<?xml version="1.0"?>
<rss version="2.0"><channel><title>Webmaster&#xB4;s T&#xFC;rkische Kolumne (K&#xF6;se yazilari) Latest Topics</title><link>https://forum.misawa.de/forum/40-webmaster%C2%B4s-t%C3%BCrkische-kolumne-k%C3%B6se-yazilari/</link><description>Webmaster&#xB4;s T&#xFC;rkische Kolumne (K&#xF6;se yazilari) Latest Topics</description><language>en</language><item><title>(06.04.2026) Yapay zek&#xE2; &#xF6;nce hangi i&#x15F;leri yok&#xA0;edecek?</title><link>https://forum.misawa.de/topic/23530-06042026-yapay-zek%C3%A2-%C3%B6nce-hangi-i%C5%9Fleri-yok%C2%A0edecek/</link><description><![CDATA[<p>
	(<a href="https://misawatruth.wordpress.com/2026/04/06/06-04-2026-yapay-zeka-once-hangi-isleri-yok-edecek/" rel="external nofollow" style="border:0px;color:#1873a1;padding:0px;vertical-align:baseline;">06.04.2026) Yapay zekâ önce hangi işleri yok edecek?</a>
</p>

<div style="background-color:#ffffff;border:0px;color:#333333;font-size:14px;padding:1.7em 0px 0px;text-align:left;vertical-align:baseline;">
	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		 
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Yapay zekâ ile ilgili birçok araştırma aynı gerçeğe işaret ediyor. Mesaj net. Yapay zekâ sadece bazı iş ve görevleri kolaylaştırmıyor. Pek çok sektörde iş yapma biçimini baştan aşağı değiştiriyor.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Bugüne kadar çoğu insan şu mantığa inanıyordu: Daha çok eğitim alan, zihinsel iş yapan kişi daha güvendedir. Artık bu düşünce eskisi kadar sağlam değil. Çünkü yapay zekâ en hızlı şekilde, bilgisayar başında yapılan ve sonucu dosya, yazı, rapor, çizim, sözleşme ya da kod olan işleri etkiliyor.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		<strong style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">İlk darbe kime geliyor?</strong>
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Andrej Karpathy’nin hazırladığı harita bu konuda çok önemli (Karpathy, 2026). Amerika’daki yüzlerce işi karşılaştıran bu çalışmada temel soru şu. Bir işin günlük görevlerinin ne kadarı yapay zekâ tarafından yapılabilir?
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Sonuç oldukça çarpıcı. En çok risk altında olan işler, büyük ölçüde dijital üretime dayanan işler. Yani bir kişi gün boyu bilgisayar başında oturuyor, yazı yazıyor, veri inceliyor, belge hazırlıyor, hesap yapıyor, sunum oluşturuyor ya da yazılım geliştiriyorsa, o iş yapay zekâya daha açık hale geliyor.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Bu yüzden ilk baskıyı hissedenler arasında muhasebeciler, mali inceleme yapanlar, hukuk alanında çalışanlar, yazılım geliştiriciler ve benzeri ofis çalışanları yer alıyor.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Buna karşılık çatı ustaları, temizlik çalışanları, inşaat işçileri ve benzeri beden gücü isteyen işler şimdilik daha korunaklı görünüyor.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		<strong style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">Eğitim artık tek başına kalkan değil</strong>
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Buradaki en şaşırtıcı noktalardan biri şu. Uzun eğitim gerektiren meslekler, sanıldığı kadar güvenli değil (Ainauten, 2026). Hatta birçok durumda tam tersine, yapay zekâya daha açık hale geliyorlar.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Bunun nedeni basit. Yapay zekâ en çok dil, yazı, hesap, planlama, sınıflandırma ve belge üretimi gibi alanlarda hızla ilerliyor. Bunlar da zaten üniversite mezunu birçok insanın günlük işinin büyük kısmını oluşturuyor.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Eskiden insanlar çocuklarına şöyle diyordu. Oku, masa başı iş bul, hayatın garanti olsun. Şimdi ise başka bir gerçek ortaya çıkıyor. Bilgisayarda yapılan birçok iş, sanılandan daha kolay biçimde yapay zekâ ile desteklenebiliyor. Hatta bazı bölümleri doğrudan ona bırakılabiliyor.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		<strong style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">Sadece işler değil, sektörler de sarsılıyor</strong>
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Amy Webb’in yaklaşımı meseleyi daha da büyütüyor (Meyer, 2026). Webb´in araştırması hangi sektörlerde büyük değişim dalgalarının aynı anda toplandığını gösteriyor.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Bazı alanlarda sadece çalışanların yaptığı görevler değişmiyor. O sektörün tamamı dönüşüyor. Telekomünikasyon, finans, sigorta ve benzeri alanlar bunun en güçlü örnekleri arasında. Çünkü bu sektörlerde hem yapay zekâya açık çok sayıda görev var, hem de sektörün genel yapısı hızla değişiyor.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Bu ne demek? Şu demek. Bir yerde hem şirketlerin çalışma düzeni değişiyorsa, hem müşteriyle ilişki şekli değişiyorsa, hem de çalışanların yaptığı görevlerin büyük kısmı dijitalse, değişim çok daha hızlı olur. Yani sadece işin içeriği değil, işin zemini de kayar.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		<strong style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">Telekomünikasyon ve finans neden ilk sıralarda?</strong>
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Telekomünikasyon alanında müşteri hizmetleri, kayıt işlemleri, takip işleri ve teknik inceleme gibi birçok görev zaten ekrandan yürütülüyor. Bu yüzden yapay zekâ burada daha erken etkili oluyor.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Finans dünyasında da benzer bir durum var. Hesap kontrolü, belge inceleme, risk değerlendirme, raporlama ve tablo hazırlama gibi işler büyük ölçüde dijital. Yapay zekâ bu alanlarda hız, maliyet ve ölçek avantajı sunduğu için şirketler değişime daha çabuk yöneliyor.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Böyle yerlerde dönüşüm iki taraftan geliyor. Bir yandan sektör değişiyor. Öte yandan çalışanların günlük işi değişiyor. Bu da baskıyı artırıyor.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		<strong style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">Sağlık alanı neden farklı?</strong>
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Sağlık sektörü ise daha karmaşık bir örnek. Yazı dökme, görüntü okuma, kayıt tutma ve belge hazırlama gibi işler yapay zekâdan hızlı biçimde etkilenebilir. Ama hastaya dokunmak, ameliyat yapmak, fiziksel bakım vermek, anlık insani kararlar almak gibi işler şimdilik daha zor değişiyor (Şahinöz, 2026).
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Yani sağlık alanı tamamen güvende değil. Ama içinde iki ayrı dünya var. Biri ekran başında yapılan kısım. Diğeri insan bedeniyle ve doğrudan temasla ilgili kısım. İlk bölüm daha hızlı dönüşüyor. İkinci bölüm ise biraz daha yavaş.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		<strong style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">İnşaat ve el işi neden şimdilik daha güvenli?</strong>
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Çünkü gerçek dünya hâlâ çok karmaşık. Bir çatıya çıkmak, bozuk bir tesisatı görmek, duvarın içini anlamak, dengesiz bir zeminde çalışmak, farklı hava koşullarına uyum sağlamak ve anlık fiziksel sorunları çözmek bilgisayardaki bir tabloyu doldurmaktan çok daha zordur.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Bu yüzden el emeği isteyen işler bugün için daha sağlam duruyor. Ama bu rahatlığın sonsuz olduğunu düşünmek de hata olur. Robotlar geliştikçe bu alanlarda da tablo değişebilir (Şahinöz, 2023).
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		<strong style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">En kırılgan grup kim?</strong>
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Bir başka önemli nokta ise idari ve düzenleyici görevlerde çalışanlar (Schaul, Ovide, 2026). Randevu ayarlayanlar, evrak düzenleyenler, kayıt tutanlar, yazışma takip edenler, koordinasyon yapanlar. Bu roller çok büyük risk taşıyor.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Çünkü bu işlerin önemli bölümü tekrar eden adımlardan oluşuyor. Yapay zekâ da tam burada güç kazanıyor. Özellikle bazı ofis görevlerinde bu risk daha belirgin hale geliyor. Bu durum sadece teknoloji meselesi değil. Aynı zamanda sosyal bir mesele.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Çünkü değişim herkesi aynı şekilde vurmuyor. Bazı gruplar daha hızlı etkileniyor.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		<strong style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">Korkulması gereken şey ne?</strong>
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		En büyük hata şu olur. Bir iş yapay zekâya açıksa, o iş yarın tamamen yok olacak sanmak. Bu doğru değil.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Bir işin riskli görünmesi, o işin bütün olarak ortadan kalkacağı anlamına gelmez (Şahinöz, 2023, 2026; Ainauten 2026). Daha çok şu anlama gelir. O işin içindeki bazı görevler daha hızlı, daha ucuz ve daha kolay biçimde yapay zekâ ile yapılabilir hale geliyor.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Yani ilk aşamada çoğu zaman iş tamamen kaybolmaz. Ama işin içeriği değişir. Şirket daha az kişiyle aynı işi yapmaya başlar. Yeni başlayanlar için kapılar daralır. Çalışanlardan daha yüksek hız beklenir. Baskı sessizce artar.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Asıl tehlike bazen toplu işten çıkarma değil, yavaş sıkışmadır.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		<strong style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">Robotlar devreye girince tablo tersine dönebilir</strong>
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Bugün fiziksel işler daha güvenli gibi görünse de bu denge kalıcı olmayabilir. İnsana benzeyen
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		robotlar hızla gelişiyor. Yürüyorlar, eşya taşıyorlar, topluyorlar, ayırıyorlar, çevreyi algılıyorlar. Bu teknoloji olgunlaştıkça, bugün korunaklı görülen birçok iş de baskı altına girebilir.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Burada robotları farklı kılan çok önemli bir nokta var. Bir insan yeni bir beceriyi öğrenince sadece kendisi öğrenir. Ama bir robot sistemi yeni bir görevi öğrenince, aynı gün içinde binlerce cihaza aktarılabilir. Yani öğrenme tek tek değil, topluca yayılır.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Bu yüzden bugün güvende görünen bazı alanlar, yarın çok daha farklı bir manzarayla karşılaşabilir.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		<strong style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">Sadece iş değil, her alan etkileniyor</strong>
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Yapay zekâ ve robotlar artık yalnızca ofisleri etkilemiyor. Ev, bakım, güvenlik, gözetim, ulaşım, üretim ve hatta savaş gibi alanlarda da etkilerini gösteriyor.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Bu noktada konu teknolojiye hayran olmak ya da ondan korkmak değil (Şahinöz, 2023). Burada sorulması gereken soru, insanlık bu araçları hangi amaçla kullanacak?
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Aynı teknoloji yaşlı bakımında fayda sağlayabilir. Aynı teknoloji insanları izlemek için de kullanılabilir. Aynı robot tehlikeli işlerde insanı koruyabilir. Aynı robot zarar vermek için de kullanılabilir.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Yani problem makine değil. Onu yöneten niyet, sistem ve güç ilişkileridir.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		<strong style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">Peki insan ne yapmalı?</strong>
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Burada en doğru tavır panik değil, uyanıklık olur. Herkes önce kendi işine dürüstçe bakmalı. Gün içinde yaptığı işlerin hangileri sürekli tekrar ediyor? Hangileri yazı, belge, hesap, özet, planlama ve takip üzerine kurulu? Hangileri gerçekten insan dokunuşu, güven ilişkisi, fiziksel beceri ve sahici karar gerektiriyor?
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		İnsan kendi işinin en kolay değişecek tarafını fark ederse, orada hazırlık yapabilir. Yapay zekâyı rakip gibi görmek yerine yardımcı hale getirebilir. Onu kullanmayan kişi zamanla geride kalabilir. Onu bilinçli kullanan kişi ise daha güçlü hale gelebilir.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		<strong style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">Geleceğin kazananı kim olacak?</strong>
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Muhtemelen sadece diploma sahibi olan değil. Sadece çok çalışan da değil. En avantajlı kişi, değişimi erken fark eden kişi olacak.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Yeni dönemde değerli olacak insanlar şunlar olacak. Öğrenmeye açık olanlar, insan ilişkisini koruyabilenler, güven verenler, sahada çözüm üretenler, farklı alanları birleştirebilenler ve teknolojiyi bilinçli kullananlar.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Çünkü gelecek yalnızca bilgi meselesi değil. Uyum meselesi. Hız meselesi. Karakter meselesi. Ve bazı alanlarda hâlâ insan kalabilme meselesi.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Fırtına yaklaşırken en büyük yanılgı, eski kuralların hâlâ geçerli olduğunu sanmaktır. Artık yalnızca ne bildiğin değil, ne kadar hızlı uyum sağladığın da belirleyici olacak.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Bugün önce ofis işleri sarsılıyor gibi görünüyor. Yarın robotlar geliştikçe fiziksel işler de daha fazla etkilenecek. Bu yüzden soru sadece hangi işin ilk vurulduğu değil. Soru, kimin hazırlıklı olduğu.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Dr. Cemil Şahinöz, Risale Haber, 06.04.2026<br />
		<a href="https://www.risalehaber.com/cemil-sahinoz-yapay-zeka-once-hangi-isleri-yok-edecek-28858yy.htm" style="border:0px;color:#1c9bdc;padding:0px;vertical-align:baseline;" rel="external nofollow">https://www.risalehaber.com/cemil-sahinoz-yapay-zeka-once-hangi-isleri-yok-edecek-28858yy.htm</a>
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		<br />
		Kaynak:
	</p>

	<ul style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		<li style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
			Ainauten: Welche Branchen und Jobs trifft der AI-Sturm zuerst?, 23.03.2026
		</li>
		<li style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
			Karpathy<strong style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;"><span> </span></strong>A.: US Job Market Visualizer. Kişisel internet sitesi, 2026
		</li>
		<li style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
			Meyer M.: Futurist Amy Webb kills the tech trend report. CNet, 14.03.2026
		</li>
		<li style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
			Schaul K., Ovide S.: See which jobs are most threatened by AI and who may be able to adapt. In: The Washington Post, 16.03.2026
		</li>
		<li style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
			Şahinöz C.: Yapay Zeka. Dost mu, Düşman mı? Kdy Yayınevi: Istanbul, 2023
		</li>
		<li style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
			Şahinöz C.: Künstliche Intelligenz und islamische Verantwortung. BOD: Hamburg, 2026
		</li>
	</ul>
</div>
]]></description><guid isPermaLink="false">23530</guid><pubDate>Tue, 07 Apr 2026 09:41:21 +0000</pubDate></item><item><title>(24.03.2026) ABD Hapishanelerinde Dini&#xA0;D&#xF6;n&#xFC;&#x15F;&#xFC;m</title><link>https://forum.misawa.de/topic/23514-24032026-abd-hapishanelerinde-dini%C2%A0d%C3%B6n%C3%BC%C5%9F%C3%BCm/</link><description><![CDATA[<h1 style="background-color:#ffffff;border:0px;color:#000000;font-size:28px;padding:10px 0px 0px;text-align:left;vertical-align:baseline;">
	<strong style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">ABD Hapishanelerinde Dini Dönüşüm</strong>
</h1>

<div style="background-color:#ffffff;border:0px;color:#333333;font-size:14px;padding:1.7em 0px 0px;text-align:left;vertical-align:baseline;">
	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		<strong style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">İslam’ın Yükselen Rolü. Hapishane Ortamı ve Kimlik Arayışı</strong>
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Cezaevleri, yalnızca suç ve ceza kavramlarının değil, aynı zamanda kimlik, anlam ve yeniden başlangıç arayışının da yoğunlaştığı mekânlardır. Özgürlüğün sınırlandığı bu kapalı alanlarda bireyler çoğu zaman geçmişleriyle yüzleşir, hayatlarını sorgular ve yeni bir yön arar. Bu süreçte din, birçok mahkûm için güçlü bir referans noktası haline gelir.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Hapishanede gerçekleşen dini değişimler tek bir nedene dayanmıyor. Psikolojik kırılma, sosyal yalnızlık, suçluluk duygusu ve geleceğe dair belirsizlik gibi unsurlar, manevi yönelimi tetikleyen faktörler arasında yer alır. Bu bağlamda ABD cezaevlerinde İslam’ın dikkat çekici bir büyüme göstermesi, sosyolojik açıdan önemli bir olgu.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		<strong style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">Cezaevlerinde İslam’ın Yaygınlığı</strong>
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		ABD genel nüfusunda Müslümanların oranı düşük seviyede olmasına rağmen, cezaevlerinde bu oran belirgin biçimde daha yüksektir (Fadel, 2019). Çeşitli saha araştırmaları ve hapishane din görevlilerinin gözlemleri, Müslüman mahkûmların oranının genel toplum ortalamasının oldukça üzerinde olduğunu ortaya koymaktadır.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Bu artışın önemli bir kısmı, mahkûmiyet sürecinde gerçekleşen dini dönüşümlerden kaynaklanmaktadır. Resmî kurumlar tarafından tutulan kapsamlı ve merkezi veriler bulunmamakla birlikte, akademik çalışmalar İslam’ın cezaevi ortamında en fazla tercih edilen dinlerden biri olduğunu göstermektedir (Ling, Luibrand, 2025). Uzmanlar, bu büyümenin uzun yıllara yayılan bir eğilim olduğunu vurgulamaktadır.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		<strong style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">Tarihsel Arka Plan ve Siyahi Toplum</strong>
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		İslam’ın Amerika’daki geçmişi sanıldığından daha eskidir. Tarihçiler, Afrika’dan getirilen kölelerin bir bölümünün Müslüman olduğunu belirtmektedir. Ancak kölelik sistemi içinde dini pratiklerin bastırılması, İslam’ın kamusal görünürlüğünü büyük ölçüde ortadan kaldırmıştır.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		20. yüzyılda ise İslam, özellikle Afro-Amerikan toplum içinde yeniden görünürlük kazanmıştır. Bu dönemde ortaya çıkan Nation of Islam hareketi, dini öğretileri disiplin, özsaygı ve ırkçılığa karşı duruşla birleştirmiştir. Cezaevleri bu hareket için önemli bir zemin oluşturmuştur (Felber, 2018).
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Hapishanede geçirdiği yıllarda bu harekete katılan Malcolm X, daha sonra ABD kamuoyunda İslam’ın en dikkat çekici temsilcilerinden biri haline gelmiştir (Şahinöz, 2025). Onun hayat hikâyesi, cezaevlerinin bireysel dönüşüm açısından nasıl bir kırılma noktası olabileceğini sembolik biçimde göstermektedir.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Benzer şekilde dünya şampiyonu boksör Muhammad Ali, 1960’lı yıllarda İslam’ı seçerek geniş kitlelerin dikkatini bu dine çekmiştir (Şahinöz, 2016). Vietnam Savaşı’na katılmayı reddetmesi ve dini kimliğini açık biçimde ifade etmesi, İslam’ın Amerikan toplumundaki algısını dönüştüren gelişmeler arasında yer almıştır.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		<strong style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">Ana Akım Sünni İslam’a Yöneliş</strong>
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Başlangıçta Nation of Islam çizgisinde ilerleyen birçok mahkûm, ilerleyen yıllarda klasik Sünni İslam’a yönelmiştir. 1970’lerden itibaren eğitim faaliyetlerinin artması, uluslararası Müslüman kuruluşların desteği ve cezaevlerinde resmi imamlık sisteminin kurulması bu geçişi kolaylaştırmıştır.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Günümüzde ABD hapishanelerindeki Müslümanların büyük bölümü Sünni gelenekle ilişkilendirilmektedir. Böylece İslam, tarihsel olarak belirli bir hareketle sınırlı olmaktan çıkmış ve daha geniş bir teolojik çerçeveye oturmuştur.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		<strong style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">Dini Dönüşümün Nedenleri</strong>
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Cezaevinde İslam’a yönelen mahkûmların motivasyonları çeşitlidir. Manevi boşluk hissi, düzenli ibadet pratiği, disiplinli yaşam tarzı ve güçlü bir topluluk bağı, öne çıkan unsurlar arasında sayılmaktadır. İslam’ın belirgin kurallara dayalı yapısı ve kişisel sorumluluğu vurgulaması, belirsizlik içindeki bireyler için anlamlı bir çerçeve sunmaktadır.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Bunun yanında özellikle anlam arayışı, birçok mahkûm için belirleyici bir faktör olarak öne çıkar. Hayatın kırılma noktalarında insan, yaşadıklarını açıklayabilecek tutarlı bir düşünce sistemine ihtiyaç duyar. İslam’ın tevhid merkezli dünya tasavvuru, insanın varoluşunu, sorumluluğunu ve kader anlayışını bütüncül ve rasyonel bir çerçevede ele alması nedeniyle, birçok kişi tarafından mantıksal ve tutarlı bir cevap olarak algılanmaktadır. Bu inanç, suç, pişmanlık ve yeniden başlangıç gibi kavramları da anlamlı bir zemine oturtarak bireye zihinsel netlik sağlayabilmektedir.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Ayrıca birçok mahkûmun dini yönelim sürecinde bireysel okuma faaliyetleri belirleyici rol oynamaktadır. Kur’an-ı Kerim’in doğrudan okunması, Hz. Peygamber’in hayatını anlatan siyer eserleri ve klasik tefsir kaynakları, arayış içindeki kişiler için güçlü bir entelektüel ve manevi temas noktası oluşturmaktadır. Özellikle düşünce dünyasını derinleştiren âlimlerin eserleri, metin merkezli bir ikna süreci doğurabilmektedir. Bediüzzaman Said Nursi’nin iman temelli akli izahları ve İmam Gazali’nin kalp ile akıl arasındaki dengeyi kuran yaklaşımı, birçok okuyucu için inancı sadece duygusal değil, aynı zamanda düşünsel olarak da temellendiren bir zemin sunmaktadır. Bu tür okumalar, bireyin İslam’a yönelişini dışsal bir etkiyle değil, içsel bir ikna süreciyle şekillendirmesine katkı sağlayabilmektedir.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Ayrıca cezaevlerinde düzenli cemaat namazları, dini eğitim programları ve manevi rehberlik hizmetleri bulunması, İslam’ın kurumsal olarak erişilebilir olmasını sağlamaktadır. Bu durum aktif bir davet faaliyetinden çok, mevcut yapının sunduğu imkanların doğal sonucu olarak değerlendirilmektedir.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		<strong style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">Kurumsal Yapı ve Din Özgürlüğü</strong>
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		ABD Anayasası’nın güvence altına aldığı din özgürlüğü çerçevesinde, birçok cezaevinde Müslüman din görevlileri görev yapmaktadır (Şahinöz, 2018). Cuma namazları, Ramazan ayında iftar düzenlemeleri ve helal gıda seçenekleri gibi uygulamalar kurumsal olarak tanınmaktadır. Bu da İslam’ın geçici bir eğilim değil, kalıcı bir yapı olarak yerleştiğini göstermektedir.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Cezaevi yöneticileri ve akademisyenler, dini programların mahkûmlar üzerinde istikrar sağlayıcı bir etkisi olabileceğini ifade etmektedir.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		<strong style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">Veri Sınırlılıkları ve Genel Değerlendirme</strong>
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Federal sistem ve kişisel verilerin korunması ilkeleri nedeniyle, dini dönüşümlere dair kapsamlı ulusal istatistikler bulunmamaktadır. Bu durum kesin sayısal sonuçlara ulaşmayı zorlaştırmaktadır. Ancak uzun dönemli gözlemler ve bağımsız akademik çalışmalar, İslam’ın ABD cezaevlerinde oransal olarak en hızlı büyüyen dinlerden biri olduğunu göstermektedir.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Sosyologlar hapishaneleri, toplumsal değişimlerin yoğunlaştığı mikro alanlar olarak tanımlar. Cezaevlerinde İslam’ın artan görünürlüğü de daha geniş küresel eğilimlerle paralel okunmaktadır. Bu tablo, dinin yalnızca bireysel bir inanç sistemi değil, aynı zamanda kimlik, disiplin ve yeniden inşa sürecinde etkili bir sosyal çerçeve sunduğunu ortaya koymaktadır.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Dr. Cemil Şahinöz, Risale Haber, 24.03.2026
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		<br />
		<strong style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">Kaynak</strong><strong style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">ç</strong><strong style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">a</strong>
	</p>

	<ul style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		<li style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
			Fadel L.: Muslims Over-Represented in State Prisons, Report Finds. Yayınlandığı Yer: National Public Radio, 25.07.2019
		</li>
		<li style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
			Felber G.: Shades of Mississippi. The Nation of Islam´s Prison Organizing, the Carceral State, and the Black Freedom Struggle. Yayınlandığı Yer: Journal of American History, 105 (1), 2018, S. 71-95
		</li>
		<li style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
			Ling L., Luibrand S.: Thousands convert to Islam in prison each year: “I recovered my humanity.“ Yayınlandığı Yer: CBS News, 28.02.2025
		</li>
		<li style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
			Şahinöz C.: Müslüman kahramanlara Hıristiyan cenazesi: Malcolm X ve Muhammed Ali. Yayınlandığı Yer: Risale Haber, 17.06.2016
		</li>
		<li style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
			Şahinöz C.: Seelsorge im Islam: Theorie und Praxis in Deutschland. Springer VS: Wiesbaden, 2018
		</li>
		<li style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
			Şahinöz, C.: Malcolm X: Kimlik ve Özgürleşme Arayışındaki Bir Ömrün Mirası. Yayınlandığı Yer: Perspektif, 19.05.2025
		</li>
	</ul>
</div>
]]></description><guid isPermaLink="false">23514</guid><pubDate>Tue, 24 Mar 2026 07:49:30 +0000</pubDate></item><item><title>(09.03.2026) Mutluluk ve Huzur Aras&#x131;ndaki &#x130;nce&#xA0;Fark</title><link>https://forum.misawa.de/topic/23500-09032026-mutluluk-ve-huzur-aras%C4%B1ndaki-i%CC%87nce%C2%A0fark/</link><description><![CDATA[<h1 style="background-color:#ffffff;border:0px;color:#000000;font-size:28px;padding:10px 0px 0px;text-align:left;vertical-align:baseline;">
	<a href="https://misawatruth.wordpress.com/2026/03/09/09-03-2026-mutluluk-ve-huzur-arasindaki-ince-fark/" rel="external nofollow" style="border:0px;color:#1873a1;padding:0px;vertical-align:baseline;">(09.03.2026) Mutluluk ve Huzur Arasındaki İnce Fark</a>
</h1>

<div style="background-color:#ffffff;border:0px;color:#333333;font-size:14px;padding:1.7em 0px 0px;text-align:left;vertical-align:baseline;">
	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		 
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		İnsan yaşamı boyunca hep bir şeyin peşinde koşar. Kimileri başarıyı ister, kimileri sevgiyi, kimileri de sadece mutlu olmayı. Fakat çoğu insan mutlulukla huzuru birbirine karıştırır. Oysa bu iki duygu birbirine benzese de aslında çok farklı kaynaklardan beslenir. Mutluluk dışarıdan gelir, huzur ise içeriden doğar. Bu farkı anlamak, insanın kendini tanıması açısından çok önemlidir.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		<strong style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">Mutluluk Anlıktır ve Nefsanidir</strong>
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Mutluluk, anlık bir duygudur. Yeni bir telefon aldığımızda, uzun zamandır hayalini kurduğumuz arabaya kavuştuğumuzda veya sosyal medyada beğeni aldığımızda içimizi kaplayan sevinç o anki mutluluktur. Ancak bu duygu kalıcı değildir. Çünkü mutluluk, insanın nefsini tatmin eden yüzeysel bir histir.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Kapitalist sistem, insanlara sürekli “daha fazlasını” istemeyi öğretir. Yeni bir şey aldığında mutlu olursun, ama kısa süre sonra o mutluluk solar. Bu yüzden insanlar sürekli yeni hedefler belirler, daha çok kazanmak, daha çok sahip olmak ister. Fakat bu arayış bitmez. Çünkü mutluluk, tıpkı bir dalga gibi gelir ve gider.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Mutluluk çoğu zaman dış etkenlere bağlıdır. Bir insanın morali hava durumuna, maddi durumuna ya da çevresindekilerin davranışlarına göre değişebilir. Bu da mutluluğun ne kadar kırılgan olduğunu gösterir. Bir gün içinde defalarca mutlu olup tekrar üzülmek mümkündür. Dolayısıyla mutluluk, hayatın geçici renklerinden biridir.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		<strong style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">Huzur Kalp ve Vicdan Rahatlığıdır</strong>
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Huzur ise mutluluktan farklı olarak sessizdir. Parlamaz, gösteriş yapmaz, ama insanın kalbine yerleştiğinde derin bir dinginlik bırakır. Huzur, kalbin ve vicdanın rahatlığıdır. İnsan, kendisiyle ve Rabb’iyle barış içinde olduğunda huzur bulur. “Kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur“ (Kur´an, 13:28). Dışarıda fırtına kopsa bile içi sakindir. Çünkü huzur, dış koşullardan değil, insanın iç dünyasındaki denge ve teslimiyetten doğar.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Huzurlu bir insan, her şeyin kontrolünün kendisinde olmadığını bilir. Olanı kabullenir, olmayanı da sabırla bekler. Bu yüzden huzur, sükûnet verir. Kalbi sakinleştirir, düşünceleri berraklaştırır. Huzur, vicdanın temizliğinden, kalbin samimiyetinden, imanın derinliğinden doğar. Maddi olarak zengin olmasa da huzurlu bir insanın yüzünde daima bir güven duygusu vardır.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		<strong style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">Gerçek Zenginlik Huzurdur</strong>
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Mutluluk gelip geçicidir, huzur kalıcıdır. Mutluluk bir anı süsler, huzur bir ömrü güzelleştirir. Mutluluk gösterişe yakındır, huzur tevazuya. Mutluluk dış dünyayı parlatır, huzur iç dünyayı aydınlatır. İnsan ne kadar çok şeye sahip olursa olsun, eğer içinde huzur yoksa sürekli eksik hisseder. Huzur ise sahip olunan her şeyi yeterli kılar.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Gerçek zenginlik, kalpte huzur bulabilmektir. Çünkü huzur satın alınmaz, kimseye devredilmez ve hiçbir güçle zorla elde edilmez. O, insanın kendini ve Rabbini tanımasıyla, hayatı olduğu gibi kabul etmesiyle gelir. Mutluluk bir tebessüm gibidir, huzur ise o tebessümün ardındaki sessiz güven. Ve insan, ancak huzur bulduğunda gerçekten yaşadığını hisseder.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Dr. Cemil Şahinöz, Öztürk Gazetesi, Mart 2026
	</p>
</div>
]]></description><guid isPermaLink="false">23500</guid><pubDate>Mon, 09 Mar 2026 21:45:38 +0000</pubDate></item><item><title>(08.02.2026) Alman Medyas&#x131;n&#x131;n &#x130;slam ve M&#xFC;sl&#xFC;man&#xA0;Tasviri</title><link>https://forum.misawa.de/topic/23467-08022026-alman-medyas%C4%B1n%C4%B1n-i%CC%87slam-ve-m%C3%BCsl%C3%BCman%C2%A0tasviri/</link><description><![CDATA[<h1 style="background-color:#ffffff;border:0px;color:#000000;font-size:28px;padding:10px 0px 0px;text-align:left;vertical-align:baseline;">
	<a href="https://misawatruth.wordpress.com/2026/02/08/08-02-2026-alman-medyasinin-islam-ve-musluman-tasviri/" rel="external nofollow" style="border:0px;color:#1873a1;padding:0px;vertical-align:baseline;">(08.02.2026) Alman Medyasının İslam ve Müslüman Tasviri</a>
</h1>

<div style="background-color:#ffffff;border:0px;color:#333333;font-size:14px;padding:1.7em 0px 0px;text-align:left;vertical-align:baseline;">
	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		<strong style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">Alman Medyasının İslam ve Müslüman Tasviri</strong>
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Malcolm X´in meşhur sözüyle başlayalım: “Eğer dikkat etmezseniz medya, mazlumlardan nefret etmenize ve zalimleri sevmenize sebep olur.” Evet, günümüzde medya, toplumların algılarını şekillendirmede güçlü bir rol oynamaktadır. Bu etki, özellikle farklı kültür ve inanç grupları söz konusu olduğunda daha belirgin hale gelmektedir. İslam ve Müslümanlar da medyanın sıkça konu aldığı alanlardan biridir. Ancak bu tasvirin niteliği, önemli tartışmaları beraberinde getirmektedir.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		<strong style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">Medya Tasvirlerinin Sayısal Boyutu</strong>
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Alman medyasının İslam’ı ele alış biçimine dair yapılan çalışmalar, konunun ciddiyetini rakamlarla da ortaya koymaktadır. Alman İçişleri Bakanlığı tarafından yaptırılan bir araştırmaya göre, gazete ve televizyon haberlerinde İslam dini ve Müslümanlar büyük bir oranla olumsuz bir şekilde tasvir ediliyor. İslam´ı ve Müslümanları konu eden gazete haberlerinin %57´si ve televizyon haberlerinin %89´u menfi haber. Televizyondaki haberlerin sadece %2´sinde İslam dininden ve Müslümanlardan sosyal, eğitim veya kültür konularıyla ilgili bahsediliyor.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Kullanılan resimler ise genelde hep aynı resimler. Konu ve içerik ne olursa olsun, İslam ve Müslümanlar hakkındaki haberlerde kullanılan resimlerde arkadan çekilmiş tesettürlü bayanlar ve ellerinde alışveriş torbaları gözüküyor.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Bu tasvirler, İslam ve Müslümanlar hakkında olumsuz algıların pekişmesine katkı sağlıyor. Araştırma ve istatistikler, konunun sadece kişisel gözlemlerden ibaret olmadığını, sistematik bir medya yaklaşımının sonucu olduğunu göstermektedir.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		<strong style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">Negatif Tasvirlerin Yaygınlığı</strong>
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Araştırmaya göre, medya genellikle İslam’ın olumsuz yönlerine odaklanma eğilimindedir. Terörizm, baskı ve şiddet gibi konular sıkça gündeme gelmektedir. Yapılan araştırma, haber makalelerinin ve televizyon programlarının önemli bir yüzdesinin İslam’ı olumsuz bir ışıkta sunduğunu göstermektedir.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Olumsuz hikayelere yapılan aşırı vurgu ve olumlu temsillerin eksikliği, Müslümanlara karsı algıyı da bozuyor. Medyanın dar çerçevesi, Müslümanların günlük yaşamlarını, katkılarını ve çeşitliliğini göz ardı edebilmektedir. Bu durum, geniş kitlelerde İslam hakkında yanlış ve eksik bilgilere yol açabilmektedir.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		<strong style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">Stereotipler ve Genellemeler</strong>
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Medya organları, Müslümanları tasvir ederken belirli stereotipleri kullanabilmektedir. Başörtülü kadın imajı gibi belirli görüntüler, tüm Müslümanları temsil etmek için kullanılabilmektedir. Ayrıca, İslam ile ilişkilendirilen bazı terimlerin olumsuz bağlamlarda kullanılması, bireylerin haksız yere etiketlenmesine neden olmaktadır. Bu tür genellemeler, çeşitlilik arz eden Müslüman toplumlarını tek tipleştirmektedir.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Kendim de 2016 senesinde aynı deneyimi yaşadım. Almanya´nın en çok izlenen televizyon kanallarından birine konuşmacı olarak davet edildiğimde, yanımda veya üzerimde İslam´ı sembolize eden bir şey getirebilir miyim diye soruldu. Bunu yapamayacağımı, doğal olarak nasılsam öyle gelebileceğimi, Müslümanlar zaten üzerlerinde belli semboller taşımadıklarını belirttiğimde ise, benim yerime bir tesettürlü bayanı programı almışlardı.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		<strong style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">Medya Uygulamaları ve Önyargı</strong>
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Bu yanlı haber yapma eğiliminin altında yatan çeşitli nedenler bulunmaktadır. Haber merkezlerindeki çeşitlilik eksikliği bir faktör olabilir. Ayrıca, editoryal kararların olumsuz ve çarpıcı hikayeleri önceliklendirmesi de etkili olmaktadır. Medyanın ticari kaygıları veya belirli siyasi ajandalar da bu tasvirleri etkileyebilmektedir.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		<strong style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">Alternatif Medya Girişimleri</strong>
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Mevcut duruma karşı koymak amacıyla çeşitli girişimler ortaya çıkmaktadır. Farklı geçmişlerden gelen gençlerin kendi medya içeriklerini ürettiği projeler, bu olumsuz anlatılara karşı bir denge oluşturmayı hedeflemektedir. Bu tür alternatif platformlar, daha gerçekçi ve çeşitli bakış açıları sunarak medyadaki boşluğu doldurmaya çalışmaktadır.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		<strong style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">Değişim Çağrısı ve Dengeli Anlayış</strong>
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Medyanın İslam ve Müslümanları tasvir etme biçiminde bir değişime ihtiyaç duyulduğu açıktır. Daha dengeli, doğru ve kapsayıcı bir habercilik anlayışı, önyargıları azaltmaya yardımcı olabilir. Medyanın sorumluluğu, farklı inanç ve kültürler hakkında daha sağlıklı bir kamuoyu algısı oluşturmaktır. Bu, ancak bilinçli bir yaklaşımla ve çeşitliliğe saygı duyan bir habercilikle mümkün olacaktır.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Medyanın gücü göz önüne alındığında, İslam ve Müslümanların doğru ve adil bir şekilde tasvir edilmesi, toplumsal uyum ve anlayış için büyük önem taşımaktadır.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Dr. Cemil Sahinöz, Öztürk Gazetesi, Şubat 2026
	</p>
</div>
]]></description><guid isPermaLink="false">23467</guid><pubDate>Mon, 09 Feb 2026 09:58:13 +0000</pubDate></item><item><title>(01.01.2026) Erkek ve Evlilik&#xA0;D&#xFC;&#x15F;manl&#x131;&#x11F;&#x131;</title><link>https://forum.misawa.de/topic/23449-01012026-erkek-ve-evlilik%C2%A0d%C3%BC%C5%9Fmanl%C4%B1%C4%9F%C4%B1/</link><description><![CDATA[<h1 style="background-color:#ffffff;border:0px;color:#000000;font-size:28px;padding:10px 0px 0px;text-align:left;vertical-align:baseline;">
	<a href="https://misawatruth.wordpress.com/2026/01/01/02-01-2026-erkek-ve-evlilik-dusmanligi/" rel="external nofollow" style="border:0px;color:#000000;padding:0px;vertical-align:baseline;">(01.01.2026) Erkek ve Evlilik Düşmanlığı</a>
</h1>

<div style="background-color:#ffffff;border:0px;color:#333333;font-size:14px;padding:1.7em 0px 0px;text-align:left;vertical-align:baseline;">
	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		 
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Erkek ve evlilik düşmanlığı, modern ilişkiler dünyasında sessiz ama derin izler bırakan bir zihniyet olarak karşımıza çıkıyor.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Çoğu zaman her şey masum bir yakınlıkla başlıyor. En yakın kız arkadaşı olarak konumlanan biri, geçmişte erkeklerle ya da evlilikle ilgili yaşadığı travmaları, kendi ailesinde gördüklerini veya bireysel tecrübelerini mutlak bir hakikat gibi sunuyor.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Bu bakış açısı zamanla sadece kendisini değil, çevresindeki kadınları da etkisi altına alıyor. Böylece yakın arkadaşların ilişkileri sorgulanmaya, hatta boşandırtmaya başlanıyor.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Bu süreçte erkek figürü ve evlilik kurumu sistemli biçimde kötüleniyor. Güvensizlik, yalan, fitne ve ince intrikalar devreye giriyor.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Duygusal bağ kurma adı altında aslında duygusal bağlama ve bağımlı kılma mekanizmaları işletiliyor. Kadın, fark etmeden kendi evliliğinden uzaklaştırılırken, bir başkasının duygusal dünyasına daha sıkı bağlanıyor. Erkek ise ya potansiyel bir tehdit ya da aşılması gereken bir engel olarak resmediliyor.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Bu zihniyetin sıkça anlatılan örneklerinden biri olarak Jodi Hildebrandt ismi zikredilir. Amerika´da yaşayan Hristiyan misyoner Hildebrandt, evlilik yapar ve boşanır. Hildebrandt erkeklerden, cinsellikten ve evlilikten derin bir nefret duyar. Bu bakış açısıyla başlattığı sözde terapilerde, kendisine gelen her ailenin erkeğini, ortada somut bir durum yokken “cinsellik bağımlısı” olarak etiketler.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Bu etiketleme süreci, erkekleri adım adım evin dışına iten bir sonuca yol açar. Kadın ve erkek aylarca ayrı yaşamaya başlar, aralarındaki bağ soğur ve sonunda boşanma kaçınılmaz hale gelir.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Hikâyenin çarpıcı tarafı ise, bu süreçte Hildebrandt’ın kadınla aynı evde yaşamaya başlamasıdır. Erkek evden uzaklaştırılmıştır ve geride, dışarıdan bakıldığında neredeyse bir tür lezbiyen ilişkiyi andıran, aşırı duygusal bir yakınlık kalmıştır.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Bu tür örnekler, erkek ve evlilik düşmanlığının sadece bireysel bir öfke değil, başkalarının hayatlarını da şekillendiren ideolojik bir tutuma dönüşebileceğini gösteriyor.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Masum dostluk söylemleriyle başlayan bu yaklaşım, sonunda aileleri parçalayan, güveni yok eden ve insanları yalnızlaştıran bir etkiye bürünebiliyor. Asıl tehlike ise bunun çoğu zaman iyilik, terapi ve destek kisvesi altında yapılmasıdır.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Dr. Cemil Şahinöz
	</p>
</div>
]]></description><guid isPermaLink="false">23449</guid><pubDate>Thu, 22 Jan 2026 15:52:53 +0000</pubDate></item><item><title>(12.01.2026) &#x201E;Wir schaffen das&#x201C;tan Bug&#xFC;ne: Almanya&#x2019;n&#x131;n De&#x11F;i&#x15F;en&#xA0;Kimli&#x11F;i</title><link>https://forum.misawa.de/topic/23437-12012026-%E2%80%9Ewir-schaffen-das%E2%80%9Ctan-bug%C3%BCne-almanya%E2%80%99n%C4%B1n-de%C4%9Fi%C5%9Fen%C2%A0kimli%C4%9Fi/</link><description><![CDATA[<h1 style="background-color:#ffffff;border:0px;color:#000000;font-size:28px;padding:10px 0px 0px;text-align:left;vertical-align:baseline;">
	<a href="https://misawatruth.wordpress.com/2026/01/12/12-01-2026-wir-schaffen-dastan-bugune-almanyanin-degisen-kimligi/" rel="external nofollow" style="border:0px;color:#1873a1;padding:0px;vertical-align:baseline;">(12.01.2026) „Wir schaffen das“tan Bugüne: Almanya’nın Değişen Kimliği</a>
</h1>

<div style="background-color:#ffffff;border:0px;color:#333333;font-size:14px;padding:1.7em 0px 0px;text-align:left;vertical-align:baseline;">
	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		 
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		2015 yılında dönemin Başbakanı Angela Merkel’in “Wir schaffen das” (Biz bunu başaracağız) sözü, Almanya’da hem umut dolu bir destek hem de büyük tartışmalar doğurdu. O günden bu yana geçen yıllar, ülkeyi siyasi, sosyal ve ekonomik açıdan derinden etkiledi.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Fakat bu değişim, sadece o anla başlamadı, toplum zaten bir dönüşüm sürecine doğru ilerliyordu. Mülteci akını bu sürecin bir katalizörü oldu, yani var olan değişimi hızlandırdı.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		<strong style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">Değişimin Miladı: 2010/2011 Yılları</strong>
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Genellikle bu toplumsal dönüşümün başlangıç noktası olarak 2010/2011 yılları gösterilir. 2010 yılında Sosyal Demokrat Parti üyesi Thilo Sarrazin, içinde ırkçı ve sosyal darwinist fikirlerin yer aldığı bir kitap yayımladı.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Daha önce de bu tarz fikirler yaygındı elbette, fakat bu sefer bir fark vardı. Daha kitap raflara çıkmadan haftalar öncesinden, içindeki kışkırtıcı bölümler gazete manşetlerinde yer aldı ve tüm toplum bu söylemleri tartışmaya başladı. Bu, ırkçı fikirlerin “bilimsel veri” kılıfı altında normalleşmeye başlamasının önünü açtı.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		<strong style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">Cami Saldırıları</strong>
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Aynı dönemde cami saldırılarında da artış gözlemlendi. 2001 ve 2011 yılları arasında her yıl ortalama 22 saldırı olurken, 2012’de bu rakam 35’e, 2013’te 36’ya, 2014’te 45’e ve 2015’te ise 93’e çıktı. Bugün bu sayılar yüzü aşmış durumda.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		<strong style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">Aşırı Sağ Hareketlerin Yükselişi: Afd ve Pegida</strong>
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Bu yıllar aynı zamanda Almanya’da yeni bir siyasi zeminin oluşmasına da sahne oldu. 2013’te Almanya için Alternatif (AfD) partisi kuruldu. Başlangıçta örneğin Alman Markı’nın geri gelmesini savunan bu parti, zamanla ırkçı ve göç karşıtı fikirlerin toplandığı bir merkez haline geldi.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		2014’te kurulan Pegida hareketi ise İslam karşıtı yürüyüşler düzenlemeye başladı ve kısa sürede büyük bir katılım kazandı.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		<strong style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">2015 Mülteci Akını ve Başlangıçtaki Yardım Ruhu</strong>
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Dolayısıyla 2015 yılında büyük mülteci akını başlayınca, Almanya´da böyle bir zemine oturdu. 2015’te Almanya resmi rakamlara göre 1,1 milyon mülteciyi kabul etti. Başlangıçta insani yardım ruhu ön plandaydı. Her şehirde, her köyde yardım kampanyaları düzenlendi. Camiler, dernekler ve spor kulüpleri bu süreçte önemli rol oynadılar. Dil kurslarına ve uyum projelerine milyarlarca Euro harcandı.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		<strong style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">Entegrasyon Sorunları ve Sosyal Gerilimler</strong>
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Zamanla bu yardım ruhu yerini entegrasyon sorunlarına, güvenlik endişelerine ve sosyal gerilimlere bıraktı. Belediyeler artan yük karşısında zorlanmaya başladılar.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		İlk yıllarda çoğunlukla genç erkeklerin gelmesi, ailelerin sonradan gelmeleri ve Almanya’nın bürokratik yavaşlığı nedeniyle pek çok mültecinin spor salonlarında ve küçük dairelerde aylarca, hatta yıllarca beklemek zorunda kalması uyumu olumsuz etkiledi.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		<strong style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">İş Hayatı ve Demografik Değişim</strong>
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Dil kursları zorunlu kılındı, pek çok mülteci Almanca öğrendi. Ancak çalışma izinlerinin gecikmesi, özellikle gençler için büyük bir sorun oluşturdu. Çalışmak isteyen, enerjisi ve zamanı olan bu insanlar, işyerlerinde eleman eksikliği olmasına rağmen aylarca boşta kaldılar. Bu durum entegrasyon sürecine zarar verdi.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		İlerleyen yıllarda zaman içinde birçok mülteci iş buldu veya kendi işletmelerini kurdu. Genellikle gastronomi sektöründe yoğunlaşan bu girişimler olumlu bir tablo ortaya koysa da, Almanya’da uzman iş gücü eksikliği devam ediyor.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Bununla birlikte, ülkenin demografik yapısı da kalıcı olarak değişti. Bazı şehirlerde artan kültürel çeşitlilik olumlu karşılanırken, bazı bölgelerde toplumsal kutuplaşma derinleşti.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		<strong style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">Siyasette Yeni Denge ve Süregelen Tartışmalar</strong>
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Bu süreç sağ popülist partiler ve göç karşıtı hareketlerin güç kazanmasına zemin hazırladı. Pegida’ya katılım ilk yıllarda olağanüstü arttı, ardından AfD’nin yükselişi başladı. AfD, anketlerde Almanya’nın ikinci büyük partisi konumuna geldi.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Mülteci politikasının sonuçları hâlâ tartışılıyor. Kimileri Merkel’i insani bir duruş sergilediği için alkışlarken, kimileri de ülkeyi bu politikalar nedeniyle suçluyor.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		<strong style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">Yeni Bir Kimliğin Doğum Sancıları</strong>
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Sonuç olarak, Almanya 2015’ten bu yana büyük bir değişim yaşadı ve hâlâ yaşıyor. Ülke yeni bir kimlik oluşturma sürecinde ve bu sürecin sancıları toplumun her alanında hissediliyor. Bu sancılar, yalnızca göç politikalarının değil, aynı zamanda Almanya’nın kendi geleceğini nasıl tanımlamak istediğinin de bir yansıması.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Dr. Cemil Şahinöz, Öztürk Gazetesi, Ocak 2026
	</p>
</div>
]]></description><guid isPermaLink="false">23437</guid><pubDate>Mon, 12 Jan 2026 12:01:52 +0000</pubDate></item><item><title>(03.03.2025) Gurbet&#xE7;ilikten G&#xF6;&#xE7;menli&#x11F;e ve Yeni Yerlili&#x11F;e Ge&#xE7;i&#x15F;: Almanya'da Politik Kat&#x131;l&#x131;m&#x131;n Sosyolojik ve Psikolojik Dinamikleri</title><link>https://forum.misawa.de/topic/23408-03032025-gurbet%C3%A7ilikten-g%C3%B6%C3%A7menli%C4%9Fe-ve-yeni-yerlili%C4%9Fe-ge%C3%A7i%C5%9F-almanyada-politik-kat%C4%B1l%C4%B1m%C4%B1n-sosyolojik-ve-psikolojik-dinamikleri/</link><description><![CDATA[<p>
	
</p>

<p>
	Modern dünyada toplumsal yapıların çok boyutlu bir dönüşüm geçirdiği bir gerçekliktir. Bu dönüşümün en belirgin görünümlerinden biri, bireylerin ve toplulukların fiziksel ve toplumsal ötekilikten, politik ve sosyal yerliliğe uzanan karmaşık yolculuklarıdır.
</p>

<p>
	
</p>

<p>
	Almanya gibi çokkültürlü bir toplumda bu süreç, gurbetçilikten göçmenliğe ve oradan da yeni yerliliğe geçişi ifade eden bir dinamik örgüyü barındırır. İşte bu karmaşık yolculuk, sadece bireysel ve toplumsal kimliklerin yeniden inşa edilmesiyle sınırlı kalmaz; aynı zamanda politik katılım ve kolektif bir gelecek inşa etme noktasında da kritik bir öneme sahiptir.
</p>

<p>
	
</p>

<p>
	Almanya'da şu an yaşayan ve Alman vatandaşlığını kazanarak politik katılım hakkına sahip olmuş 1 milyon 300 binden fazla Türk asıllı birey bulunmaktadır. Ancak, bu sayının sadece yüzde 20'ye yakın bir kesiminin sandığa gitmesi hem politik hem de sosyolojik bir problemin varlığını gözler önüne sermektedir. Bu ilgisizliğin ardında yatan nedenleri anlamak için sosyolojik ve psikolojik bir perspektiften yaklaşmak önem arz etmektedir.
</p>

<p>
	
</p>

<p>
	<strong>Toplumsal Yerellik ve Katılım: Bir Kimlik Sınavı</strong>
</p>

<p>
	
</p>

<p>
	Gurbetçilikten göçmenliğe geçişte bireyler, yabancı bir toprağa fiziksel olarak yerleşmekle kalmaz, aynı zamanda toplumsal ve kültürel özneliklerini de yeniden tanımlamak zorunda kalırlar. Bu, kimlik sürekliliği ve aidiyet duygusunu etkileyen önemli bir uyum sürecidir.
</p>

<p>
	
</p>

<p>
	Psikolojik olarak, bu bireyler kendilerini hem geldikleri kültüre hem de yerleştikleri topluma ait hissetmek için iki uçlu bir çatışma yaşarlar. Politik katılım, bu aidiyetin somut bir göstergesidir; zira bir bireyin oy kullanması, kendisini toplumsal bir aktör olarak kabul etme ve edilme beyanıdır.
</p>

<p>
	
</p>

<p>
	Ancak, Almanya'da Türk asıllı seçmenlerin düşük oranda oy kullanmaları, özellikle toplumsal yerlilik hissinin tam anlamıyla yerleşmediğini göstermektedir. Bu durum hem kültürel olarak ötekileştirilme kaygısı hem de politik sistemin yabancısı olma algısıyla ilişkilidir. Almanya'da birçok Türk kökenli birey, kendilerini bu politik arenada yetersiz ya da etkisiz hissedebilir ve bu algı, pasif bir duruş sergilemelerine neden olabilir.
</p>

<p>
	
</p>

<p>
	<strong>Psikolojik Faktörler: Aidiyet ve Motivasyon</strong>
</p>

<p>
	
</p>

<p>
	Psikolojik açıdan bakıldığında, seçmen katılım oranlarını etkileyen bir dizi bireysel ve toplumsal faktörün varlığını gözlemlemek mümkün. Aidiyet duygusu, bu faktörlerin başında gelmektedir. Oy kullanmayan bireylerin birçoğu, bulundukları topluma karşı yabancılık hissi beslemekte ya da o toplumda herhangi bir fark oluşturabileceklerine dair inanca sahip olmamaktadır. Bu durum, özellikle toplumsal ayrımcılık deneyimleriyle pek çok kez karşılaşan bireylerde daha da belirgin hale gelir.
</p>

<p>
	
</p>

<p>
	Motivasyon eksikliği ise bir başka önemli etkendir. Bireylerin politik katılımın anlam ve önemine dair bilgi eksikliği ya da bu katılımın somut bir değişim oluşturmayacağına dair yaygın inanç, seçimlere ilgisiz kalmalarına yol açabilir. Bu noktada, toplumsal bilinçlendirme kampanyalarının önemi öne çıkmakta, bireylerin hem politik hem de sosyal olarak daha etkin bir rol oynamaları için cesaretlendirilmesi gerekmektedir.
</p>

<p>
	
</p>

<p>
	<strong>Ortak Gelecek ve Politik Katılımın Rolü</strong>
</p>

<p>
	
</p>

<p>
	Bir toplumun ortak geleceği, bireylerin politik ve sosyal katılımıyla şekillenir. Almanya'da Türk asıllı bireylerin politik katılım oranlarını artırması, sadece kendi topluluklarının çıkarlarını savunmaları açısından değil, aynı zamanda çokkültürlü ve kapsayıcı bir Alman toplumunun inşa edilmesi açısından da kritik bir öneme sahiptir. Politik katılım, ayrımcılığa karşı bir direnç mekanizması olmanın ötesinde, toplumsal eşitlik ve dayanışma anlayışının yerleşmesinde de önemli bir araçtır.
</p>

<p>
	
</p>

<p>
	Sonuç olarak, gurbetçilikten göçmenliğe ve yeni yerliliğe geçiş süreci, sadece bireysel bir uyum meselesi değil, aynı zamanda toplumsal bir dönüşüm ve ortak bir geleceğin inşa edilme yolculuğudur. Bu yolculukta politik katılım hem bireysel hem de toplumsal öznelliğin belirginleştiği bir alan olarak karşımıza çıkmakta, seçimlere katılma oranlarını artırmak ise hepimizin sorumluluğu olarak görülmektedir.
</p>

<p>
	
</p>

<p>
	 
</p>

<p>
	
</p>

<p>
	Dr. Cemil Şahinöz, Referans Dergisi, Mart 2025
</p>

<p>
	
</p>
]]></description><guid isPermaLink="false">23408</guid><pubDate>Thu, 27 Nov 2025 16:23:22 +0000</pubDate></item><item><title>(19.11.2025) Amerika&#x2019;daki M&#xFC;sl&#xFC;manlar: &#xC7;e&#x15F;itlili&#x11F;in&#xA0;Foto&#x11F;raf&#x131;</title><link>https://forum.misawa.de/topic/23401-19112025-amerika%E2%80%99daki-m%C3%BCsl%C3%BCmanlar-%C3%A7e%C5%9Fitlili%C4%9Fin%C2%A0foto%C4%9Fraf%C4%B1/</link><description><![CDATA[<h1 style="background-color:#ffffff;border:0px;color:#000000;font-size:28px;padding:10px 0px 0px;text-align:left;vertical-align:baseline;">
	<a href="https://misawatruth.wordpress.com/2025/11/19/19-11-2025-amerikadaki-muslumanlar-cesitliligin-fotografi/" rel="external nofollow" style="border:0px;color:#1873a1;padding:0px;vertical-align:baseline;">(19.11.2025) Amerika’daki Müslümanlar: Çeşitliliğin Fotoğrafı</a>
</h1>

<div style="background-color:#ffffff;border:0px;color:#333333;font-size:14px;padding:1.7em 0px 0px;text-align:left;vertical-align:baseline;">
	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		 
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Avrupa´ya nazaran, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Müslüman topluluk dikkat çekici derecede heterojen. Dünyada çok az ülke ABD kadar farklı kimlikleri, kökenleri ve hikâyeleri bir arada barındırır. Buna rağmen Amerikan toplumunda Müslümanların çoğu zaman tek tip insanlar gibi sunulması, bu zengin çeşitliliği gölgeleyen bir basmakalıptır. Oysa gerçekler çok daha renkli ve katmanlıdır.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Anketler, Amerika’daki Müslümanların etnik açıdan ülkenin en çeşitli gruplarından biri olduğunu gösteriyor (Khan, 2025). Kendi ifadeleriyle %25 ila %33’ü Siyah, %30 ila %33’ü Güney Asyalı, %25’i Arap dünyasından veya Kuzey Afrika’dan, %18 ila %24’ü Batılı, %5 ila %7’si ise Latin kökenli olduğunu belirtiyor. Latin Müslümanların sayısının 2025 itibarıyla 4,5 milyona ulaşacağı tahmin ediliyor. Bu da toplam nüfusun yaklaşık %1,3’ü anlamına geliyor. Bu tablo, Amerika’nın hem göç geçmişini hem de yeni dinî ve kültürel geçiş süreçlerini yansıtan geniş bir insan mozaiği ortaya koyuyor.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Amerikalı Müslüman topluluk, genel ülke nüfusuna göre daha genç bir demografiye sahip. Müslümanların %15’i 18 ila 29 yaş arasında bulunuyor. Bu oran Hristiyan Amerikalılarda %14. Yalnızca 65 yaş üstü grupta Müslüman nüfus daha az temsil ediliyor. Ortalama yaş 35. Amerika genelindeki 47 yıllık ulusal ortalamanın belirgin biçimde altında. Bu genç profil hem yüksek doğum oranlarını hem de gençler arasında İslam’a yönelimin bir göstergesi.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Eğitim seviyesi ülke ortalamasının üzerinde. Müslümanların %46’sı üniversite ya da daha yüksek bir diplomaya sahip. Özellikle mühendislik, tıp ve bilim alanlarında güçlü bir varlıkları var. Ülke genelinde yaklaşık 50 bin Müslüman doktor görev yapıyor.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Bununla birlikte ekonomik durum etnik kökene, göç kuşağına ve yaşanılan bölgeye göre oldukça değişiyor. Topluluğun yaklaşık üçte biri düşük gelir grubunda yer alıyor. Buna karşın yıllık geliri 100 bin doların üzerinde olan Müslümanların oranı %22. Bu geniş gelir skalası tarihi göç dalgalarının, yeni ekonomik fırsatların ve topluluk içi sosyal ağların yansımaları olarak değerlendiriliyor. Özellikle New York, Kaliforniya, New Jersey ve Michigan gibi büyük şehirlerde yoğun Müslüman nüfus bulunuyor.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Bu topluluk tek bir kalıba sığmıyor. Etnik köken, sınıf, mezhep ve tarihsel tecrübe gibi faktörler içinde çeşitli alt gruplar oluşturuyor. Afro Amerikalı Müslümanlar, Malcolm X ve Nation of Islam gibi hareketlerin mirasından gelen güçlü bir tarihsel hafızaya sahip. Sosyal adalet, eşitlik ve toplumsal farkındalık Amerikalı müslümanlar için temel kavramlar.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Güney Asyalı Müslümanlar profesyonel alanlarda, özellikle akademi ve teknik sektörlerde yaygın. Birçok aile hem ABD içindeki başarı ağlarını hem de Güney Asya’daki akrabalarla güçlü bağlarını koruyor.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Arap kökenli Müslümanlar özellikle Michigan ve Ortabatı’da yoğunlaşıyor. Orada kurulan cami ve merkezlerle hem dini hem kültürel mirası canlı tutuyorlar.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Latin Müslümanlar ise Amerika’nın en hızlı büyüyen Müslüman grubu. Genişlemeleri çoğunlukla göçle değil, din değişimiyle gerçekleşiyor. İslam’ı kendi kültürel gelenekleriyle harmanlayan canlı bir topluluk oluşturuyorlar.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Ortabatı ve Apalaş bölgesindeki Müslüman topluluklar ise daha Avrupaî bir yapıya sahip. Geleneksel aile değerlerini ve gençlerin yerel toplumla uyumunu önemsiyorlar.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Amerikan Müslümanları, Amerika’nın kültürel çeşitliliğini en canlı biçimde yansıtan bir ayna niteliği taşıyor. Genç, dinamik, çok kültürlü ve çok katmanlı yapılarıyla hem Amerikan toplumunun parçası hem de kendi özgün kimliklerinin taşıyıcısı olarak varlıklarını sürdürüyorlar.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Dr. Cemil Şahinöz, Risale Haber, 19.11.2025<br />
		<a href="https://www.risalehaber.com/cemil-sahinoz-amerikadaki-muslumanlar-cesitliligin-fotografi-28255yy.htm" style="border:0px;color:#1c9bdc;padding:0px;vertical-align:baseline;" rel="external nofollow">https://www.risalehaber.com/cemil-sahinoz-amerikadaki-muslumanlar-cesitliligin-fotografi-28255yy.htm</a>
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Kaynak: Khan M.: Das andere Amerika: In: Islamische Zeitung, Kasım 2025, S. 20
	</p>
</div>
]]></description><guid isPermaLink="false">23401</guid><pubDate>Wed, 19 Nov 2025 12:47:48 +0000</pubDate></item><item><title>(05.11.2025) Almanya&#x2019;da AfD&#x2019;nin Y&#xFC;kseli&#x15F;i: Bir Toplumun D&#xF6;n&#xFC;&#x15F;&#xFC;m&#xA0;Hik&#xE2;yesi</title><link>https://forum.misawa.de/topic/23389-05112025-almanya%E2%80%99da-afd%E2%80%99nin-y%C3%BCkseli%C5%9Fi-bir-toplumun-d%C3%B6n%C3%BC%C5%9F%C3%BCm%C2%A0hik%C3%A2yesi/</link><description><![CDATA[<h1 style="background-color:#ffffff;border:0px;color:#000000;font-size:28px;padding:10px 0px 0px;text-align:left;vertical-align:baseline;">
	<strong style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">Almanya’da AfD’nin Yükselişi: Bir Toplumun Dönüşüm Hikâyesi</strong>
</h1>

<div style="background-color:#ffffff;border:0px;color:#333333;font-size:14px;padding:1.7em 0px 0px;text-align:left;vertical-align:baseline;">
	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Almanya siyasetinde son yılların en dikkat çekici gelişmelerinden biri, hiç kuşkusuz Almanya için Alternatif Partisi’nin yani AfD’nin yükselişi oldu. Bu yükseliş yalnızca bir partinin seçimlerde başarı kazanmasıyla açıklanabilecek bir olgu değil. Daha derinlere bakıldığında, toplumda yaşanan kırılmaların, korkuların ve kimlik krizlerinin siyasi alandaki yansımasıyla karşı karşıya olduğumuzu görüyoruz. AfD’nin serüveni, Almanya’nın son on yıllarda geçirdiği sosyolojik dönüşümlerin adeta bir aynası niteliğinde.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		<strong style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">Bir Protesto Hareketinden Siyasi Güce</strong>
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		AfD ilk ortaya çıktığında bugünkü gibi göç, mülteci ve İslam karşıtı bir söyleme sahip değildi. Parti, 2013 yılında Euro karşıtlığı üzerinden şekillenmişti. Almanya’nın güçlü para birimi olan D-Mark’ın terk edilmesi, geniş kesimlerde hayal kırıklığı oluşturmuşdu. AfD bu noktada kendisini, “Alman ekonomisini koruyan” bir parti olarak tanımladı.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Kurucuları daha ziyade akademisyenler ve ekonomistlerdi. O günlerde partiye bakanlar, ırkçı bir hareketten ziyade para politikaları üzerinden yükselen bir Avrupa Birliği eleştirisi görüyordu. Ancak zaman içinde siyasi atmosfer değişti ve AfD, toplumsal kaygıları farklı alanlarda sahiplenmeye başladı. Böylece merkezde duran bir protesto partisi, giderek daha fazla aşırı sağın merkezi haline geldi.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		<strong style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">Mülteci Krizi ve AfD’nin Yükselişi</strong>
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		AfD’nin asıl çıkışı 2015’teki mülteci krizi ile oldu. O yıl Suriye başta olmak üzere Ortadoğu’dan ve Afrika’dan yüz binlerce insan Almanya’ya sığındı. Angela Merkel’in “Wir schaffen das” yani “Biz bunu başaracağız” sözü, Alman siyaset tarihinde simgesel bir dönüm noktası olarak kaldı.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Ancak bu sözün oluşturduğu iyimserlik, toplumun her kesiminde aynı şekilde karşılanmadı. Özellikle kırsal bölgelerde ve küçük şehirlerde yaşayan insanlar, bu büyük göç dalgasını kendi kültürel kimliklerine bir tehdit olarak algıladı. İş piyasasında rekabet, sosyal devletin yükü ve güvenlik kaygıları daha fazla dile getirilmeye başlandı. AfD bu noktada mülteci krizinden doğan kaygıları siyasi bir sermayeye dönüştürerek hızlı bir yükselişe geçti.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		<strong style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">İslam Düşmanlığının Yükselişi</strong>
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		AfD’nin yükselişinde dikkat çeken bir diğer boyut ise İslam düşmanlığı oldu. Parti söylemlerinde, İslam’ı Batı kültürüne ve Alman kimliğine karşı bir tehdit olarak resmetmeye başladı. Camilere, başörtüsüne, hatta İslami bayramlara kadar uzanan bir karşıtlık dili geliştirdi.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Bu söylemler, özellikle terör saldırılarının ardından daha da yoğunlaştı. 2015 Paris saldırıları ve 2016’daki Berlin Noel pazarı saldırısı gibi olaylar, toplumsal korkuları derinleştirdi. AfD, bu korkuları kendi lehine kullandı ve “Almanya’nın kültürel kimliğini savunan” parti imajını güçlendirdi. Böylece ekonomik kaygılar üzerinden doğan bir parti, giderek kültürel ve dini düşmanlık üzerinden oy devşiren bir yapıya dönüştü.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		<strong style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">Toplumun Radikalleşmesi</strong>
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		AfD’nin büyümesi, sadece partinin söylemlerindeki değişimle açıklanamaz. Almanya’da toplumun belirli kesimlerinde son yıllarda ciddi bir radikalleşme yaşanıyor. Küreselleşmenin getirdiği hızlı değişimler, teknolojinin iş gücü piyasasını dönüştürmesi, şehirlerle kırsal arasındaki uçurumun büyümesi, insanların aidiyet duygusunu zayıflattı.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Bir yanda küresel dünyaya entegre olmuş, çokkültürlü şehirli Almanlar varken, diğer yanda değişimin hızına yetişemeyen ve kimliğini kaybettiğini düşünen kesimler var. AfD bu ikinci kesimin sesi haline geldi.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Radikalleşme özellikle sosyal medyanın etkisiyle daha da hızlandı. İnsanlar kendi korkularını paylaşan gruplar içinde sürekli olarak birbirlerini beslediler ve bu da aşırı sağın normalleşmesine katkı sağladı.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		<strong style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">Siyasetin Dilinin Sertleşmesi</strong>
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		AfD’nin yükselişi yalnızca toplumu değil, siyasetin genel dilini de değiştirdi. Partinin agresif söylemleri, diğer partileri de dolaylı olarak etkiledi. Oy kaybetme korkusuyla ana akım partiler zaman zaman daha sert ve göçmen karşıtı bir dil kullanmaya başladı.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Böylece Almanya siyasetinde uzlaşmacı, dengeli ve diyalog arayan bir dil zayıfladı. Yerine daha kutuplaştırıcı, daha agresif bir üslup hakim oldu. Bu durum yalnızca parlamentoda değil, toplumun gündelik hayatında da hissediliyor. Tartışmalar daha hızlı şekilde kutuplaşmaya dönüşüyor ve siyasal nezaket sınırları giderek silikleşiyor.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		<strong style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">Sosyolojik Dinamikler</strong>
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		AfD’nin yükselişini anlamak için yalnızca siyasete değil, toplumsal dinamiklere de bakmak gerekiyor. Almanya uzun yıllar boyunca ekonomik refahın ve istikrarın ülkesi olarak görüldü. Ancak refahın adil dağılımı konusunda ciddi sorunlar vardı. Alt ve orta sınıflar kendilerini geride bırakılmış hissetmeye başladı.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Göçmenler ve mülteciler, çoğu zaman bu sıkıntıların sembolik hedefi haline getirildi. Sosyolojik açıdan bu, klasik bir “günah keçisi” oluşturma süreciydi. İşini kaybeden ya da sosyal yardım alan biri, kendi sorunlarının kaynağı olarak mülteciyi görmeye başladı. AfD ise bu söylemi siyasi bir programa dönüştürerek kitleleri etkisi altına aldı.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		<strong style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">Demokrasi İçin Ciddi Bir Uyarı</strong>
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Bugün AfD’nin geldiği nokta, sadece bir partinin başarısı değil, Almanya demokrasisi için de ciddi bir uyarıdır. Toplumun giderek radikalleşmesi, siyasetin dilinin sertleşmesi ve İslam düşmanlığının normalleşmesi, demokratik değerler açısından tehlikeli bir gidişata işaret ediyor.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		AfD’nin yükselişi Almanya’ya özgü bir mesele değil, tüm Avrupa’da benzer şekilde yaşanan bir eğilimin parçası. Fransa’da, Hollanda’da, İtalya’da ve diğer birçok ülkede benzer hareketlerin güçlenmesi, Batı demokrasilerinin geleceği hakkında düşündürücü bir tablo ortaya koyuyor.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		<strong style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">Son Söz</strong>
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		AfD’nin hikâyesi, Almanya toplumunun korkularını, kırılmalarını ve kimlik arayışlarını yansıtır. Mülteci krizinden İslam düşmanlığına, ekonomik kaygılardan kültürel kimlik krizine kadar uzanan bir dizi faktör, bu yükselişi mümkün kıldı. Demokrasi, yalnızca sandıkta çoğunluğu elde etmek değil, aynı zamanda toplumsal barışı, uzlaşmayı ve birlikte yaşamı koruyabilmektir. Eğer toplum radikalleşmeye devam ederse, siyasetin dili daha da sertleşirse, bunun bedelini yalnızca göçmenler değil, Alman demokrasisi bütünüyle ödeyecektir.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Dr. Cemil Şahinöz, Öztürk Gazetesi, Kasım 2025<br />
		<br />
		Risale Haber, 14.11.2025<br />
		<a href="https://www.risalehaber.com/cemil-sahinoz-almanyada-irkciligin-ve-islam-dusmanliginin-yukselisi-bir-toplumun-28230yy.htm" rel="external nofollow">https://www.risalehaber.com/cemil-sahinoz-almanyada-irkciligin-ve-islam-dusmanliginin-yukselisi-bir-toplumun-28230yy.htm</a>
	</p>
</div>
]]></description><guid isPermaLink="false">23389</guid><pubDate>Tue, 11 Nov 2025 13:46:37 +0000</pubDate></item><item><title>(17.07.2025) &#x130;zin Mevsimi, Karne Heyecan&#x131; ve K&#xFC;lt&#xFC;rel Kimlik: Avrupa&#x2019;da Ya&#x15F;ayan Ailelerin G&#xF6;z&#xFC;nden Bir&#xA0;Bak&#x131;&#x15F;</title><link>https://forum.misawa.de/topic/23383-17072025-i%CC%87zin-mevsimi-karne-heyecan%C4%B1-ve-k%C3%BClt%C3%BCrel-kimlik-avrupa%E2%80%99da-ya%C5%9Fayan-ailelerin-g%C3%B6z%C3%BCnden-bir%C2%A0bak%C4%B1%C5%9F/</link><description><![CDATA[<h1 style="background-color:#ffffff;border:0px;color:#000000;font-size:28px;padding:10px 0px 0px;text-align:left;vertical-align:baseline;">
	 
</h1>

<div style="background-color:#ffffff;border:0px;color:#333333;font-size:14px;padding:1.7em 0px 0px;text-align:left;vertical-align:baseline;">
	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		<strong style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">İzin Mevsimi, Karne Heyecanı ve Kültürel Kimlik: Avrupa’da Yaşayan Ailelerin Gözünden Bir Bakış</strong>
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Avrupa’da yaşayan Türk aileleri için yılın belki de en sabırsızlıkla beklenen zamanı, izin mevsimi. Yaz tatili yaklaştıkça hem valizler hazırlanıyor hem de kalpler kıpır kıpır oluyor. Ama bu dönem, sadece güneş, deniz ve memleket havası demek değil. Aynı zamanda çocuklarımızın karne aldığı, aile içi sohbetlerin, değerlendirmelerin arttığı, duyguların yoğunlaştığı, belki de en hassas ve düşündürücü dönemlerden biri. Bu süreci sadece dışarıdan bir “tatil” olarak görmek bir eksiklik olur. Çünkü işin içinde psikolojik derinlikler, sosyolojik katmanlar ve kültürel kırılmalar da var.
	</p>

	<h3 style="border:0px;color:#999999;font-size:21px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		 
	</h3>

	<h3 style="border:0px;color:#999999;font-size:21px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Karne ve Başarı: Ailenin Aynası mı, Çocuğun Kimliği mi?
	</h3>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Şöyle bir sahne gözünüzde canlandırın: Okulun son günü. Çocuklar ellerinde karnelerle eve geliyor. Kimisi heyecanla gösteriyor, kimisi ise göz ucuyla bakıyor tepkileri tartmak için. İşte tam da burada başlıyor asıl mesele. Karne dediğimiz belge, sadece ders notlarını göstermiyor. Birçok göçmen aile için o karne, kendi ebeveynlik becerilerinin de bir özeti gibi görülüyor maalesef. Başkalarıyla kıyas ve rakiplik belgesi haline geliyor adeta.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Örneğin “Bakın biz buraya çocuklarımız başarılı olsun diye geldik” algısı çok yaygın. Hâliyle karne sadece çocuğun değil, ailenin de notu gibi algılanıyor. Bu durum çoğu zaman çocuklara ağır bir yük bindiriyor. Çünkü karne, onların gözünde bir başarı göstergesi olmaktan çıkıyor, bir çeşit sevgi ve kabul belgesi hâline geliyor. Yani çocuğun zihninde şöyle bir denklem kuruluyor: “İyi not = Sevgi kazanımı”. Ve bu denklem zamanla iç motivasyonu törpülüyor, özgüveni sadece başarıya endeksli hâle getiriyor.
	</p>

	<h3 style="border:0px;color:#999999;font-size:21px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		 
	</h3>

	<h3 style="border:0px;color:#999999;font-size:21px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		İzin Mevsimi ve Memleket Ziyaretleri: Tatil mi, Kimlik Yenileme mi?
	</h3>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Peki ya tatil? Valizler hazır, astronomik rakamlarla pahalı uçak biletleri alınmış, memleket yolu göründü. Ama bu da sanıldığı kadar sade bir mesele değil. Özellikle ikinci ve üçüncü kuşak çocuklarımız için Türkiye’ye yapılan ziyaretler, sadece “tatile gitmek” değil, kim olduklarını, nereye ait olduklarını sorguladıkları içsel bir yolculuğa dönüşüyor.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Çocuklar Türkiye’ye gittiklerinde bir yandan akrabalarını, dedelerini, ninelerini görüyor, kuzenleriyle oynuyor, ama bir yandan da kendilerine yöneltilen “Sen nerelisin?” sorusuyla karşılaşıyorlar. Bu soru, dışarıdan basit görünse de çocukların kafasında fırtınalar koparıyor. Çünkü Avrupa’da “yabancı”, Türkiye’de “Alamancı” muamelesi görmek, onların aidiyet duygusunu zedeliyor. “Ben nereye aitim?” sorusu, kimlik bunalımının temelini oluşturuyor.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Kimi çocuklar bu yolculukta köklerine daha sıkı sarılıyor, ama kimileri ise iki kültür arasında sıkışıp kalıyor. Ne tam burada, ne tam orada…
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Bu da uzun vadede çifte aidiyet duygusuna, hatta yer yer hiçbir yere ait hissedememe gibi tehlikeli bir boşluğa yol açabiliyor. Bu boşluk ise psikolojik olarak özgüven sorunlarına, kimlik karmaşasına ve içsel çatışmalara zemin hazırlıyor.
	</p>

	<h3 style="border:0px;color:#999999;font-size:21px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		 
	</h3>

	<h3 style="border:0px;color:#999999;font-size:21px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Kültürel Kimlik ve Eğitim Arasındaki Denge
	</h3>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Çocuklarımız Avrupa’da akademik olarak başarılı olmaya çalışırken, diğer yandan kendi kültürel köklerinden kopmamak için çaba gösteriyor. Ama bu çaba, sadece yaz tatillerine bırakıldığında yetersiz kalıyor. Kimlik dediğimiz şey, bir iki haftalık Türkiye ziyaretleriyle değil, her gün yaşanarak, her gün hissedilerek gelişiyor.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Sosyolojik açıdan kimlik, sadece nereli olduğunu bilmek değil, aynı zamanda bu aidiyetin ne anlama geldiğini çözümlemektir. Bu yüzden kültürel aktarım yıl boyunca devam etmelidir. Gelenekleri yaşatmak bu sürecin temel taşlarıdır. Kimliğini bilen çocuk, hayatta daha sağlam durur. Utanmaz, çekinmez. Nereden geldiğini bilen çocuk, nereye gideceğini de daha iyi bilir.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		<strong style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">Köprü Kurmak: İki Kültürü Birleştirmek Mümkün</strong>
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Avrupa’da yaşayan Türk ailelerin en büyük gücü, iki farklı kültür arasında köprü kurma potansiyelleridir. Batı’nın ve doğu’nun değerleri arasında bir denge kurmak, aslında bir zorluk değil, büyük bir zenginliktir. Bu iki kültürün güçlü yanlarını harmanlayan bir yaşam tarzı, hem çocukların kimlik gelişimini destekler hem de toplumsal uyumu kolaylaştırır. Önemli olan, bir kültürü diğerine üstün görmek değil, her iki kültürün de sunduğu değerleri saygıyla kabul edip içselleştirmektir. Böylece çocuklarımız, nerede yaşarlarsa yaşasınlar, hem kendilerine hem de çevrelerine güvenle bakan bireyler olarak yetişebilirler.
	</p>

	<h3 style="border:0px;color:#999999;font-size:21px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		 
	</h3>

	<h3 style="border:0px;color:#999999;font-size:21px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Sonuç: Yaz Tatilinden Öte Bir Yolculuk
	</h3>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Özetle, izin mevsimi, karne heyecanı ve memleket ziyareti denilince akla sadece tatil, notlar veya valizler gelmemeli. Bu dönem, Avrupa’da yaşayan Türk aileleri için hem bir muhasebe hem de bir yeniden yapılanma sürecidir. Hem bireysel hem de toplumsal anlamda kimliklerin gözden geçirildiği, aile bağlarının yeniden şekillendiği, bazen sorgulandığı ama her hâlükârda derinleştiği özel bir zamandır.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Ve unutmayalım, başarı sadece bir karnedeki notla ölçülmez. Asıl başarı, çocuklarımızın kendilerini tanımaları, sevmeleri, saygı duymaları ve kimliklerini bilinçli taşımalarıdır. Türkiye’ye giderek kimliğimizi yaşatabiliriz ama esas olan, o kimliği Avrupa’nın tam ortasında da yaşatabilmektir.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Dr. Cemil Şahinöz, Referans Dergisi, Temmuz-Ağustos 2025
	</p>
</div>
]]></description><guid isPermaLink="false">23383</guid><pubDate>Tue, 28 Oct 2025 15:45:15 +0000</pubDate></item><item><title>(03.10.2025) Avrupa&#x2019;daki T&#xFC;rk K&#xF6;kenli Siyaset&#xE7;ilerin Kimlik&#xA0;&#xC7;at&#x131;&#x15F;mas&#x131;</title><link>https://forum.misawa.de/topic/23382-03102025-avrupa%E2%80%99daki-t%C3%BCrk-k%C3%B6kenli-siyaset%C3%A7ilerin-kimlik%C2%A0%C3%A7at%C4%B1%C5%9Fmas%C4%B1/</link><description><![CDATA[<h1 style="background-color:#ffffff;border:0px;color:#000000;font-size:28px;padding:10px 0px 0px;text-align:left;vertical-align:baseline;">
	<a href="https://misawatruth.wordpress.com/2025/10/03/03-10-2025-avrupadaki-turk-kokenli-siyasetcilerin-kimlik-catismasi/" rel="external nofollow" style="border:0px;color:#000000;padding:0px;vertical-align:baseline;">(03.10.2025) Avrupa’daki Türk Kökenli Siyasetçilerin Kimlik Çatışması</a>
</h1>

<div style="background-color:#ffffff;border:0px;color:#333333;font-size:14px;padding:1.7em 0px 0px;text-align:left;vertical-align:baseline;">
	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		<strong style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">Avrupa’daki Türk Kökenli Siyasetçilerin Kimlik Çatışması</strong>
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		80’li senelerde Avrupa’da doğan türkler bilirler. Örneğin Almanya’da doğup büyüyen gençlere orada “Alamancı” derlerdi, Türkiye’deyse “Yabancı”. Bu ikili durum dizilere, filimlere bile konu olmuştur. Alamancı’nın kıyafeti başkaydı, saçı başkaydı, yürüyüşü bile farklıydı. Esnaf daha 500 metre öteden tanırdı onu. “Heh, bu kesin Almancı” derdi içinden.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Ama en çok da bu kimlik çatışmasını bugün siyasete atılan Türk kökenli insanlar yaşıyor. Onlar iki dünyanın beklentileri arasında sıkışıyor. Türk toplumu diyor ki: “Anavatanını savun.” Yaşadıkları ülkenin toplumuysa, “Bize benzeyen bir figür ol” talebinde bulunuyor. İki taraftan da aynı cümle geliyor: “Bizim vekilimizsin.”
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Ve orada siyasetçi kalakalıyor. Kendi kendine sormaya başlıyor: “Ben kimi temsil ediyorum?”
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Bazen bu sorular dolaylı geliyor, bazen de doğrudan: “Berlin mi, Ankara mı?” Bu soru öyle sıradan bir “Memleketin neresi?” sorusu da değil. Bu soru, siyasetin yönünü soruyor. Kimlik, durduğun yer, temsil ettiğin çizgi… Hepsi test ediliyor sürekli.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Mesela Türkiye’yle ilgili güncel bir konu açılıyor ve taraf olman bekleniyor. Ama vereceğin cevap ne yaparsan yap iki tarafı da memnun etmiyor. Ya bir taraf diyor “Asimile olmuş bu”, ya da diğer taraf “Bu daha entegrasyon sağlayamamış.” Ortaya çıkıyor bizim meşhur söz: Ne lahana ne turşu…
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		<strong style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">Önyargılar</strong>
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Aidiyet meselesi ne yazık ki hâlâ tek yönlü algılanıyor: Ya bizdensin, ya onlardan. Ortası yok. Bu durumda da fikirler değil, kimlik ön plana çıkıyor. O da yetmezmiş gibi, bir de önyargılar devreye giriyor. Ağızdan çıkan her kelime, her cümle çekiştiriliyor. Mevlana’nın 700 yıl önce söylediği şey bugün hâlâ geçerli: “Senin ne söylediğin değil, karşındakinin ne anladığı önemli.” Schutz von Thun yıllar sonra aynısını söylemiş, ama Mevlana çoktan yazmıştı bunu.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Medya da bu işin tuzu biberi. Malcolm X boşuna dememiş: “Medya, suçluyu kahraman, kahramanı hain ilan edebilir.” Örnek mi? Almanya’da bir türk kökenliye önce uyum ödülü verdiler, sonra yıllar içinde aynı kişiyi vatana ihanetle suçladılar.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Bu güvensizlik ortamı yüzünden ne oluyor? Partiler bu siyasetçileri vitrine koyuyorlar ama karar mekanizmasına almıyorlar. Güzel bir fotoğraf vermesi yeterli onlar için. Eğer bu kişinin dini hassasiyetleri varsa, geçmişte bazı camilerde ya da derneklerde bulunmuşsa, hemen bir fısıltı yayılıyor: “Acaba gizli ajandası mı var?” Sürekli bir güvensizlik hali… Ve bu insanlar her adımda kendini savunmak zorunda kalıyor.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Halbuki bir siyasetçinin geçmişte STK’larda, derneklerde yer alması çok normal. Zaten siyasete atılanların çoğu toplumun içinden geliyor. Aktif insanlar siyasete yöneliyor. Bu kadar basit.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		<strong style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">Değerler siyaseti</strong>
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Peki çözüm ne? Çözüm, bu kimlik çatışmasına ve önyargılara karşı çok yönlü bir kimlik geliştirmek. Kültürler arasında köprü kuran bir kimlik. Her iki topluma da değer katan bir kimlik. Zor mu? Evet, zor. Ama imkânsız değil.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Ve bu bir zayıflık değil, tam tersine bir zenginliktir.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Bu tutum bir sadakatsizlik de değildir. Artık köken siyaseti değil, değer siyaseti lazım. Nereden geldiğin değil, neyi savunduğun önemli. Sadece aynı kökten geliyoruz diye değerlerimiz uymuyorsa desteklemek zorunda değiliz. Ya da biri farklı kökten diye, bizimle aynı fikirdeyse reddetmek zorunda değiliz.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Dr. Cemil Şahinöz, Öztürk Gazetesi, Ekim 2025
	</p>
</div>
]]></description><guid isPermaLink="false">23382</guid><pubDate>Tue, 28 Oct 2025 15:42:31 +0000</pubDate></item><item><title>(12.11.2007) ALLAH&#x2019;TAN KORKMAK NE&#xA0;DEMEKT&#x130;R?</title><link>https://forum.misawa.de/topic/23369-12112007-allah%E2%80%99tan-korkmak-ne%C2%A0demekti%CC%87r/</link><description><![CDATA[<h1 style="background-color:#ffffff;border:0px;color:#000000;font-size:28px;padding:10px 0px 0px;text-align:left;vertical-align:baseline;">
	<a href="https://misawatruth.wordpress.com/2007/11/12/12-11-2007-allahtan-korkmak-ne-demektir/" rel="external nofollow" style="border:0px;color:#1873a1;padding:0px;vertical-align:baseline;">(12.11.2007) ALLAH’TAN KORKMAK NE DEMEKTİR?</a>
</h1>

<div style="background-color:#ffffff;border:0px;color:#333333;font-size:14px;padding:1.7em 0px 0px;text-align:left;vertical-align:baseline;">
	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		<strong style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">ALLAH’TAN KORKMAK NE DEMEKTİR?</strong>
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		İnsanoğlu korku duygusuyla yaratılmıştır. Korku, insanı koruyan, hataya düşmekten alıkoyan ve dikkatini diri tutan bir duygudur. Ancak Allah’tan korkmak, bir canavardan korkmak gibi değildir. Bu korku, bir tehditten değil, bir sevgiden doğar. Çünkü Allah korkusu, O’nun sevgisini kaybetme korkusudur. Bu, insanı kaçıran değil, O’na yaklaştıran bir duygudur.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		<strong style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">SEVGİDEN DOĞAN BİR KORKU</strong>
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Bir çocuk annesini çok sever. Ancak annesinin sevgisini kaybetmekten de korkar. O korku, annesinin onu cezalandırmasından değil, artık onun sıcak gülümsemesini görememekten gelir. Allah korkusu da tam olarak budur. Mümin, Rabbine derin bir sevgiyle bağlanır. Onun rızasından uzak kalmak, kalbinde büyük bir sızı oluşturur. Bu yüzden Allah’tan korkan insan aslında en çok seven insandır. Çünkü korkusu sevgisinden beslenir.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		<strong style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">ALLAH KORKUSU İNSANI GÜZELLEŞTİRİR</strong>
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Gerçek Allah korkusu, insanı kötülükten uzaklaştırır ve kalbini güzelleştirir. Bu korku, insanı ürkütmez, aksine kalbine huzur verir. Çünkü Allah’tan korkan kişi bilir ki, O affedicidir, merhametlidir ve kullarına şah damarından daha yakındır. Böyle bir insan başkalarına da merhametle yaklaşır, kimseyi kırmaz, adaletten şaşmaz. Onun gözünde her davranış, Allah’ın rızasıyla ölçülür.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		<strong style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">KORKU VE SEVGİNİN DENGESİ</strong>
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Kur´an-ı Kerimde korku ve ümit dengesinden bahsedilir: “Onlar korkarak ve ümit ederek Rablerine dua ederler“ (Kur´an, 32:16).
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Peygamber Efendimiz de bir gün ölüm döşeğinde yatan bir gencin yanına gider ve ona halini sorar. Genç, “Ey Allah’ın elçisi, ben Allah’ın (rahmetini) umuyor, ancak günahlarımdan (dolayı ahirete intikal etmekten) korkuyorum” diye cevap verir. Peygamber Efendimiz ise kendisine:<span> </span><strong style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">“Bunların ikisi (korku ve ümit) bu halde bir kişinin kalbinde birlikte bulunduğunda Allah ona umduğunu verir ve korktuğu şeyden korur”<a style="border:0px;color:#1c9bdc;padding:0px;vertical-align:baseline;" rel=""><span> </span></a></strong>(Tirmizi, Cenaiz, 11, H. No: 983; İbn Mace, Zühd, H. No: 4402) der.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Cennetle müjdelenen Hz. Ömer der ki: “Mahşer günü deseler ki herkes cennete girecek. Ama sadece bir kişi cehenneme girecek. O bir kişi ben miyim diye korkarım. Yine deseler ki herkes cehenneme girecek ama sadece bir kişi cennete girecek. O bir kişi ben miyim diye ümitlenirim.”
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Dolayısıyla iman sahibi bir insanın kalbi iki kanatla uçar. Biri sevgi, diğeri korkudur. Sadece sevgisi olan kişi hataya düşebilir, sadece korkusu olan ise umudunu kaybedebilir. Gerçek denge, bu iki duygunun birlikte yaşanmasıyla mümkündür. Allah’tan hem sevmekle hem de korkmakla insan, hem umutla yaşar hem de sınırlarını bilir.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		<strong style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">SONUÇ: KORKMAK DEĞİL, KAYBETMEKTEN KORKMAK</strong>
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Allah’tan korkmak, sadece O’nun azabından dehşete kapılmak değil, O’nun sevgisinden mahrum kalmaktan endişe etmektir. Bu korku, kalbi eğitir, ruhu olgunlaştırır ve insanı Rabbine daha çok yaklaştırır. Tıpkı annesinin sevgisini kaybetmekten korkan bir çocuğun, annesinin kollarına daha sıkı sarılması gibi. Gerçek mümin de Allah’tan korktukça O’na daha çok yaklaşır.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Cemil Şahinöz
	</p>
</div>
]]></description><guid isPermaLink="false">23369</guid><pubDate>Tue, 28 Oct 2025 14:21:46 +0000</pubDate></item><item><title>(27.03.2021) Ortado&#x11F;uda neden s&#xFC;rekli sava&#x15F;lar var?</title><link>https://forum.misawa.de/topic/23351-27032021-ortado%C4%9Fuda-neden-s%C3%BCrekli-sava%C5%9Flar-var/</link><description><![CDATA[<p>
	
</p>

<p>
	<strong>Ortadoğuda neden sürekli savaşlar var?</strong>
</p>

<p>
	
</p>

<p>
	Ortadoğu, insanlık tarihinin en eski medeniyetlerine ev sahipliği yapmış, dinlerin ve kültürlerin kesişim noktası olmuş bir coğrafyadır. Ancak aynı zamanda yüzyıllardır savaş, kriz ve çatışmalarla da anılmaktadır. Bu durumun tesadüf olmadığı, aksine derin tarihsel, siyasal ve sosyolojik nedenlere dayandığı açıktır. Özellikle 20. yüzyılın başında atılan adımlar, bugünkü istikrarsızlığın temellerini oluşturmuştur.
</p>

<p>
	
</p>

<p>
	<strong>Sykes-Picot Anlaşması: Cetvelle Çizilen Sınırlar</strong>
</p>

<p>
	
</p>

<p>
	Öncelikle 1916 yılında İngiltere ve Fransa arasında imzalanan Sykes-Picot Anlaşması, Ortadoğu’nun kaderini değiştiren en kritik dönüm noktalarından biridir. Birinci Dünya Savaşı’nın gölgesinde imzalanan bu anlaşma ile Osmanlı toprakları, bölge halklarının iradesi ve tarihsel bağları hiçe sayılarak masa başında cetvelle bölüştürüldü. Coğrafyanın etnik, dini ve kültürel çeşitliliği göz ardı edildi, yapay sınırlar çizildi. Bu sınırlar, ilerleyen yıllarda Arap dünyasında derin ayrılıklara, etnik çatışmalara ve bitmeyen krizlere yol açtı.
</p>

<p>
	
</p>

<p>
	Bu yapay sınırlar yalnızca devletlerin haritalarını değil, aynı zamanda toplumların hafızasını da böldü. Bir gecede kardeş halklar farklı devletlerin vatandaşı haline gelirken, aynı sınırlar içinde yaşayan farklı topluluklar birbiriyle çatışmaya zorlandı. Dolayısıyla Sykes-Picot, sadece bir harita anlaşması değil, Ortadoğu’nun geleceğini ipotek altına alan bir tarihsel kırılma oldu.
</p>

<p>
	
</p>

<p>
	<strong>Krizler ve Milliyetçiliğin Yükselişi</strong>
</p>

<p>
	
</p>

<p>
	Ortadoğu’da 20. yüzyılın ortalarından itibaren hızla yayılan milliyetçilik hareketleri, Sykes-Picot’un oluşturduğu yapay sınırların üzerinde yeni gerilimler doğurdu. Osmanlı sonrası dönemde bağımsızlıklarını kazanan Arap devletleri, kendi ulusal kimliklerini inşa etmeye çalıştı. Ancak bu süreçte Arap milliyetçiliği, Kürt sorunu, Şii-Sünni ayrışmaları ve farklı etnik toplulukların talepleri birbirine karıştı.
</p>

<p>
	
</p>

<p>
	Kimi ülkelerde otoriter liderler milliyetçiliği kendi iktidarlarını pekiştirmek için kullandı, kimi yerlerde ise toplumsal hareketler bölgesel çatışmalara dönüştü. Bu krizler zinciri, dış güçlerin müdahaleleriyle daha da derinleşti. Ortadoğu artık sadece kendi iç meseleleriyle uğraşmıyor, aynı zamanda küresel güç mücadelelerinin arenası haline geliyordu.
</p>

<p>
	
</p>

<p>
	<strong>2001: Dünya Ticaret Merkezi ve Yeni Bir Dönem</strong>
</p>

<p>
	
</p>

<p>
	11 Eylül 2001’de Amerika Birleşik Devletleri’nde gerçekleşen Dünya Ticaret Merkezi saldırıları, sadece ABD’nin değil, tüm dünyanın güvenlik politikalarını kökten değiştirdi. “Teröre karşı savaş” adı altında başlatılan süreç, aslında büyük ölçüde Arap ve Müslüman dünyasını hedef aldı. Afganistan ve Irak işgalleri, bu stratejinin en somut örnekleri oldu.
</p>

<p>
	
</p>

<p>
	Guantanamo Hapishanesi ve gizli gözaltı merkezlerinde yaşanan işkenceler, uluslararası hukukun ve insan haklarının açıkça çiğnendiğini gösterdi. Bu uygulamalar, Müslüman toplumlarda Batı’ya yönelik büyük bir güvensizlik ve nefret duygusu oluşturdu. Batı’nın demokrasi ve özgürlük söylemleri, uygulamadaki çifte standartlar nedeniyle inandırıcılığını kaybetti. Ortadoğu halkları, kendilerini sürekli olarak potansiyel tehdit gibi gören bu yaklaşım karşısında derin bir hayal kırıklığı yaşadı.
</p>

<p>
	
</p>

<p>
	<strong>Arap Baharı: Umuttan Kaosa</strong>
</p>

<p>
	
</p>

<p>
	2010 yılında Tunus’ta başlayan ve kısa sürede tüm Arap dünyasına yayılan Arap Baharı, başlangıçta büyük umutlarla karşılandı. Halklar özgürlük, adalet ve demokrasi talepleriyle meydanlara çıktı. İlk başlarda diktatörlerin devrilmesi, yeni bir dönemin habercisi gibi görünüyordu.
</p>

<p>
	
</p>

<p>
	Fakat kısa süre içinde bu umut yerini hayal kırıklığına bıraktı. Arap Baharı, Arap Sonbaharı haline geldi. Libya, Suriye ve Yemen’de iç savaşlar patlak verdi. Mısır’da askeri darbe ile halkın iradesi bastırıldı. Dış müdahaleler, bölgesel güç mücadeleleri ve terör örgütlerinin yükselişi, Arap Baharı’nın geleceğini karanlığa sürükledi. Sonuçta milyonlarca insan yerinden edildi, şehirler yıkıldı ve Ortadoğu’da kaos daha da derinleşti.
</p>

<p>
	
</p>

<p>
	<strong>İnsan Hakları İhlalleri ve Nefretin Büyümesi</strong>
</p>

<p>
	
</p>

<p>
	Hem Batı’nın müdahaleleri hem de bölge içindeki otoriter yönetimlerin baskıları, insan haklarının sistematik şekilde ihlal edilmesine neden oldu. İşkenceler, kitlesel gözaltılar, ifade özgürlüğünün kısıtlanması ve sivillere yönelik saldırılar, toplumların devletlerine ve dünya düzenine olan güvenini sarstı. Bu ihlaller, sadece bölgedeki istikrarsızlığı artırmakla kalmadı, aynı zamanda küresel ölçekte nefret, önyargı ve ayrımcılığı da besledi.
</p>

<p>
	
</p>

<p>
	<strong>Geleceğe Dair: Afrika, Rusya ve Çin</strong>
</p>

<p>
	
</p>

<p>
	Ortadoğu’daki savaş ve krizler, geleceğin jeopolitik dengeleriyle doğrudan bağlantılıdır. Önümüzdeki yıllarda Afrika’da artan istikrarsızlık, kıtadaki zengin yeraltı kaynaklarını hedefleyen küresel güçlerin müdahaleleriyle birleşebilir. Rusya, askeri ve siyasi hamleleriyle hem Ortadoğu’da hem Afrika’da daha etkin olmayı hedeflemektedir. Çin ise ekonomik yatırımları ve Kuşak-Yol Projesi üzerinden bölgedeki nüfuzunu artırmaktadır.
</p>

<p>
	
</p>

<p>
	Bu tablo, Ortadoğu’nun sadece kendi iç sorunlarıyla değil, aynı zamanda küresel güçlerin rekabetiyle de boğuşacağını göstermektedir. Ortadoğu, yüzyıllardır olduğu gibi önümüzdeki yüzyılda da dünya siyasetinin merkezinde kalmaya devam edecek gibi görünmektedir.
</p>

<p>
	
</p>

<p>
	<strong>Sonuç</strong>
</p>

<p>
	
</p>

<p>
	Ortadoğu’da savaşların ve krizlerin nedenlerini anlamak için 1916’daki Sykes-Picot Anlaşması’ndan başlayıp Arap Baharı’na, 2001 sonrası küresel politikalardan geleceğin Afrika, Rusya ve Çin merkezli rekabetine kadar geniş bir tarihsel çerçeveye bakmak gerekir.
</p>

<p>
	
</p>

<p>
	Bu coğrafyanın sorunları yalnızca yerel değil, aynı zamanda küresel bir boyuta sahiptir. İnsan hakları ihlalleri, milliyetçilik akımları, dış müdahaleler ve büyük güçlerin çıkar hesapları, Ortadoğu’yu adeta bir satranç tahtasına çevirmiştir.
</p>

<p>
	
</p>

<p>
	Gelecekte barışın ve istikrarın sağlanabilmesi, hem bölge halklarının iradesine hem de küresel güçlerin adil ve sorumlu davranmasına bağlı olacaktır.<br />
	<br />
	Dr. Cemil Şahinöz
</p>

<p>
	
</p>
]]></description><guid isPermaLink="false">23351</guid><pubDate>Tue, 16 Sep 2025 10:39:28 +0000</pubDate></item><item><title>(16.03.2022) U&#xE7;ak Korkusunu Yenmek: &#x130;sl&#xE2;m&#xEE; Bir&#xA0;Bak&#x131;&#x15F;</title><link>https://forum.misawa.de/topic/23349-16032022-u%C3%A7ak-korkusunu-yenmek-i%CC%87sl%C3%A2m%C3%AE-bir%C2%A0bak%C4%B1%C5%9F/</link><description><![CDATA[<h1 style="background-color:#ffffff;border:0px;color:#000000;font-size:28px;padding:10px 0px 0px;text-align:left;vertical-align:baseline;">
	<strong style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">Uçak Korkusunu Yenmek: İslâmî Bir Bakış</strong>
</h1>

<div style="background-color:#ffffff;border:0px;color:#333333;font-size:14px;padding:1.7em 0px 0px;text-align:left;vertical-align:baseline;">
	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		<span lang="tr" style="font-size:12pt;" xml:lang="tr">Evinin üstünden uçaklar geçerken, Bediüzzaman </span><span lang="tr" style="font-size:12pt;" xml:lang="tr">derinden derine sevinçli bir halde “</span><span lang="tr" style="font-size:12pt;" xml:lang="tr">Ben bunlarla (uçaklarla) iftihar ediyorum. Benim nev'imin icadı olduğu için, sair kainat kardeşlerime karşı nevimin hesabına iftihar ediyorum“ der. </span>
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		İnsanoğlu tabiatı gereği kaygı ve endişe taşır. Kur’an-ı Kerim’de: “İnsan aceleci olarak yaratılmıştır” (Kur´an, 21:37) buyrulur. Korku, bizi korumak için verilmiş bir histir, fakat çoğu zaman gerçek tehlike değil, zihnimizin ürünü olur. Uçak korkusu da böyledir. Oysa mümin bilir ki, göklerde de yerde de olan her şey Allah’ın kudret elindedir.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		<strong style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">Tevekkül: Her Şey Allah’ın Takdirinde</strong>
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Bir uçak havalanmadan önce, binlerce kontrol yapılır. Fakat aslında ne havalanma ne de inme Allah’ın izni olmadan gerçekleşebilir. Peygamber Efendimiz buyurdu ki: “Bil ki, ümmet sana bir hususta fayda vermek üzere toplansalar ancak Allah´ın sana yazdığı bir hususta fayda sağlayabilirler. Bir hususta zarar vermek için toplansalar, yine sadece Allah´ın senin için yazdığı bir hususta zarar verebilirler“ (Tirmizi, Kıyame, 59). O halde uçak korkusu aslında kaderi kabullenememekten doğar. Mümin ise bilir ki, Allah´ın takdiri daima hayırdır.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		<strong style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">Zikir ile Kalbi Teskin Etmek</strong>
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Korku anında kalp hızlı çarpar, akıl karışır. Böyle zamanlarda Allah’ı zikretmek kalbi huzura kavuşturur: “Bilesiniz ki gönüller ancak Allah’ı zikrederek huzura kavuşur” (Kur´an, 13:28).
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		<br />
		Uçağa binerken ve havalanırken şu ayeti okumak kalbe ferahlık verir: “Bunları bizim hizmetimize veren Allah’ı tenzih ve tesbih ederiz. Yoksa bizim bunlara gücümüz yetmezdi. Gerçekten bir Rabbimize döneceğiz” (Kur´an, 43:13-14).
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		<strong style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">Seyahati İbâdet Fırsatı Görmek</strong>
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Resulullah şöyle buyurdu: “Yolculuk bir çeşit azaptır“ (Buhari, Umre 19, Cihad 136, Et’ime 30; Müslim, İmâre 179; İbni Mâce, Menâsik 1). Yani yolculukta sıkıntı ve zahmet vardır. Fakat bu sıkıntıya sabreden mümin, sevap kazanır. Uçak yolculuğu da böyledir. Korku yerine sabır ve şükürle yaklaşan kimse, uçuşu bir ibadet vesilesi hâline getirir.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		<strong style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">Uçmak da Allah’ın Kanunlarından Biridir</strong>
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Kur’an’da buyurulur, “Semanın boşluğunda buyruk altına sokulmuş kuşları görmüyorlar mı? Onları (boşlukta) Allah’tan başkası tutmuyor” (Kur´an, 16:79). Bugün uçakların gökyüzünde kalması da Allah’ın koyduğu fizik kanunlarıyla mümkündür. Aerodinamik, yerçekimi, hava akımları, bunların hepsi Allah’ın yaratmış olduğu düzenin parçalarıdır. Yani uçmak, Allah’ın kudretinin ve sünnetullahın (yaratılış kanununun) bir tecellisidir.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		<strong style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">İlim ile Korkuyu Yenmek</strong>
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Vesvese ve korku çoğu zaman bilgisizlikten gelir. Bilgi ise, korkuyu yenmemizi sağlar. Uçak yolculuğu, istatistiklere göre dünyanın en güvenli ulaşım şeklidir. Binlerce pilot, mühendis ve görevli, yolcuların güvenliği için çalışır. Allah, insana akıl ve ilim vermiştir. Bu ilim sayesinde uçaklar icat edilmiş ve en güvenli seyahat imkânı sağlanmıştır. Mümin, bu nimeti de Allah’tan bilir.
	</p>

	<p style="text-align:justify;">
		<b><span style="font-size:12pt;">Vesvese</span></b>
	</p>

	<p>
		<span style="font-size:12pt;"> </span>
	</p>

	<p>
		<span style="font-size:12pt;">Bediüzzaman Said Nursi, başından geçen bir olayı şu şekilde anlatır:</span>
	</p>

	<p>
		<span style="font-size:12pt;">“Bir zaman - Allah rahmet etsin - mühim bir zât kayığa binmekten korkuyordu. Onun ile beraber bir akşam vakti, İstanbul'dan köprüye geldik. Kayığa binmek lâzım geldi. Araba yok. Sultan Eyyüb'e gitmeğe mecburuz. Israr ettim. </span>
	</p>

	<p>
		<span style="font-size:12pt;">Dedi: ´Korkuyorum, belki batacağız!´ </span>
	</p>

	<p>
		<span style="font-size:12pt;">Ona dedim: ´Bu Haliç'te tahminen kaç kayık var?´ </span>
	</p>

	<p>
		<span style="font-size:12pt;">Dedi: ´Belki bin var.´ </span>
	</p>

	<p>
		<span style="font-size:12pt;">Dedim: ´Senede kaç kayık garkolur.´ </span>
	</p>

	<p>
		<span style="font-size:12pt;">Dedi: ´Bir-iki tane, bazı sene de hiç batmaz.´ </span>
	</p>

	<p>
		<span style="font-size:12pt;">Dedim: ´Sene kaç gündür?´ </span>
	</p>

	<p>
		<span style="font-size:12pt;">Dedi: ´Üçyüzaltmış gündür.´ </span>
	</p>

	<p>
		<span style="font-size:12pt;">Dedim: ´Senin vehmine ilişen ve korkuna dokunan batmak ihtimali, üçyüz altmış bin ihtimalden bir tek ihtimaldir. Böyle bir ihtimalden korkan; insan değil, hayvan da olamaz!´ </span>
	</p>

	<p>
		<span style="font-size:12pt;">Hem ona dedim: ´Acaba kaç sene yaşamayı tahmin ediyorsun?´ </span>
	</p>

	<p>
		<span style="font-size:12pt;">Dedi: ´Ben ihtiyarım, belki on sene daha yaşamam ihtimali vardır.´ </span>
	</p>

	<p>
		<span style="font-size:12pt;">Dedim: ´Ecel gizli olduğundan, herbir günde ölmek ihtimali var; öyle ise üçbin altıyüz günde hergün vefatın muhtemel. İşte kayık gibi üçyüzbinden bir ihtimal değil, belki üçbinden bir ihtimal ile bugün ölümün muhtemeldir, titre ve ağla, vasiyet et!´ dedim. </span>
	</p>

	<p>
		<span style="font-size:12pt;">Aklı başına geldi, titreyerek kayığa bindirdim. Kayık içinde ona dedim: ´Cenâb-ı Hak havf damarını hıfz-ı hayat için vermiş, hayatı tahrib için değil! Ve hayatı ağır ve müşkil ve elîm ve azab yapmak için vermemiştir. Havf iki, üç, dört ihtimalden bir olsa.. hattâ beş-altı ihtimalden bir olsa, ihtiyatkârane bir havf meşru olabilir. Fakat yirmi, otuz, kırk ihtimalden bir ihtimal ile havf etmek evhamdır, hayatı azaba çevirir.´“</span>
	</p>

	<p style="text-align:justify;">
		<span lang="tr" style="font-size:12pt;" xml:lang="tr"> </span>
	</p>

	<p style="text-align:justify;">
		<span lang="tr" style="font-size:12pt;" xml:lang="tr">Aynısı uçak için de geçerlidir. Çok düşük bir ihtimal ile uçağın düşmesinden korkmak, hayatı boşu boşuna zehir etmektir. Eğer bir insanın ölüm vakti geldiyse uçağa gerek yok, heryerde ölebilir. O zaman heryerde korkmak gerekir, ki bu insana sadece zarar verir. Önemli olan hayatı vesvesesiz yaşamak ve her an ölüme hazır olmak, sadece uçak´ta değil. </span>
	</p>

	<p style="text-align:justify;">
		<strong>Tevehhüm: Zihnin Ürettiği Korkuyu İmanla Aşmak</strong>
	</p>

	<p style="text-align:justify;">
		 
	</p>

	<p style="text-align:justify;">
		İslami literatürde “tevehhüm”, yani <strong><span>aslı olmayan bir şeyi varmış gibi zannetmek</span></strong>, insan ruhunun en ince fakat en etkili zaaflarından biridir. Tevehhüm, gerçekte olmayan bir şeye “vücut rengi vermek”, vesvese yapmak, olarak da tanımlanır. Yani kişi olmayan bir durumu zihninde öyle canlı bir şekilde canlandırır ki, sanki o olay gerçekten yaşanıyormuş gibi hisseder. Bu durum, modern psikolojide “irrasyonel korku” veya fobi da olarak bilinir.
	</p>

	<p style="text-align:justify;">
		 
	</p>

	<p style="text-align:justify;">
		Uçak korkusu (uçak fobisi) bu duruma güzel bir örnektir. Çünkü uçak korkusu yaşayan biri aslında mevcut anda bir tehlike ile karşı karşıya değildir. Uçak, teknik olarak güvenli bir şekilde havadadır, pilotlar eğitimlidir, her şey kontrol altındadır. Fakat kişi, geçmişte izlediği uçak kazası videolarını, duyduğu kötü haberleri veya hayal ettiği olumsuz senaryoları bilinçaltında canlandırır. Böylece zihin, var olmayan bir tehlike karşısında bedenin gerçek bir korku tepkisi vermesine neden olur.
	</p>

	<p style="text-align:justify;">
		 
	</p>

	<p style="text-align:justify;">
		Aslında korku, o anda yaşanan bir gerçekliğe değil, <strong><span>zihinde oluşturulan ihtimallere</span></strong> yöneliktir. Bu ise “tevehhüm”dür. Yani, <strong><span>olmayan bir ihtimale gerçeklik payı vermek</span></strong><b>.</b> Oysa iman eden bir kul bilir ki, bir olayın gerçekleşmesi için yalnızca “ihtimal” yetmez. Allah’ın dilemesi gerekir. Dolayısıyla, hiçbir delili (delil) veya işareti olmayan bir ihtimali, mesela, bakımı yapılmış bir uçağın düşme ihtimalini, büyütmek, hem akli hem de imani bir yanılgıdır.
	</p>

	<p style="text-align:justify;">
		 
	</p>

	<p style="text-align:justify;">
		Tevehhüm, insanın kalbine “olmayan bir şeyden keder duyma” hâli verir. Bu da çoğu zaman <strong><span>ilahi rahmete ve kadere karşı bir güvensizlik hissi</span></strong> oluşturur. Oysa mümin, her korkusunu Allah’a yönelerek aşar. Tevehhümle gelen korku, eğer doğru okunursa bir fırsata dönüşür. Uçak türbülansa girdiğinde veya kalp hızlandığında, mümin bunu bir uyarı olarak görür, “Belki tövbe etmem, eksik namazlarımı kılmam, bir gönlü almam gerekiyordur” diyebilir. Böylece korku, bir uyanış vesilesine dönüşür.
	</p>

	<p style="text-align:justify;">
		 
	</p>

	<p style="text-align:justify;">
		Sonuçta tevehhümü yenmek, korkunun kökünü dışarıda değil <strong><span>içimizdeki Allah’a olan güven eksikliğinde</span></strong> aramayı gerektirir. Çünkü insan Allah’a tam manasıyla tevekkül ettiğinde, tevehhümün ürettiği hayali korkular anlamını yitirir. Zihnin ürettiği karanlık senaryolar, <strong><span>dua, zikir ve salih amellerle</span></strong> aydınlanır. Böylece korku, yoktan var ettiği vesveselerle değil, <strong><span>imanın huzuruyla</span></strong> yer değiştirir.
	</p>

	<p style="text-align:justify;">
		 
	</p>

	<p style="text-align:justify;">
		Kısacası, tevehhüm bir yanılsamadır, ama onu fark eden bir mümin için <strong><span>manevi bir arınma kapısıdır</span></strong>. Korkunun kökenine inmek, aslında Allah’a dönmektir.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		<strong style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">Dua ile Teslimiyet</strong>
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Resulullah yolculuğa çıkarken şöyle dua ederdi: “Allah’ım! Yolculuğun yorgunluk ve sıkıntılarından, yoldan kötü bir şekilde dönmekten, iyi hallerden kötü hallere düşmekten, mazlumun bedduasından, mala ve aileye gelecek kötülüklerden sana sığınırım” (Müslim, Hac, 426). Uçuş öncesinde ve esnasında bu duayı okumak kalbe sükûnet verir.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		<strong style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">Psikolojik Hazırlık</strong>
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Derin nefes alıp vermek, kalbi yavaşlatır. Zikir ve dua ile meşgul olmak, zihni korkudan uzaklaştırır. “Ben Allah’ın koruması altındayım, hiçbir şey O’nun izni olmadan gerçekleşmez” düşüncesi insana güven verir.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		<strong style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">Sonuç</strong>
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Uçak korkusu, aslında Allah’ın kudretini unutmanın bir tezahürüdür. Oysa göklerde olan her şey O’nun emriyle hareket eder. Uçak da, kuş da, rüzgâr da, bulut da O’nun kudretiyle var olur. Mümin, uçuşu bir korku sebebi değil, Allah’ın kudretini hatırlatan bir ibret vesilesi görmelidir. Uçağa her binildiğinde kalbe şu sözü yerleştirmek gerekir: “Ben Rabbime tevekkül ettim. O, beni korumaya kâfidir.”
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Dr. Cemil Şahinöz
	</p>
</div>
]]></description><guid isPermaLink="false">23349</guid><pubDate>Fri, 12 Sep 2025 09:12:43 +0000</pubDate></item><item><title>(23.05.2012) Avrupa&#x2019;n&#x131;n G&#xF6;rmezden Geldi&#x11F;i B&#xFC;y&#xFC;k Yara: &#xC7;ocuk&#xA0;&#x130;stismar&#x131;</title><link>https://forum.misawa.de/topic/23342-23052012-avrupa%E2%80%99n%C4%B1n-g%C3%B6rmezden-geldi%C4%9Fi-b%C3%BCy%C3%BCk-yara-%C3%A7ocuk%C2%A0i%CC%87stismar%C4%B1/</link><description><![CDATA[<h1 style="background-color:#ffffff;border:0px;color:#000000;font-size:28px;padding:10px 0px 0px;text-align:left;vertical-align:baseline;">
	<a href="https://misawatruth.wordpress.com/2012/05/23/23-05-2012-avrupanin-gormezden-geldigi-buyuk-yara-cocuk-istismari/" rel="external nofollow" style="border:0px;color:#1873a1;padding:0px;vertical-align:baseline;">(23.05.2012) Avrupa’nın Görmezden Geldiği Büyük Yara: Çocuk İstismarı</a>
</h1>

<div style="background-color:#ffffff;border:0px;color:#333333;font-size:14px;padding:1.7em 0px 0px;text-align:left;vertical-align:baseline;">
	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		 
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Geçen hafta polislere, güvenlik görevlilerine, istihbarat elemanlarına seminer verirken teneffüste Hollanda’da görev alan bir Europol çalışanı yanıma geldi ve dedi ki: “Almanya’da ciddi bir terör saldırısı olma ihtimali çok düşük, yine de Almanya bu tür konulara milyonlarca para harcıyor. Halbuki Almanya’da felaket derecesinde yaygın olan çocuk istismarına karşı hiçbir şey yapmıyor. Hatta biz Europol olarak Almanya’dan bu konu hakkında bilgi istediğimiz zaman hiçbir bilgi paylaşımı alamıyoruz.”
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Bu sözler, Avrupa’daki öncelikler sıralamasının ne kadar çarpık olduğunu acı bir şekilde ortaya koyuyor. Birkaç ihtimal üzerinden (haklı olarak) milyonlarca euro harcayan bir devlet, toplumun geleceğini kökünden zehirleyen bir felakete karşı sessiz kalıyor.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		<strong style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">Kilise Skandalları: Sistematik Bir Gizleme Mekanizması</strong>
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Almanya’da ve genel olarak Avrupa’da çocuk istismarı en fazla kiliselerde ortaya çıkıyor. Katolik kiliselerinde görev yapan papazların evlenmemesi, yani bekârlık yemini etmesi, insanın yaratılışına aykırı bir yaşam tarzı oluşturuyor. İnsanın fıtratında bulunan cinsel dürtü ve aile kurma ihtiyacı, bu şekilde bastırıldığında, çoğu zaman sapkın yollarla dışa vuruyor. Yüzyıllar boyunca kiliseler bu gerçeği gizledi. Suç işleyen papazlar yargılanmak yerine farklı şehirlere, farklı kiliselere gönderildi. Böylece suç hem örtbas edildi hem de başka çocukların mağdur edilmesine zemin hazırlandı.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		<strong style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">Fıtrata Aykırı Hayatın Psikolojik Sonuçları</strong>
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		İslam, insanın fıtratına uygun bir din olarak aile kurumunu teşvik eder. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) mealen evlenmeyi imanın yarısı olarak nitelemiş, evliliği hem bireysel hem de toplumsal bir korunma vesilesi kılmıştır. Papazların zorunlu bekârlık yemini, bu ilahî hikmete tamamen zıttır. Psikolojik açıdan bakıldığında, bastırılan cinsel dürtüler, özellikle kapalı ve sorgulanmayan kurumlarda, bilinçdışı sapkın davranışlara dönüşebilir. Bu, sadece bireysel bir meselesi değil; kurumsal bir ihmaldir.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		<strong style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">Sosyolojik Boyut: Sessizlik Kültürü ve Güç İlişkileri</strong>
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Kilise, yüzyıllar boyunca Avrupa toplumunun merkezî bir gücü oldu. Bu güç, sorgulanmazlık kültürünü doğurdu. Çocuk istismarına dair iddialar, mağdurların korkutulması ve ailelerin susturulması ile bastırıldı. Sosyolojik olarak bakıldığında bu, sadece bir suç değil, bir sistemdir. Güçlü olan kurum, zayıf olanı susturur, kutsal kisvesi altında işlenen suçlar “dinin korunması” bahanesiyle halının altına süpürülür.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		<strong style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">Son Yıllarda Gelen Raporlar: Buzdağının Ucu</strong>
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Toplumun ve medyanın artan baskısı, son yıllarda bazı raporların yayınlanmasını sağladı. Kilisenin kendi hazırladığı bu raporlar bile, gerçeğin ne kadar dehşet verici olduğunu gösteriyor. Yüzlerce, hatta binlerce çocuğun hayatı karartılmış, olaylar sadece münferit değil, zincirleme ve sistematik olarak gerçekleşmiş. Bu raporlar, örtbas edilen olayların aslında sanılandan çok daha fazla olduğunu ve hâlâ tam manasıyla gün yüzüne çıkarılmadığını kanıtladı.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		<strong style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">İslam’ın Çözümü: Aile Kurumunun Korunması</strong>
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		İslam’a göre aile, toplumun temel taşıdır. Nikâh, insanın hem ruhsal hem de bedensel ihtiyaçlarını helal dairede karşılayan bir rahmet kapısıdır. Papazların evlenmemesi, sadece onların değil, toplumun da felaketine yol açıyor. Evlenmeyen, aile kurmayan bir din adamının, özellikle gençlerle ve çocuklarla sürekli yakın temas hâlinde olması, tehlikeli bir zemin hazırlıyor. İslam, böyle bir dayatmayı asla kabul etmez, bilakis evliliği teşvik eder ve bununla toplumu korur.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		<strong style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">Avrupa’nın Çifte Standardı</strong>
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Terör tehdidine karşı milyonlarca euro ayıran Avrupa, kendi içindeki asıl tehdide göz yumuyor. Çocuk istismarı, bir toplumun geleceğini karartan en büyük terördür. Bu suçları işleyenler sadece çocuklara değil, gelecek nesillere de zarar veriyor. Bugün travma yaşayan bir çocuk, yarının sağlıksız bireyine dönüşüyor.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Cemil Şahinöz
	</p>
</div>
]]></description><guid isPermaLink="false">23342</guid><pubDate>Mon, 01 Sep 2025 10:59:00 +0000</pubDate></item><item><title>(11.03.2012) Namaz vakti girmeyen b&#xF6;lgeler</title><link>https://forum.misawa.de/topic/23339-11032012-namaz-vakti-girmeyen-b%C3%B6lgeler/</link><description><![CDATA[<p>
	<strong>Namaz vakti girmeyen bölgeler</strong>
</p>

<p>
	 
</p>

<p style="text-align:justify;">
	Namaz vakitlerini belirleyen altı temel güneş olayı tanımlanır. Bunlar arasında fecrin doğuşu, güneşin doğması, zeval vakti, gölge boyunun artışı, güneşin batışı ve şafağın kaybolması yer alır. Fakat namaz vakitlerinin belirlenmesi çok yönlü bir yaklaşımla ele alınır. Yalnızca astronomiyle değil, aynı zamanda atmosfer fiziği, coğrafya, tarih ve fıkıh gibi farklı alanlarla da ilişkilidir.
</p>

<p style="text-align:justify;">
	 
</p>

<p style="text-align:justify;">
	Dünyanın bazı bölgelerinde namaz vakitleri normal şekilde oluşmaz. Kuzey Avrupa’da, hatta Almanya’nın bazı bölgelerinde yılın belli dönemlerinde güneşin doğuşu ve batışı alışıldık şekilde gerçekleşmez. Bu durum inkâr edilen bir mesele değildir. Tartışma esasen şuradadır. Namaz vakti hiç girmediğinde Müslüman namazla yükümlü müdür?
</p>

<h2 style="text-align:justify;">
	<span style="font-size:12pt;"> </span>
</h2>

<h2 style="text-align:justify;">
	<b><span style="font-size:12pt;">Tarihî Tartışmalar</span></b>
</h2>

<p style="text-align:justify;">
	 
</p>

<p style="text-align:justify;">
	Bu mesele yeni değildir. 11. yüzyılda dahi İslam âlimleri bu konuyu ele almışlardır. Hanefî kaynaklarında bu meseleye dair kayıtlar bulunur ve alimlerin görüşü açıktır. Namaz her hâlükârda kılınmalıdır (Burhânu’l-Eimme, Timurtâşî, Halebî, İbnü’l-Hümâm, İbnü’ş-Şıhne).
</p>

<p style="text-align:justify;">
	 
</p>

<p style="text-align:justify;">
	Şâfiî mezhebi ise genelde bu namazların kılınması gerektiğini kabul etmiş ve en yakın bölgenin vakitlerini esas almayı önermiştir (Tuhfetü’l-Muhtâc bi-Şerhi’l-Minhâc, Hâşiyetü’l-Cemel, En-necmülvehhâc şerh-i Minhâc, Fetâvâ’r-Remlî, İbn-i Kâsım el-Gazzî, Hâşiyetü’l-Bâcûrî, Muğni’l-Muhtâc ilâ-ma’rifeti ma’ânî elfâzı’l-Minhâc). Çözüm yolu olarak ise en yakın yirmi dört saatlik gün düzenine sahip bölgeye bakılması gerektiği ifade edilmiştir. Böylece vakit, takdir edilerek belirlenir ve Müslüman namaz ibadetini yerine getirir.
</p>

<h2>
	 
</h2>

<h2>
	<strong>Deccal Hadisi</strong>
</h2>

<p>
	Hz. Peygamber’in hadislerinde bu meseleye ışık tutan bir rivayet vardır. Deccal hadisi olarak bilinen rivayette Efendimiz, “Deccal yeryüzünde 40 gün kalacaktır. Bu kırk günün bir günü bir yıl gibi, bir günü bir ay gibi, bir günü bir hafta gibi, diğer günleri ise normal günleriniz gibi olacaktır” buyurmuştur. Ashab bu söz üzerine uzun günlerde bir günlük namazın yeterli olup olmayacağını sormuştur. Peygamberimiz buna, “Hayır, bir günlük namaz yeterli değildir. Namaz vakitlerini takdir edersiniz” cevabını vermiştir (Müslim, Kitabu’l-Fiten ve Eşrâtu’s-Sâat, 20). Bu hadis, vakitlerin fiilen oluşmadığı yerlerde dahi namazın terk edilmeyeceğini açıkça göstermektedir.
</p>

<h2>
	 
</h2>

<h2>
	<strong>İlâhî Emir ve Vakit Meselesi</strong>
</h2>

<p>
	Yer ve güneşin konumundan dolayı bazı bölgelerde vakitler fiilen girmese de namaz farz olmaktan çıkmaz. Çünkü namaz yalnızca astronomik bir hadise değildir. Namaz, kulluğun ve şükrün ifadesidir. Her ne kadar namazın sebebi vakit olarak görülse de asıl illet, Allah’ın emridir. Allah “Namaz kılınız” diye buyurmuştur. Dolayısıyla her Müslüman günde beş vakit namazla sorumludur.
</p>

<h2>
	 
</h2>

<h2>
	<strong>Oruç ve Teyemmüm Örneği</strong>
</h2>

<p>
	Namazın bu şekilde takdir edilmesi başka ibadetlerde de karşımıza çıkar. Mesela oruçta da benzer bir durum vardır. Güneşin haftalarca batmadığı bölgelerde Müslümanlar iki hafta boyunca hiç iftar etmeden oruç tutmazlar. Onlar da vakitleri takdir eder ve buna göre hareket ederler.
</p>

<p>
	Aynı şey abdestte de geçerlidir. Abdestin rüknü sudur. Fakat suyun bulunmadığı yerde teyemmüm yapılır. Böylece hükmün esası korunmuş olur.
</p>

<h2>
	 
</h2>

<h2>
	<strong>Sonuç</strong>
</h2>

<p>
	Bütün bu deliller şunu ortaya koyar. Namaz vakti fiilen girmese bile Müslüman namazını kılmakla mükelleftir. Tarihî kaynaklar, hadisler ve fıkhî örnekler bu görüşü desteklemektedir. Namaz kulluğun merkezinde yer alan bir ibadettir. Müslüman hangi şartta olursa olsun, takdir edilen vakitlerle ibadetini yerine getirmek zorundadır. Bu yaklaşım hem naslara uygundur hem de ibadetin ruhunu muhafaza eder.
</p>

<p>
	Cemil Şahinöz
</p>
]]></description><guid isPermaLink="false">23339</guid><pubDate>Wed, 20 Aug 2025 11:28:07 +0000</pubDate></item><item><title>(09.06.2025) Hac fiyatlar&#x131;nda art&#x131;&#x15F;</title><link>https://forum.misawa.de/topic/22503-09062025-hac-fiyatlar%C4%B1nda-art%C4%B1%C5%9F/</link><description><![CDATA[<p align="center" style="text-align:center;">
	<strong><span lang="tr" style="font-size:14pt;" xml:lang="tr">Hac fiyatlarında artış</span></strong>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr"> </span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr">Hac, dünyanın dört bir yanındaki Müslümanlar için en önemli ibadetlerden biridir. Ancak bu yolculuğun manevi anlamı değişmeden kalırken, maliyetleri giderek artmaktadır. Geçmiş on yıllara baktığımızda, fiyatların dramatik bir şekilde yükseldiğini ve birçok kişi için artık ulaşılmaz hale geldiğini görmekteyiz. Hatta maddi açıdan hacca gitmekle yükümlü olan bazı kişiler bile çelişkili bir şekilde hac ibadetini yerine getiremeyecek duruma gelmiştir.</span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<strong><span lang="tr" xml:lang="tr"> </span></strong>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<strong><span lang="tr" xml:lang="tr">Fiyatlardaki Değişim</span></strong>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr"> </span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr">Son yıllardaki fiyat gelişimine bakıldığında, maliyetlerin dramatik bir artış gösterdiği açıkça görülmektedir.</span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<strong><span lang="tr" xml:lang="tr"> </span></strong>
</p>

<table border="1" cellpadding="0" cellspacing="0" style="border-collapse:collapse;border:none;" width="0">
	<tbody>
		<tr>
			<td nowrap="nowrap" style="border:solid 1pt;padding:0cm 3.5pt 0cm 3.5pt;" valign="bottom" width="64">
				<p style="text-align:justify;">
					<strong><span lang="tr" style="font-size:12pt;" xml:lang="tr">Yıl</span></strong>
				</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="border-left:none;border:solid 1pt;padding:0cm 3.5pt 0cm 3.5pt;" valign="bottom" width="88">
				<p style="text-align:justify;">
					<strong><span lang="tr" style="font-size:12pt;" xml:lang="tr">En Az</span></strong>
				</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="border-left:none;border:solid 1pt;padding:0cm 3.5pt 0cm 3.5pt;" valign="bottom" width="80">
				<p style="text-align:justify;">
					<strong><span lang="tr" style="font-size:12pt;" xml:lang="tr">En Fazla</span></strong>
				</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="border-left:none;border:solid 1pt;padding:0cm 3.5pt 0cm 3.5pt;" valign="bottom" width="99">
				<p style="text-align:justify;">
					<strong><span lang="tr" style="font-size:12pt;" xml:lang="tr">Ortalama</span></strong>
				</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="border-left:none;border:solid 1pt;padding:0cm 3.5pt 0cm 3.5pt;" valign="bottom" width="170">
				<p style="text-align:justify;">
					<strong><span lang="tr" style="font-size:12pt;" xml:lang="tr">Yıllık Artış</span></strong>
				</p>
			</td>
		</tr>
		<tr>
			<td nowrap="nowrap" style="border-top:none;border:solid 1pt;padding:0cm 3.5pt 0cm 3.5pt;" valign="bottom" width="64">
				<p style="text-align:justify;">
					<strong><span lang="tr" style="font-size:12pt;" xml:lang="tr">1995</span></strong>
				</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="border-bottom:solid 1pt;border-left:none;border-right:solid 1pt;border-top:none;padding:0cm 3.5pt 0cm 3.5pt;" valign="bottom" width="88">
				<p align="right" style="text-align:right;">
					<strong><span lang="tr" style="font-size:12pt;" xml:lang="tr">1.100 €</span></strong>
				</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="border-bottom:solid 1pt;border-left:none;border-right:solid 1pt;border-top:none;padding:0cm 3.5pt 0cm 3.5pt;" valign="bottom" width="80">
				<p align="right" style="text-align:right;">
					<strong><span lang="tr" style="font-size:12pt;" xml:lang="tr">2.280 €</span></strong>
				</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="border-bottom:solid 1pt;border-left:none;border-right:solid 1pt;border-top:none;padding:0cm 3.5pt 0cm 3.5pt;" valign="bottom" width="99">
				<p align="right" style="text-align:right;">
					<strong><span lang="tr" style="font-size:12pt;" xml:lang="tr">1.690 €</span></strong>
				</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="border-bottom:solid 1pt;border-left:none;border-right:solid 1pt;border-top:none;padding:0cm 3.5pt 0cm 3.5pt;" valign="bottom" width="170">
				<p style="text-align:justify;">
					<strong><span lang="tr" style="font-size:12pt;" xml:lang="tr"> </span></strong>
				</p>
			</td>
		</tr>
		<tr>
			<td nowrap="nowrap" style="border-top:none;border:solid 1pt;padding:0cm 3.5pt 0cm 3.5pt;" valign="bottom" width="64">
				<p>
					<span style="font-size:12pt;">1997</span>
				</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="border-bottom:solid 1pt;border-left:none;border-right:solid 1pt;border-top:none;padding:0cm 3.5pt 0cm 3.5pt;" valign="bottom" width="88">
				<p align="right" style="text-align:right;">
					<span style="font-size:12pt;">1.500 €</span>
				</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="border-bottom:solid 1pt;border-left:none;border-right:solid 1pt;border-top:none;padding:0cm 3.5pt 0cm 3.5pt;" valign="bottom" width="80">
				<p align="right" style="text-align:right;">
					<span style="font-size:12pt;">2.600 €</span>
				</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="border-bottom:solid 1pt;border-left:none;border-right:solid 1pt;border-top:none;padding:0cm 3.5pt 0cm 3.5pt;" valign="bottom" width="99">
				<p align="right" style="text-align:right;">
					<span style="font-size:12pt;">2.050 €</span>
				</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="border-bottom:solid 1pt;border-left:none;border-right:solid 1pt;border-top:none;padding:0cm 3.5pt 0cm 3.5pt;" valign="bottom" width="170">
				<p align="right" style="text-align:right;">
					<span style="font-size:12pt;">180 €</span>
				</p>
			</td>
		</tr>
		<tr>
			<td nowrap="nowrap" style="border-top:none;border:solid 1pt;padding:0cm 3.5pt 0cm 3.5pt;" valign="bottom" width="64">
				<p>
					<span style="font-size:12pt;">1998</span>
				</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="border-bottom:solid 1pt;border-left:none;border-right:solid 1pt;border-top:none;padding:0cm 3.5pt 0cm 3.5pt;" valign="bottom" width="88">
				<p align="right" style="text-align:right;">
					<span style="font-size:12pt;">1.800 €</span>
				</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="border-bottom:solid 1pt;border-left:none;border-right:solid 1pt;border-top:none;padding:0cm 3.5pt 0cm 3.5pt;" valign="bottom" width="80">
				<p align="right" style="text-align:right;">
					<span style="font-size:12pt;">2.700 €</span>
				</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="border-bottom:solid 1pt;border-left:none;border-right:solid 1pt;border-top:none;padding:0cm 3.5pt 0cm 3.5pt;" valign="bottom" width="99">
				<p align="right" style="text-align:right;">
					<span style="font-size:12pt;">2.250 €</span>
				</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="border-bottom:solid 1pt;border-left:none;border-right:solid 1pt;border-top:none;padding:0cm 3.5pt 0cm 3.5pt;" valign="bottom" width="170">
				<p align="right" style="text-align:right;">
					<span style="font-size:12pt;">200 €</span>
				</p>
			</td>
		</tr>
		<tr>
			<td nowrap="nowrap" style="border-top:none;border:solid 1pt;padding:0cm 3.5pt 0cm 3.5pt;" valign="bottom" width="64">
				<p>
					<span style="font-size:12pt;">2008</span>
				</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="border-bottom:solid 1pt;border-left:none;border-right:solid 1pt;border-top:none;padding:0cm 3.5pt 0cm 3.5pt;" valign="bottom" width="88">
				<p align="right" style="text-align:right;">
					<span style="font-size:12pt;">2.650 €</span>
				</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="border-bottom:solid 1pt;border-left:none;border-right:solid 1pt;border-top:none;padding:0cm 3.5pt 0cm 3.5pt;" valign="bottom" width="80">
				<p align="right" style="text-align:right;">
					<span style="font-size:12pt;">4.260 €</span>
				</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="border-bottom:solid 1pt;border-left:none;border-right:solid 1pt;border-top:none;padding:0cm 3.5pt 0cm 3.5pt;" valign="bottom" width="99">
				<p align="right" style="text-align:right;">
					<span style="font-size:12pt;">3.455 €</span>
				</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="border-bottom:solid 1pt;border-left:none;border-right:solid 1pt;border-top:none;padding:0cm 3.5pt 0cm 3.5pt;" valign="bottom" width="170">
				<p align="right" style="text-align:right;">
					<span style="font-size:12pt;">121 €</span>
				</p>
			</td>
		</tr>
		<tr>
			<td nowrap="nowrap" style="border-top:none;border:solid 1pt;padding:0cm 3.5pt 0cm 3.5pt;" valign="bottom" width="64">
				<p>
					<span style="font-size:12pt;">2013</span>
				</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="border-bottom:solid 1pt;border-left:none;border-right:solid 1pt;border-top:none;padding:0cm 3.5pt 0cm 3.5pt;" valign="bottom" width="88">
				<p align="right" style="text-align:right;">
					<span style="font-size:12pt;">3.400 €</span>
				</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="border-bottom:solid 1pt;border-left:none;border-right:solid 1pt;border-top:none;padding:0cm 3.5pt 0cm 3.5pt;" valign="bottom" width="80">
				<p align="right" style="text-align:right;">
					<span style="font-size:12pt;">4.625 €</span>
				</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="border-bottom:solid 1pt;border-left:none;border-right:solid 1pt;border-top:none;padding:0cm 3.5pt 0cm 3.5pt;" valign="bottom" width="99">
				<p align="right" style="text-align:right;">
					<span style="font-size:12pt;">4.013 €</span>
				</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="border-bottom:solid 1pt;border-left:none;border-right:solid 1pt;border-top:none;padding:0cm 3.5pt 0cm 3.5pt;" valign="bottom" width="170">
				<p align="right" style="text-align:right;">
					<span style="font-size:12pt;">112 €</span>
				</p>
			</td>
		</tr>
		<tr>
			<td nowrap="nowrap" style="border-top:none;border:solid 1pt;padding:0cm 3.5pt 0cm 3.5pt;" valign="bottom" width="64">
				<p>
					<span style="font-size:12pt;">2014</span>
				</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="border-bottom:solid 1pt;border-left:none;border-right:solid 1pt;border-top:none;padding:0cm 3.5pt 0cm 3.5pt;" valign="bottom" width="88">
				<p align="right" style="text-align:right;">
					<span style="font-size:12pt;">3.650 €</span>
				</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="border-bottom:solid 1pt;border-left:none;border-right:solid 1pt;border-top:none;padding:0cm 3.5pt 0cm 3.5pt;" valign="bottom" width="80">
				<p align="right" style="text-align:right;">
					<span style="font-size:12pt;">4.925 €</span>
				</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="border-bottom:solid 1pt;border-left:none;border-right:solid 1pt;border-top:none;padding:0cm 3.5pt 0cm 3.5pt;" valign="bottom" width="99">
				<p align="right" style="text-align:right;">
					<span style="font-size:12pt;">4.288 €</span>
				</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="border-bottom:solid 1pt;border-left:none;border-right:solid 1pt;border-top:none;padding:0cm 3.5pt 0cm 3.5pt;" valign="bottom" width="170">
				<p align="right" style="text-align:right;">
					<span style="font-size:12pt;">275 €</span>
				</p>
			</td>
		</tr>
		<tr>
			<td nowrap="nowrap" style="border-top:none;border:solid 1pt;padding:0cm 3.5pt 0cm 3.5pt;" valign="bottom" width="64">
				<p>
					<span style="font-size:12pt;">2019</span>
				</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="border-bottom:solid 1pt;border-left:none;border-right:solid 1pt;border-top:none;padding:0cm 3.5pt 0cm 3.5pt;" valign="bottom" width="88">
				<p align="right" style="text-align:right;">
					<span style="font-size:12pt;">4.600 €</span>
				</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="border-bottom:solid 1pt;border-left:none;border-right:solid 1pt;border-top:none;padding:0cm 3.5pt 0cm 3.5pt;" valign="bottom" width="80">
				<p align="right" style="text-align:right;">
					<span style="font-size:12pt;">5.850 €</span>
				</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="border-bottom:solid 1pt;border-left:none;border-right:solid 1pt;border-top:none;padding:0cm 3.5pt 0cm 3.5pt;" valign="bottom" width="99">
				<p align="right" style="text-align:right;">
					<span style="font-size:12pt;">5.225 €</span>
				</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="border-bottom:solid 1pt;border-left:none;border-right:solid 1pt;border-top:none;padding:0cm 3.5pt 0cm 3.5pt;" valign="bottom" width="170">
				<p align="right" style="text-align:right;">
					<span style="font-size:12pt;">187 €</span>
				</p>
			</td>
		</tr>
		<tr>
			<td nowrap="nowrap" style="border-top:none;border:solid 1pt;padding:0cm 3.5pt 0cm 3.5pt;" valign="bottom" width="64">
				<p>
					<span style="font-size:12pt;">2020</span>
				</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="border-bottom:solid 1pt;border-left:none;border-right:solid 1pt;border-top:none;padding:0cm 3.5pt 0cm 3.5pt;" valign="bottom" width="88">
				<p align="right" style="text-align:right;">
					<span style="font-size:12pt;">4.850 €</span>
				</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="border-bottom:solid 1pt;border-left:none;border-right:solid 1pt;border-top:none;padding:0cm 3.5pt 0cm 3.5pt;" valign="bottom" width="80">
				<p align="right" style="text-align:right;">
					<span style="font-size:12pt;">6.100 €</span>
				</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="border-bottom:solid 1pt;border-left:none;border-right:solid 1pt;border-top:none;padding:0cm 3.5pt 0cm 3.5pt;" valign="bottom" width="99">
				<p align="right" style="text-align:right;">
					<span style="font-size:12pt;">5.475 €</span>
				</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="border-bottom:solid 1pt;border-left:none;border-right:solid 1pt;border-top:none;padding:0cm 3.5pt 0cm 3.5pt;" valign="bottom" width="170">
				<p align="right" style="text-align:right;">
					<span style="font-size:12pt;">250 €</span>
				</p>
			</td>
		</tr>
		<tr>
			<td nowrap="nowrap" style="border-top:none;border:solid 1pt;padding:0cm 3.5pt 0cm 3.5pt;" valign="bottom" width="64">
				<p>
					<span style="font-size:12pt;">2022</span>
				</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="border-bottom:solid 1pt;border-left:none;border-right:solid 1pt;border-top:none;padding:0cm 3.5pt 0cm 3.5pt;" valign="bottom" width="88">
				<p align="right" style="text-align:right;">
					<span style="font-size:12pt;">5.990 €</span>
				</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="border-bottom:solid 1pt;border-left:none;border-right:solid 1pt;border-top:none;padding:0cm 3.5pt 0cm 3.5pt;" valign="bottom" width="80">
				<p align="right" style="text-align:right;">
					<span style="font-size:12pt;">6.990 €</span>
				</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="border-bottom:solid 1pt;border-left:none;border-right:solid 1pt;border-top:none;padding:0cm 3.5pt 0cm 3.5pt;" valign="bottom" width="99">
				<p align="right" style="text-align:right;">
					<span style="font-size:12pt;">6.490 €</span>
				</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="border-bottom:solid 1pt;border-left:none;border-right:solid 1pt;border-top:none;padding:0cm 3.5pt 0cm 3.5pt;" valign="bottom" width="170">
				<p align="right" style="text-align:right;">
					<span style="font-size:12pt;">508 €</span>
				</p>
			</td>
		</tr>
		<tr>
			<td nowrap="nowrap" style="border-top:none;border:solid 1pt;padding:0cm 3.5pt 0cm 3.5pt;" valign="bottom" width="64">
				<p>
					<span style="font-size:12pt;">2023</span>
				</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="border-bottom:solid 1pt;border-left:none;border-right:solid 1pt;border-top:none;padding:0cm 3.5pt 0cm 3.5pt;" valign="bottom" width="88">
				<p align="right" style="text-align:right;">
					<span style="font-size:12pt;">7.000 €</span>
				</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="border-bottom:solid 1pt;border-left:none;border-right:solid 1pt;border-top:none;padding:0cm 3.5pt 0cm 3.5pt;" valign="bottom" width="80">
				<p align="right" style="text-align:right;">
					<span style="font-size:12pt;">8.400 €</span>
				</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="border-bottom:solid 1pt;border-left:none;border-right:solid 1pt;border-top:none;padding:0cm 3.5pt 0cm 3.5pt;" valign="bottom" width="99">
				<p align="right" style="text-align:right;">
					<span style="font-size:12pt;">7.700 €</span>
				</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="border-bottom:solid 1pt;border-left:none;border-right:solid 1pt;border-top:none;padding:0cm 3.5pt 0cm 3.5pt;" valign="bottom" width="170">
				<p align="right" style="text-align:right;">
					<span style="font-size:12pt;">1.210 €</span>
				</p>
			</td>
		</tr>
		<tr>
			<td nowrap="nowrap" style="border-top:none;border:solid 1pt;padding:0cm 3.5pt 0cm 3.5pt;" valign="bottom" width="64">
				<p>
					<span style="font-size:12pt;">2025</span>
				</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="border-bottom:solid 1pt;border-left:none;border-right:solid 1pt;border-top:none;padding:0cm 3.5pt 0cm 3.5pt;" valign="bottom" width="88">
				<p align="right" style="text-align:right;">
					<span style="font-size:12pt;">9.490 €</span>
				</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="border-bottom:solid 1pt;border-left:none;border-right:solid 1pt;border-top:none;padding:0cm 3.5pt 0cm 3.5pt;" valign="bottom" width="80">
				<p align="right" style="text-align:right;">
					<span style="font-size:12pt;">11.490 €</span>
				</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="border-bottom:solid 1pt;border-left:none;border-right:solid 1pt;border-top:none;padding:0cm 3.5pt 0cm 3.5pt;" valign="bottom" width="99">
				<p align="right" style="text-align:right;">
					<span style="font-size:12pt;">10.490 €</span>
				</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="border-bottom:solid 1pt;border-left:none;border-right:solid 1pt;border-top:none;padding:0cm 3.5pt 0cm 3.5pt;" valign="bottom" width="170">
				<p align="right" style="text-align:right;">
					<span style="font-size:12pt;">1.395 €</span>
				</p>
			</td>
		</tr>
	</tbody>
</table>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr"> </span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr">Önceki yıllarda fiyatlar her yıl ortalama yaklaşık 200 € artıyordu. Bu rakam bazen yıllık 100 €'ya düşüyor, bazen de 300 €'ya yükseliyordu. Koronavirüs salgınını izleyen yıllarda fiyat eğilimi önemli ölçüde yoğunlaştı. Yıllık artış artık yılda yaklaşık 500-1.000 € seviyesinde.</span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<strong><span lang="tr" xml:lang="tr"> </span></strong>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<strong><span lang="tr" xml:lang="tr">Hac Maliyetlerini Etkileyen Faktörler</span></strong>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr"> </span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr">Hac organizasyonu sadece ibadetlerden ibaret değildir; aynı zamanda lojistik ve organizasyonel bir süreci de kapsar.</span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr">Hac sezonunda talep hızla arttığından uçak biletleri maliyetlerin önemli bir kısmını oluşturmaktadır. Eğer hac mevsimi yaz aylarına denk geliyorsa, uçak biletleri talep nedeniyle genellikle yaz aylarında daha pahalı olduğu için uçuş maliyetleri daha da artar. Buna ek olarak, hac sezonunda uçak biletleri için iki kez ödeme yaparsınız, çünkü uçaklar gidiş yolculuğunun ardından boş olarak geri döner ve dönüş yolculuğunda da boş olarak gider. Bunun nedeni, hac sezonunda Mekke'den uçan veya hacdan sonra Mekke'ye uçan çok fazla yolcunun olmamasıdır. Bu nedenle uçaklar boş uçuyor ve boş uçuşlar için de ödeme yapılması gerekiyor.</span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr"> </span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr">Mekke ve Medine'deki konaklama ücretleri, otelin konumuna ve sunduğu hizmetlere göre farklılık göstermektedir. Lüks otellerin fiyatları son derece yüksek olsa da daha ekonomik çözümler de zamanla pahalı hale gelmiştir. Eskiden konaklama maliyetleri çok daha düşüktü, çünkü hizmetlerin çeşitliliği ve kalitesi (odalar, yemek servisi) çok düşüktü.</span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr"> </span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr">Ayrıca, Suudi yetkililerin vize için talep ettiği ücretler de son yıllarda ciddi oranda artmıştır. Hac turlarını organize eden firmaların hizmet bedelleri de bu maliyetlere eklenmektedir. Yemek, ulaşım ve sağlık hizmetleri gibi ek giderler de maliyetleri daha da yüksek hale getirmektedir.</span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<strong><span lang="tr" xml:lang="tr"> </span></strong>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<strong><span lang="tr" xml:lang="tr">Fiyat Artışının Nedenleri</span></strong>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr"> </span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr">Hac fiyatlarının artmasının birçok sebebi vardır. Bunlardan biri, tüm dünya ekonomisini etkileyen enflasyon. Suudi Arabistan'daki konaklama, ulaşım ve hizmet sektöründeki fiyat artışları da hac maliyetlerine doğrudan yansımaktadır.</span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr"> </span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr">Diğer bir önemli faktör, Suudi Arabistan'ın hac altyapısına yaptığı yatırımlardır. Son yıllarda yeni oteller, toplu taşıma sistemleri ve güvenlik önlemleri için büyük harcamalar yapılmıştır. Bu yatırımların maliyeti de hacı adaylarına yüklenmektedir.</span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr"> </span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr">Ayrıca, Suudi Arabistan'ın ekonomik stratejisi de fiyatların artmasında etkili olmuştur. Hac turizmi, devletin gelir kaynaklarından biri haline gelmiş ve bu nedenle hac hizmetlerinden alınan ücretler artmıştır.</span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<strong><span lang="tr" xml:lang="tr"> </span></strong>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<strong><span lang="tr" xml:lang="tr">Umre Neden Daha Ucuz?</span></strong>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr"> </span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr">Hac ile karşılaştırıldığında umre, günümüzde organizatörler veya acenteler olmadan bireysel olarak organize edilebilmekte ve sadece yaklaşık 1.200 Euro'ya mal olmaktadır. Bu aynı zamanda Mekke'ye yapılan bir hac ziyaretidir, ancak haccın zorunlu ritüelleri yoktur. Umre tüm yıl boyunca organize edilebilir, bu da talebin daha iyi dağıldığı anlamına gelir. Özel hac konaklama veya ulaşım çözümleri gerekmediğinden maliyetler daha düşük kalmaktadır.</span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr"> </span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr">Bununla birlikte, hac ile umre karşılaştırıldığında, hac için maliyetlerin neden bu kadar dramatik bir şekilde arttığı sorusu ortaya çıkmaktadır. Teorik olarak, benzer bir aralıkta olmaları gerekir. Ancak, ilave organizasyon gereklilikleri, sınırlı sayıda katılımcı ve artan ücretler nedeniyle, haccın fiyat gelişimi umre maliyetlerinden çok uzaklaşmıştır.</span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<strong><span lang="tr" xml:lang="tr"> </span></strong>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<strong><span lang="tr" xml:lang="tr">Sonuç</span></strong>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr"> </span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr">Artan hac fiyatları, birçok kişiyi mali açıdan zor durumda bırakmaktadır. Özellikle son yıllardaki fiyat artışı, haccı giderek daha ulaşılmaz hale getirmektedir. Bu fiyat artışının ne kadar adil olduğu tartışma konusudur.</span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr"> </span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr"> </span>
</p>

<p>
	<span lang="tr" style="font-size:12pt;" xml:lang="tr">Dr. Cemil Şahinöz, Öztürk Gazetesi, Haziran 2025</span>
</p>
]]></description><guid isPermaLink="false">22503</guid><pubDate>Tue, 10 Jun 2025 14:15:38 +0000</pubDate></item><item><title>(19.05.2025) Malcolm X: Kimlik ve &#xD6;zg&#xFC;rle&#x15F;me Aray&#x131;&#x15F;&#x131;ndaki Bir &#xD6;mr&#xFC;n Miras&#x131;</title><link>https://forum.misawa.de/topic/22162-19052025-malcolm-x-kimlik-ve-%C3%B6zg%C3%BCrle%C5%9Fme-aray%C4%B1%C5%9F%C4%B1ndaki-bir-%C3%B6mr%C3%BCn-miras%C4%B1/</link><description><![CDATA[<p style="text-align:justify;">
	<span style="font-size:22px;"><strong><a href="https://www.lesen24.com/autor/cemil-sahinoez/83/das-grosse-buch-der-islamischen-bittgebete?c=14" style="background-color:#ffffff;color:#177ec9;font-size:13px;" rel="external nofollow"><span><span style="color:#000000;" title="(Klicke und halte, um den Titel zu bearbeiten)">Malcolm X: Kimlik ve Özgürleşme Arayışındaki Bir Ömrün Mirası</span></span></a></strong></span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	 
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr">Kölelik geçmişine karşı çıkan bir insanın inanç ve adalet uğruna verdiği mücadele günümüzde hâlâ yankılanıyor. 100 yıl önce bugün dünyaya gelen Malcolm X'in yaşamı, kişisel dönüşümün ve siyasal direnişin iç içe geçtiği güçlü bir mirasa dönüştü.</span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr"> </span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr">Malcolm X, 19 Mayıs 1925’teki doğumundan 100 yıl sonra bugün bile direnişin sembolü olmaya devam ediyor. Malcolm’ın yaşam öyküsü derinlikli olduğu kadar çelişkilere de sahip. Little soyadıyla ABD’nin Nebraska eyaletindeki Omaha şehrinde dünyaya gelen Malcolm, hayatı boyunca birden fazla kez dönüşüm geçirdi ve her zaman daha olumlu bir kişiliğe doğru yolculuk etti.</span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr"> </span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<b><span lang="tr" xml:lang="tr">Malcolm Little’in Gençlik Yılları ve Kimlik Arayışı</span></b>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr"> </span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr">Babasının cinayet şüphesi taşıyan ölümünün ve annesinin akıl hastanesine yatırılmasının ardından 12 yaşında annesiz ve babasız kaldı. Bir süre koruyucu ailenin yanında kaldıktan sonra doğduğu Omaha’dan ayrılıp Bostan’e yerleşen Malcolm, şiddet ve ırkçılığın yaygın olduğu çetin bir büyük şehir ortamında büyüdü. Malcolm’ın hayatı küçük yaşlardan itibaren çalkantı ve zorluklarla geçti. Bütün bu zorluklar onu nihayetinde kendini tanıma ve dönüştürme yoluna soktu. 1946’da hapse atılmasından önceki yıllarda, hayatın zorlukları ve sosyal adaletsizliklerle sürekli yüzleşmesi onu şekillendirdi. Farkındalığını keskinleştiren ve daha sonraki inançlarının temellerini atan bu deneyimleri oldu.</span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr"> </span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr">Malcolm’ın hayatındaki dönüm noktası, hapishanede kendisini ve dünyasını daha derinlemesine anlamanın kapısını araladığında gerçekleşti. Bu süre zarfında, dinde sadece teselli bulmakla kalmadı, aynı zamanda kimliğini yeniden tanımlayan bir bakış açısı da buldu.</span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr">İslam’a yüzeysel bir merakla değil, yoğun bir kendini gerçekleştirme ve içsel değişim süreci olarak yöneldi. Hapishanede adalet, insan onuru ve inancın önemi hakkında düşünmeye başladı ve bu düşünceler daha sonra topluma karşı tutumunun temellerini attı.</span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr"> </span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<b><span lang="tr" xml:lang="tr">Malcolm X Adını Alışı ve Nation of Islam’dan Ayrılışı</span></b>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	 
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr">Serbest bırakıldıktan sonra Malcolm X, Nation of Islam’da (İslam Milleti) kendisine destek ve net bir ideoloji sunan bir topluluk buldu. Hareketin lideri olan Elijah Muhammed’in öğretileri onda Afro-Amerikan nüfusun kurtuluşuna dair sarsılmaz bir inanç uyandırdı. Bu süre zarfında ırkçılık ve baskı konusundaki görüşleri keskinleşti ve milyonlarca insanı ötekileştiren bir sisteme karşı güçlü bir şekilde konuştu.</span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr"> </span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr">Din değiştirdikten sonra Malcolm Little olan adını da Malcolm X olarak değiştirdi. Bu, sömürgeci geçmişinden feragat ettiğinin bilinçli bir işaretiydi. “X” harfi, atalarının köleleştirilmesi nedeniyle orijinal Afrikalı isminin kaybını simgeliyordu.</span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr"> </span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr">Bununla birlikte, örgütte geçirdiği zaman çatışmadan uzak değildi. Nation of Islam gerçek İslam’ı temsil etmiyordu. Bu nedenle Malcolm ile grup arasındaki görüş ayrılıkları ve iç gerilimler, hareketin liderlik yapılarıyla arasında giderek gerginleşen bir ilişkiye yol açtı. Bu anlaşmazlıklar aynı zamanda, yerleşik otoritelere karşı çıkmak anlamına gelse bile, Malcolm’un yorulmak bilmeyen hakikat ve adalet arayışını da yansıtıyordu.</span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr"> </span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<b><span lang="tr" xml:lang="tr">Hac Sırasındaki Manevi Uyanışı ve Kimlik Değişimi</span></b>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr"> </span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr">1964’te Mekke’ye yaptığı hac yolculuğu Malcolm X’in hayatında belirleyici bir dönüm noktası oldu. Bu kutsal yolculuğun sıcağında, karşılıklı saygıları ve derin maneviyatları üzerinde kalıcı bir etki bırakan çok çeşitli Müslümanlarla karşılaştı. Farklı ülkelerden ve etnik kökenlerden gelen, farklı ten renklerine ve kültürlere sahip Müslümanların birbirleriyle nasıl uyum içinde olduklarını gördü. Bu karşılaşmalar önceki inançlarını yeniden değerlendirmesine yol açtı ve radikal bir içsel dönüşümün yolunu açtı.</span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr"> </span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr">Bu yoğun ruhani deneyimin etkisi altında, yeni kimliğini ve inançlarını ortaya koymak için adını yeniden değiştirdi. Bu, onu önceki mensubiyetinin dogmatik inançlarından ayıran ve otantik bir İslam anlayışına giden yolu açan bir kendini yenileme anıydı.</span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr"> </span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr">Mekke’ye yaptığı hac ziyaretinden sonra, ruhani yenilenmesini ve Müslüman dünyasına bağlılığını vurgulamak için adını tekrar El-Hac Malik El-Shabazz olarak değiştirdi. Her iki isim değişikliği de sadece kişisel kararlar değil, aynı zamanda ABD’deki siyah nüfusa yönelik tarihsel baskıya karşı siyasi ifadelerdi.</span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr"> </span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<b><span lang="tr" xml:lang="tr">Irkçılık Karşıtlığının Simgelerinden Muhammed Ali ile İlişkisi</span></b>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr"> </span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr">Malcolm X, sporun ışıltılı dünyasında, kendisi gibi adalet ve saygı çağrısını içinde taşıyan ve aynı zamanda İslam’ı seçen bir başka karizmatik bir boksör olan Muhammed Ali ile tanıştı. Bu iki ismin tanışması, geçici bir karşılaşmadan daha fazlasıydı: Özünde aynı kendi kaderini tayin etme ve baskıya karşı direniş vizyonunu paylaşan iki ruhu birbirine bağladı. Bu bağlantı Malcolm X’in şöhretine de katkıda bulundu ve hayat hikayesini daha geniş bir kitleye ulaştırdı.</span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr">Ancak Malcolm X, Ali’nin de Nation of Islam’dan ayrılmasını istedi. Ali, biyografisine göre, o dönemde bunu yapmaya hazır değildi: <b><i>“Elijah Muhammad bana ‘Muhammad Ali’ ismini verdi. Benim için o, beni özgürleştiren adamdı! […] Yolculuğumun bu noktasında, onun öğretilerinden şüphe etmeye hazır değildim. Sonunda, Elijah Muhammad, Malcolm ile bağımı koparmam konusunda ısrar ettiğinde, bir karar vermek zorunda kaldım.” (Muhammad Ali, 2005, s. 135).</i></b></span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr"> </span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr">Bu çatışmalar nedeniyle, Ali daha sonra Malcolm X’ten uzak dursa da Malcolm X, aralarındaki iletişimi sürdürmeye çalıştı. Gana’da duygusal bir an yaşandı. Ali, Gana’da bir turdayken, Malcolm X Amerika’ya dönüş yolculuğunda orada mola verdi. Malcolm X, Ali’yi gördüğünde ona yaklaşarak selamlamak istedi, ancak Ali ondan yüz çevirdi.</span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr"> </span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr">Ali, biyografisinde bu olayı şöyle anlatır: <b><i>“Malcolm’a sırtımı dönmek hayatım boyunca pişmanlık duyacağım büyük bir hataydı. Keşke ona ne kadar üzgün olduğumu ve pek çok konuda ne kadar haklı olduğunu söyleyebilseydim ama ben buna fırsat bulamadan öldürüldü. O bir vizyonerdi – hepimizden çok ilerideydi” (Muhammad Ali, 2005, s. 136).</i></b></span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr"> </span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr">Ali daha sonra, Nation of Islam’ın yanlış bir İslam’ı temsil ettiğini fark etti: <b><i>“Elijah’ın vaaz ettiği bazı şeyler, gerçek İslam’ın öğretilerine ait değildi. […] Onun ölümünden sonra, oğlu Wallace D. Muhammad, Nation’ın ruhani liderliğini devraldı ve beni ve babasının birçok takipçisini Sünni İslam’ın ana akımına yönlendirdi. Malcolm, gerçeği ilk fark eden kişiydi” (Muhammad Ali, 2005, s. 135 ve devamı).</i></b></span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr"> </span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<b><span lang="tr" xml:lang="tr">Cinayete Kurban Giden Malcolm, Bir Simgeye Dönüştü</span></b>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr"> </span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr">21 Şubat 1965’te, Malcolm X’in hayatı trajik bir şekilde sona erdi. New York’taki Audubon Ballroom’da bir konuşma yaparken, eşi ve çocuklarının gözleri önünde birkaç kurşunla vurularak öldürüldü. Suikastçılar, Nation of Islam üyeleriydi ve onun hareketten ayrılmasını ihanet olarak görüyorlardı.</span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr"> </span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr">Ancak bu cinayet hayatını sonlandırmış olsa da bir efsanenin başlangıcı oldu. Suikastı, sivil haklar hareketi içindeki gerilimleri ortaya koydu ve onun sözlerinin, mevcut güç yapılarını korumak isteyenler için ne kadar tehlikeli olduğunu gösterdi. Düşmanları, onun sesini susturmaya çalıştı, ancak mirası ölümsüzleşti. Bugün bile, hikâyesi milyonlara ilham veriyor ve adalet vizyonu, baskı ve ırkçılığa karşı direnen herkesin mücadelesinde yaşamaya devam ediyor.</span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr"> </span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr">Siyasi çalışmalarının dışında Malcolm X kendini işine adamış bir aile babasıydı. Betty Shabazz ile evliydi ve altı kız çocuğu babasıydı. Yoğun kamusal yaşamına rağmen sevgi dolu bir eş ve baba olmaya gayret etti. Suikaste kurban gitmesi ailesinde derin bir yara açtı ve Betty Shabazz ölümüne kadar onun anısına ve çocuklarının yetiştirilmesine kendini adadı.</span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr"> </span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<b><span lang="tr" xml:lang="tr">Hayatını Anlatan Otobiyografisi ve Spike Lee Filmi</span></b>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr"> </span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr">Yazar Alex Haley’in 1964 yılında kendisiyle yaptığı görüşmelerin ardından kaleme aldığı otobiyografisi (Malcolm X, 1992) bugüne kadar okuduğum en iyi kitaplardan biri. Zalim güçlere karşı korkusuzca savaşan bir adamın kendi sözleriyle anlatılan bu kitap, onun zihnine dair derin bir kavrama imkanı sunuyor ve kendini özgürleştirme mesajını pek çok kişi için anlaşılır kılıyor. Malcolm’un hayatını canlı bir şekilde tasvir eden bu kitap, sonraki nesillere ilham verdi ve hâlâ sosyal adalet mücadelesi için önemli bir tanıklık olmaya devam ediyor.</span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr"> </span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr">Malcolm X’in hayatı 1992 yılında ünlü yönetmen Spike Lee tarafından yönetilen etkileyici biyografik film “Malcolm X”te ele alındı. Filmde Malcolm X’i canlandıran Denzel Washington’un performansı, kariyerinin en iyi oyunculuk performanslarından biri olarak kabul edilmektedir. Film, yukarıda bahsi geçen otobiyografiye dayanıyordu. Titiz bir araştırma ve tarihî olayların gerçekçi bir şekilde sahnelenmesi ile iddialı ve ayrıntılı bir yapımdı.</span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr"> </span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr">Filmin aldığı tepkiler çok büyüktü. Eleştirmenler özellikle Washington’ın Malcolm X’in hem radikalizmini hem de içsel gelişimini yakalayan incelikli tasvirini övdü. Film birçok ödül aldı ve Washington’ın performansıyla Oscar’a aday gösterildi. Film, Malcolm X’i sadece kutuplaştırıcı bir figür olarak değil, derin bir ruhani ve siyasi yolculuğa sahip karmaşık bir insan olarak gösterdiği için özellikle Afro-Amerikan toplumunda bir dönüm noktası olarak kutlandı. Malcolm X, bugün de sivil haklar hareketinin en önemli sinemasal keşiflerinden biri olarak kabul ediliyor ve yeni nesillere onun mirasıyla ilgilenmeleri için ilham vermeye devam ediyor.</span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr"> </span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<b><span lang="tr" xml:lang="tr">Malcolm X’in Medya Eleştirisi ve Irkçılığa Karşı Mücadelesi</span></b>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr"> </span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr">Malcolm X, medyaya keskin ifadelerle tarif ettiği katı bir şüphecilikle yaklaştı. Basın hakkında şöyle demişti: <b><i>“Medya dünyadaki en güçlü kurumdur. Masumu suçlu, suçluyu da masum gösterme gücüne sahiptir. Ve bu güçtür çünkü kitlelerin zihinlerini kontrol eder.”</i></b> Başka bir yerde de benzer şekilde şöyle demişti: <b><i>“Eğer dikkatli olmazsanız, gazeteler ezilen insanlardan nefret etmenizi ve ezenleri sevmenizi sağlar.”</i></b></span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr"> </span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr">Ona göre medya tarafsız bilgi kaynakları değil, mevcut güç yapılarını pekiştirmek ve çarpıtılmış bir gerçekliği aktarmak için kullanılan araçlardı. Tek taraflı haberciliği ve ön yargıları körüklemeye ve azınlıkları marjinalleştirmeye hizmet eden hedef odaklı dil kullanımını eleştirdi. Bizi her zaman yayılan gerçeği sorgulamaya ve arka plandaki manipülasyonu fark etmeye çağıran sözleri, bugün de medyaya eleştirel bir gözle bakmamız için itici bir güç oluşturuyor.</span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr"> </span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr">Malcolm X’in inançlarının merkezine yerleştirdiği fikirler bugün her zamankinden daha günceldir. Irkçılığa ve adaletsizliğe karşı verdiği tavizsiz mücadele, bölünmüş bir toplumun kısıtlamalarına ve önyargılarına boyun eğmeyi reddeden bir tutuma tanıklık etmektedir. Sözleri ve eylemleri, özgürleşmeye giden yolun kişinin kendi onurunu tanımasından ve toplumun gücüne sarsılmaz bir inanç duymasından geçtiğini hatırlatmaktadır. Onun hayatında özgürlük arayışıyla ayrılmaz bir şekilde bağlantılı olan ırkçılık karşıtı fikir, bugün de bizi ezilenlerin sesini duymaya ve her türlü ayrımcılığa karşı durma cesaretine sahip olmaya çağırıyor.</span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr"> </span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<b><span lang="tr" xml:lang="tr">Martin Luther King Jr. ile Ortak Hedefi: Afro-Amerikalıların Özgürleşmesi</span></b>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr"> </span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr">Genellikle birbirlerinin zıttı olarak gösterilseler de Malcolm X ve Martin Luther King Jr. Afro-Amerikan nüfusun özgürleştirilmesi hedefini paylaşıyordu. King şiddet içermeyen direnişi savunurken, Malcolm X doğrudan yüzleşmeyi tercih etmiştir. Ancak ölümünden kısa bir süre önce tavrı değişmeye başladı ve mücadelelerinin birbirini tamamladığını fark etti. İkili arasındaki görüşme kısa sürdü ama karşılıklı saygıları arttı. Ortak mirasları, farklı stratejilerin aynı adalet mücadelesini ilerletebileceğini göstermektedir.</span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<b><span lang="tr" xml:lang="tr"> </span></b>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<b><span lang="tr" xml:lang="tr">Malcolm X’in Mirası ve Günümüze Kadar Süren Etkisi</span></b>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr"> </span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr">Malcolm X’in önemi yalnızca yaşam öyküsünün geriye dönük olarak anlatılmasında değil, her şeyden önce bir asır sonra bile hâlâ yaydığı ilhamda yatmaktadır. Adaletsizlik üzerine kurulu bir sisteme karşı durma cesareti ve değişimin gücüne olan sarsılmaz inancı onu zamansız bir ikon haline getirmiştir. Irkçılık ve ön yargının hâlâ yaygın olduğu bir dünyada, onun hayatı bize adalet için mücadelenin asla bitmeyeceğini hatırlatıyor. İnançlarını somutlaştırma biçimi ve kişisel fedakârlıklarda bulunmaya hazır olması, bireysel cesaret ve kararlılığın kolektif ilerlemeyi nasıl sağlayabileceğinin bir örneğidir.</span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr"> </span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr">Malcolm X çok sayıda siyasi harekete ilham vermiştir. Onun mirası, adalet ve polis şiddetine karşı direniş çağrısını sürdüren Black Lives Matter gibi günümüzün ırkçılık karşıtı hareketlerinde de bulunabilir. Konuşmaları ve yazıları, dünya çapında sistematik baskıya karşı mücadele eden aktivistler için bir motivasyon kaynağı olmaya devam etmektedir.</span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr"> </span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr">Etkisi siyasetin çok ötesine, popüler kültüre kadar uzanmaktadır. Public Enemy, Tupac Shakur ve Kendrick Lamar gibi müzisyenler şarkılarında ondan alıntılar yapmışlardır. Sanatçılar onu resimlerinde tasvir etmiş, çok sayıda film ve kitap onun hikayesini ele almıştır. Gözlüklü, yumruğunu kaldırmış ya da bir kitabın üzerine eğilmiş tefekkür halindeki ikonik görüntüsü, siyah direnişin en güçlü sembollerinden biri olmaya devam ediyor.</span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr"> </span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<b><span lang="tr" xml:lang="tr">Malcolm X’in Mesajı ve Mücadelesi Günümüz İçin Ne Anlatıyor?</span></b>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr"> </span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr">Malcolm X’in mirası tarihe mal olmuş bir hatıradan çok daha fazlasıdır; bugün eşitlik ve insan onuru için ayağa kalkmaya yönelik canlı bir çağrıdır. Benimsediği ilkeler ve seçtiği yol sadece ırkçılıktan doğrudan etkilenenlere değil, daha adil ve empatik bir dünyaya inanan herkese ilham vermektedir. Yazıları ve konuşmaları, bizi kararlı olmaya ve her zaman adaletsizliğe karşı durma cesaretine sahip olmaya teşvik eden ölümsüz bir ruhla yankılanıyor.</span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr"> </span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr">Onun mesajı on yıllar boyunca yankılanıyor ve toplumsal bölünmelerin bir kez daha toplumu zorladığı bu dönemde bize değerli bir ilham kaynağı sunuyor. Siyasi kutuplaşmanın ve artan eşitsizliğin damgasını vurduğu bir çağda, onun mirası bizi diyalog aramaya ve köprüler kurmaya davet ediyor. Malcolm X, daha iyi bir geleceğe giden yolun kişinin kendi gücünün farkına varması ve sorumluluğu paylaşmasından geçtiğini hatırlatmaya devam ediyor: Bu fikir yüz yıl önce olduğu kadar bugün de canlı.</span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr"> </span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr"> </span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr">Dr. Cemil Ş</span><span>ahinöz</span><span style="background-color:#ffffff;color:#333333;font-size:14px;text-align:left;">, Perspektif Dergisi</span><br style="background-color:#ffffff;color:#333333;font-size:14px;text-align:left;" />
	<a href="https://perspektif.eu/2025/05/19/malcolm-x-kimlik-ve-ozgurlesme-arayisindaki-bir-omrun-mirasi/" rel="external nofollow" style="background-color:#ffffff;border:0px;color:#1c9bdc;font-size:14px;padding:0px;text-align:left;vertical-align:baseline;">https://perspektif.eu/2025/05/19/malcolm-x-kimlik-ve-ozgurlesme-arayisindaki-bir-omrun-mirasi/</a>
</p>
]]></description><guid isPermaLink="false">22162</guid><pubDate>Wed, 21 May 2025 09:39:35 +0000</pubDate></item><item><title>(13.05.2025) Almanya&#x2019;da vaaz ve hutbelerde hangi konular&#xA0;i&#x15F;leniyor?</title><link>https://forum.misawa.de/topic/21977-13052025-almanya%E2%80%99da-vaaz-ve-hutbelerde-hangi-konular%C2%A0i%C5%9Fleniyor/</link><description><![CDATA[<h1 style="background-color:#ffffff;border:0px;color:#000000;font-size:28px;padding:10px 0px 0px;text-align:left;vertical-align:baseline;">
	<a href="https://misawatruth.wordpress.com/2025/05/13/13-05-2025-almanyada-vaaz-ve-hutbelerde-hangi-konular-isleniyor/" rel="external nofollow" style="border:0px;color:#1873a1;padding:0px;vertical-align:baseline;">(13.05.2025) Almanya’da vaaz ve hutbelerde hangi konular işleniyor?</a>
</h1>

<div style="background-color:#ffffff;border:0px;color:#333333;font-size:14px;padding:1.7em 0px 0px;text-align:left;vertical-align:baseline;">
	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		 
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Almanya’da camiler yıllardır tartışmaların merkezinde. Özellikle Türk camileri sık sık medya ve siyasetin merceğinde. Ülkede yaklaşık 3000 cami bulunuyor. Bunların 2000 kadarı Türkiye kökenli cemaatlere ait. Bu camilere her hafta binlerce insan gidiyor, sohbet dinliyor, cuma hutbesine kulak veriyor. Fakat dışarıdan bakıldığında hep bir soru işareti beliriyor. İnsanlar merak ediyor: Bu camilerde neler konuşuluyor? İmamlar neler anlatıyor? Cemaat nasıl yönlendiriliyor?
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Bu sorular sadece bir meraktan kaynaklanmıyor. Zaman zaman siyasi söylemlerle besleniyor, önyargılarla büyütülüyor. Camiler “paralel toplum” oluşturmakla suçlanıyor.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Hutbelerin Türkçe olması şüpheleri artırıyor. Çünkü Almanca bilmeyen biri ne anlatıldığını anlamıyor. Bu da içerik hakkında spekülasyonlara kapı aralıyor. Kimileri, bu camilerde ayrıştırıcı ya da radikal fikirlerin yayılabileceğini iddia ediyor.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		<strong style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">Bir üniversite araştırma yaptı, 2000 hutbe incelendi</strong>
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Bu boşluğu doldurmak, iddiaların ne kadar gerçek olduğunu anlamak için Erlangen-Nürnberg Üniversitesi kapsamlı bir çalışma yaptı. Almanya’daki Türk camileri tek tek incelendi. 2003 ile 2024 yılları arasında yayımlanmış 2000’den fazla cuma hutbesi analiz edildi. Çeyrek asra yaklaşan bir zaman dilimi tarandı. Sonuçlar şaşırtıcı değil ama dikkat çekici.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Hutbelerde işlenen konular aile ve toplum merkezli. Anne babaya saygı, eşler arasında sevgi, çocuklara şefkat, komşularla iyi ilişkiler, kurallara uymak, yaşanılan ülkeye uyum sağlamak, yardımlaşmak, toplumsal sorumluluk, ibadetlerin önemi. İçerikler günlük hayatla iç içe. İnsan ilişkileri, ahlaki değerler ve bireyin toplumdaki rolü öne çıkıyor.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Hutbelerde ayrıştırıcı, kışkırtıcı ya da radikal temalara rastlanmıyor. Şiddet, nefret ya da dışlayıcı söylemler yok. Tam aksine, İslam adına yapılan saldırılar açıkça kınanıyor. Bu, laf olsun diye değil. Her yıl onlarca örnekle belgelenmiş durumda.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		<strong style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">Konular geçici değil, yıllara yayılmış</strong>
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Araştırmanın belki de en çarpıcı yanı, bu içerikler sadece son yıllara ait değil. Yani, “Son zamanlarda baskılar arttı, o yüzden hutbeler yumuşadı” gibi bir tez de çürüyor. Eğer konular konjonktürel olsaydı, bu temalar sadece son 4-5 yılda görülürdü. Ancak araştırma gösteriyor ki 20 yıldır hutbelerin ana teması aynı. Bu da camilerin içerik üretiminde istikrarlı bir çizgi izlediğini ortaya koyuyor.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		<strong style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">Hutbeler zamanla değişiyor ama yönü belli</strong>
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Elbette hutbeler zamanla değişiyor. Çünkü toplumsal ihtiyaçlar, sorunlar, yaşanılan ülke değişiyor. Artık Almanya’ya özgü konular daha fazla işleniyor. Almanca konuşan ikinci ve üçüncü kuşakların ihtiyaçları dikkate alınıyor.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Eğitim, çevre bilinci, sosyal katılım gibi konular hutbelerde kendine daha fazla yer buluyor. Yani, içerik güncelleniyor ama öz bozulmuyor. Dinî metinler Almanya bağlamında yeniden anlam kazanıyor.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Sonuç net: Türk camilerindeki hutbeler sanıldığı gibi karanlık değil. Aksine, aydınlatıcı. Camiler toplumla bağ kurmaya çalışan, insanı merkeze alan yapılar. Şeffaflık isteyen herkes, cuma günleri kapısını çalıp içeri girebilir. Dinlemek serbest. Anlamak için de çaba yeter.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Dr. Cemil Şahinöz, Risale Haber, 13.05.2025
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		 
	</p>

	<div style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		<a href="https://www.risalehaber.com/cemil-sahinoz-almanyada-vaaz-ve-hutbelerde-hangi-konular-isleniyor-27612yy.htm" rel="external nofollow" style="border:0px;color:#1c9bdc;padding:0px;vertical-align:baseline;">https://www.risalehaber.com/cemil-sahinoz-almanyada-vaaz-ve-hutbelerde-hangi-konular-isleniyor-27612yy.htm</a>
	</div>
</div>
]]></description><guid isPermaLink="false">21977</guid><pubDate>Tue, 13 May 2025 06:34:49 +0000</pubDate></item><item><title>(05.05.2025) Psikoterapide ge&#xE7;mi&#x15F;e gitmek</title><link>https://forum.misawa.de/topic/21841-05052025-psikoterapide-ge%C3%A7mi%C5%9Fe-gitmek/</link><description><![CDATA[<p>
	<strong>(05.05.2025) Psikoterapide geçmişe gitmek</strong>
</p>

<p>
	Psikoterapide, bireylerin geçmişte yaşadığı çocukluk dönemlerine, travmalara ve geçmiş olaylara yoğun bir şekilde odaklanılması uzun yıllardır yaygın bir uygulamadır. Bu yaklaşım, geçmişin derinlemesine incelenmesinin bireyin bugünkü ruhsal durumunu anlamak ve çözümlemek için kritik olduğu varsayımına dayanır.
</p>

<p>
	
</p>

<p>
	Ancak bu süreç, özellikle geçmişte yaşanan travmalara tekrar tekrar odaklanılması durumunda, danışan üzerinde ciddi bir duygusal yük oluşturabilir. Bazı terapilerde, bu tür geçmiş odaklı konuşmalar 20 veya daha fazla seans boyunca sürebilmektedir. Bu durum, danışanı hem duygusal hem de fiziksel anlamda yorabilir ve bazen iyileşme sürecini daha da karmaşık hale getirebilir.
</p>

<p>
	
</p>

<p>
	Psikoloji ve sosyoloji perspektifinden bakıldığında, geçmişe yönelik uzun süreli analizlerin hem avantajları hem de dezavantajları bulunmaktadır. Geçmişe odaklanmak, bireyin kökenine, aile dinamiklerine ve travmatik olayların bugünkü davranışlar üzerindeki etkisine ışık tutabilir. Ancak bu tür bir yaklaşım, geçmişte sıkışıp kalma riskini de beraberinde getirir. Bireyin sürekli olarak geçmişte yaşadığı acıları hatırlaması, mevcut yaşam kalitesini düşürebilir ve bireyi çözüme değil, daha fazla çaresizlik hissine sürükleyebilir.
</p>

<p>
	
</p>

<p>
	Alternatif bir yaklaşım ise terapide geçmişin tamamen ihmal edilmesi değil, daha işlevsel bir perspektifle ele alınmasıdır. Geçmişin yeniden yorumlanması ve anlamlandırılması, bireyin acı dolu anılarını bir öğrenme ve gelişim fırsatı olarak görmesine olanak tanır. Bu süreç, bireyin geçmişi bir yük olarak değil, bir deneyim olarak algılamasını sağlar. Örneğin, geçmişte yaşanan zorlukların bugünkü güçlü yönlere katkıda bulunduğunun fark edilmesi, bireyde bir özgürleşme hissi oluşturabilir.
</p>

<p>
	
</p>

<p>
	Bu noktada, terapinin odağının daha çok bireyin bugünkü yaşamına, mevcut zorluklarına ve çözüm odaklı yaklaşımlara kaydırılması oldukça önemlidir. Danışanın şu anda karşı karşıya olduğu sorunların çözümüne odaklanmak, bireyin yaşam kalitesini artırır ve daha hızlı bir iyileşme süreci sağlar. Geçmişin bir perspektif değişimiyle ele alınması, bireyin geçmiş deneyimlerinden öğrenmesini sağlarken, aynı zamanda geleceğe yönelik umut ve hedefler geliştirmesine de yardımcı olur.
</p>

<p>
	
</p>

<p>
	Örneğin, bilişsel davranışçı terapi ve çözüm odaklı terapi gibi yaklaşımlar, bireyin mevcut problemlerine odaklanarak çözüm üretmeyi hedefler. Bu tür terapiler, geçmişte yaşanan olayların bugünkü duygu ve düşünceleri nasıl etkilediğini ele alırken, danışanı bu olaylara saplanıp kalmaktan kurtarır. Ayrıca, bireyin kendi güçlü yönlerini keşfetmesine ve bu yönleri kullanarak yaşamında olumlu değişiklikler yapmasına olanak tanır.
</p>

<p>
	
</p>

<p>
	Psikoterapi sürecinde seans sayılarının azaltılması ve daha yoğun, odaklanmış bir terapi planı oluşturulması hem danışanların duygusal yükünü hafifletebilir hem de terapinin etkinliğini artırabilir. Bu, yalnızca bireylerin iyileşme sürecini hızlandırmakla kalmaz, aynı zamanda daha sürdürülebilir ve olumlu sonuçlara ulaşılmasını da sağlar.
</p>

<p>
	
</p>

<p>
	Sonuç olarak, geçmişin bir terapi unsuru olarak tamamen dışlanması gerektiği söylenemez. Ancak geçmişin uzun süreli ve yoğun bir şekilde işlenmesi yerine, daha işlevsel bir yaklaşımla ele alınması ve terapinin odağının bireyin bugünkü yaşamı ve gelecekteki hedeflerine kaydırılması daha faydalı bir yol. Bu tür bir yaklaşım, bireyin geçmişte yaşadığı olumsuzlukları birer öğrenme deneyimi olarak görmesine ve yaşamına umut dolu bir perspektifle devam etmesine olanak tanır.
</p>

<p>
	
</p>

<p>
	Dr. Cemil Şahinöz, Öztürk Gazetesi, Mayıs 2025
</p>

<p>
	
</p>
]]></description><guid isPermaLink="false">21841</guid><pubDate>Tue, 06 May 2025 08:09:23 +0000</pubDate></item><item><title>(01.05.2025) Alman Medyas&#x131;n&#x131;n &#x130;slam ve M&#xFC;sl&#xFC;man&#xA0;Tasviri</title><link>https://forum.misawa.de/topic/21772-01052025-alman-medyas%C4%B1n%C4%B1n-i%CC%87slam-ve-m%C3%BCsl%C3%BCman%C2%A0tasviri/</link><description><![CDATA[<h1 style="background-color:#ffffff;border:0px;color:#000000;font-size:28px;padding:10px 0px 0px;text-align:left;vertical-align:baseline;">
	<a href="https://misawatruth.wordpress.com/2025/05/01/01-05-2025-alman-medyasinin-islam-ve-musluman-tasviri/" rel="external nofollow" style="border:0px;color:#000000;padding:0px;vertical-align:baseline;">(01.05.2025) Alman Medyasının İslam ve Müslüman Tasviri</a>
</h1>

<div style="background-color:#ffffff;border:0px;color:#333333;font-size:14px;padding:1.7em 0px 0px;text-align:left;vertical-align:baseline;">
	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Malcolm X´in meşhur sözüyle başlayalım: “Eğer dikkat etmezseniz medya, mazlumlardan nefret etmenize ve zalimleri sevmenize sebep olur.” Evet, günümüzde medya, toplumların algılarını şekillendirmede güçlü bir rol oynamaktadır. Bu etki, özellikle farklı kültür ve inanç grupları söz konusu olduğunda daha belirgin hale gelmektedir. İslam ve Müslümanlar da medyanın sıkça konu aldığı alanlardan biridir. Ancak bu tasvirin niteliği, önemli tartışmaları beraberinde getirmektedir.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		<strong style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">Medya Tasvirlerinin Sayısal Boyutu</strong>
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Alman medyasının İslam’ı ele alış biçimine dair yapılan çalışmalar, konunun ciddiyetini rakamlarla da ortaya koymaktadır. Alman İçişleri Bakanlığı tarafından yaptırılan bir araştırmaya göre, gazete ve televizyon haberlerinde İslam dini ve Müslümanlar büyük bir oranla olumsuz bir şekilde tasvir ediliyor. İslam´ı ve Müslümanları konu eden gazete haberlerinin %57´si ve televizyon haberlerinin %89´u menfi haber. Televizyondaki haberlerin sadece %2´sinde İslam dininden ve Müslümanlardan sosyal, eğitim veya kültür konularıyla ilgili bahsediliyor.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Kullanılan resimler ise genelde hep aynı resimler. Konu ve içerik ne olursa olsun, İslam ve Müslümanlar hakkındaki haberlerde kullanılan resimlerde arkadan çekilmiş tesettürlü bayanlar ve ellerinde alışveriş torbaları gözüküyor.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Bu tasvirler, İslam ve Müslümanlar hakkında olumsuz algıların pekişmesine katkı sağlıyor. Araştırma ve istatistikler, konunun sadece kişisel gözlemlerden ibaret olmadığını, sistematik bir medya yaklaşımının sonucu olduğunu göstermektedir.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		<strong style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">Negatif Tasvirlerin Yaygınlığı</strong>
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Araştırmaya göre, medya genellikle İslam’ın olumsuz yönlerine odaklanma eğilimindedir. Terörizm, baskı ve şiddet gibi konular sıkça gündeme gelmektedir. Yapılan araştırma, haber makalelerinin ve televizyon programlarının önemli bir yüzdesinin İslam’ı olumsuz bir ışıkta sunduğunu göstermektedir.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Olumsuz hikayelere yapılan aşırı vurgu ve olumlu temsillerin eksikliği, Müslümanlara karsı algıyı da bozuyor. Medyanın dar çerçevesi, Müslümanların günlük yaşamlarını, katkılarını ve çeşitliliğini göz ardı edebilmektedir. Bu durum, geniş kitlelerde İslam hakkında yanlış ve eksik bilgilere yol açabilmektedir.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		<strong style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">Stereotipler ve Genellemeler</strong>
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Medya organları, Müslümanları tasvir ederken belirli stereotipleri kullanabilmektedir. Başörtülü kadın imajı gibi belirli görüntüler, tüm Müslümanları temsil etmek için kullanılabilmektedir. Ayrıca, İslam ile ilişkilendirilen bazı terimlerin olumsuz bağlamlarda kullanılması, bireylerin haksız yere etiketlenmesine neden olmaktadır. Bu tür genellemeler, çeşitlilik arz eden Müslüman toplumlarını tek tipleştirmektedir.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Kendim de 2016 senesinde aynı deneyimi yaşadım. Almanya´nın en çok izlenen televizyon kanallarından birine konuşmacı olarak davet edildiğimde, yanımda veya üzerimde İslam´ı sembolize eden bir şey getirebilir miyim diye soruldu. Bunu yapamayacağımı, doğal olarak nasılsam öyle gelebileceğimi, Müslümanlar zaten üzerlerinde belli semboller taşımadıklarını belirttiğimde ise, benim yerime bir tesettürlü bayanı programı almışlardı.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		<strong style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">Medya Uygulamaları ve Önyargı</strong>
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Bu yanlı haber yapma eğiliminin altında yatan çeşitli nedenler bulunmaktadır. Haber merkezlerindeki çeşitlilik eksikliği bir faktör olabilir. Ayrıca, editoryal kararların olumsuz ve çarpıcı hikayeleri önceliklendirmesi de etkili olmaktadır. Medyanın ticari kaygıları veya belirli siyasi ajandalar da bu tasvirleri etkileyebilmektedir.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		<strong style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">Alternatif Medya Girişimleri</strong>
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Mevcut duruma karşı koymak amacıyla çeşitli girişimler ortaya çıkmaktadır. Farklı geçmişlerden gelen gençlerin kendi medya içeriklerini ürettiği projeler, bu olumsuz anlatılara karşı bir denge oluşturmayı hedeflemektedir. Bu tür alternatif platformlar, daha gerçekçi ve çeşitli bakış açıları sunarak medyadaki boşluğu doldurmaya çalışmaktadır.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		<strong style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">Değişim Çağrısı ve Dengeli Anlayış</strong>
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Medyanın İslam ve Müslümanları tasvir etme biçiminde bir değişime ihtiyaç duyulduğu açıktır. Daha dengeli, doğru ve kapsayıcı bir habercilik anlayışı, önyargıları azaltmaya yardımcı olabilir. Medyanın sorumluluğu, farklı inanç ve kültürler hakkında daha sağlıklı bir kamuoyu algısı oluşturmaktır. Bu, ancak bilinçli bir yaklaşımla ve çeşitliliğe saygı duyan bir habercilikle mümkün olacaktır.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Medyanın gücü göz önüne alındığında, İslam ve Müslümanların doğru ve adil bir şekilde tasvir edilmesi, toplumsal uyum ve anlayış için büyük önem taşımaktadır.<br />
		<br />
		Dr. Cemil Şahinöz, Risale Haber, 01.05.2025<br />
		<a href="https://www.risalehaber.com/cemil-sahinoz-alman-medyasinin-islam-ve-musluman-tasviri-27575yy.htm" style="border:0px;color:#1c9bdc;padding:0px;vertical-align:baseline;" rel="external nofollow">https://www.risalehaber.com/cemil-sahinoz-alman-medyasinin-islam-ve-musluman-tasviri-27575yy.htm</a>
	</p>
</div>
]]></description><guid isPermaLink="false">21772</guid><pubDate>Fri, 02 May 2025 07:30:18 +0000</pubDate></item><item><title>(07.03.2025) Bedi&#xFC;zzaman ve&#xA0;kahramanl&#x131;k</title><link>https://forum.misawa.de/topic/20950-07032025-bedi%C3%BCzzaman-ve%C2%A0kahramanl%C4%B1k/</link><description><![CDATA[<h1 style="background-color:#ffffff;border:0px;color:#000000;font-size:28px;padding:10px 0px 0px;text-align:left;vertical-align:baseline;">
	<a href="https://misawatruth.wordpress.com/2025/03/07/07-03-2025-bediuzzaman-ve-kahramanlik/" rel="external nofollow" style="border:0px;color:#1873a1;padding:0px;vertical-align:baseline;">(07.03.2025) Bediüzzaman ve kahramanlık</a>
</h1>

<div style="background-color:#ffffff;border:0px;color:#333333;font-size:14px;padding:1.7em 0px 0px;text-align:left;vertical-align:baseline;">
	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		 
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		İslam alimi Bediüzzaman Said Nursi, din ve iman konusunda kimseye taviz vermemekle bilinir. Günlük iletişimde ve sosyal hayatta müthiş mütevazi olan Bediüzzaman, konu imanı savunmak olduğunda hiç kimseye taviz vermiyor. Bu davranışını gösteren bazı kesintileri burada paylaşmaya çalışalım.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		<strong style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">Bediüzzaman nasıl bir müfessir?</strong>
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Öncelikle Bediüzzaman´ın nasıl bir alim olduğunu, talebesi Zübeyir Gündüzalp´den dinleyelim:
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		„İmân, yalnız icmalî bir tasdikten ibaret değildir. İmânın çok mertebeleri vardır. Taklidî bir imân, hususan bu zamandaki dalâlet, sapkınlık fırtınaları karşısında çabuk söner. Tahkikî imân ise sarsılmaz, sönmez bir kuvvettir.<br />
		Tahkikî imânı elde eden bir kimsenin, imân ve İslâmiyeti dehşetli dinsizlik kasırgalarına da mâruz kalsa, o kasırgalar bu imân kuvveti karşısında tesirsiz kalmaya mahkûmdur. Tahkikî imânı kazanan bir kimseyi, en dinsiz feylesoflar dahi bir vesvese veya şüpheye düşürtemez.<br />
		İşte, bu hakikatlara binaen biz de tahkikî imânı ders vererek, imânı kuvvetlendirip insanı ebedî saadet ve selâmete götürecek Kur’ân ve imân hakikatlarını câmi’ bir eseri, sebat ve devam ve dikkatle okumayı kat’iyetle lâzım ve elzem gördük. Aksi takdirde, bu zamanda dünyevî ve uhrevî dehşetli musibetler içine düşmek, şüphe götürmez bir hakikat halindedir. Bunun için yegâne kurtuluş çaremiz, Kur’ân-ı Hakîmin imânî âyetlerini ve bu asra bakan âyet-i kerimelerini tefsir eden yüksek bir Kur’ân tefsirine sarılmaktır.<br />
		Şimdi, ´Böyle bir eser, bu asırda var mıdır?´ diye bir sualin içinizde hâsıl olduğu, nuranî bir heyecanı ifade eden simalarınızdan anlaşılmaktadır.<br />
		Evet, bu çeşit ihtiyacımızı tam karşılayacak olan bir eseri bulmak için çok dikkat ve itina ile aradık. Nihayet, hem Türk gençliğine, hem umum Müslümanlara ve beşeriyete Kur’ânî bir rehber ve bir mürşid-i ekmel olacak bir eserin Bediüzzaman Said Nursî’nin Risale-i Nur eserleri olduğu kanaatına vardık. Bizimle beraber, bu hakikata Risale-i Nur’la imânını kurtaran yüzbinlerle kimseler de şahittir.<br />
		Evet, yirminci asırda küllî ve umumî bir rehberlik vazifesini görecek Kur’ânî bir eserin müellifinin, şu hususiyetleri haiz olmasını esas ittihaz ettik. Bu hâsiyetlerin de tamamıyla Risale-i Nur’da ve müellifi Bediüzzaman Said Nursî’de mevcut olduğunu gördük. Şöyle ki:<br />
		<strong style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">Birincisi:</strong> Müellifin, yalnız Kur’ân-ı Hakîmi kendine üstad edinmiş olması…
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		<strong style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">İkincisi:</strong> Kur’ân-ı Hakîm, hakiki ilimleri hâvi bir kitab-ı mukaddestir. Ve bütün asırlarda, insanların umum tabakalarına hitap eden ezelî bir hutbedir. Bunun için, Kur’ân’ı tefsir ederken, hakikatın sâfi olarak ifade edilmesi ve böylece hakiki bir tefsir olması için, müfessirin kendi hususî meslek ve meşrebinin tesiri altında kalmamış ve hevesi karışmamış olması lâzımdır.<br />
		Ve hem de Kur’ân’ın mânâlarını keşif ile tezahür eden Kur’ân hakikatlarının tesbiti için elzemdir ki, o müfessir zât, herbir fende mütehassıs geniş bir fikre, ince bir nazara ve tam bir ihlâsa mâlik bir allâme ve hem gayet âli bir deha ve nüfuzlu derin bir içtihad ve bir kuvve-i kudsiyeye sahip olsun…<br />
		<strong style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">Üçüncüsü:</strong> Kur’ân tefsirinin tam bir ihlâsla telif edilmiş olması ki, müellifin, Cenâb-ı Hakkın rızasından başka hiçbir maddî, mânevi menfaatı gaye edinmemesi ve bu ulvî hâletin müellifin hayatındaki vukuatlarda müşahede edilmiş olması…<br />
		<strong style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">Dördüncüsü:</strong> Kur’ân’ın en büyük mu’cizelerinden birisi de, gençlik ve tazeliğini muhafaza etmesidir. Ve o asırda inzal edilmiş gibi, her asrın ihtiyacını karşılayan bir vechesi olmasıdır. İşte, bu asırda meydana getirilen bir tefsirde, Kur’ân-ı Hakîmin asrımıza bakan vechesinin keşf edilip, avamdan en havassa kadar her tabakanın istifade edebileceği bir üslûpla izah ve ispat edilmiş olması…<br />
		<strong style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">Beşincisi:</strong> Müfessirin Kur’ân ve imân hakikatlarını, cerh edilmez delil ve hüccetlerle ispat ederek tedris etmesi. Yani, pozitivizmi (ispatiyecilik) bir esas ittihaz etmiş olması…<br />
		<strong style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">Altıncısı:</strong> Ders verdiği Kur’ânî hakikatların, hem aklı, hem kalbi, hem ruhu ve vicdanı tenvir ve tatmin ve nefsi musahhar etmesi ve şeytanı dahi ilzam edecek derecede kuvvetli ve gayet beliğ, nâfiz ve müessir olması..
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		<strong style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">Yedincisi:</strong> Hakikatların derkine de mâni olan benlik, gurur, ucub ve enaniyet gibi kötü hasletlerden kurtarıp, tevazu ve mahviyet gibi yüksek ve güzel ahlâklara sahip kılması…<br />
		<strong style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">Sekizincisi:</strong> Kur’ân-ı Kerimi tefsir eden bir allâmenin Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın sünnetine ittiba etmiş olması ve ehl-i sünnet ve cemaat mezhebi üzere ilmiyle âmil olması ve âzami bir zühd ve takvâ ve âzami ihlâs ve dine hizmetinde âzami sebat, âzami sıdk ve sadâkat ve fedakârlığa, âzami iktisat ve kanaata mâlik olması şarttır.<br />
		Hülâsa olarak müfessirin, Kur’ânî risaleleriyle, Risalet-i Ahmediyenin (a.s.m.) âzami takvâ ve âzami ubûdiyeti ve kuvve-i kudsiyesiyle de velâyet-i Ahmediyenin lemeâtına mazhar olmuş hâdim-i Kur’ân bir zât olması…<br />
		<strong style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">Dokuzuncusu:</strong> Müfessirin, Kur’ânî ve şer’î meseleleri beyan ederken, şu veya bu tazyik ve işkenceyi nazara almayan, herhangi bir tesir altında kalarak fetva vermeyen ve ölümü istihkar edip, dünyaya meydan okuyacak bir imân kuvvetiyle hakikatı pervasızca söyleyen İslâmî şecaat ve cesarete mâlik olan bir müfessir olması gerektir.<br />
		Hem idam plânlarının tatbik edildiği ve birtek dinî risale neşrettirilmediği dehşetli bir devirde, bilhassa imhâ edilmesi ve söndürülmesi hedef tutulan Kur’ânî, şer’î esasatı telif ve neşretmiş olduğu meydanda olmakla bir mürşid-i kâmil ve İslâmın, bu asırda hakiki bir rehber-i ekmeli ve Kur’ân’ın muteber bir müfessir-i âzamı olmuş olması lâzımdır.<br />
		İşte bu zamanda, yukarıda mezkûr dokuz şart ve hususiyetlerin, müellif Said Nursî’de ve eserleri olan Nur Risalelerinde ayniyle mevcut olduğu, hakiki ve mütebahhir ulema-i İslâmın icma ve tevatür ve ittifakıyla sabit olmuştur. Ve hem intibaha gelmekte olan bu millet-i İslâmiyece, Avrupa ve Amerikaca mâlûm ve musaddaktır.<br />
		İşte arkadaşlar, biz, böyle bir tefsir-i Kur’ân arıyor ve böyle bir müfessir istiyorduk“ (Sözler, s. 1013-1015).
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Zübeyir Gündüzalp, burada öncelikle imanın önemini ve tahkiki imanın gücünü vurguluyor. Bu çağda insanları ebedi mutluluğa götürecek Kur’an ve iman hakikatlerini içeren bir eserin gerekliliğini belirtiyor. Bu ihtiyacı karşılayacak eserin Bediüzzaman Said Nursi’nin Risale-i Nur eserleri olduğunu vurguluyor. Bu bağlamda ideal bir Kur’an tefsirinin ve müfessirinin sahip olması gereken dokuz özellik sıralıyor:
	</p>

	<ol style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		<li style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
			Sadece Kur’an’ı rehber edinmek
		</li>
		<li style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
			Geniş bilgi ve derin anlayışa sahip olmak
		</li>
		<li style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
			Tam bir ihlas ile yazmak
		</li>
		<li style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
			Kur’an’ın çağdaş yorumunu sunmak
		</li>
		<li style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
			İman hakikatlerini güçlü delillerle ispatlamak
		</li>
		<li style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
			Akıl, kalp ve ruhu tatmin etmek
		</li>
		<li style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
			Kötü huylardan arındırıp güzel ahlaka yönlendirmek
		</li>
		<li style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
			Peygamber’in sünnetine uymak ve takva sahibi olmak
		</li>
		<li style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
			İslami cesaret ve kararlılıkla hakikati söylemek
		</li>
	</ol>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Gündüzalp, bu özelliklerin Bediüzzaman ve Risale-i Nur’da mevcut olduğunu ve bunun İslam alimleri tarafından kabul edildiğini belirtiyor.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		<strong style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">“Burada her müşkül halledilir, her suale cevap verilir; fakat sual sorulmaz.”</strong>
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Bediüzzaman Said Nursi, Doğu Anadolu’da bir üniversite kurmak amacıyla 1907 yılının sonlarında İstanbul’a geldi. Bir yazar, onun gelişini “Doğu’nun sarp kayalıklarından bir zekâ ateşi, İstanbul ufuklarında doğdu” şeklinde tasvir etmişti.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		İstanbul’a gelmeden önce Tahir Paşa’nın, “Doğu’daki âlimleri susturuyorsun, ama İstanbul’daki büyük balıklara da meydan okuyabilecek misin?” sorusuna karşılık, Bediüzzaman şehre varır varmaz âlimleri münazaraya davet etti. Amacı, Doğu Anadolu’daki ilim faaliyetlerine dikkat çekmekti. Gösterişten uzak duran Bediüzzaman, ilim, cesaret, hafıza ve zekâ bakımından olağanüstüydü. İstanbul’daki ikametgâhının kapısında „Burada her sorun çözülür, her soruya cevap verilir; fakat soru sorulmaz“ yazılı bir levha asılıydı.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Risale-i Nur´da bu olay su şekilde geçer: “Bediüzzaman, Şarkî Anadolu’da Medresetü’z-Zehrâ namında bir darülfünun açmak, ya Van’da veyahut da Diyarbakır’da darülfünun derecesinde bir medrese tesisine çalışmak için İstanbul’a geldi. İstanbul’a gelişini bir muharrir şöyle tasvir etmişti: ´Şarkın yalçın kayalıklarından, bir ateşpâre-i zekâ, İstanbul âfâkında tulû etti.´ İstanbul’a gelmeden evvel birgün Tahir Paşa, ´Şark ulemasını ilzam ediyorsun, fakat İstanbul’a gidip o denizdeki büyük balıklara da meydan okuyabilecek misin?´ demişti.<br />
		İstanbul’a gelir gelmez ulemayı münazaraya davet etti. Bunun üzerine İstanbul’daki meşhur âlimler grup grup ziyarete gelip sualler soruyorlar ve o hepsinin de cevaplarını sahih olarak veriyordu. Bundan maksadı, Şarkî Anadolu’daki ilim ve irfan faaliyetine nazar-ı dikkati celb etmekti. Yoksa Molla Said, kat’iyen hodfuruşluğu sevmezdi. Her türlü gösteriş ve âlâyişten müberra olarak hareket ederdi. İlim, cesaret, hafıza ve zekâ itibarıyla pek harika idi. Aynı derecede, belki daha ziyade olarak, halis ve muhlis idi. Tasannu ve tekellüften kat’iyen hoşlanmazdı. İstanbul’daki ikametgâhının kapısında şöyle bir levha asılı idi: ´Burada her müşkül halledilir, her suale cevap verilir; fakat sual sorulmaz´” (Tarihçe-i Hayat, s. 53)
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		<strong style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">“Eğer yanında biraz daha kalsaydım, az kalsın beni de Müslüman edecekti”</strong>
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Selânik’te Bediüzzaman ve İstanbul Hahambaşı Karasso ile bir görüşme gerçekleşir. Bu görüşme Risale-i Nur´da şu şekilde geçer: “Konuşma sırasında, Karasso konuşmayı yarıda bırakarak dışarıya fırlamış ve arkadaşlarına, ´Eğer yanında biraz daha kalsaydım, az kalsın beni de Müslüman edecekti´ diyerek mağlûbiyetini hayret ve telâşla izhar etmiştir. Karasso ki, Osmanlı İmparatorluğunu parçalamak için sinsi ve tertipli bir şekilde çalışan gizli bir teşkilâta mensup olup, ortada fevkalâde bir rol oynuyordu. Karasso’nun Bediüzzaman’ı ziyaret etmekten maksadı, onu kendi fikrine çevirmek ve meş’um gayesine âlet etmek idi” (Tarihçe-i Hayat, s. 58)
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		<strong style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">“Sen de şeriat istemişsin?”</strong>
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Bediüzzaman, kahramanlığını 31 Mart hadisesinde de ispat eder: „Nihayet menhus 31 Mart hadisesi meydana gelir. Şeriat isteyen ve o hâdisede ismi karışan on beş kadar hoca idam edilir. Bediüzzaman, onlar mahkeme binasının bahçesinde asılı durdukları ve kendisi de pencereden onları gördüğü bir halde muhakeme olunur.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Mahkeme reisi Hurşid Paşa sorar: ´Sen de şeriat istemişsin?´
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Bediüzzaman cevap verir: ´Şeriatın bir hakikatine, bin ruhum olsa feda etmeye hazırım. Zira şeriat, sebeb-i saadet ve adalet-i mahz ve fazilettir. Fakat, ihtilâlcilerin isteyişi gibi değil!´
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Bediüzzaman’ın divan-ı harpteki bu kahramanca müdafaası, o zaman iki defa tab edilip neşredilmiştir. O dehşetli mahkemeden idamını beklerken beraat etmiş ve mahkemeye teşekkür etmeyerek, yolda Bayezid’den tâ Sultanahmed’e kadar, arkasında kalabalık bir halk kitlesi mevcut olduğu halde, ´Zalimler için yaşasın Cehennem! Zalimler için yaşasın Cehennem!´ nidâlarıyla ilerlemiştir” (Tarihçe-i Hayat, s. 58).
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		<strong style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">Nikola Nikolaviç</strong>
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Birinci dünya harbi döneminde Bediüzzaman esir olarak alınır ve üserâ kampına götürülür. Burada da şayan-ı takdir bir hâdise cereyan eder: “Bir gün Rus Başkumandanı esirleri teftişe gelir. Teftiş esnasında, Bediüzzaman kumandana selâm vermez ve yerinden kalkmaz. Kumandan kızar, belki tanımamıştır diyerek tekrar önünden geçtiği zaman yine yerinden kalkmayınca, kumandan tercüman vasıtasıyla der: ´Beni herhalde tanımadılar?´<br />
		<strong style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">Bediüzzaman:</strong> ´Tanıyorum, Nikola Nikolaviç’tir.´<br />
		<strong style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">Kumandan:</strong> ´Şu hâlde Rus ordusuna, dolayısıyla Rus Çarına hakaret ediyorlar!´<br />
		<strong style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">Bediüzzaman:</strong> ´Hakaret etmedim. Ben bir Müslüman âlimiyim. İmanlı bir kimse, Cenâb-ı Hakkı tanımayan bir adamdan üstündür. Binaenaleyh, ben sana kıyam etmem´ der. Bunun üzerine Bediüzzaman divan-ı harbe verilir. Birkaç zabit arkadaşı, hemen özür dileyerek vahim neticenin önlenmesine çalışmasını istirham ederler.<br />
		<strong style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">Fakat Bediüzzaman:</strong><span> </span>´Bunların idam kararı, benim ebedî âleme seyahat etmem için bir pasaport hükmündedir´ deyip kemal-i izzet ve şecaatle hiç ehemmiyet vermez.<br />
		Nihayet idamına karar verilir. Hüküm infaz edileceği vakit, namaz kılmak için müsaade ister; vazife-i diniyesini îfadan sonra, atılacak kurşunlara göğsünü gereceğini beyan eder. Tam bu esnada, namazını eda ederken, Rus kumandanı gelerek, Bediüzzaman’dan özür dileyip: ´O hareketinizin, mukaddesatınıza olan bağlılıktan ileri geldiğine kanaat getirdim, rica ederim, beni affediniz´ diyerek verilen idam hükmünü geri alır“ Tarihçe-i Hayat, s. 69). Bediüzzaman, ihlası ve davasında samimiyeti nedeniyle serbest bırakılır.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		<strong style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">Boyun eğmediği ‘dört kumandan’</strong>
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Bediüzzaman kendisi de taviz vermemek ve boyun eğmemek hakkındaki tavrını izah ediyor: „Ben eskiden beri tahakküme ve terzile karşı boyun eğmemişim. Hayatımda tahakkümü kaldırmadığım, birçok hadiselerle sabit olmuş. Meselâ, Rusya’da kumandana ayağa kalkmamak, Divan-ı Harb-i Örfîde idam tehdidine karşı mahkemedeki paşaların suallerine beş para ehemmiyet vermediğim gibi, dört kumandanlara karşı bu tavrım, tahakkümlere boyun eğmediğimi gösteriyor‘ (Emirdağ Lâhikası, s. 870).
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		„31 Mart hâdisesinde Hareket Ordusunun Başkumandanı Mahmud Şevket Paşa bana karşı fazla hiddetli iken ve Divan-ı Harb-i Örfîde beni muhakeme ettikleri gün, on beş adam karşımda darağacında asılı bir vaziyette Divan-ı Harb-i Örfî Reisi Hurşid Paşa benden sordu: ‘Sen şeriatı istedin mi? İşte şeriatı isteyenler böyle asılırlar.’ Ben de ‘Şeriatın bir meselesine bin ruhum olsa feda ederim’ dediğim halde ve beni mahkûm etmeye pek çok esbap—muhbirlerin iftiralarıyla—varken, benim müstesna bir surette müttefikan berâatime karar vermeleri.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Hem eski Harb-i Umûmînin nihayetinde, İstanbul’da İngilizlerin Başkumandanının eline benim İngiliz aleyhine şiddetli yazdığım Hutuvat-ı Sitte ve Başpapazına tahkirkârâne sözlerim eline geçtiği halde, beni mahvetmek yüzde yüz ihtimali varken, hiddetini geri alıp ilişmemesi…
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Hem Ankara’da, divan-ı riyâsetinde pek çok meb’uslar varken Mustafa Kemal şiddetli bir hiddetle divan-ı riyâsetine girip, bana karşı bağırarak: ‘Seni buraya çağırdık ki, bize yüksek fikir beyan edesin. Sen geldin, namaza dair şeyler yazıp içimize ihtilâf verdin.’ Ben de onun hiddetine karşı dedim: ‘Namaz kılmayan haindir, hainin hükmü merduddur.’ Dehşetli bir put kırdım. Hazır mebus dostlarım telâş ettikleri ve her halde beni ezeceklerini tahmin ettikleri sırada, bana karşı bir nevi tarziye verip o mecliste hiddetini geri alması, âdetâ dehşetli bir kuvveti ve hakîkati hissedip geri çekilmesi, ikinci gün husûsî riyâset odasında, Hücumât-ı Sitte’nin Birinci Desise içinde bulunan ‘Meselâ, Ayasofya Camii ehl-i fazl ve kemalden, ilâ âhir…’ cümlesinden başlayan, tâ İkinci Desiseye kadar, bir saat tamamen ona söyledim. Bütün hissiyatını ve prensibini rencide ettiğim halde bana ilişmemesi, hattâ taltifime çok çalışması, kat’iyen bu üç cebbar fevkalâde kumandanların bu üç acip hâletleri, âdeta eski Said’den korkmaları, şüphesiz ki Risâle-i Nur’un, ileride kahraman şakirtlerin şahs-ı mânevîsinin harîka bir kuvveti ve Risâle-i Nur’un parlak bir kerametidir“ (Emirdağ Lâhikası, s. 421).
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		<strong style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">Sonuç</strong>
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Bediüzzaman Said Nursi, dini ve imani konularda taviz vermeyen bir âlim olarak tanınır. Talebesi Zübeyir Gündüzalp, onun iman anlayışını ve Risale-i Nur’un önemini vurgulayarak, tahkiki imanın sarsılmaz gücünü açıklar. Ona göre, bu çağda insanları ebedi saadete ulaştıracak ve Kur’an hakikatlerini en güçlü şekilde açıklayan eser, Risale-i Nur’dur. İdeal bir müfessirin sahip olması gereken dokuz temel özelliği sıralayarak, Bediüzzaman’ın bu nitelikleri eksiksiz taşıyan bir Kur’an müfessiri ve rehber olduğunu ifade eder. Risale-i Nur’un, çağın ihtiyaçlarına uygun olarak iman hakikatlerini en açık ve güçlü delillerle ispat ettiğini ve Müslümanlar için bir rehber niteliğinde olduğunu vurgular. Örneklerde de görebildiğimiz gibi, Bediüzzaman hayatı boyunca tüm baskılara karşı direndi ve ilkelerinden asla vazgeçmedi.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Dr. Cemil Şahinöz
	</p>
</div>
]]></description><guid isPermaLink="false">20950</guid><pubDate>Mon, 10 Mar 2025 12:44:04 +0000</pubDate></item><item><title>(08.03.2025) Yapay Zek&#xE2;&#xB4;dan dolay&#x131; i&#x15F;siz kalacak&#xA0;m&#x131;y&#x131;z?</title><link>https://forum.misawa.de/topic/20949-08032025-yapay-zek%C3%A2%C2%B4dan-dolay%C4%B1-i%C5%9Fsiz-kalacak%C2%A0m%C4%B1y%C4%B1z/</link><description><![CDATA[<h1 style="background-color:#ffffff;border:0px;color:#000000;font-size:28px;padding:10px 0px 0px;text-align:left;vertical-align:baseline;">
	<a href="https://misawatruth.wordpress.com/2025/03/08/08-03-2025-yapay-zekadan-dolayi-issiz-kalacak-miyiz/" rel="external nofollow" style="border:0px;color:#1873a1;padding:0px;vertical-align:baseline;">(08.03.2025) Yapay Zekâ´dan dolayı işsiz kalacak mıyız?</a>
</h1>

<div style="background-color:#ffffff;border:0px;color:#333333;font-size:14px;padding:1.7em 0px 0px;text-align:left;vertical-align:baseline;">
	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Yapay zekâ her geçen gün daha fazla alanda etkisini hissettiriyor. Birçok insan bu değişimi büyük bir fırsat olarak görürken, bazıları ise geleceğe dair endişeler taşıyor. Yapay zekanın iş dünyasını nasıl şekillendireceği ve bireylerin bu yeni düzene nasıl uyum sağlayabileceği önemli bir tartışma konusu.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		<strong style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">İş Kaybı mı, Dönüşüm mü?</strong>
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Tarih boyunca teknolojik gelişmeler iş gücü piyasasında büyük değişimlere yol açmıştır. Buhar makineleri, elektrikli aletler ve bilgisayarların hayatımıza girmesi, bazı mesleklerin yok olmasına sebep olurken, birçok yeni iş alanının da doğmasına imkân tanıdı. Yapay zekâ da benzer bir sürecin başlangıcında bulunuyor.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Harvard Business Review’e göre yapay zekanın etkisiyle serbest çalışma piyasasında belirli meslek gruplarına olan talep önemli ölçüde azaldı. Özellikle yazarlık, tercüman, bilgisayar yazılım geliştirme ve mühendislik gibi alanlar bu değişimden ciddi şekilde etkileniyor. Ancak bu, sadece bir yok oluş değil; yeni beceriler kazanan bireyler için yeni fırsatların doğuşu anlamına da geliyor.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		<strong style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">Risk Altındaki Meslekler</strong>
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Özellikle tekrar eden, rutin işlere dayalı meslekler yapay zekanın yaygınlaşmasıyla ciddi tehdit altında. Verilere göre ofis çalışanları, veri toplayan elemanlar, üretim hattı elemanları ve hatta müşteri hizmetleri temsilcileri bu dönüşümden en çok etkilenen gruplar arasında yer alıyor.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Bununla birlikte yalnızca “basit işler” değil, yüksek vasıflı bazı meslekler de tehdit altında. Avukatlar için belge inceleme süreçleri, muhasebeciler için rutin finansal işlemler ve hatta yazılım mühendisleri için kod üretimi yapay zekâ tarafından üstlenilebilir hale geldi. Bu da demek oluyor ki, yalnızca düşük vasıflı işler değil, karmaşık ve eğitim gerektiren işler de dönüşüm sürecinden geçecek.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		<strong style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">İnsan ve Yapay Zekâ İş birliği</strong>
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Ancak bu noktada önemli bir gerçek göz ardı edilmemelidir: Yapay zekâ, insanın yerine geçmekten çok, insanlarla iş birliği içinde çalışarak üretkenliği artıran bir araç olabilir. Bu yeni yaklaşımda insanlar ve makineler bir ekip olarak çalışarak bireysel olarak ulaşamayacakları başarılar elde edebilirler.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		<strong style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">Yapay Zekayı Yardımcı Olarak Kullanmak</strong>
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Yapay zeka en verimli şekilde bir yardımcı ve asistan olarak kullanılmalıdır. Özellikle tekrar eden ve zaman alan görevlerde, yapay zekanın otonom çalışmasına izin vermek, insanın daha stratejik işlere odaklanmasını sağlar. Bu sayede, insanlar daha verimli çalışabilir, karmaşık problemlere odaklanabilir ve yapay zekayı bir araç olarak kullanarak işlerini kolaylaştırabilirler.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		<strong style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">İnsanı İnsan Yapan Ruh ve Eşsiz Yetenekler</strong>
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Bu modelde yapay zekâ rutin işleri üstlenirken, insanlar stratejik ve duygusal zekaya dayalı görevleri gerçekleştirebilir.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Dolayısıyla yapay zeka birçok alanda insanlara yardımcı olabilir, ancak insanın ruhundan gelen empati, etik muhakeme, duygusal zekâ ve derinlemesine insan etkileşimi gibi yetenekleri tam anlamıyla taklit edemez.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		İnsan dokunuşu gerektiren mesleklerde, özellikle psikoloji, sosyal hizmetler, bazı sanat, eğitim ve sağlık gibi alanlarda, yalnızca bilgi yeterli değildir. Bir insanın başka bir insanı anlaması, onun duygularına karşılık vermesi ve doğru zamanda doğru tepkiler vermesi, yalnızca bir ruh ve bilinç sahibi olmakla mümkündür. İşte bu yüzden, insanı insan yapan değerler, hiçbir zaman tamamen yapay zeka tarafından değiştirilemez.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		<strong style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">Geleceğe Hazırlık</strong>
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Peki, bu dönüşüm sürecinde bireyler nasıl hareket etmelidir? Öncelikle, teknolojiyi bir tehdit olarak görmek yerine, onunla nasıl çalışılacağını öğrenmek gerekiyor. Yeni beceriler kazanmak, yapay zekayı verimli kullanmayı öğrenmek ve kendini sürekli geliştirmek iş dünyasında rekabetçi kalmanın anahtarı olacak.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Dünya Ekonomik Forumu’nun raporuna göre 2030 yılına kadar mevcut iş gücünün %50’sinin yeniden eğitim alması gerekecek. Yani bugün sahip olunan beceriler, gelecekte yeterli olmayabilir. Bu nedenle değişime ayak uydurabilen, esnek ve yenilikçi bireyler iş dünyasında avantajlı konuma gelecekler.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		<strong style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">Bu yazıyı Yapay Zekâ yazabilir miydi?</strong>
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Şu an okuduğunuz bu yazıyı elbette bir yapay zekâ da yazabilirdi. Ancak, böyle bir metin büyük ihtimalle yapay zekâ kalıplarıyla dolu olurdu. Cümleler çok nötr ve mekanik bir tonda olurdu, ayrıca yapay zekâ bazen gerçeklerden koparak hayal ürünü eklemeler yapabilirdi. Özellikle metin uzadıkça, konular arasında tutarlılık kaybolabilir ve bağlam bozulabilirdi. Yapay zekâ birçok bilgiyi sentezleyebilir, ancak insanın duygu, deneyim ve derin düşünce ile harmanladığı bir anlatımı tam olarak yakalayamaz.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		<strong style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">Sonuç: Tehdit mi, Fırsat mı?</strong>
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Yapay zekanın iş dünyasına etkisi kaçınılmaz bir gerçek. Ancak bu süreci bir kayıp olarak görmek yerine, yeni fırsatlar oluşturma şansı olarak değerlendirmek mümkün. İnsanlar yapay zekâ ile uyum içinde çalışmayı öğrendiğinde hem iş dünyasında hem de kişisel gelişimde büyük kazanımlar elde edebilirler. Önemli olan, teknolojik dönüşüme karşı direnç göstermek yerine, ona uyum sağlayacak beceriler geliştirmek ve geleceğin iş modellerine adapte olmaktır. Yapay zekâ iş dünyasını yeniden şekillendirirken, bireylerin bu sürecin bir parçası olması, gelecekteki başarılarını belirleyecektir.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Dr. Cemil Sahinöz, Risale Haber, 08.03.2025<br />
		<a href="https://www.risalehaber.com/cemil-sahinoz-yapay-zekadan-dolayi-issiz-kalacak-miyiz-27403yy.htm" style="border:0px;color:#1c9bdc;padding:0px;vertical-align:baseline;" rel="external nofollow">https://www.risalehaber.com/cemil-sahinoz-yapay-zekadan-dolayi-issiz-kalacak-miyiz-27403yy.htm</a>
	</p>
</div>
]]></description><guid isPermaLink="false">20949</guid><pubDate>Mon, 10 Mar 2025 10:31:14 +0000</pubDate></item><item><title>(25.02.2025) Almanya se&#xE7;imini yapt&#x131;</title><link>https://forum.misawa.de/topic/20802-25022025-almanya-se%C3%A7imini-yapt%C4%B1/</link><description><![CDATA[<p>
	<strong>Almanya seçimini yaptı</strong><br />
	<br />
	 
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr">Almanya'da erken genel seçim gerçekleşti. Hristiyan Demokratlar (CDU) %28.52, aşırı sağcı AfD %20.80, Sosyal Demokratlar (SPD) %16.41, Yeşiller %11.61 ve Sol Parti %8.77 oy alarak meclise girmeyi başardılar. Yeni kurulan sol parti BSW %4.97 ve FDP %4.33 oy alarak %5 barajını geçemedi ve meclis dışında kaldılar.</span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr"> </span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<b><span lang="tr" xml:lang="tr">Yüksek katılım oranı</span></b>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr"> </span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr">Almanya’nın siyasi bir yol ayrımında olması, seçimlere katılım oranını da etkiledi. Seçimlere katılım oranı %82.5 ile son 40 yılın en yüksek seviyesine ulaştı. En son 1987 yılında yüzde %84.3 katılımla daha yüksek bir oran kaydedilmişti.</span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr"> </span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<b><span lang="tr" xml:lang="tr">Beklenen sonuç</span></b>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr"> </span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr">Seçim sonuçları büyük bir sürpriz getirmedi. Haftalardır anketlerde görülen eğilimler sandığa da yansıdı. Sonuçlar, son aylarda yaşanan toplumsal gelişmelerin doğrudan bir yansıması.</span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr"> </span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr">İstihbarat biliminde, herhangi bir olay olduğunda, “Bu kimin işine yaradı?” sorusu sorulur. Seçim öncesindeki sokak olayları, giderek sertleşen söylemler ve saldırılar en çok AfD’nin işine yaradı. </span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr"> </span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr">AfD’ye destek veren Elon Musk ve bazı Amerikalı siyasetçiler de bu sonuçtan memnun kaldı. Seçim sonuçlarını ilk değerlendiren isim, ABD Başkanı Donald Trump oldu ve sonuçları “harika bir haber” olarak nitelendirdi.</span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr"> </span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<b><span lang="tr" xml:lang="tr">Irkçılar Avrupa genelinde yükselişte</span></b>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr"> </span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr">Yalnızca Almanya’da değil, tüm Avrupa’da aşırı sağ ve popülist partiler güçleniyor. Bu yükselişin iki ana nedeni bulunuyor: göç meselesi ve ekonomik durum. Ekonomik belirsizlik dönemlerinde genelde sağcı partiler, halkın memnuniyetsizliğinden faydalanarak güç kazanıyor.</span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr"> </span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr">Almanya’da özellikle doğu eyaletlerinde AfD birinci parti olarak öne çıktı. Göç ve ekonomi konularındaki tartışmalar devam ederse ve AfD’nin söylemleri giderek toplum tarafından ırkçı olarak değil de sanki normalmiş gibi kabul edilirse, partinin daha da güçlenmesi bekleniyor.</span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr"> </span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<b><span lang="tr" xml:lang="tr">Türklerin oyları kime gitti?</span></b>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr"> </span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr">Almanya’daki Türkler genelde SPD’yi desteklerdi. Ancak bu kez farklı bir tablo ortaya çıktı. Scholz’un yeniden aday olması, birçok Türk ve Müslüman seçmeni hayal kırıklığına uğrattı. Bu seçimde Türklerin oyları Sol Parti’ye, BSW`ye ve Jürgen Todenhöfer’in partisine kaydı.</span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr"> </span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<b><span lang="tr" xml:lang="tr">Müslümanlar kime oy verdi?</span></b>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr"> </span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr">Sadece Türklere değil, genel olarak Almanya´da yaşayan tüm Müslümanlara baktığımızda ise, en son araştırmaya göre Müslümanların oyları %29 Sol Parti´ye, %28 SPD´ye ve %16 BSW´ye gitti.</span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr"> </span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<b><span lang="tr" xml:lang="tr">Kimler kime oy verdi?</span></b>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<b><span lang="tr" xml:lang="tr"> </span></b>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr">Seçimlere eş zamanlı yapılan bir araştırmaya göre oylar yoğunlukla şu şekilde dağıldı:</span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr">Erkekler: CDU ve AfD</span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr">Bayanlar: CDU, SPD ve AfD</span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr">Yüksek eğitimliler: CDU, Yesiller ve SPD</span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr">Düşük eğitimliler: CDU, AfD ve SPD</span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr">Kötü ekonomik durumda olanlar: AfD ve CDU </span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<b><span lang="tr" xml:lang="tr"> </span></b>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<b><span lang="tr" xml:lang="tr">Sol Parti gençlere ulaştı</span></b>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr"> </span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr">Sol Parti, genç seçmenlerin yoğun desteğiyle meclise girmeyi başardı. AfD gibi sosyal medyayı etkili kullanan parti, genç seçmenler arasında yapılan anketlerde sık sık birinci sırada yer alıyor.</span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr"> </span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<b><span lang="tr" xml:lang="tr">SPD ve Scholz fiyaskosu</span></b>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr"> </span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr">SPD, ağır bir yenilgi aldı. Olaf Scholz’un başbakan adayı olarak gösterilmesi, daha en başından itibaren tartışmalıydı ve parti içinde huzursuzluk oluşturmuştu. Seçim sonuçları, SPD tarihinin en düşük oy oranını gösteriyor ve bu kararın bedelinin ağır ödendiğini ortaya koyuyor.</span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr"> </span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<b><span lang="tr" xml:lang="tr">Lindner ve Habeck siyaseti bırakıyor</span></b>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr"> </span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr">Yeşiller lideri Robert Habeck ve FDP Genel Başkanı Christian Lindner, aktif siyasetten çekileceklerini açıkladılar. Özellikle Lindner, kamuoyunda son hükümetin çöküşünden sorumlu tutulan isim olarak görülüyordu.</span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr"> </span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<b><span lang="tr" xml:lang="tr">BSW sonuçlara itiraz etmek istiyor</span></b>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr"> </span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr">BSW partisi 13.400 oy eksili ile meclis´e giremedi. Parti lideri Sahra Wagenknecht şimdi sonucun yasallığını sorguluyor ve yasal olarak itiraz etmek istiyor. </span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr"> </span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr">Wagenknecht, yurtdışında yaşayan Almanların karşılaştığı sorunlar nedeniyle, itiraz etmek istiyor Ve BSW'nin elde ettiği sonuçtan diğer şeylerin yanı sıra medyayı da sorumlu tutuyor.</span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr"> </span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<b><span lang="tr" xml:lang="tr">Merz´in vaatleri</span></b>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr"> </span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr">CDU lideri Friedrich Merz, seçimden önce çifte vatandaşlığı kaldıracağını, tutuklama kararı olmasına rağmen Netanyahu´yu Almanya´ya davet edeceğini, Almanya´ya göç´ü azaltacağını, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne girmesine karşı olduğunu vs. söylemişti ve AfD tribününü oynamıştı. Tabi bu vaatlerin bazılarını gerçekleştirebilmesi için diğer siyasi partilerin desteğine de ihtiyaç duyacak. </span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr"> </span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<b><span lang="tr" xml:lang="tr">Yine koalisyon, yine kaos mu?</span></b>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr"> </span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr">Merz, Nisan ayının ortasına kadar yeni hükümeti kurmayı planlıyor ve muhtemelen SPD ile büyük koalisyon kuracak. Fakat özellikle göç politikası, ekonomi ve vergi politikası, dış, güvenlik ve savunma politikası, sosyal işler ve emeklilik, vergiler, ulaştırma politikası, iklim politikası ve seçim yasası reformu konusunda partiler arasında ciddi farklar var.</span>
</p>

<p style="text-align:justify;">
	<span lang="tr" xml:lang="tr"> </span>
</p>

<p>
	<span lang="tr" style="font-size:12pt;" xml:lang="tr">Dolayısıyla böyle bir koalisyon, AfD’nin daha da güçlenmesine yol açabilir. Zira koalisyonun kendi iç çekişmeleri, muhalefetteki AfD’ye avantaj sağlayacaktır. Yani AfD yine tetikte bekliyor…</span>
</p>

<p>
	Dr. Cemil Şahinöz, Risale Haber, 25.02.2025<br />
	<a href="https://www.risalehaber.com/cemil-sahinoz-almanya-secimini-yapti-27369yy.htm" rel="external nofollow">https://www.risalehaber.com/cemil-sahinoz-almanya-secimini-yapti-27369yy.htm</a>
</p>
]]></description><guid isPermaLink="false">20802</guid><pubDate>Tue, 25 Feb 2025 13:49:21 +0000</pubDate></item><item><title>(07.02.2025) Gurbet&#xE7;ilikten G&#xF6;&#xE7;menli&#x11F;e ve Yeni Yerlili&#x11F;e Ge&#xE7;i&#x15F;: Almanya&#x2019;da Politik Kat&#x131;l&#x131;m&#x131;n Sosyolojik ve Psikolojik&#xA0;Dinamikleri</title><link>https://forum.misawa.de/topic/20689-07022025-gurbet%C3%A7ilikten-g%C3%B6%C3%A7menli%C4%9Fe-ve-yeni-yerlili%C4%9Fe-ge%C3%A7i%C5%9F-almanya%E2%80%99da-politik-kat%C4%B1l%C4%B1m%C4%B1n-sosyolojik-ve-psikolojik%C2%A0dinamikleri/</link><description><![CDATA[<h1 style="background-color:#ffffff;border:0px;color:#000000;font-size:28px;padding:10px 0px 0px;text-align:left;vertical-align:baseline;">
	<a href="https://misawatruth.wordpress.com/2025/02/07/07-02-2025-gurbetcilikten-gocmenlige-ve-yeni-yerlilige-gecis-almanyada-politik-katilimin-sosyolojik-ve-psikolojik-dinamikleri/" rel="external nofollow" style="border:0px;color:#1873a1;padding:0px;vertical-align:baseline;">(07.02.2025) Gurbetçilikten Göçmenliğe ve Yeni Yerliliğe Geçiş: Almanya’da Politik Katılımın Sosyolojik ve Psikolojik Dinamikleri</a>
</h1>

<div style="background-color:#ffffff;border:0px;color:#333333;font-size:14px;padding:1.7em 0px 0px;text-align:left;vertical-align:baseline;">
	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Modern dünyada toplumsal yapıların çok boyutlu bir dönüşüm geçirdiği bir gerçekliktir. Bu dönüşümün en belirgin görünümlerinden biri, bireylerin ve toplulukların fiziksel ve toplumsal ötekilikten, politik ve sosyal yerliliğe uzanan karmaşık yolculuklarıdır.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Almanya gibi çokkültürlü bir toplumda bu süreç, gurbetçilikten göçmenliğe ve oradan da yeni yerliliğe geçişi ifade eden bir dinamik örgüyü barındırır. İşte bu karmaşık yolculuk, sadece bireysel ve toplumsal kimliklerin yeniden inşa edilmesiyle sınırlı kalmaz; aynı zamanda politik katılım ve kolektif bir gelecek inşa etme noktasında da kritik bir öneme sahiptir.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Almanya’da şu an yaşayan ve Alman vatandaşlığını kazanarak politik katılım hakkına sahip olmuş 1 milyon 300 binden fazla Türk asıllı birey bulunmaktadır. Ancak, bu sayının sadece yüzde 20’ye yakın bir kesiminin sandığa gitmesi hem politik hem de sosyolojik bir problemin varlığını gözler önüne sermektedir. Bu ilgisizliğin ardında yatan nedenleri anlamak için sosyolojik ve psikolojik bir perspektiften yaklaşmak önem arz etmektedir.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		<strong style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">Toplumsal Yerellik ve Katılım: Bir Kimlik Sınavı</strong>
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Gurbetçilikten göçmenliğe geçişte bireyler, yabancı bir toprağa fiziksel olarak yerleşmekle kalmaz, aynı zamanda toplumsal ve kültürel özneliklerini de yeniden tanımlamak zorunda kalırlar. Bu, kimlik sürekliliği ve aidiyet duygusunu etkileyen önemli bir uyum sürecidir.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Psikolojik olarak, bu bireyler kendilerini hem geldikleri kültüre hem de yerleştikleri topluma ait hissetmek için iki uçlu bir çatışma yaşarlar. Politik katılım, bu aidiyetin somut bir göstergesidir; zira bir bireyin oy kullanması, kendisini toplumsal bir aktör olarak kabul etme ve edilme beyanıdır.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Ancak, Almanya’da Türk asıllı seçmenlerin düşük oranda oy kullanmaları, özellikle toplumsal yerlilik hissinin tam anlamıyla yerleşmediğini göstermektedir. Bu durum hem kültürel olarak ötekileştirilme kaygısı hem de politik sistemin yabancısı olma algısıyla ilişkilidir. Almanya’da birçok Türk kökenli birey, kendilerini bu politik arenada yetersiz ya da etkisiz hissedebilir ve bu algı, pasif bir duruş sergilemelerine neden olabilir.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		<strong style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">Psikolojik Faktörler: Aidiyet ve Motivasyon</strong>
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Psikolojik açıdan bakıldığında, seçmen katılım oranlarını etkileyen bir dizi bireysel ve toplumsal faktörün varlığını gözlemlemek mümkün. Aidiyet duygusu, bu faktörlerin başında gelmektedir. Oy kullanmayan bireylerin birçoğu, bulundukları topluma karşı yabancılık hissi beslemekte ya da o toplumda herhangi bir fark oluşturabileceklerine dair inanca sahip olmamaktadır. Bu durum, özellikle toplumsal ayrımcılık deneyimleriyle pek çok kez karşılaşan bireylerde daha da belirgin hale gelir.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Motivasyon eksikliği ise bir başka önemli etkendir. Bireylerin politik katılımın anlam ve önemine dair bilgi eksikliği ya da bu katılımın somut bir değişim oluşturmayacağına dair yaygın inanç, seçimlere ilgisiz kalmalarına yol açabilir. Bu noktada, toplumsal bilinçlendirme kampanyalarının önemi öne çıkmakta, bireylerin hem politik hem de sosyal olarak daha etkin bir rol oynamaları için cesaretlendirilmesi gerekmektedir.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		<strong style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">Ortak Gelecek ve Politik Katılımın Rolü</strong>
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Bir toplumun ortak geleceği, bireylerin politik ve sosyal katılımıyla şekillenir. Almanya’da Türk asıllı bireylerin politik katılım oranlarını artırması, sadece kendi topluluklarının çıkarlarını savunmaları açısından değil, aynı zamanda çokkültürlü ve kapsayıcı bir Alman toplumunun inşa edilmesi açısından da kritik bir öneme sahiptir. Politik katılım, ayrımcılığa karşı bir direnç mekanizması olmanın ötesinde, toplumsal eşitlik ve dayanışma anlayışının yerleşmesinde de önemli bir araçtır.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Sonuç olarak, gurbetçilikten göçmenliğe ve yeni yerliliğe geçiş süreci, sadece bireysel bir uyum meselesi değil, aynı zamanda toplumsal bir dönüşüm ve ortak bir geleceğin inşa edilme yolculuğudur. Bu yolculukta politik katılım hem bireysel hem de toplumsal öznelliğin belirginleştiği bir alan olarak karşımıza çıkmakta, seçimlere katılma oranlarını artırmak ise hepimizin sorumluluğu olarak görülmektedir.
	</p>

	<p style="border:0px;padding:0px;vertical-align:baseline;">
		Dr. Cemil Şahinöz, Öztürk Gazetesi, Subat 2025<br />
		<br />
		Risale Haber, 07.02.2025<br />
		<a href="https://www.risalehaber.com/cemil-sahinoz-gurbetcilikten-gocmenlige-ve-yeni-yerlilige-gecis-almanyada-politik-27295yy.htm" style="border:0px;color:#1c9bdc;padding:0px;vertical-align:baseline;" rel="external nofollow">https://www.risalehaber.com/cemil-sahinoz-gurbetcilikten-gocmenlige-ve-yeni-yerlilige-gecis-almanyada-politik-27295yy.htm</a>
	</p>
</div>
]]></description><guid isPermaLink="false">20689</guid><pubDate>Mon, 10 Feb 2025 10:26:00 +0000</pubDate></item></channel></rss>
