarından sonra; devletin bir çok biriminde günler ve geceler boyu, ya yakılarak ya da kağıt kıyma makinalarında doğranarak binlerce belge imha edildi.
    Umarım, MİT’in bu arşivleri de yakılmamış ve imha edilmemiştir.



    Faruk Mercan, 12.08.2013, Küre Haber
    Kalbinizle yaptiginiz hersey size geri dönecektir - Hz. Mevlana

    http://twitter.com/Cemil_Sahinoez
    https://www.facebook.com/CemilSa
    https://www.youtube.com/user/Cemil4000
    https://www.instagram.com/cemilshnz

  22. #82
    Administrator Avatar von Webmaster
    Registriert seit
    01.11.1999
    Ort
    Meksika Siniri
    Beiträge
    21.638
    Renommee-Modifikator
    10
    Ergenekon Davası'nda tahliye dalgası

    2007'de başlayan, dalga dalga gerçekleşen operasyonlar ve gözaltılar ile Türkiye'nin bir numaralı gündemi olan Ergenekon sürecinde bugün art arda tahliye haberleri geldi. İstanbul 20. Ağır Ceza Mahkemesi Teğmen Mehmet Ali Çelebi, eski 1. Ordu Komutanı Hasan Iğsız, eski Jandarma Genel Komutanı Şener Eruygur, gazeteci Merdan Yanardağ ve Alaaddin Sevim hakkında da tahliye kararı verdi.Akşam saatlerinde de Doğu Perinçek,Mehmet Demirtaş, Oktay Yıldırım, Hikmet Çiçek, Hasan Atilla Uğur tahliye edildi.Veli Küçük,Hasan Ataman Yıldırım ve Levent Ersöz, Mehmet Bedri Gültekin, Erkan Önsel, Serdar Öztürk ve Turhan Özlü'nün tahliye talepleri ise reddedildi. Tahliye edilen emekli Albay Levent Göktaş, Kemal Kerinçsiz, Sedat Peker, İbrahim Şahin, Doğu Perinçek, Hasan Iğsız ve Yalçın Küçük cezaevinden çıktı.

    Hürriyet, 10.03.2014
    Kalbinizle yaptiginiz hersey size geri dönecektir - Hz. Mevlana

    http://twitter.com/Cemil_Sahinoez
    https://www.facebook.com/CemilSa
    https://www.youtube.com/user/Cemil4000
    https://www.instagram.com/cemilshnz

  23. #83
    Administrator Avatar von Webmaster
    Registriert seit
    01.11.1999
    Ort
    Meksika Siniri
    Beiträge
    21.638
    Renommee-Modifikator
    10
    11 Mart 2014 Salı 07:47
    Cemaatlerin, tarikatların kökünü kazıyacağız

    Perinçek cezaevinden çıkar çıkmaz tehdit etti

    Cezaevinden tahliye edilen İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, basın mensuplarının sorularını yanıtladı. "Türkiye'yi bölmek için bizi Ergenekon'a hapsettiler" diyen Perinçek, "Şimdi Ergenekon'dan çıkıyoruz. Türkiye'yi birleştireceğiz. Bizi Ergenekon'u hapsettiler Cumhuriyet'i yıkmak için. Türkiye'yi şeyhler, dervişler, cemaatler ülkesi haline getirmek için. Şimdi Ergenekon'dan çıkıyoruz cemaatlerin, tarikatların kökünü kazıyacağız, Cumhuriyeti ayağa kaldıracağız" şeklinde konuştu.

    Kendisini kınından çıkmış bir kılıca benzeten Perinçek, "Görevlere hazırız. Türkiye'yi böldürtmeyeceğiz, birleştireceğiz. Cumhuriyeti yıktırmayacağız. Ergenekon bizleri şahısları hedef alan tertip değildi. Hedef Türk milleti ve Cumhuriyetti. Hedef Atatürk devrimleriydi. Bu hedefe ulaşmak için iki kurulu hedef aldılar. TSK ve İşçi Partisi. Gazi olduk. Bize bir şey olmadı. Ergenekon'dan gazi olarak çıkıyoruz. Bizleri hedef alanlar çürüdüler dağılıyorlar. Onların Türkiye'yi bölenlerin hükümetini yıkacağız" diye konuştu.

    Kaynak: İHA

    Kalbinizle yaptiginiz hersey size geri dönecektir - Hz. Mevlana

    http://twitter.com/Cemil_Sahinoez
    https://www.facebook.com/CemilSa
    https://www.youtube.com/user/Cemil4000
    https://www.instagram.com/cemilshnz

  24. #84
    Administrator Avatar von Webmaster
    Registriert seit
    01.11.1999
    Ort
    Meksika Siniri
    Beiträge
    21.638
    Renommee-Modifikator
    10
    04 Nisan 2014 Cuma 11:45

    Ergenekon silahlı terör örgütüdür

    Ergenekon Davası'nın gerekçeli kararında, "Ergenekon" isminde, "Gladyo/kontrgerilla yapılanmasına karşılık gelen silahlı terör örgütü" olduğu sonucuna varıldığı belirtildi.

    Ergenekon Davası'nın yaklaşık 16 bin 600 sayfalık gerekçeli kararın "önsöz" bölümünde, kararın sistematiğine ilişkin açıklamalar yer aldı.

    Duruşmaların 20 Ekim 2008'de başlayıp 5 Ağustos 2013'te sona erdiği ifade edilen kararda, şunlar kaydedildi:

    "Bu yargılama sonunda, Ergenekon diye bir örgüt olduğu, bu örgütün yapısı, eylemleri ve belgeleri dikkate alındığında mevcut yasalara göre silahlı bir terör örgütü özelliği taşıdığı, bu silahlı terör örgütünün bir derin devlet yani Gladyo/Kontrgerilla yapılanmasına karşılık geldiği ve esas olarak Türk Silahlı Kuvvetleri içinde yasadışı olarak oluşturulup faaliyet gösterdiği, mensupları arasında asker-sivil toplumun her kesim ve statüsünden insanların bulunduğu sonucuna varılmıştır. Toplumda geçmişten bu yana Ergenekon ismi dahil değişik isimlerle bilinen, kabul edilen ve eylemleri şikayet edilen 'derin devlet yapılanması' hakkında ilk kez bir yargı kararı verilmiştir. Yapılan yargılamada sanıklar hakkında, gerek Ergenekon Terör Örgütü üyeliği gerekse işledikleri sair suçları nedeniyle cezalandırılmalarına karar verilmiştir. Sanıkların işlediği sabit görülen sair suçların en önemlisi, 'cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti'ni ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme (hükümeti cebren ıskat veya vazife görmekten cebren men etme)' suçudur."

    Kararda, askeri darbelerin öncesinde toplumun buna hazırlandığı ve büyük mağduriyetler yaşanmasına neden olduğu aktarıldı.*

    Yapılan savunmalarda, Ergenekon Terör Örgütü'nün faaliyetlerinden dolayı sanıkların suçlandıkları hususu görmezden gelinerek, "Türk ordusuna büyük bir buhtan yapıldığı"nın iddia edildiği kaydedilerek, "Sanki Türkiye'de hiç darbe olmamış ve hükümetlerin görevi sekteye uğratılmamış gibi bir yaklaşım sergilenmiştir" denildi.

    Ülkeyi darbeye götüren süreçte gelişen acılarla dolu olaylar ve bu olayların ardından gerçekleşen müdahalelerin izleri hala tam olarak silinemediği kaydedilen gerekçeli kararda, şöyle devam edildi:

    "Bu gerçekliği kim görmezden gelebilir? Buna karşın sanıkların özellikle belli bir kısmının gerek telefon konuşmalarında, gerek yazılarında ve gerekse savunmalarında 1960 askeri darbesini, bir devrim olarak değerlendirdikleri, bu tür bir müdahalenin gerçekleşmesini açıkça ifade ettikleri, ordu millet el ele biraraya gelmesiyle ordunun gidişata dur demesi gerektiğinden bahsettikleri görülmüştür. Bunun yanında Ergenekon Terör Örgütü'nün gerek yönetici ve gerekse üye konumundaki hemen hemen tüm mensupları ülkede bir askeri müdahale veya darbe ortamının oluşmasını istemekte, hatta memleketin kurtuluşu için bunun olmazsa olmaz olduğunu düşünmekte ve yaptıklarını bir Kuva-yı Milliye Harekatı olarak değerlendirmektedirler. Dosyada bu tür yüzlerce delil mevcuttur. Sanıklar bu kastlarını, hem nefret ve şiddet içeren söylemleri hem de eylemleriyle açıkça ortaya koymaktadırlar. Hatta bazı sanıklar sözkonusu bu yöndeki isteğin 'düşünce ve ifade özgürlüğü' kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini belirtmişlerdir. Oysa Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, ifade ve örgütlenme özgürlüğünün şiddete ve nefrete çağrı olarak kullanılması durumunu korumamış ve hatta değil şiddete çağrıyı, ifadeler şiddete çağrı içermese dahi, yapılmış bir terör eylemini doğru bulmayı ifade etmenin de ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilemeyeceğini belirtmiştir."

    Kararın önsöz bölümü

    Türk yargı tarihinde "Ergenekon silahlı terör örgütü" davasının birçok bakımdan çok önemli bir yeri olduğu belirtilen kararda, bunlar 11 başlık altında şöyle sıralandı:

    "1 - Derin Devlet/Kontrgerilla/Gladyo/Süper NATO isimleriyle anılan 'derin yapı' ilk kez yargı önüne çıkarılmıştır. Bu fırsat hakkıyla değerlendirilebilirse ülkenin demokratikleşme serüvenine büyük katkısı olacaktır. Hiç kimsenin bugüne kadar varlığından şüphe duymadığı, hatta bu örgütün Türkiye'deki isminin Ergenekon olduğu belirttilen fakat hiçbir zaman yargılanamayan bu örgüt, ilk kez yargı önüne getirilmiştir. Örgüte bugüne kadar hesap sorulamaması bile bu örgütün gücünü ortaya koymaktadır.

    Susurluk Davası'nda bir hücresine ulaşılabilen, ancak o zamanki şartlar ve delil durumu gereği ancak 14 kişinin, sadece çıkar amaçlı suç örgütü kapsamında yargılanabildiği derin yapı, 2008'de başlayan yargılamayla daha bütüncül ele alınarak yargılanmıştır. Ergenekon Terör Örgütü davasında, aynı zamanda Susurluk Davası'nın da hükümlüsü olan dosyamız sanıklarının, dosyamızın diğer sanıklarıyla girift irtibatı Susurluk Kazası ve sonrası sürecinin anlatıldığı bölümde ayrıntılı olarak ele alınmıştır.

    2 - Bu yapının tespit edilebilen örgütsel yapısı ve belli bir düzende hazırlanmış örgüt belgeleri ilk kez resmi olarak ortaya konmuş ve yargılamaya konu edilmiştir.

    Örgüt belgeleri açısından 'Ergenekon Terör Örgütü', en fazla belgesinin ele geçirilip, yargılamaya konu edildiği bir örgüttür. Gerekçeli kararımızda bu örgüt belgelerinin hangi sanıklardan çıktığı, içerdiği yasadışı unsurlar, hazırlanış süreçleri, aralarındaki ilişki, kimler tarafından nasıl hazırlandıkları gibi hususlar, örgüt belgelerinin anlatıldığı müstakil bölümde yer almıştır.

    3 - Sadece tetikçiler veya alt tabaka örgüt üyeleri değil, onları yönlendiren ve yönetenler de yargılanmış ve cezalandırılmışlardır.

    Her kesimden kimsenin dile getirdiği 'yargılamalarda niçin kullanılanlara ulaşılıyor, kullananlara ulaşılamıyor' haklı itirazı bu yargılamada büyük ölçüde giderilmiştir. Öyle ki mahkememiz uygulamaları ve ara kararları ile özellikle bu konuya yoğunlaşmış ve takdir ettiği cezalarda bu hususu özellikle dikkate almıştır."

    *"Gerekçeli karar yazılırken zorluklarla karşılaşılmıştır"

    Gerekçeli kararın yazım aşamasına yer verilen 9. madde de ise şu ifadeler yer aldı:

    "Bu büyüklükteki bir dosyanın gerekçesi yazılırken bir taraftan bütünün anlaşılması ve kavranılabilmesi bakımından tüm delillerin insicamlı olarak ortaya konması, bir taraftan tekrardan kaçınılması, bir taraftan bireysel hukuki durumlar ile genel değerlendirmeler arasında makul ve net bir köprü kurulabilmesi gibi zorluklarla karşılaşılmıştır. Dosyanın büyük hacmi karşısında savunmanın ve iddia makamının dosyadaki tüm delillere ulaşabilmesi ve denetim mercilerinin sağlıklı bir inceleme yapabilmesi bakımından dava delil klasörleri ve sonradan dosyaya giren tüm evrak titizlikle okunabilir/taranablir PDF formatında dijital ortama aktarılmıştır. Gerek yazılı ve gerekse dijital olan bütün dosyalar isim ve numara verilerek kolayca ulaşılabilir bir şekilde arşivlenmiştir. Dosya arşiv sistematiğini gösteren ayrıntılı açıklama taraflara bildirilmiştir. Gerekçeli kararımızda da bu konuya ayrı bir bölümde yer verilmiştir.

    Gerekçeli kararımız, şimdiye kadar yargılama mercilerinin yaygın olarak kullanmadığı 'dipnot' sistemine özel bir önem verilerek kaleme alınmıştır. Bununla taraflara ve denetim merciine gerekçede dayanılan değerlendirmelerin kaynağını rahatça görmeleri imkanı sunulmuştur.

    Dava sürecinin anlatıldığı 10. maddede sanıklardan ele geçen tüm dijital aygıt ve materyallerinin, emanet memurluğundan getirtilerek naip hakim incelemesi yapıldığı ve belge içeriklerine doğrudan vakıf olunduğu belirtilerek, "21 ayrı iddianame ile açılan davaların birleştirilmesiyle görülen 275 sanığın yargılandığı yaklaşık 5 yıl süren bu dava zorunlu nedenler dışında kural olarak kesintisiz devam etmiş, tam 620 duruşma yapılmış, sadece duruşma zabıtları yaklaşık 42 bin sayfa tutmuş, 157 tanık dinlenilmiştir" bilgilerine yer verildi.

    Kararın önsöz bölümünde, yazım sürecindeki "dosyaları yeniden inceleme ve değerlendirme" aşamasında, verilen hükümlerin ne kadar isabetli olduğunun bir kez daha görüldüğü belirtilerek, "Sonuçta mahkememiz kararını bağımsız ve tarafsız olarak, tam bir vicdani kanaatle vermiştir. Ergenekon terör örgütünün hedeflediği amacın tam olarak gerçekleşmesi durumunda milyonlarca insanın ve bunların ailelerin yaşayacağı acı düşünüldüğünde, millet adına karar veren mahkememizin aldığı kararla milletin vicdanına ne kadar değer verdiği açıktır.

    Mahkememiz 30 yılda bitmez denilen davayı gece gündüz, hiçbir mesai gözetmeksizin, senelik resmi izinlerinin çok az bir kısmını kullanıp geri kalanında yine yargılama faaliyetine devam ederek, hafta içi ve hafta sonu geç vakitlere kadar çalışarak bitirmiş, bu çok karmaşık davada verdiği kararın gerekçesini de büyük bir gayretle tamamlamıştır. Gösterilen tüm olumsuz tavır ve tepkiler, sarf edilen kem sözler büyük bir sabırla ve hakimlik mesleğinin vakar ve haysiyetine uyar şekilde karşılanmıştır" denildi.

    "Ecevit'i başbakanlık görevinden el çekmeye zorlama teşebbüsü"

    Önsöz bölümünde, "Başbakan Bülent Ecevit'i başbakanlık görevinden el çekmeye zorlama ve AKP Hükümetine karşı Jandarma Genel Komutanlığı bünyesinde yasadışı olarak oluşturulduğu anlaşılan Cumhuriyet Çalışma Grubu'nun faaliyetleri ve planlanıp yürürlüğe konulan Sarıkız, Ayışığı, Yakamoz, Eldiven darbe planları çerçevesinde hükümeti cebren ıskata veya vazife görmekten cebren men etmeye teşebbüs edildiği görülmüştür" denildi.

    "AKP'nin kapatılması sürecinde deliller üretilmiştir"

    AK Partili bir kişinin cumhurbaşkanı seçtirilmemesinin de hedeflendiği kaydedilen önsözde, şöyle devam edildi:

    "Yine Genelkurmay Başkanlığı Bilgi Destek Dairesi'nde yoğunlaşan muvazzaf personel ve silsiledeki üstleri tarafından hükümet aleyhine yasadışı planlar hazırlanmış, sahte isimlerle internet siteleri kurdurularak buralarda hükümeti yıpratıcı psikolojik propaganda içerikli yayınlar yapılmış, bunlarla hem toplumun tahrik olması hedeflenmiş, hem de AKP'nin kapatılması sürecinde deliller üretilmiştir. AKP kapatma davası sürecinde de bir kısım sanıkların aktif faaliyetleri olmuştur. Gölcük Donanma Komutanlığı İstihbarat Şubesi gizli bölmelerinden ele geçirilen deliller arasında dosyamızdaki iddiaları doğrulayan önemli delillere ulaşılmıştır. Bu deliller arasında özellikle 'İrtica İle Mücadele Eylem Planı' denilen AKP Hükümeti'ne karşı hazırlanan 'Proje'nin taslak çalışması, aralarında bazı dosya sanıklarının da bulunduğu ordudan emekli olanlar ve bazı diğer sivil şahıslardan oluşan gruplar ve görevlerini düzenleyen 'Kitleşim' isimli belge önem arz etmektedir. Yine Genelkurmay Başkanlığı Bilgi Destek Başkanlığı'na ait mahkememizce getirtilip incelen bilgisayarlar içinde de AKP Hükümeti aleyhine ve Ergenekon terör örgütünü destekler mahiyetinde çok sayıda belgeler elde edilmiştir. Bu belgeler incelendiğinde, 'İrtica İle Mücadele Eylem Planı' içeriği ile birebir örtüşen birçok çalışmalara ulaşılmıştır. Tüm bu süreçte Ergenekon terör örgütüne ait muhtelif yerlere gizlenmiş nitelik ve nicelik olarak vahamet arz eden silah, bomba, mühimmat ele geçirilmiş, Örgütün 'Karargah Evleri' ismi altında Türk Silahlı Kuvvetleri içinde örgütlendiği anlaşılmış, bazı sivil sanıkların Harp Okulu'nda okuyan askeri öğrencileri buralardaki örgüt mensubu öğrenciler aracılığıyla kazanma amaçlı çalışmalar yaptıkları ve bu öğrencileri üstlerine hatta o tarihteki mevcut Genelkurmay Başkanı aleyhine kışkırttıkları görülmüştür."

    Genelkurmay Başkanlığının Ergenekon veya derin devlet konusunda hiçbir işlem yapmadığı öne sürülürken, "Kurum ve mensuplarıyla alakalı en küçük isnatları dahi araştıran ve soruşturan, yapısı gereği buna yapması da gayet doğal olan Türk Silahlı Kuvvetleri'nin, üst düzey generallerin ağzından anlatılan ve ordu içindeki hiyerarşik yapı dışında illegal olarak örgütlenip, birçok yasadışı icraatlar yaptığı belirtilen bir yapı hakkında herhangi bir işlem yap(a)mamasının bir izahı olamaz" denildi.

    Kararda, "Farklı zaman ve yerlerden ele geçen, dosya kapsamında bulunan, birbirlerini büyük oranda teyit eden kanuni delillere göre, 'Ergenekon isimli bir terör örgütünün varlığının sabit olduğu' kanaatine varılmıştır.

    Ergenekon' isimli yapılanmanın, belirlenen amaçlar etrafında insan sayısı olarak üçten fazla kişinin bir araya geldiği, hiyerarşik, görev dağılımının yapıldığı, gizliliğin esas alındığı, iş bölümünün, faaliyet alanlarının sorumlulukların önceden tespit edildiği, eleman ve finansal kaynak temini, üyelerinin eğitimi gibi hususların açıkça ortaya konulduğu, yapılan iş bölümü çerçevesinde görevli grupların faaliyet alanlarına ilişkin raporlar sunarak yapının hayata geçirildiği, profesyonel bir örgütlenme olduğu değerlendirilmektedir.

    Ergenekon terör örgütü'nün, ülkemizde bilinen diğer terör örgütlerinin belirginleşmiş kalıplarında olmadığı, amaçları doğrultusunda doğrudan ya da paravan ve taşeron yapılarla faaliyetlerine devam ettiği, varlığının fark edildiği durumlarda da her türlü dezenformasyon yöntemlerini kullanarak gizlendiği anlaşılmaktadır." denildi.

    "Fişlemeler yapıldı, kişisel veriler kaydedildi"

    Gerekçeli kararın, sanıkların bireysel değerlendirmesinin yapıldığı 3. Kitap'ta sanık Prof. Dr. Mehmet Haberal'ın, Yalçın Küçük ile irtibatının çok eski yıllarda başladığı ve birbirlerini çok iyi tanıdıkları anlatıldı.

    Kararda, Haberal'ın "örgüt faaliyetlerinin düzenlenmesinde ve örgüt kararlarının alınmasında, uygulanmasında emir ve talimat verme yetkisine sahip olması" nedeniyle örgütün yöneticisi olduğu, merhum Başbakanlardan Bülent Ecevit'e bir takım tıbbi müdahalelerde bulunmak suretiyle görevini kısmen de olsa engellemeye teşebbüs ettiğinin sabit olduğunun kabul edildiği anlatıldı.

    Gerekçeli kararda, sanık Mustafa Balbay'ın Cumhuriyet Çalışma Grubu (CÇG) üyeleri başta olmak üzere çok sayıda Ergenekon terör örgütü yönetici ve üyesiyle irtibatlı olduğunun anlaşıldığı, CÇG faaliyeti kapsamında medya alanında faaliyet gösterdiği, psikolojik harekat ve propaganda yapmak suretiyle darbe çalışmalarına aktif olarak katıldığının anlaşıldığı kaydedildi.

    CÇG tarafından medya ile ilgili ayrıntılı raporlar hazırlandığı, bu raporlarda yürütme organının medyanın desteği olmadan ortadan kaldırılamayacağının belirtilen kararda, özellikle Aydınlık dergisi ve Cumhuriyet gazetesinin 2003 ve 2004 yıllarındaki yayınlarında, darbe planları çerçevesinde üst seviyede psikolojik harekat ve propaganda yapıldığının belirlendiği ifade edildi.

    Sanık Balbay'da ele geçirilen belgelerin bir kısmında AK Parti'nin, bu partinin kurucuları, milletvekilleri, belediyeleri hakkında ayrıntılı çalışmaların, analizlerin yapıldığı, güçlü, zayıf, hassas yönlerinin analiz edildiği, irtica ile mücadele adı altında iktidardan düşürülmesi için stratejiler belirlendiği, bunların uygulamaya geçirildiği, hedefe ulaşmakta araç olarak kullanılmak üzere psikolojik harekat amaçlı bilgi toplandığı, fişleme yapıldığı, kişisel verilerin kaydedildiği, bir kısmında ise belgeyi düzenleyenlerin kişisel değerlendirmelerinin yer aldığı anlatıldı.

    Kararda, Türkiye'deki askeri müdahaleler öncesinde büyük çaplı öğrenci ve işçi hareketleri, sağ ve sol ideolojiye sahip olanların birbirlerine karşı giriştikleri şiddet eylemleri, mezhep ve etnik köken kışkırtmaları, faili meçhul veya sansasyonel siyasi cinayetler gibi olaylarla kamuoyunun yönlendirildiği belirtildi.

    Danıştay saldırısı öncesinde de Türkiye'de Umut Kitabevi'nin bombalanması, Danıştay'ın türban kararı, rahip Andrea Santore'nın öldürülmesi, Danimarka'da Hz. Muhammed'e yönelik hakaret nitelikli karikatür yayımlanması ile Cumhuriyet gazesinin bombalanması gibi olayların yaşandığı kaydedildi.

    Kararda, Alparslan Arslan'ın tahrik ediciliği açık ve somut olan Cumhuriyet gazetesine insanlara zarar vermeyecek şekilde bir eylem gerçekleştirdiği, karikatürü çizen kişiye herhangi bir zarar vermemişken, daha önceki bir tarihte türban kararını veren hakimlere neden zarar verdiğini izah edemediği vurgulandı.

    Başbuğ vurgusu

    Gerekçeli kararda, dava kapsamında müebbet hapis cezasına çarptırılan eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ'un, görev yaptığı dönemde Ergenekon soruşturmalarına ilişkin yaptığı basın açıklamaları ve verdiği ropörtajlarla, soruşturmaları itibarsızlaştırmayı ve bu yönde kamuoyu oluşturmayı amaçladığının anlaşıldığı belirtildi.

    Başbuğ'un Poyrazköy'de bulunan mühimmat, amirallere suikast ve Koç Müzesi'nde patlayıcı bulunmasına yönelik soruşturmalarla ilgili yaptığı basın açıklamalarına değinilen kararda, bu açıklamalara karşın soruşturmalarla ilgili İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamedeki iddia ve tespitlere yer verildi

    Kararda, İlker Başbuğ'un "kağıt parçası" ve "boru" tabirlerine vurgu yapılırken, sanıklardan Hıfzı Çubuklu'nun duruşmada, Başbuğ'un kullandığı "kağıt parçası" tanımını talihsizlik olarak gördüğü yönünde beyanda bulunduğu ifade edildi.

    Müdahale etti

    Kararda şöyle denildi:

    "Sanık İlker Başbuğ’un cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde, TBMM'de bulunan siyasi partilere müdahale edip, onları yönlendirmek suretiyle cumhurbaşkanlığı seçimi sonrası çıkacak sonuca göre, AK Parti'ye ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti'ne müdahale edilip, AK Parti'nin ve hükümetin dağılması yönünde çalışmalar yaptığı, ayrıca Anayasa Mahkemesi üyeleri ile görüşüp, yine AK Parti'nin kapatılması ve hükümetin dağılması yönünde çalışmalar yaptığı, bu çalışmaların sanığın konumu ve göreviyle bir ilgisinin bulunmadığı, bu nedenle Başbuğ’un bu çalışmaları, mensubu bulunduğu ve amacı Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti'ni cebren devirmek olan Ergenekon silahlı terör örgütünün faaliyetleri kapsamında yaptığı anlaşılmıştır."

    Susurluk süreci

    Kararda, "Ergenekon silahlı terör örgütünün anlaşılması bakımından, Susurluk davası büyük bir öneme sahiptir" denilerek şu tespitlere yer verildi:

    "Mahkememizin, kamuoyunun ve hatta dosya sanıklarından bir kısmının Türkiye'deki derin yapılanma/gladyo örgütlenmesinin bir birimi olarak kabul ettiği Susurluk Örgütü'nün, dosyamız içeriğiyle ilişkisi ve dosyamız sanıklarıyla yakın, organik ve örgütsel irtibatı olduğu görülmektedir.

    Sanıkların olabildiğince gündeme getirmekten kaçındıkları, gündeme geldiğinde de eskiden yaptıkları değerlendirmeleri adeta unuttukları Susurluk olayı, bu davanın anlaşılması bakımından önemli bir işaret taşıdır.

    Susurluk Çetesi, Ergenekon terör örgütünün bir hücresidir. Bu çete ile ilgili olarak yapılan yargılama ve hazırlanan resmi raporlarda ulaşılan birçok sonuç doğrudan Ergenekon terör örgütünü göstermektedir."

    Eylem Planı

    Kararda, "Dursun Çiçek, 2004'te atandığı Psikolojik Harekat Başkanlığı'nda ve sonraki adı ile Bilgi Destek Daire Başkanlığı'nda görevli iken, çalışmakta olduğu kurumun imkanlarını da kullanarak,
    Ergenekon silahlı terör örgütünün amaçları doğrultusunda, sanıklar İlker Başbuğ ve Hasan Iğsız'ın emir ve talimatıyla 'İrticayla Mücadele Eylem Planı' isimli planı hazırlamıştır" denildi.

    Danıştay saldırısı

    Kararda, Danıştay saldırısının faili Alparslan Arslan'ın Ergenekon silahlı terör örgütünün amaçları doğrultusunda, ülkede kaos ve kargaşa ortamı yaratıp, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti'ni cebir ve şiddetle ortadan kaldırmak veya görevlerini yapmasını engellemek için Cumhuriyet gazetesine el bombası atılması, Danıştay 2. Dairesi'ne silahlı saldırı düzenleyerek, 1 kişiyi öldürme ve 4 kişiyi öldürmeye teşebbüs suçlarını işlediğinin sabit kabul edildiği belirtildi.

    AA
    Kalbinizle yaptiginiz hersey size geri dönecektir - Hz. Mevlana

    http://twitter.com/Cemil_Sahinoez
    https://www.facebook.com/CemilSa
    https://www.youtube.com/user/Cemil4000
    https://www.instagram.com/cemilshnz

  25. #85
    Administrator Avatar von Webmaster
    Registriert seit
    01.11.1999
    Ort
    Meksika Siniri
    Beiträge
    21.638
    Renommee-Modifikator
    10
    BÖLÜMLER
    Ana Sayfa
    Video
    Yazarlar
    Kategoriler
    İletişim
    COPYRIGHT 2015 ODATV.COM

    Yargıtay'dan dikkat çeken Ergenekon Davası kararı
    Zekeriya Öz kaçarken bakın ne oldu...

    Facebook
    Twitter
    WhatsApp
    Google




    Ergenekon davası dosyası Yargıtay'da temyiz sürecindeyken, mahkeme davanın sanığı Adil Serdar Saçan'ın yurtdışına çıkış yasağını kaldırdı.

    İstanbul Emniyet Müdürlüğü eski KOM Daire Başkanı Saçan kararı sosyal medya hesabından duyurdu. Saçan "7 sene sonra, dün Yargıtay yurtdışına çıkış yasağımı kaldırdı. 23 Eylül 2008 den beri yasaklıydım. Mahkemede de söyledim, 'bu vatan bizim ne dirimiz ne de ölümüz bu vatandan ayrı kalamaz' diye. Kalmadı da. Kaçan hainler koydurmuştu yasağı" dedi.

    Yurtdışı yasağı talebinde bulunan davanın savcısı Öz, geçen günlerde yurtdışına firar etmişti.

    Odatv.com
    Kalbinizle yaptiginiz hersey size geri dönecektir - Hz. Mevlana

    http://twitter.com/Cemil_Sahinoez
    https://www.facebook.com/CemilSa
    https://www.youtube.com/user/Cemil4000
    https://www.instagram.com/cemilshnz

  26. #86
    Administrator Avatar von Webmaster
    Registriert seit
    01.11.1999
    Ort
    Meksika Siniri
    Beiträge
    21.638
    Renommee-Modifikator
    10
    Yargıtay Ergenekon Davası'nda yeniden yargılama dedi


    Habertürk,. 21 Nisan 2016 Perşembe, 10:10:33Güncelleme: 13:51:56



    Ergenekon davasında Yargıtay davayı usül yönünden bozma kararı verdi

    Ergenekon Davası'nın temyiz incelemesini yapan Yargıtay 16. Ceza Dairesi, yerel mahkemenin kararını usül yönünden bozdu. Yargıtay Danıştay davasının Ergenekon davasından ayrılmasına karar verdi. Karar yeniden yargılanma anlamına geliyor. Mahkemede dava ile ilgili 'Tek kuzudan 3 post çıkarttılar' da dendi. Yargıtay ayrıca İlker Başbuğ'un Yüce Divan'da yargılanması gerektiğini de açıkladı.
    Dursun Çiçek'in hem kızı hem avukatı olan İrem Çiçek mahkeme çıkışında HABERTÜRK'e konuştu. İrem Çiçek; "Bugün doğru ve olması gereken bir yerdeyiz aslında. Mahkeme esasa girmedi usülden bozdu. Yüksek mahkeme 5 yıl sonra doğru bir karar verdi."

    KEMAL KILIÇDAROĞLU'NDAN İLK YORUM

    CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun Yargıtay'ın Ergenekon kararına ilişkin ilk yorumu "Geçmişte yaptığımız eleştirilerin ne kadar haklı olduğunu gösteriyor." şeklinde oldu.

    DURSUN ÇİÇEK: HAKKIMIZI SUÇ ÖRGÜTÜNÜN TEMİZLENMESİ ŞARTIYLA HELAL EDİYORUZ

    Öte yandan Ergenekon Davası sanıklarından CHP İstanbul Milletvekili Dursun Çiçek, "Çektiğimiz acıların, bize yapılan işkencelerin bedelini bir şartla helal ediyoruz, milletimize helal olsun diyoruz, o şart da bu suç örgütünden milletimizin, devletimizin temizlenmesidir." dedi.


    DOĞU PERİNÇEK: MÜKEMMEL BİR KARAR
    Doğu Perinçek kararı bu sözlerle değerlendirdi: Türkiye'yi bölmek için bir oyundu bu dava. Yargıtay hukuksuzluğu hendeklere gömdü. Mükemmel bir karardır. Türkiye'nin ufku açılmaktadır.


    İLKER BAŞBUĞ'UN AVUKATI MAHMUTOĞLU: ARTIK BU DAVA ÇÖKMÜŞTÜR
    Ergenekon davası sanıklarından eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ'un avukatı Prof. Dr. Fatih Mahmutoğlu, Yargıtay kararının ardından, İlker Başbuğ yönünden artık görevli mahkeme Anayasa Mahkemesi olacağından, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca Başbuğ'la ilgili Başbakanlık'tan izin alınması gerektiğini belirterek, "Bu bozma gerekçeleri karşısında böyle bir iznin verilebileceği kanaatini asla taşımıyorum. Gerekçeleri daha göreceğiz ama şunu çok açık söyleyebiliriz ki artık bu dava çökmüştür ve müvekkilimiz açısından da ilave bir yargılama yapılacağı kanaatini taşımamaktayım. Süreç bizim için sıkıntılı olmuştur, yargılanmamız bakımından çok ibret verici, üzüntü verici, hatta utanç vericidir." dedi.
    274 SANIKLI DAVA
    Eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ, emekli orgeneraller Şener Eruygur, Hurşit Tolon, Hasan Iğsız, emekli tuğgeneraller Veli Küçük, Levent Ersöz ile Yalçın Küçük, Doğu Perinçek, Tuncay Özkan, Mustafa Balbay ve Mehmet Haberal'ın da aralarında olduğu 274 sanıklı Ergenekon davasında sona gelindi.


    HEYET SON SÖZÜ SÖYLEDİ
    Ümraniye'deki bir gecekonduda 27 el bombasının ele geçirilmesiyle başlayan Ergenekon davası, temyiz incelemesini yapan Yargıtay 16. Ceza Dairesi heyetinin son sözü söylemesiyle 9 yıl sonra karara bağlanmış oldu.
    Kalbinizle yaptiginiz hersey size geri dönecektir - Hz. Mevlana

    http://twitter.com/Cemil_Sahinoez
    https://www.facebook.com/CemilSa
    https://www.youtube.com/user/Cemil4000
    https://www.instagram.com/cemilshnz

  27. #87
    Administrator Avatar von Webmaster
    Registriert seit
    01.11.1999
    Ort
    Meksika Siniri
    Beiträge
    21.638
    Renommee-Modifikator
    10
    Hakan Albayrak

    ‘Ergenekon’ meselesi


    6.12.2018
    Cumhuriyet Savcısı, “Ergenekon silahlı terör örgütünün varlığının kesin ve inandırıcı deliller ile kanıtlanamadığı, bu nedenle de varlığı kanıtlanamayan örgütün liderliği, üyeliği ve örgüt adına suç işlenmesinin de söz konusu edilemeyeceği anlaşılmıştır” diyor.
    Keşke “doğrudur” deyip geçebilseydik; “ama”sız, “fakat”sız…
    ***
    “Ergenekon” soruşturması, 2007 yılının haziran ayında başlamıştı. O dönemde TSK'da cuntaların yahut potansiyel cuntaların cirit attığına hâlâ inanıyorum (Bu tehdidin tümüyle ortadan kalktığına inanmadığımı da belirtmeliyim). Bırakın cuntayı, Genelkurmay Başkanlığı kurumsal olarak bile darbe işareti vermişti. 27 Nisan 2007 tarihli “e-muhtıra”nın ilgili bölümünü hatırlayalım: “Son günlerde, Cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde öne çıkan sorun, laikliğin tartışılması konusuna odaklanmış durumdadır. Bu durum, Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından endişe ile izlenmektedir. Unutulmamalıdır ki, Türk Silahlı Kuvvetleri bu tartışmalarda taraftır ve laikliğin kesin savunucusudur. Ayrıca, Türk Silahlı Kuvvetleri yapılmakta olan tartışmaların ve olumsuz yöndeki yorumların kesin olarak karşısındadır, gerektiğinde tavrını ve davranışlarını açık ve net bir şekilde ortaya koyacaktır.”
    Dikkat buyurun: “Tavrını” demekle yetinmeyip “davranışlarını” da ortaya koyacağını belirterek açıkça müdahale tehdidinde bulunmuştu Genelkurmay Başkanlığı; düpedüz askerî darbe kozunu kullanmıştı. 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül ve 28 Şubat darbeleri darbecilerin yanına kâr kaldığı için, o dönemde askerî darbe tehditlerini daha açık ifadelerle savurmak da tabii karşılanıyordu, ama bu işe daha ziyade “sivil kuvvetler” bakıyordu.
    Darbe heveslisi subayların ve bunların sivil işbirlikçilerinin “Ergenekon” adlı bir çatı örgüt altında faaliyet göstermiş olup olmamaları bir yana; evet, sivil ayağı da olan bir askerî darbe ihtimali o dönemde kesinlikle mevcuttu ve bunun kapı gibi zanlıları vardı. Ergenekon diye bir örgüt yoksa yoktur; ama bu davanın sanıkları arasında bulunanların birçoğunun cuntacılığı 28 Şubat'tan beri aşikârdır ve bunlar –haklarındaki davanın FETÖ kadroları tarafından yanlış açılması, yanlış yürütülmesi ve fena halde suiistimal edilmesi yüzünden- hukuken aklanmış olsalar bile vicdanlarımızda mahkûm olmaya devam edeceklerdir.
    2014'ün mart ayındaki “Ergenekon” davasındaki tahliyeler üzerine yazdığım şu satırların bugün de arkasındayım: “Polis ve yargıda yıllardır hüküm süren Pensilvanya militanlarının zerre kadar adalet duygusuna sahip olmadığını artık hepimiz öğrenmiş bulunuyoruz. ‘Selam Terör Örgütü' tezgâhını kurarak kendilerine karşı potansiyel de olsa tehdit gibi gördükleri binlerce masun insanı -kendilerine iltifat edenleri bile- türlü çeşit iftiralarla hapse tıkmaya çalışırken suçüstü yakalanan bu zalimlerin ‘Ergenekon' ve ‘Balyoz' davalarında kurunun yanında yaşı da yaktıklarına, hem de taammüden yaktıklarına hiç şüphe yok. Kurunun yanında yaş yakılırken doğru dürüst sesimizi çıkarmadık maalesef; şimdi yaşın yanında kuru da tahliye oluyorsa onu da sineye çekeceğiz. Bununla beraber, ‘Ergenekon'daki tahliyeler üzerine ‘Demek ki sivil iradeye kasteden kimse yokmuş, demek ki bu dava bütünüyle palavraymış' diyenlere asla katılamayız. Askerî darbeleri ve darbe teşebbüslerini, bunların ‘silahsız kuvvetler' ayaklarını, ıslak imzalı komplo belgelerini, kan akıtmaya ant içilen silahlı yemin törenlerini vs, vs, vs, unutmamız mümkün değil. (“Ergenekon” Tahliyeleri ve Mirzabeyoğlu, Star, 12 Mart 2014)
    ***
    At izinin it izine karıştığı “Ergenekon” davasından ders alınmazsa, FETÖ davaları da günün sonunda ‘yaşın yanında kurunun da aklanması' sonucunu doğurabilir.
    Eski Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun Ocak 2017'de TBMM 15 Temmuz FETÖ Darbe Girişimini Araştırma Komisyonu'nda sunduğu mütalaadan: “Bizzat içinde yaşadığım süreçlerle gerçekliğine ve asıl niyetlerinin seçilmiş meşru hükümetleri devirmek olduğuna inandığım darbecilerin yargılandığı Ergenekon ve Balyoz davalarının sulandırılarak nasıl rotadan çıkarıldığı, masum birçok insanın bu yolla hayatının nasıl karartıldığı ve nihayetinde yargı süreçlerinin güven erozyonuna uğraması dolayısıyla asıl sorumluların hesap vermekten kurtuldukları unutulmamalıdır. Bu hastalıklı yapının (FETÖ'nün – ha.) yargı süreçlerini tahrif etmesi nedeniyle milletimiz 28 Şubat, Ergenekon ve Balyoz davalarındaki darbeciler ile maalesef yüzleşememiştir. 15 Temmuz darbe girişimini gerçekleştiren hainlerin mutlak surette hak ettikleri cezayı almalarının garantisi, bu sürecin mağduriyetlerle sulandırılmaması olacaktır.”
    Kalbinizle yaptiginiz hersey size geri dönecektir - Hz. Mevlana

    http://twitter.com/Cemil_Sahinoez
    https://www.facebook.com/CemilSa
    https://www.youtube.com/user/Cemil4000
    https://www.instagram.com/cemilshnz

Seite 3 von 3 ErsteErste 123

Lesezeichen

Lesezeichen

Berechtigungen

  • Neue Themen erstellen: Nein
  • Themen beantworten: Nein
  • Anhänge hochladen: Nein
  • Beiträge bearbeiten: Nein
  •