<?xml version="1.0"?>
<rss version="2.0"><channel><title>Dini konular Latest Topics</title><link>https://forum.misawa.de/forum/73-dini-konular/</link><description>Dini konular Latest Topics</description><language>en</language><item><title>Faiz ve Riba</title><link>https://forum.misawa.de/topic/3917-faiz-ve-riba/</link><description><![CDATA[<p>Faiz ve riba .Hayrettin Karaman</p><p> </p><p>
Ýslam'ýn, sermaye elde etmek ve arttýrmak için tercih ve teklif ettiði teþvik aracý faiz deðil, kâr ve zararda ortaklýktýr. Benim "www.hayreddinkaraman.net" adresli siteme girilir ve oradan faiz ve riba maddeleri aranýrsa veya "Ýslam'da Banka ve Sigorta" isimli kitabýma bakýlýrsa, "niçin faiz deðil de kâr" sorusunun cevabý görülür. Burada faizin ve faizciliðin zararlarý, sermaye ile kâr ve zararda ortak olarak ekonomiye katkýda bulunmanýn faydalarý üzerine duracak deðilim. Ancak -bizim gazetenin dünkü sayýsýnda çýkan bir istatistik sebebiyle- modernist takýlan bazý ilahiyatçýlarýn, ribâ ile faizi birbirinden farklý kýlma ve bugün bankalarýn alýp verdiði faizin, Kur'an'ýn geldiði günlerdeki ribâdan farklý olduðunu ileri sürerek "faizin helal olduðuna dair" delil oluþturma teþebbüslerinde kullandýklarý bir argümanýn asýlsýz olduðunu ifade etme fýrsatý buldum, onu yazacaðým. </p><p> </p><p>
Ýddialarýna göre Hz. Peygamber devrinde parayý faiz karþýlýðýnda ödünç verenler zenginler, faiz ödeyenler ise yoksullar imiþ, Ýslam bu zulmü ortadan kaldýrmak için ribâyý (bu manada faizi) yasaklamýþ. Halbuki bugün bankalar, yoksul ve dar gelirlilerin tasarruflarýný topluyor, bunlarý zenginlere (sanayici ve tüccara) veriyor, onlardan aldýðý faizi yoksullara daðýtýyormuþ; bu sebeple mahiyeti ve fonksiyonu deðiþen fazin artýk helal olmasý gerekiyormuþ. </p><p> </p><p>
Bir kere fâiz-ribâ ayrýmýnýn dinî ve ilmî dayanaðý yoktur. Kadim Ýslamî ýstýlahlar arasýnda "faiz" deðil, "ribâ" kelimesi vardýr. Bizde fâiz, Araplar'da "fâide" yeni sayýlacak bir zamandan beri kullanýlmaktadýr. Temel fýkýh kitaplarýnýn yazýldýðý dönemlerde kullanýlan ribâ kelimesinin kavram muhtevasý içinde bugün adýna faiz denilen fazlalýk da vardýr ve bunda hiçbir görüþ farký mevcut deðildir; yani fýkýh alimlerinin tamamýna göre, enflasyonun bulunmadýðý bir ekonomik ortamda "bir kimseye yüz lira verir, bir müddet sonra yüz bir lira olarak geri alýrsanýz yüzde bir faiz (ribâ) almýþ olusunuz." Enflasyon varsa, onun farkýný aldýktan sonra bir puan fazla alýrsanýz faiz (ribâ) almýþ olursunuz. Faiz kavramý içine giren baþka iþlemler de vardýr, ama bizi burada ilgilendireni yukarýda verdiðimiz tanýmdýr. </p><p> </p><p>
Þimdi aþaðýdaki tabloya bakarak bankalardaki mevduatýn yoksullara mý, yoksa zenginlere mi ait olduðunu görelim: </p><p> </p><p>
2005 yýlýnda bankalardaki mevdûâtýn daðýlýmý: </p><p> </p><p>
10 Bin YTL'ye kadar       23.928       % 10,2 </p><p>
10-50 bin YTL arasý       43.243       % 18,5 </p><p>
50-250 bin arasý       46.401       % 19,8 </p><p>
250 bin-1 milyon arasý       28.896       % 12,3 </p><p>
1 milyon YTL üzeri       91.795       % 39,2 </p><p> </p><p>
2004 yýlý ile yapýlan karþýlaþtýrma da giderek, büyük rakamlarýn diðerlerine oranýnýn arttýðýný gösteriyor. </p><p> </p><p>
Sonuç olarak bankalara para yatýrýp faiz alanlarýn dar gelirliler deðil, yoksullar hiç deðil, zenginler, hem de bayaðý zenginler olduðu anlaþýlýyor. </p><p> </p><p>
Peki faiz son tahlilde kimin cebinden çýkýyor? </p><p> </p><p>
Tüketicinin cebinden çýkýyor; çünkü üretim giderlerine ve maliyete faiz de ekleniyor ve kâr ile birlikte tüketiciden alýnýyor. </p><p> </p><p>
Ülkemizde tüketici durumunda olan halkýn kahir ekseriyetinin ekonomik durumu nasýldýr? </p><p> </p><p>
Dar gelirli ve yoksullardýr. </p><p> </p><p>
Sonuç: Bugün de faiz, yoksuldan alýnýp zengine veriliyor. </p><p> </p><p>
Ayný zenginler faiz yeyici deðil de sermayesi ile teþebbüse -kâr ve zararda ortak olarak- katýlýcý olsalardý fiyatlardan faiz düþecek ve yoksullarýn cebinden fazla para çýkmayacaktý. </p><p> </p><p>
Reformculara duyurulur. </p><p> </p><p>
19 Mart 2006 </p><p>
Pazar</p>]]></description><guid isPermaLink="false">3917</guid><pubDate>Tue, 06 May 2008 11:06:53 +0000</pubDate></item><item><title>Camii, Tekke, Medreseye, kurumlara zekat verilirmi?</title><link>https://forum.misawa.de/topic/17150-camii-tekke-medreseye-kurumlara-zekat-verilirmi/</link><description><![CDATA[<div class="ipsEmbeddedVideo" contenteditable="false">
	<div>
		<iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="113" src="https://www.youtube-nocookie.com/embed/7x3CRqLlYME?feature=oembed" title="Cami Kur’ân Kursu veya Medreseye Zekât Verilebilir mi? – Fatih Kalender Hoca Efendi" width="200"></iframe>
	</div>
</div>

<p>
	 
</p>
]]></description><guid isPermaLink="false">17150</guid><pubDate>Sat, 06 May 2023 18:11:15 +0000</pubDate></item><item><title>Sigara icmek</title><link>https://forum.misawa.de/topic/11519-sigara-icmek/</link><description><![CDATA[<p>Sigara içmelerinin sıhhatlerine zararlı olacağı, doktor tarafından kendilerine bildirilen kimseler ile çoluk çocuğun nafakasından keserek sigara içenlere "sigara içmek" haramdır.</p><p>
Bunların dışında kalanlar için de malı boş yere zâyi ettikleri, tedrîcen sıhhatlerini tehlikeye soktukları ve başkalarını da rahatsız ettikleri için haramdır. Sigaranın mübah olduğu hakkında fetvâ verenler -zamanlarının şartları içinde- sıhhate ne ölçüde zarar verdiğini bilmedikleri için böyle yapmış olsalar gerektir. </p><p> </p><p>
Hayrettin Karaman</p>]]></description><guid isPermaLink="false">11519</guid><pubDate>Sat, 23 Oct 2010 23:08:04 +0000</pubDate></item><item><title>Harun Yahya / Adnan Oktar</title><link>https://forum.misawa.de/topic/1911-harun-yahya-adnan-oktar/</link><description>Sizce Harun Yahya nasil biri? Belgeselleri harika. Ama o kadar parayi nereden buluyorlar? </description><guid isPermaLink="false">1911</guid><pubDate>Mon, 04 Feb 2008 11:27:52 +0000</pubDate></item><item><title>Dinledigim ve dinlemedigim Hocalar</title><link>https://forum.misawa.de/topic/17193-dinledigim-ve-dinlemedigim-hocalar/</link><description><![CDATA[<p> Bu liste tamamen sahsi keyfime göredir <img src="https://emoji.tapatalk-cdn.com/emoji4.png" /><br>  <br> <b>Severek:</b><br> Ihsan Senocak<br> Ugur Akkafa<br> Sener Dilek<br> Cübbeli Ahmet Hoca<br> Muhammed Emin Yildirim<br> Hakan Yalman<br> Ebubekir Sifil<br> Mustafa Karaman<br> Halil Konakci<br> Mehmet Paksu<br> Sadi Eren<br> Burhan Sabaz<br> Ismail Yasar<br> Ömer Döngeroglu<br> Ahmet Bulut<br> Fatih Kalender<br> Mustafa Özsimsekler<br> Cevat Aksit<br> Yasin Gündogdu<br> Ahmet Kavlak<br> Necmi Ilgen<br> Mehmet Firinci<br> Mustafa Sungur<br> Said Özdemir<br> Metin Balkanlioglu<br> Hasan Yenidere<br> Nihat Derindere<br> Samet Yayla Bal<br> Ahmet Katin<br> Halil Kilic<br>  <br> <b>Durumdan duruma:</b><br> Nurettin Yildiz<br>  <br> <b>Asla:</b><br> Mustafa Islamoglu<br> Mehmet Okuyan<br> Mustafa Öztürk<br> Abdulaziz Bayindir<br> Alparslan Kuytul<br> Caner Taslaman<br> Fethullah Gülen<br> Adnan Oktar<br> Ahmet Simsirgil<br> Ihsan Eliacik<br> Yasar Nuri Öztürk<br> Ebu Hanzala Halis Bayancuk<br><br></p>]]></description><guid isPermaLink="false">17193</guid><pubDate>Sun, 25 Jun 2023 13:29:16 +0000</pubDate></item><item><title>Avrupa&#xB4;da cami saldirilari</title><link>https://forum.misawa.de/topic/14959-avrupa%C2%B4da-cami-saldirilari/</link><description><![CDATA[<p><span style="color:#000000"><span style="font-family:verdana"><strong>Almanya´da, yine 3 cami kundaklandı</strong></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:verdana"> </span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:verdana"> </span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:verdana">
Yangında camilerde fazla hasar görülmedi. Her iki camide Kur´an´lar yakıldı.</span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:verdana">
Yangın ile ilgili Bielefeld´deki Müslümanları temsil eden camiderneklerinin Çatı Derneği başkanı Cemil Şahinöz şu açıklamayı yaptı: Bir kaç hafta önce tanınan bir alman gazetesinde tüm Müslümanları aşağılayan bir makale yayınlandığı gün, böyle yazıların camii yangınlarına sebep verebileceğini yazmıştım.</span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:verdana">
Vegerçekten de aradan çok az zaman sonra 7 günde üç </span></span><a href="http://www.haberayna.com/arsiv/cami.html" rel="external nofollow"><span style="color:#000000"><span style="font-family:verdana"><strong>cami</strong></span></span></a><span style="color:#000000"><span style="font-family:verdana"><strong> yandı. İkisi Bielefeld´de, birisi Berlin´de. Bielefeld´deki ilk yangından sonra toplumda sessizlik vardı. Siyasiler, partiler, hiç kimse açıklama yapmaya yanaşmıyordu. Bunun üzerine bu sessizliğin de başka yangınlara sebep verebileceğini söyledik. Ardından 12 saat geçmeden ikinci yangın oldu. Bielefeld´deki her iki camide Kur´an-ı Kerim´ler yakıldı. Failler tüm camiyi yakmak isteseler de başka şekilde hareket ederlerdi. Yani ortada açık ve net bir provokasyon var. Birileri müslümanları sokağa dökmek istiyor. Biz ise bu oyunlara gelmeyeceğiz. Sakin ve sorumlu bir şekilde hareket edeceğiz. Her iki olayın arkasında İslam düşmanlarının olduğu açık ve net ortada. Bunda hiç bir şüphe yok. Olayın sonuna kadar gideceğiz. Emniyet güçleriyle beraber hareket edeceğiz. Olayı çözeceklerine inanıyoruz. Toplumun büyük bir çoğunluğu İslam düşmanlığına karşı. Fakat bu çoğunluk artık sesini duyurmalı.''</strong></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:verdana">
</span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:verdana"><strong>
Haber Ayna, 20.08.2014</strong></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:verdana"><strong>
</strong></span></span><a href="http://www.haberayna.com/almanyada-yine-3-cami-kundaklandi_43683.html" rel="external nofollow"><span style="color:#000000"><span style="font-family:verdana"><strong>http://www.haberayna.com/almanyada-yine-3-cami-kundaklandi_43683.html</strong></span></span></a></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:verdana"><strong> </strong></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:verdana"><strong>
</strong></span></span></p><p>
</p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:verdana"> </span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:verdana"> </span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:verdana">
</span></span></p>]]></description><guid isPermaLink="false">14959</guid><pubDate>Wed, 20 Aug 2014 13:43:15 +0000</pubDate></item><item><title>Diyanet Risale-i Nur basiyor</title><link>https://forum.misawa.de/topic/14727-diyanet-risale-i-nur-basiyor/</link><description><![CDATA[<p>İşte Diyanet'in bastığı İşârâtü’l-İ’câz</p><p> </p><p>
24 Ocak 2014 Cuma 13:39</p><p> </p><p> </p><p>
Abdurrahman İraz-Ahmet Bilgi'nin haberi:</p><p> </p><p>
RİSALEHABER-Diyanet İşleri Başkanlığı'nın Risale-i Nur Külliyatı’nın önemli eserlerinden İşârâtü’l-İ’câz adlı tefsirin basımı tamamlandı.</p><p> </p><p>
Diyanet kaynaklarından edindiğimiz bilgilere göre*İşârâtü’l-İ’câz baskısı, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Bediüzzaman Hazretlerinin hayattaki talebelerinin de katılacağı bir programla kamuoyuna açıklanacak.</p><p> </p><p>
Programın detayı önümüzdeki günlerde açıklanacak.</p><p> </p><p>
İşte Diyanet'in bastığı İşârâtü’l-İ’câz'ın kapak resmi:</p>]]></description><guid isPermaLink="false">14727</guid><pubDate>Sat, 25 Jan 2014 10:03:10 +0000</pubDate></item><item><title>Ayasofya camii olarak acilsin</title><link>https://forum.misawa.de/topic/14736-ayasofya-camii-olarak-acilsin/</link><description><![CDATA[<p>29 Ocak 2014 Çarşamba 09:22</p><p> </p><p>
Said Nursi'nin üçüncü isteği de Ayasofya'nın açılması</p><p> </p><p>
Mehmet Fırıncı ağabey Erdoğan'ın imzasını değerlendirdi</p><p> </p><p>
Hakkı Akkoç'un haberi:</p><p> </p><p>
Bediüzzaman Said Nursi'nin talebelerinden Mehmet Fırıncı, Risale-i Nur Külliyatı'ndan İşarat'ü-l İ'caz adlı eser Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından basılmasını ve Başbakan Erdoğan'ın eserin üzerinde bir notla birlikte imzalamasını TVNet'te değerlendirdi.</p><p> </p><p>
Başbakan Erdoğan'ın fevkalade bir iftihar duygusuyla gördüğünü söyleyen Fırıncı, "Bir arkadaşımız rica etmişti. Bunu biz müzeye koyacağız. İlk olduğu için duygularınızı yazar mısınız?' dedi. Başbakan da,*'Merhum Üstadımızın arzularının yerine getirilmiş olmasının huzuru içindeyiz. Devamı niyetiyle...'*diye yazıp imzaladı"dedi.</p><p> </p><p>
Bediüzzaman'ın ikinci istediğini Erdoğan yaptı</p><p> </p><p>
Mehmet Fırıncı, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, Bediüzzaman'ın üç istediğinde ikincisini yerine getirdiğini söyledi.*Said Nursi'nin birinci istediğinin din ve fen ilimlerinin birlikte okutulduğu üniversite olduğunu belirten Fırıncı, ikinci istediğinin Diyanet İşleri Başkanlığı'nın eliyle Risale-i Nur'ların basılması ve üçüncü istediğinin de Ayasofya'nın ibadete açılması olduğunu*vurguladı.</p><p> </p><p>
Neden İşaratül İcaz?</p><p> </p><p>
Mehmet Fırıncı, İşaratül İcaz'ın basılmasını da, "İlk İşarat'ü-l İ'caz'ın ilk eser sayılır. Risale-i Nur'un telifinden evvel, Harbi Umumi esnasında Pasinler Cephesinde telif edilmiş. Cephede at üzerinde, gülle yağmurlarının içinde nasıl bir düşünce, nasıl bir tefekkür" şeklinde değerlendirdi.</p><p> </p><p>
Yeni Şafak</p>]]></description><guid isPermaLink="false">14736</guid><pubDate>Wed, 29 Jan 2014 12:36:18 +0000</pubDate></item><item><title>&#xDC;stad Bediuzzaman Said Nursi&#xB4;nin kabri serifi nerededir?</title><link>https://forum.misawa.de/topic/1968-%C3%BCstad-bediuzzaman-said-nursi%C2%B4nin-kabri-serifi-nerededir/</link><description><![CDATA[<p>Said Nursî'nin naaşını nakleden uçağın İkinci Pilotu Kadir Özkartal, sır dolu geceyi anlattı</p><p> </p><p>
"Taşıdığım kişinin Said Nursî olduğunu sonradan öğrendim."</p><p> </p><p> </p><p> </p><p>
“Hiç kimseyle konuşmayacaksınız. Telsizler hep kapalı olacak. Hiç kimseyle muhatap olmayacaksınız. Rotanız Afyon. Orada karşılanacaksınız. Gerekli emir size bildirilecek!”</p><p> </p><p>
Bu ifadeler, 1960 yılı Temmuz ayının 12'sini 13'üne bağlayan gecede, çok gizli; ama çok organizeli bir taşıma operasyonu sırasında, Pilot Kadir Özkartal'a verilen çok gizli emirnamede yer alıyordu. Operasyonun odağında ise, dönemin en çok anılan şahıslarından birisi olan Said Nursî'nin naaşı bulunuyordu. 23 Mart 1960 tarihinde vefat ettikten sonra Urfa'da defnedilmişti. Aynı yılın 12 Temmuz'unda bu kabir kırıldı ve naaşı  alındı. Ardından C–47 tipi askerî bir uçakla Urfa'dan Afyon'a götürüldü.</p><p> </p><p>
Bu sır dolu gecenin çok az sayıdaki şahitlerinden olan Kadir Özkartal, kendisiyle gerçekleştirilen röportajda gördükleri ve yaşadıkları hakkında ilginç bilgiler aktardı.</p><p> </p><p>
C–47 tipi askerî uçağın ikinci pilotu olan Özkartal, verilen gizli bir emirle başlayan nakil yolculuğunu, Yeni Asya muhabiri Nejat Eren'e anlattı.</p><p> </p><p>
 “Yıl 1960, ihtilâl senesi. Diyarbakır'da görevliydim. Akşam evimize vazifeden döndük. Saat gece 02.30. Bir er geldi ve 'Komutanım vazife var. Vazifeye gideceksiniz!' dedi. Bu saatte ne vazifesi var dediysem de, 'Kuvvet komutanın emri!' dedi. Ve arabaya binip üsse geldik.”</p><p> </p><p>
Pilot Özkartal'ın bu cümlenin devamında aktardığı hatıralara göre gelişmelerin seyri şöyle gerçekleşti:</p><p> </p><p>
Kuvvet komutanı Suat Eraybay, pilot Kadir Özkartal’a vazifeyi açıklamadan Urfa’ya gideceğini ve orada görevin kendilerine tebliğ edileceğini söyledi. C–47 uçağını hazırlayan ve hareket eden pilot Özkartal, bunun normal bir uçuş olmadığını, alışılmadık bir durumun var olduğunu anladı. Çünkü o sıralarda ihtilâl henüz yeni gerçekleştirilmişti ve büyük bir belirsizlik hakimdi. Çeşitli kesimlerden pek çok kişi yakalanıp tutuklanıyor ve bir yerlere gönderiliyordu. Aldığı bu emir ona bu görevin de öyle bir şey olduğunu düşündürmüştü.</p><p>
Havaalanına indiklerinde bir ambulansın geldiğini ve içinde bir tabut olduğunu anlatan Özkartal, başka kimse olmadığı için, hemen koşup taşımaya yardım etti. Görevin çok gizli oluşu, tabutun uçağa yerleştirilmesinden sonra kendisine bir zarfla tebliğ edilmesiyle daha da netlik kazandı. Komutan, Pilot Özkartal'a, bu zarfı havaalandıktan sonra açmaları ve telsizleri kapalı bir şekilde kimseyle konuşmadan hareket etmeleri emrini verdi.</p><p>
Uçağa tabutun yerleştirilmesinin ardından kısa boylu bir sivil de bindi. Kadir Özkartal, bu şahsın kim olduğunu öğrenmek için makinisti gönderdi. Gelen cevaptan, taşıdıkları tabutun içinde Bediüzzaman’ın naaşı olduğunu ve sivil şahsın da kardeşi Abdülmecid Nursî olduğunu öğrenmiş oldu.</p><p> </p><p>
Uçak havalandıktan sonra zarfı açtılar. Emirde şunlar yazıyordu: “Hiç kimseyle konuşmayacaksınız. Telsizler hep kapalı olacak. Hiç kimseyle muhatap olmayacaksınız. Rotanız Afyon. Orada karşılanacaksınız. Gerekli emir size bildirilecek!”</p><p>
Afyon’a geldiklerinde sabah 06-07 gibiydi. Isparta ve Afyon Valileri orada hazır bulunuyorlardı. Cenaze bir ambulansa konuldu ve abbulans hızla oradan ayrıldı. Pilot Özkartal ve ekibi, görevlerinin tamamlanmasıyla Diyarbakır’a geri döndüler.</p><p>
Durumdan habersiz olan eşinin talebiyle, mutfak alışverişi için pazara giden Özkartal, Bediüzzaman'ın naşının nakliyle ilgili bilgilerin halk arasında konuşulduğunu duyunca çok şaşırmıştı.</p><p> </p><p>
1960 ihtilalinin ardından hem Bediüzzaman'ın naaşının çok gizli şekilde nakledilmesi, hem de şahit olduğu hak ve hukuka sığmayan bazı uygulamalar hakkında şunları söyledi:</p><p>
"Said Nursî şarkta çok çok sevilirdi, tutulurdu, çok hürmet edilirdi. Zaten o yüzden bu kadar gizli oldu. Yoksa ihtilâl döneminde o kadar adamlar götürdük ki, inanamazsınız. Sivas’ta hayvan ahırlarına milleti tıktılar. İhtilâl dönemi işte, ne kadar sıkıntı çekildi. Kendi ifadesiyle adam diyor ki: 'Benim on bin silâhlı adamım var, ben bu vatana ihanet edecek olsam bu işi yapanlara teslim olur muyum?' Ama ihtilâl dönemi dinlemiyor işte. Öyle haller oldu ki insan utanıyor. Koskoca generali, bir teğmen tekmeleyerek uçağa bindirdi, bütün milletin gözü önünde oldu bu hadiseler, çok şeyler oldu. Ama Allah’a çok şükür iş fazla uzamadı. Milletin sağduyusu var, başka yerde olsaydı çok büyük hadiseler yaşanırdı."</p><p> </p><p>
Yeni Asya</p>]]></description><guid isPermaLink="false">1968</guid><pubDate>Thu, 21 Jul 2005 17:51:53 +0000</pubDate></item><item><title>Fethullah G&#xFC;len cemaati? Nurculuk? Fark?</title><link>https://forum.misawa.de/topic/2087-fethullah-g%C3%BClen-cemaati-nurculuk-fark/</link><description>Bir sorum olacakdi, Fethullah Hoca hic Said Nursiyle g&#xF6;r&#xFC;sm&#xFC;sm&#xFC;?</description><guid isPermaLink="false">2087</guid><pubDate>Mon, 17 Nov 2003 11:13:00 +0000</pubDate></item><item><title>Risale entellekt&#xFC;eller arasinda neden yaygin degil?</title><link>https://forum.misawa.de/topic/1996-risale-entellekt%C3%BCeller-arasinda-neden-yaygin-degil/</link><description><![CDATA[<p>s.a. Arkadaslar. Risalei nur tartismasiz bu asirda en cok okunan, kalabaliklari arkasindan sürüklemis bir kitap. Ancak nedense belirli kesimler tarafindan, özellikle diyanek kaynakli akademisyenler, siyasal islamcilar vs tarafindan adeta görmezden geliniyor. Bircok akademik yazida fehreddin razi, mevlana, seyyid Kutup, elmalilidan alinti yapilip kaynak gösterilirken risalei nur adeta iyok gibi algilaniyor, üstelik o konu hakkinda cok aydinlatici gercekler risalei nurda yer alirken.</p><p> </p><p>
Bu hep dikkatimi cekmistir. Risalei Nurun dindar entellektueller tarafindan israrla görülmemesinin ardindaki nedenler sizce ne olabilir?</p><p> </p><p> </p>]]></description><guid isPermaLink="false">1996</guid><pubDate>Wed, 30 Jan 2008 16:15:49 +0000</pubDate></item><item><title>Mustafa Islamoglu'ndan Said Nursi'ye ve Mevlana'ya elestiri</title><link>https://forum.misawa.de/topic/15083-mustafa-islamoglundan-said-nursiye-ve-mevlanaya-elestiri/</link><description><![CDATA[<p>21 Kasım 2014 Cuma 09:04</p><p> </p><p>
Mustafa İslamoğlu'ndan Said Nursi ve Mevlana'ya iftira</p><p> </p><p>
İslamoğlu, Bediüzzaman Said Nursi ve Mevlana Hazretlerine iftira attı.</p><p> </p><p> </p><p>
Ahmet Bilgi'nin haberi:</p><p> </p><p>
*</p><p> </p><p>
RİSALEHABER-Yazar*Mustafa İslamoğlu, Bediüzzaman Said Nursi ve Mevlana Hazretleri için iftira attı.</p><p> </p><p>
*</p><p> </p><p>
Çay Tv'de konuşan ve*soy ismi "İslamoğlu" olan yazar,*Bediüzzaman ve Mevlana isminin Allah'ın isimleri olduğunu ve insanlara verilemeyeceğini ileri sürdü.</p><p> </p><p>
*</p><p> </p><p>
İslamoğlu'nun en büyük hakareti de Nurculuğun 100 sene içinde İslamdan kopacağı ifadeleri oldu.</p><p> </p><p>
*</p><p> </p><p>
Mustafa İslamoğlu’nun sözleri şöyle:</p><p> </p><p>
*</p><p> </p><p>
"Said Nursi konusunda benim üç tane hutbem var, üç Üstad diye.*Allah'ın bir ismi de 'Bedi’dir. Kur'an'da geçer. Bedi olan Allah'ın ismi bir insana verilemez. Verilmemeli. Mevla da Allah'ın ismidir. Ayet okuyacaksın gideceksin Allah'ın yarattığı bir kula Mevlana diyeceksin.*Yani edep yahu demek lazım. Bu ne tevazu derler adama. Bir de bu ismi kendine koyana dönmek lazım. Bu ne tevazu, hani tevazu? Hani mahviyet ayakları falan nereye gitti?</p><p> </p><p>
*</p><p> </p><p>
Kur'an açısından ben Risaleleri ele alıp da baştan sona Kur'an'a vurmamıştım. Bunu son eserimi yazarken yaptım ve korkunç şeyler gördüm. Orda da aynı şeyleri söyledim.*"Tüm Nurcu kardeşlerime sesleniyorum"*dedim kitabımda yazım. Yeni kitabımda cifir'e ciddi yer verdim.*Nurcu kardeşlerime diyorum. Eğer bu gidişle giderse, bu ekol yüz seneye kalmadan İslamdan kopmuş bir din halini almaya hazır görünüyor dedim. Örneklerini verdim. Bahailik, yezidilik bir örneği.</p><p> </p><p>
*</p><p> </p><p>
Hepsinin ortak yönleri var. Kur'an'ın yanında bir de efendilerinin, üstadlarının, şeyhlerinin kitapları var. Said Nursi Kur'anın indiği arştan indirildi diyor. Yazdırıldı tevil edilebilir de bu tevil edilemez.*Mevlana'nın Mesnevisi daha fecaat.*</p>]]></description><guid isPermaLink="false">15083</guid><pubDate>Fri, 21 Nov 2014 14:00:18 +0000</pubDate></item><item><title>Risale-i Nur&#xB4;lar sadelestirildi / sahtelestirildi</title><link>https://forum.misawa.de/topic/12979-risale-i-nur%C2%B4lar-sadelestirildi-sahtelestirildi/</link><description><![CDATA[<p>M.Fethullah Gülen Hocaefendi'nin bazý talebelere</p><p>
Risale-i Nur'u anlamak üzere ve sadeleþtirme hakkýnda</p><p>
sohbetinde, talebelerin kaydettiði bazý beyan ve</p><p>
ifadeleri: </p><p> </p><p> </p><p>
Arapça'da 62.000 kelimenin Türkçe karþýlýðý yoktur.</p><p>
Siz isteseniz de tam tercüme yapamazsýnýz. Mesela</p><p>
Rububiyet, Uluhiyet..., gibi. Bu kelimelerin karþýlðý</p><p>
yoktur. Arapça'dan tercüme kesinlikle orjinal olmaz ve</p><p>
mana bozulur. En az verim de maalesef Türkçe tercümede</p><p>
olmaktadýr. Risaleleri anlamak için sadece dilde ýsrar</p><p>
etmemelidir. Biraz sabýr, azýcýk gayret ve dikkat</p><p>
inþallah hedefe ulaþtýrýr. </p><p>
Kitap sadeleþtirme speküle bir meseledir, mevzudur.</p><p>
Tercüme edilen eserler bir bakýma incil akibeti</p><p>
gibidir. Her sadeleþtirmede bir çok tavizler verilir.</p><p>
Ve açýlan kapý kapanamaz. Risalelerin en aðýr yerleri</p><p>
ya Medrese-i Yusufiye'de ya da 10-12 hastalýðýn</p><p>
insanýn üzerinde abandýðý dönemlerde katip usulü</p><p>
yazýlmýþtýr. (Katip usulü demekle; Hocaefendi Nurlarýn</p><p>
tamamen ihtiyarý haricinde mahza Ýlham-ý Ýlahî</p><p>
olduðunu beyan etmektedir.) Yazýlýþýnda dahi bir</p><p>
hikmet vardýr. Ýslam'a doymuþ ve dolmuþ insanlar olmak</p><p>
için bu kitaplarý mukayeseli olarak en az 5 (beþ) defa</p><p>
okumak gereklidir. Bir ara 3 (üç) defa okunsa da olur</p><p>
demiþtim ki Üstadým beni rüyada iken ikaz etti tekrar</p><p>
bu sayýyý beþe çýkardým. Kitaplarý iyi bilen</p><p>
aðabeyleri ve kardeþleri bulmaya çalýþýn ve mütalaa</p><p>
edin. Risale-i Nurlar çok kýskançtýr ve kendine aþýk</p><p>
olmayana yüzündeki peçeyi sýyýrmaz. Müellifi</p><p>
Muhteremin neþredilmemiþ kitaplarýndan tutun da;</p><p>
Lenin'e, Freud'a, Marks'a kadar hepsini okudum. Dedim</p><p>
ki; onlarýn yollarýný taktiklerini de öðreneyim. Ama</p><p>
þimdi diyorum ki; bu kitaplarý (Risale-i Nurlarý ) en</p><p>
az beþ defa okuyun, baþka bir þey istemez!...</p><p>
Risaleleri þu zamanda iyice anlamadan baþka þeylere</p><p>
tevessül ederseniz; bir yerde mutlaka mantýk hatasý</p><p>
yaparsýnýz. Eðer siz Ýstanbul'da üçlerin, Urfa'da</p><p>
ikilerin elle sayýldýðý bir dönemi idrak etseydiniz,</p><p>
þimdiki þu halde þükreder ve vefa ne demek o zaman</p><p>
anlardýnýz. Risaleler okyanus gibidir... Bazý yerleri</p><p>
sahil kýyýsý gibidir. Bazý yerleri 25-30 metre</p><p>
gibidir, -ihtisas ister. Bazý yerler vardýr ki bir kaç</p><p>
yüz metredir ve kalp ve ruhun derece-i hayatýna</p><p>
çýkmayan orada yüzemez. Bazý yerler bir kaç bin metre</p><p>
derinlikteki yerlere benzerler. Kalbi nefsine, cesedi</p><p>
midesine galebe edemeyenler oralarda yüzemezler. En</p><p>
büyük transatlantikler dahi Guamm çukurundaki</p><p>
merkezkaç kuvveti riskini göze almazlar. Bazý yerler</p><p>
Allah'ýn kainata va'zettiði mizana ayna olarak Everest</p><p>
tepesinin zýddý. Guamm çukuru gibi derindir ki</p><p>
(11.000m.) orada yüzmek için Vekil-i Müceddit-i Elf-i</p><p>
Salis-i Aþr olmak; öyle bir dalgýç olmak lazýmdýr.</p>]]></description><guid isPermaLink="false">12979</guid><pubDate>Tue, 06 Jul 2004 08:46:26 +0000</pubDate></item><item><title>Risale-i Nur ve telif hakki</title><link>https://forum.misawa.de/topic/14779-risale-i-nur-ve-telif-hakki/</link><description><![CDATA[<p><span style="color:#000000"><span style="color:#727272"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Tahoma">08 Nisan 2014 Salı 06:50</span></span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman">
[h=1]</span></span><span style="color:#000000"><span style="color:red"><span style="font-family:Times New Roman">Risale-i Nurun basımının durdurulduğu haberleri yalanlandı</span></span></span><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman">[/h]</span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman">
</span></span><span style="color:#000000"><span style="color:#242424"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Tahoma">Risale-i Nurların basımın durdurulduğuna dair haber yalanlandı</span></span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman">
</span></span></p><p>
<span style="color:#000000"><span style="color:#FFFFFF"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Tahoma">İLGİLİ HABERLER</span></span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman">
</span></span><a href="http://www.risalehaber.com/risale-i-nur-tahrifcilere-karsi-resmen-korunacak-207299h.htm" rel="external nofollow"><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman">»  </span></span><span style="color:#000000"><span style="color:red"><span style="font-family:Times New Roman">Risale-i Nur tahrifçilere karşı resmen korunacak</span></span></span></a></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"> </span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"> </span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"> </span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman">
</span></span><span style="color:#000000"><span style="color:#0000FF"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana"><span style="text-decoration:underline"><strong>Ahmet Bilgi'nin haberi:</strong></span></span></span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
</span></span></span><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana"><strong>RİSALEHABER-ÖZEL</strong></span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
</span></span></span><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana"><strong>Risale-i Nurların basımın durdurulduğuna dair haber yalanlandı.</strong></span></span></span><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana"> Yetkililerden aldığımız bilgiye göre Risale-i Nurları halihazırda basan yayınevlerinin son 15 gün içinde yaptıkları bandrol başvurularının Kültür Bakanlığı Telif Hakları Genel Müdürlüğü’nce reddedildiğine dair </span></span></span><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana"><strong>iddiaların doğru olmadığı, söz konusu durumun çarpıtılarak medyaya aksettirildiği açıklandı.</strong></span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana"> </span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
Risale-i Nur'ların 26 Yayınevi tarafından basıldığı, ancak </span></span></span><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana"><strong>sadeleştirme gibi müellifinin rızası haricinde tahrif edilmesi üzerine</strong></span></span></span><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana"> kanuni varislerinin Kültür Bakanlığına şikayette bulunduğu bunun üzerine gerekli çalışmaların başlatıldığı belirtildi.</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana"> </span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
Son günlerde yapılan bandrol başvurularının </span></span></span><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana"><strong>geçici bir süre yerine getirilmediği, kısa zamanda tekrar bandrol verileceğine dikkat çekildi.</strong></span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana"> </span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
</span></span></span><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana"><strong>KORUMA İÇİN GİRİŞİM YAPILMIŞTI</strong></span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana"> </span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
Bir süre önce Nur talebeleri, Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin eseri </span></span></span><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana"><strong>Risale-i Nur külliyatının korunması amacıyla</strong></span></span></span><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana"> bir dizi girişimde bulunmuştu.</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana"> </span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
Buna göre, Risale-i Nur'lar, </span></span></span><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana"><strong>Bediüzzaman Hazretlerinin hayattayken mansup mirasçı olarak atadığı, eserlerinin çeşitli yerlerde isimlerini belirttiği "naşirler, vekil ve varisler"in müellifin iznine uygun bir şekilde yayınlanmasının sağlanması için Kültür Bakanlığı nezdinde çalışmalar yürütülecek ve resmiyet kazanacak.</strong></span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman">
</span></span></p>]]></description><guid isPermaLink="false">14779</guid><pubDate>Tue, 08 Apr 2014 10:38:06 +0000</pubDate></item><item><title>Kur'an m&#xFC;sl&#xFC;manligi</title><link>https://forum.misawa.de/topic/15348-kuran-m%C3%BCsl%C3%BCmanligi/</link><description><![CDATA[<p>Yusuf Kaplan</p><p> </p><p>
"Kur"ân İslâm"ı" tehlikesi</p><p>
09 Kasım 2014, 12.00</p><p>
327 300  14  13    </p><p>
Neo-selefî mantık, İslâm dünyasında hızla yaygınlaşıyor.</p><p>
Neo-selefî mantık, tastamam düz mantıktır. Sadece kör zâhire göre hükmeder. Mânâ"nın aslında, derûnî dünyada gizli olduğunu göremez. O yüzden hakîkî Selefîlik"le ilgisi filan yoktur.</p><p> </p><p>
Bu selefîlik, tam anlamıyla, selefisizliktir ve hâricî mantığıdır. İslâm tarihinin hiç bir döneminde, hâricî mantığı bu kadar hâkim olmamıştı, olamazdı da.</p><p> </p><p>
Neo-selefîlik, İslâm"ı protestanlaştırma projesinin bir uzantısıdır. En fazla öne çıkarılan söylemi ise, "Kur"ân İslâm"ı" söylemidir. Bu söylemin ne kadar tehlikeli olduğunu görebilmek için Batı"da Protestanlığın hikâyesine bakmak gerekiyor.</p><p> </p><p>
Protestanlığın kurucusu Martin Luther"in 95 tezini astığı Wittenberg Kilisesi"ne gitmiştim bir kaç yıl önce.</p><p> </p><p>
Wittenberg Kilisesi"nin girişinde bir pano vardı ve panoda aynen şu cümle yer alıyordu: "Artık ben de İncil"i anlayabileceğim."</p><p> </p><p>
İyi de kimsin sen? Çapın ne? Daha önemlisi de, "yetkin/liğin ne?"</p><p> </p><p>
"KUR"ÂN İSLÂM"I": DİNE UYMAK YERİNE DİNİ KENDİNE UYDURMA PROJESİ</p><p> </p><p>
Oysa Luther"in kilisesinin girişinde yer alan panodaki bu söz, dinin protestanlaştırılmasının mottosudur.</p><p> </p><p>
Ya da şöyle söyleyelim: "İncil Hıristiyanlığı"nın temelidir: Hıristiyanlığı temelinden yıkan, önüne gelenin, kafasına, arzularına, hatta keyfine göre İncil yazmasına yol açan yıkımın temel gerekçesi.</p><p> </p><p>
İnsanın, dine uymak yerine, dini kendisine uydurmasının kapılarını sonuna kadar açan protestanlaşmanın âmentüsü.</p><p> </p><p>
O yüzden, bugün önüne gelen kafasına göre İncil yazıyor: "Benim İncil"im bu!" diyor.</p><p> </p><p>
O yüzden eşcinseller kafalarına göre İncil yazıyor. Feministler kafalarına göre İncil yazıyor. Ateist papazlar kafalarına göre İncil yazıyor!</p><p> </p><p>
KUR"ÂN"I PAÇAVRAYA ÇEVİRECEK BİR SÖYLEM!</p><p> </p><p>
Son zamanlarda, sıklıkla, "Kur"ân İslâmı"ndan sözeden insanlara rastlıyorum.</p><p> </p><p>
Önce şunu söyleyeyim açık açık: "Kur"ân İslâmı"ndan sözeden biri, eğer kötü niyetli ya da görevli değilse, ne söylediğini bilmeyen, beyinsizin ve densizin tekidir.</p><p> </p><p>
"Kur"ân İslâmı" söylemi, ancak çapsız insanların eseri, ayartıcı ve insanı ana kaynağını Kur"ân"ın oluşturduğu İslâm"dan saptırıcı bir söylemdir.</p><p> </p><p>
Kur"ân İslâmı"nın ne kadar tehlikeli bir söylem olduğunu söylerken, İslâm"ı protestanlaştırıcı, sonuçta İslâm"ı paçavraya çevirecek bir söylem olduğunu söylemiş oluyorum.</p><p> </p><p>
Anlama kıtlığı çekeceklerin zannedecekleri gibi, Kur"ân"ı devre dışı bıraktıracak bir şey söylemiş olmuyorum. Aksine, "Kur"ân İslâmı" söylemini dillendirenlerin, Kur"ân"ı devre dışı bırakacaklarına dikkat çekmiş oluyorum.</p><p> </p><p>
ÇAĞ KÖRLEŞMESİNİN KÖRLEŞTİRİCİLİĞİ</p><p> </p><p>
Çağ körleşmesi yaşıyoruz: Algılama biçimlerimiz İslâmî idrak ve zihin setleri üzerinden işlemiyor.</p><p> </p><p>
Müslümanca bir zihin ve idrakten yoksun olduğumuz bir zaman diliminde, Kur"ân"ı sadece mevcut seküler zihin ve algılama biçimleri üzerinden algılamaktan kurtulamayız. Bu da seküler algılama biçimlerini Kur"ân"a giydirmemize yol açar ve tam anlamıyla cinayetle sonuçlanır.</p><p> </p><p>
Ümmîleşilmeden, zihnimizi, algılama biçimlerimizi ve dilimizi İslâmîleştirmeden Kur"ân İslâm"ından sözetmek, İslâm"ın çağın ağları ve bağları, bağlamları ve kavramları ile anlamaya kalkışmaktır.</p><p> </p><p>
Ki, bu tam anlamıyla çağın algılama biçimlerini Kur"ân"a giydirmek ve İslâm"ı tanınamaz hâle getirmekle sonuçlanacak bir cinayettir.</p><p> </p><p>
Kur"ân kaynak"tır, Sünnet-i Seniyye, ırmaktır. Aslolan hakikat yolculuğuna çıkmak, hakikate varmaktır. Irmak, gürül gürül akacak ki, Kaynak, hayat fışkıracak...</p><p> </p><p>
PEYGAMBER''İ DEVRE DIŞI BIRAKAN DİN, KISA DEVRE YAPAR!</p><p> </p><p>
İyi de, hakikat yolculuğuna nasıl çıkacağız?</p><p> </p><p>
Bu sorunun cevabı şu tespitte gizli: Kur"ân asıldır, Sünne-i Seniyye usûldur. Aslolan, hakikate vusuldür / varmaktır.</p><p> </p><p>
Yani: Usûl olmadan, vusûl olmaz. Usul yoksa, fusûl (kopma / sapma) kaçınılmazdır.</p><p> </p><p>
Hakikate vusûl"ü sağlayacak usûl"ü bize veren, hakikatin misali ve timsali, vasatı ve vasıtası olan Efendimiz"dir.</p><p> </p><p>
Eğer "ben de Kur"ân"ı anlayabilirim", diyerek, peygamberi devre dışı bırakırsanız, İslâm kısa devre yapar. Önüne gelen, "İslâm budur" diye saçmalamaya başlar. Böyle yapmakla, kendisini peygamberin yerine koyduğunu da, din icat ettiğini de göremez.</p><p> </p><p>
Batılıların, Kur"ân"a değil de, Hz. Peygamber"e saldırmalarının, hadisleri tartışmaya açmalarının temel nedeni, Peygamber''i devre dışı bırakmak ve insanların kafalarına göre din icat etmelerinin ve dini paçavraya çevirmelerinin kapılarını sonuna kadar açmaktır.</p><p> </p><p>
Müslümanların yaşadıkları ikinci büyük medeniyet buhranı, İslâmî zihin ve idrak biçimleri ve yerlerini yitirmeleriyle sonuçlandı.</p><p> </p><p>
Müslüman zihninin ve idrakinin yok olduğu, Müslümanların, İslâm"ın çağrı"sının kurmadığı bir çağ"ın ağları ve bağları, bağlamları ve kavramları ile konuştukları, bunun farkında bile olmadıkları bir dilsizlik ve yersizlik ortamında, Kur"ân İslâmı"ndan sözetmek, geri dönüşü zor büyük bir felâketle sonuçlanır sadece.</p><p> </p><p>
Not: Bu yazı, AjansHaber Dergisi"nin Ekim sayısında yayımlanan yazının gözden geçirilmiş versiyonudur. Bu konuyu bir kaç yazıda irdeleyeceğim. Başlangıç oluşturması nedeniyle bu yazıyla başlıyorum.</p><p> </p><p> </p><p> </p><p> </p><p>
------</p><p> </p><p> </p><p> </p><p> </p><p> </p><p>
Yusuf Kaplan</p><p>
Gazete Yazarı</p><p>
Tüm Yazıları</p><p> </p><p>
Takip Edin</p><p>
Geliyorum diyen felâket: "Kur"ân İslâm"ı" söylemi</p><p>
10 Kasım 2014, 12.00</p><p>
1.6B 216  1.4B  14    </p><p>
İki yıkıcı oryantalist proje var. Meseleyi kişileştirmeden, kimseyi kırmamaya özen göstererek bu iki hayatî sorunu kısaca mercek altına almak istiyorum. Dünkü yazıda bazı genel teorik gözlemlerde bulundum. Dil ve algılama sorunu ekseninde.</p><p>
Bugünkü yazıda anlaşılır ve net ifadelerle bu konuya biraz daha açıklık getirmek istiyorum. Umarım, herkes anlamak istediği gibi anlamaz.</p><p> </p><p>
YÜZYILLIK İKİ TEHLİKELİ PROJE</p><p> </p><p>
Batılıların iki asır önce teorik temellerini attıkları oryantalist söylemin İslâm dünyası için geliştirdikleri iki tehlikeli proje var.</p><p> </p><p>
Birincisi, İslâm"ın protestanlaştırılması, sekülerleştirilmesi, böylelikle hayattan uzaklaştırılması projesi.</p><p> </p><p>
İkincisi de, İslâm dünyasının diriliğini, dinamizmini, canlılığını koruyan, her şeye rağmen İslâm"la irtibatını sürdürmesini sağlayan 500 yıllık mücahede ve mücadeleyle Selçukluların kurdukları, yine 500 yıllık mücadeleyle Osmanlıların korudukları, Ehl-İ Sünnet omurganın çökertilmesi projesi.</p><p> </p><p>
Bu iki projenin hedefi, Müslümanları birbirine düşürerek, bir daha ayağa kalkamayacakları kadar büyük bir darbe vurmak.</p><p> </p><p>
Bu iki projenin somut olarak hayat geçirilebilmesi için belirlenen hedef, hadislere ve Hz. Peygambere (sav) saldırmak. Bu saldırının, uzun vadede, en kalıcı ve yıkıcı sonuç verecek saldırı biçimi olduğunu düşünüyor Batılılar.</p><p> </p><p>
Soru şu burada:</p><p> </p><p>
Batılılar, neden Hz. Peygambere ve hadislere saldırıyorlar peki?</p><p> </p><p>
Düşünün!</p><p> </p><p>
Sıra Kur"ân"a gelecek! Bazı âyetler öne çıkarılacak ve sonuçta, "bu kitap saçma -hâşâ- bir kitap" diyecekler!</p><p> </p><p>
Müslümanlar da bu durumu tevil edip duracaklar.</p><p> </p><p>
ÖRNEK, HIRİSTİYANLIĞIN TARİHİ</p><p> </p><p>
Muharref Hıristiyanlığı Aziz Pavlus kurdu. Peygamber olsa, insanlar din icat edemezdi oysa.</p><p> </p><p>
İlke şu burada: Tevhid"in koruyucu kalkanı, Nübüvvet hakikati.</p><p> </p><p>
Luther "İncil Hıristiyanlığı" çağrısı yaptı. İncil"i çağın zihin kalıbına göre okudu. Her şeyi yıktı. Sahte bir din icat etti.</p><p> </p><p>
İslâm"ı bekleyen tehlike de bu!</p><p> </p><p>
"Kur"ân İslâmı" söylemi, geliyorum diyen en büyük felâketlerden biridir. İslâm"ı protestanlaştırma projesidir çünkü bu söylem.</p><p> </p><p>
KUR"ÂN TEMEL, SÜNNET SÜTUN</p><p> </p><p>
Din, kuru bilgi kaynağı değildir. Hayat kaynağıdır. "Yaşayan Kur"ân" olarak tavsif edilen Hz.Peygamber olmazsa din kalmaz.</p><p> </p><p>
Elbette ki, Kur"ân, Temel"dir. Sünnet, o Temel üzerinde yükselen ve Temel"i ayakta tutan Sütun. Sütun çökerse, gökkubbe de, Temel de çöker.</p><p> </p><p>
ÖNCE ÇAĞDAŞ HURAFELERDEN ARINMAK!</p><p> </p><p>
İslâm"ı hurafelerle doldurdular, diyorlar. Luther de öyle demişti. Ama asıl hurafeyi o üretti: Sahte Din.</p><p> </p><p>
Dine Karşı Din icat edecekler! O yüzden "Uyuma!" diyorum.</p><p> </p><p>
Şunu iyi bilelim: Kimseden çekmedi bu din, hurafe temizliyoruz, diyerek zihninin çağdaş hurafelerle iğdiş edildiğini göremeyen çapsızlardan çektiği kadar!</p><p> </p><p>
Hurafeleri temizleyeceğiz, diyorlar. Böyle diyenlere şu soruyu sormak zorundayız: İyi de, kimsin "sen"?</p><p> </p><p>
Hurafe "sen"sin: Ç/ağ"ın, insanın zihnini iğdiş eden seküler hurafelerinin kölesi!</p><p> </p><p>
VARIŞ NOKTASI NE, KALKIŞ NOKTASI NEREYE DÜŞER?</p><p> </p><p>
Kalkış Noktası ve Varış Noktası olmadan Kurân"a gidemeyiz. Çağın kavramlarını ve bağlamlarını Kur"ân"a giydiririz sadece.</p><p> </p><p>
Soru şu burada: Varış Noktası belli, Kur"ân ve Sünnet. İyi de Kalkış Noktası neresi?</p><p> </p><p>
Çağ"ın ağları ve bağları, bağlamları ve kavramları. Yani bizim çağrı"mızın kurmadığı, zihnimizi ve idrak biçimlerimizi allak bullak eden, bizi İslâmî duyuş ve düşünüş, varoluş ve yaşayış biçimlerinden uzaklaştıran ve devâsâ bir ağ"a dönüşen seküler çağ! Kalkış Noktası burası. Bu ağ!</p><p> </p><p>
ÜMMÎLEŞME"DEN ASLÂ!</p><p> </p><p>
O yüzden, bura"yı zihnen ve idrak açısından terketmeden, çağ"ın ağlarını ve bağlarını, kavramlarını ve bağlamlarını aşma çabası göstermeden yani Ümmîleşmeden Kur"ân"a gidemeyiz: Çağdaş hurafeleri Kur"ân"a giydirir, her şeyi tarumar ederiz!</p><p> </p><p>
O yüzden önce Zihinsel Hicret şart, diyorum.</p><p> </p><p>
Özetle 200 yıllık oryantalist proje şunu hedefliyor:</p><p> </p><p>
Hadisler tartışılsın! Ardından Peygamber"in konumu tartışılsın ve devredışı kalsın!</p><p> </p><p>
Sonuçta, Her kafa Kurân"ı yorumlasın, neredeyse kelle sayısı Kur"ân çıksın. Nifak çıksın ve insanlar dinden uzaklaşsın, kaçsın!</p><p> </p><p>
Sözün özü: Hadisleri, Hz. Peygamberi tartışmalı hâle getirip Kur"ân"ı kıt akıllarına göre yorumlayan Müslüman Lutherler icat edecekler!</p><p> </p><p>
Oysa, diğer dinler paçavraya çevrildi. Niçin? Peygamberi olmadığı için.</p><p> </p><p>
Tevhid, peygamber varsa, korunur. Yoksa, önüne gelen "tanrılığa" soyunur.</p><p> </p><p>
Son söz: Hadisler, Kur"ân"ın önüne geçiyor, diyenler, kendilerini hadislerin de, Kur"ân"ın da önüne geçirdiklerini görebiliyorlar mı acaba?</p>]]></description><guid isPermaLink="false">15348</guid><pubDate>Sun, 30 Aug 2015 21:12:58 +0000</pubDate></item><item><title>Cuma Namazi kac rekat?</title><link>https://forum.misawa.de/topic/2003-cuma-namazi-kac-rekat/</link><description>Benim cuma namazi hakkinda sorum var. Cogu insanlar farzdan sonra disari cikiyorlar. Aslinda sonuna kadar kilmak gerekmiyor mu?</description><guid isPermaLink="false">2003</guid><pubDate>Fri, 31 Mar 2006 12:53:21 +0000</pubDate></item><item><title>Kac tane tefsir var?</title><link>https://forum.misawa.de/topic/15098-kac-tane-tefsir-var/</link><description><![CDATA[<p>Kur’ân’ın “465 tefsiri” mi, “350.000 tefsiri” mi yapılmış?</p><p> </p><p> </p><p>
Bildiğimiz meşhur Kur’ân tefsirleri, iki elin iki katı parmakları kadardır. Bediüzzaman Said Nursî, “350 bin tefsir” yapıldığını söyler.</p><p>
Allamelerden, müfessir Ömer Nasuhi Bilmen, BÜYÜK TEFSİR TARİHİ (TABAKATÜ’L-MÜFESSİRİN) isimli eserinde Sahabe-i Kiram’dan başlayarak (Tabiin, Tebeuttabiiin, Etbeuttabin ilaahir), kendisi de dahil 465 müfessirin biyografi ve tefsirlerinin özelliklerini ele alır. 1</p><p>
Her asra bir tabaka diyerek, “on dört tabaka” olarak 1400 yılda yazılan tefsirleri nazara verir. Bediüzzaman ise, “350 bin tefsir” yapıldığını ifade eder. Şöyle ki: “(1926’lardan başlayıp 1932 ve 1937’ye kadar) Tekke ve zaviyelerin ve medreselerin kapatılması ve lâikliğin kabulü, İslâmiyet yerine milliyet esaslarının konulması, şapka giyilmesi, tesettürün kaldırılması, Lâtin harflerinin huruf-u Kur’âniye yerinde cebren kabulü, Türkçe ezan ve kamet okunması, mekteplerde din derslerinin kaldırılması, kadınlara erkekler derecesinde irsiyet ve hak tanınması ve teaddüd-ü zevcatın kaldırılması gibi inkılâp hareketlerini bid’at, dalâlet, ilhaddır diyen, irtica ile suçludur’ diye yazanlara” şöyle seslenir:</p><p>
“Ey insafsız hey’et! Eğer her asırda üç yüz elli milyonun kudsî ve semâvî rehberi ve bütün saadetlerinin programı ve dünyevî ve uhrevî hayatın mukaddes hazinesi olan Kur’ân-ı Mucizü’l-Beyânın tesettür ve irsiyet ve teaddüd-ü zevcat ve zikrullah ve ilm-i dinin dersi ve neşri ve şeâir-i diniyenin muhafazası haklarında gelen ve tevil kaldırmaz sarih çok âyât-ı Kur’âniyeyi inkâr etmek ve bütün İslâm müçtehidlerini ve umum şeyhülislâmları suçlu yapmak mümkünse ve mürûr-u zamanı ve müteaddit mahkemelerin beraatlerini ve af kanunları ve mahremiyet ve mahrem veçhini ve hürriyet-i vicdan ve hürriyet-i fikri ve fikren ve ilmen muhalefeti memleketten ve hükûmetlerden kaldırabilirseniz, beni bu şeylerle suçlu yapınız. Yoksa siz hakikat ve hak ve adâlet mahkemesinde dehşetli suçlu olursunuz.</p><p>
Ben de adliyenin mahkemesine derim ki: Bin üç yüz elli senede ve her asırda üç yüz elli milyon Müslümanların hayat-ı içtimaiyesinde en kudsî ve hakikatli bir düstur-u İlâhîyi üç yüz elli bin tefsirin tasdiklerine ve ittifaklarına istinaden ve bin üç yüz elli seneden geçmiş ecdadımızın itikadlarına iktidaen tefsir eden bir adamı mahkûm eden haksız bir kararı, elbette rû-yi zeminde adalet varsa, o kararı red ve bu hükmü nakz edecektir.”2</p><p>
Ömer Nasuhi Bilmen 465 büyük tefsirden bahsetmektedir. Birkaç bin de pek meşhur olmamış küçük tefsir kabul edersek, Bediüzzaman’ın bahsettiği “üç yüz elli bin tefsir” hangileridir? Kur’ân’ın “465 tefsiri” mi, “350.000 tefsiri” mi yapılmış?</p><p> </p><p>
Yarın: Ulûmü’l-Kur’ân (Kur’ân ilimleri) ve “350.000 tefsir”</p><p> </p><p>
Dipnotlar:</p><p>
1- Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi, 1974, İstanbul, B.T.Y. OFSET.</p><p>
2- Bediüzzaman Said Nursî, Şuâlar, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul, 1999, s. 373-374.</p><p> </p><p> </p><p> </p><p>
Ali FERŞADOĞLU</p><p>
<a href="mailto:" rel="">fersadoglu@yeniasya.com.tr</a></p><p>
Yeni Asya</p><p>
06 Aralık 2014, Cumartesi</p>]]></description><guid isPermaLink="false">15098</guid><pubDate>Mon, 08 Dec 2014 08:30:54 +0000</pubDate></item><item><title>Abese suresindeki adam kim?</title><link>https://forum.misawa.de/topic/15092-abese-suresindeki-adam-kim/</link><description><![CDATA[<p>Rahmân ve Rahîm (olan) Allah'ın adıyla.</p><p>
1.**Yüzünü ekşitti ve geri döndü.</p><p>
2.**Âmânın kendisine gelmesinden ötürü</p><p>
3.**Belki o temizlenecek</p><p>
4.**Yahut öğüt alacak da o öğüt ona fayda verecek.</p><p>
......</p><p> </p><p>
Cübbeli:</p><p>
<a href="http://youtu.be/qef-YvTKKGQ" rel="external nofollow">http://youtu.be/qef-YvTKKGQ</a></p>]]></description><guid isPermaLink="false">15092</guid><pubDate>Sat, 29 Nov 2014 13:44:34 +0000</pubDate></item><item><title>Sigorta caiz mi?</title><link>https://forum.misawa.de/topic/15078-sigorta-caiz-mi/</link><description><![CDATA[<p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Georgia">Değerli kardeşimiz;</span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Georgia">
Herhangi bir malı sigorta ettirip bir kazaya uğraması hâlinde sigortaya ödettirme işi, son iki asırdır İslâm âlemine de girmiş bulunmaktadır.</span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Georgia">
Buna göre dükkânını, yahut arabasını, ya da bir başka kıymetini sigorta ettiren kimse, her sene belli miktar para ödüyor, sene içinde bir kaza, bir imha vaki olmazsa ödediği paralar gidiyor, kaza olursa şirket ziyanı ödüyor.</span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Georgia">
İslâm âlimleri bu şekildeki sigorta anlaşmasını incelerken bâzı hususları dikkate veriyorlar. Nazara verdikleri hususlardan birkaçı şöyledir:</span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Georgia">
</span></span><span style="color:#000000"><span style="font-family:Georgia"><strong>1.</strong></span></span><span style="color:#000000"><span style="font-family:Georgia"> Sigorta anlaşması ticarî anlaşma şartına uymamaktadır. Şartına uysa, para yatıran, sigortanın kârına da, ziyanına da ortak olacaktır. Bu olmamaktadır.</span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Georgia">
</span></span><span style="color:#000000"><span style="font-family:Georgia"><strong>2.</strong></span></span><span style="color:#000000"><span style="font-family:Georgia"> Para yatıran kimsenin malı kazaya uğrarsa ziyan ödenmekte, uğramazsa ödenmemektedir. Demek ki bu işte bir bakıma rastgelelik vardır. Kumarda da şans yaver giderse kazanır, gitmezse kazanılmaz.</span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Georgia">
</span></span><span style="color:#000000"><span style="font-family:Georgia"><strong>3.</strong></span></span><span style="color:#000000"><span style="font-family:Georgia"> Sigorta bir ziyanın ödemesini yaparken kendi parasından ödeme yapmamakta, diğer ortaklardan alarak biriktirdiği paradan ödeme yapmaktadır. Hâlbuki diğer ortaklar kendi paralarından </span></span><span style="color:#000000"><span style="font-family:Georgia"><em>"falan kimsenin ziyanı ödensin" </em></span></span><span style="color:#000000"><span style="font-family:Georgia">diye para yatırmamaktadır.</span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Georgia">
</span></span><span style="color:#000000"><span style="font-family:Georgia"><strong>4.</strong></span></span><span style="color:#000000"><span style="font-family:Georgia"> Sigorta şirketleri faizli işlerle iştigal etmekte, sigortalılardan aldıkları sigorta paralarıyla faizli servetler toplamaktalar. Demek ki sigorta şirketi bir yardım şirketi değil, bir kazanç şirketidir. Evhamı tahrik edilen nice kimselerden alınan paraları toplayıp, büyük yekûn teşkil eden sermayeyi kendilerinde toplamaktalar.</span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Georgia">
Sigortayı arzettiğimiz cihetleriyle inceleyen İslâm âlimleri, zikredilen şartlarından dolayı meşrû bir kuruluş olarak görmemekteler. </span></span><span style="color:#000000"><span style="font-family:Georgia"><strong>Nitekim Dünya İslâm Birliği’nin ittifaka yakın şekilde aldığı kararda da bu mevzuda kısaca şu görüşlere yer verilmektedir:</strong></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Georgia">
</span></span><span style="color:#000000"><span style="font-family:Georgia"><strong>1.</strong></span></span><span style="color:#000000"><span style="font-family:Georgia"> Sigorta şirketine ödeme yapılması hâlinde fâhiş aldanma vardır. Çünkü bir kazaya uğramazsa ödenen paralar gider. Piyangoda olduğu gibi. Piyangoda da çıkmazsa ödenen para gider, hak istenemez.</span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Georgia">
</span></span><span style="color:#000000"><span style="font-family:Georgia"><strong>2.</strong></span></span><span style="color:#000000"><span style="font-family:Georgia"> Sigortada faiz meselesi de vardır. Ödenen para sonra aynen geri verilse zaman içinde kullanma fâizi vardır. Fazla verilse fazlası fâizdir.</span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Georgia">
</span></span><span style="color:#000000"><span style="font-family:Georgia"><strong>3. "Meşrû sebep olmaksızın birbirinizin malını almayınız."</strong></span></span><span style="color:#000000"><span style="font-family:Georgia">, meâlindeki âyete de zıddır. Kazaya uğrama ihtimali bir meşrû sebep olmaz.</span></span><span style="color:#000000"><span style="font-family:Georgia"><em> </em></span></span><span style="color:#000000"><span style="font-family:Georgia"><em><strong>Vehimle</strong></em></span></span><span style="color:#000000"><span style="font-family:Georgia"><em> bir kişi bir başkasının parasını alma hakkına sahip olamaz.</em></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Georgia">
</span></span><span style="color:#000000"><span style="font-family:Georgia"><strong><em>Sigorta nasıl olsa İslâmî ölçülere aykırı düşmez?</em></strong></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Georgia">
</span></span><span style="color:#000000"><span style="font-family:Georgia"><strong>1.</strong></span></span><span style="color:#000000"><span style="font-family:Georgia"> Sigortaya para yatıran kimse, sigortanın kârına, zararına ortak olmalıdır.</span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Georgia">
</span></span><span style="color:#000000"><span style="font-family:Georgia"><strong>2.</strong></span></span><span style="color:#000000"><span style="font-family:Georgia"> Kazaya uğrayanların ziyanını ödemeye, ortaklar kendi rızalarıyla karar vermelidir.</span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Georgia">
</span></span><span style="color:#000000"><span style="font-family:Georgia"><strong>3.</strong></span></span><span style="color:#000000"><span style="font-family:Georgia"> Sigorta fâiz işleriyle iştigal etmemelidir.</span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Georgia">
Demek, yangın, kazaya uğrama, sel basma,.. gibi ziyan meydana getiren felâketlere karşı Müslümanlar birleşerek bir fon meydana getirmeli, bu fonda, meydana gelecek para yardım niyetiyle ödenmeli, ziyan zuhur etmediği takdirde de hâsıl olan kârı para verenler taksim etmelidir. Böylece sigortaya para yatıranların evhamlarının tahrikiyle meydana gelen büyük sermayeyi şirket sahibi durumunda olan birkaç kişi kendilerine tahsis ederek, büyük kitleyi fakirleştirip küçük bir azınlığı zengin etme neticesine gitmiş olmamalıdır.</span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Georgia">
</span></span><span style="color:#000000"><span style="font-family:Georgia"><strong>Çıkarabileceğimiz neticeyi şöyle ifade edebiliriz:</strong></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Georgia">
</span></span><span style="color:#000000"><span style="font-family:Georgia"><em>İslâmî ölçülere uygun bir sigorta nizamı kurmak mümkündür. Bu hususta çalışma yapılmalı, dindarlar bir araya gelerek fon meydana getirmelidir. </em></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Georgia">
Cevabın sonunda bahsedilen durum şu anda ülkemizde de uygulanmaktadır. Bize verilen bilgiler, bazı sigorta şirketlerinin yardımlaşma amacına yönelik kurulduğudur. Hangi sisteme göre çalıştıklarını sormak lazım. Bu durumda böyle bir sigorta acenteliği açmak ve işletmek veya sigortalı olmak caizdir ve helaldir.</span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Georgia">
</span></span><span style="color:#000000"><span style="font-family:Georgia"><em>Selam ve dua ile...</em></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Georgia"><em>
Sorularla İslamiyet</em></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Georgia"> </span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Georgia">
</span></span></p><p>
<span style="color:#000000"><span style="font-family:Georgia"> </span></span></p><p>
<span style="color:#000000"><span style="font-family:Georgia">[h=2]Yazar[/h]</span></span><a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/author/11/ahmed-sahin.html" rel="external nofollow"><span style="color:#000000"><span style="font-family:Georgia">Ahmed Şahin</span></span></a></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Georgia"> </span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Georgia"> </span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Georgia"> </span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Georgia">
</span></span></p>]]></description><guid isPermaLink="false">15078</guid><pubDate>Tue, 18 Nov 2014 09:00:19 +0000</pubDate></item><item><title>Mouhanad Khorchide Tartismasi</title><link>https://forum.misawa.de/topic/14589-mouhanad-khorchide-tartismasi/</link><description><![CDATA[<p>İLAHİYAT UZMANINDAN TARTIŞMALI SÖZLER:</p><p>
                 <strong>Prof. Hurşit: “Allah’a inanmayan ahlaklı insanlar da Müslüman sayılır”</strong></p><p> </p><p>
                                                                        Münster Üniversitesi’nde İslam din dersi  öğretmeni yetiştirmek amacıyla açılan İslam İlahiyatı Merkezi  yöneticileri aykırı görüşleriyle gündeme gelmeye devam ediyor. Daha önce  bölümün başında bulunan Prof. Dr. Muhammad Sven Kalisch Hz. Muhammed’in  yaşamadığını iddia ederek dikkatleri üzerine çekerken, şimdiki başkan  Prof. Dr. Muhanat Hurşit ise yeni kitabında Allah’a inanmayanların da  Müslüman sayılacağını ortaya attı.</p><p> </p><p>
                 <span>http://zaman-online.de/wp-content/uploads/KHORCHIDE_01.jpg</span>İslam  İlahiyatı Merkezi yöneticileri aykırı görüşleriyle gündeme gelmeye  devam ediyor. Daha önce bölümün başında bulunan Prof. Dr. Muhammad Sven  Kalisch Hz. Muhammed’in yaşamadığını iddia ederek dikkatleri üzerine  çekerken, şimdiki başkan Prof. Dr. Muhanat Hurşit ise yeni kitabında  Allah’a inanmayanların da Müslüman sayılacağını savunuyor.</p><p> </p><p>
 İslam İlahiyatı Merkezi Başkanı Prof. Dr. Muhanat Hurşit’in (Mouhanad  Khorchide) geçen sene ekim ayında yayımlanan “İslam Rahmettir” (İslam  ist Barmherzigkeit / Modern Bir Dinin Ana Hatları) isimli kitabında yer  alan görüşlere Müslümanlardan itiraz var.</p><p>
 Almanya Müslümanları Merkez Konseyi’nin bilim danışmanlarından Dr.  Mohammed Khallouk, Hurşit’in kitabında savunduğu tezlerin İslam  kaynaklarında dayanağı olmayan, kendi keyfi görüşleri olduğunu ifade  etti. Khallouk, Prof. Hurşit’in Alman kamuoyunun kabul edebileceği bir  İslam anlayışını anlatma çabasında olduğunu vurguladı.</p><p>
 İslam.de isimli internet sitesinde yayınlanan yazısında Dr. Khallouk,  Prof. Hurşit’in kitabını İslam ilahiyatı açısından eleştiriyor. Prof.  Muhanad Hurşit söz konusu kitabında İslam’da dini ibadetler ve ahlak  boyutunu ayırırken ibadetleri yerine getirip de ahlaki davranış  sergilemeyenleri eleştirmişti.</p><p>
 Bu bağlamda “Genel İslam” (İslam im Allgemeinen) ve “Özel İslam”  (İslam im spezifischen Wege) ayrımına gitmiş ve bunun sonucunda ibadet  yapmayan ve hatta Allah’a inanmayanların bile hayatlarında sevgi ve  yüksek bir ahlaki düzey sergilemeleri durumunda Müslüman sayılacağını  iddia etmişti.</p><p>
 AYNI YOLDAN HIRİSTİYAN İLAHİYATÇILAR DA GİTTİ</p><p>
 Dr. Mohammed Khallouk “İslam’da keyfiliğe karşı” başlığını taşıyan  yazısında Prof. Hurşit’in Alman kamuoyunun kabul edebileceği bir İslam  anlayışını dile getirme derdinde olduğunu söylüyor.</p><p>
 Aynı davranışı kilise kurumu ile ters düşme pahasına ve kilise  karşıtı çevrelerce alkış alma uğruna Hıristiyan ilahiyatçıların da  sergilediğinin altını çizen Dr. Khallouk, ancak bu tavrın bir sonuç  getirmediğini şu sözleri ile dile getiriyor: “Burada niyet iyi olabilir.  Ancak bu tavrın şöyle bir trajedisi de söz konusudur ki, bu şekilde  dine yönelik kabul artmamaktadır. Ama diğer taraftan ilahiyatçı ve din  bilimcilere atıfta bulunan dinde keyfilik tutumu yaygınlaşmaktadır.”</p><p>
 Dr. Khallouk yazısında bir taraftan Prof. Hurşit’in İslam’ı sadece  ibadet boyutu ile algılayan ve yaşayan, ancak hayatında İslam ahlakının  güzelliğini yansıtmayanlara eleştirisini anladığını, İslam’ın sadece  ibadet boyutuna indirgenemeyeceğini belirtiyor.</p><p>
 “İSLAM İÇİN İBADET DE GEREKLİDİR, AHLAK DA”</p><p>
 Dr. Khallouk, Genel İslam ve Özel İslam ayrımına gitmenin ve İslam’ı  ibadet boyutundan da arındırarak sadece ahlaki boyutuna indirgemenin  sakıncalarını dile getirdi. Dr. Khallouk, “Eğer dini sadece ibadet  boyutuna indirgemek, ahlaki boyutunu unutmak İslam değilse aynı şekilde  dini sadece ahlaka indirgemek ve ibadet boyutunu görmemezlikten gelmek  de İslam olmasa gerek” tespitinde bulundu.</p><p>
 Dr. Khallouk, şöyle devam etti: “Eğer iddia ettiği gibi Hurşit için  Allah’a yönelmek bu kadar önemli ise, o zaman kendisinin Allah’a  yönelmeyen ve ibadetleri de bilerek veya bilmeyerek yerine  getirmeyenleri de İslam çerçevesinde görmemesi lazım. Böyle olanları  -bazı kökten dincilerin yaptığı gibi- toplumdan dışlamamalı ve onlara  kibirle yaklaşmamalıdır, ancak İslam için özel İslami kural ve ibadet  ritüellerinin de ayrılmaz bir unsur olduğunda da ısrar etmelidir.”  İSMAİL KUL – BERLİN, ZAMAN 12.02.2013</p>]]></description><guid isPermaLink="false">14589</guid><pubDate>Mon, 04 Mar 2013 08:16:32 +0000</pubDate></item><item><title><![CDATA[Risale-i Nur Külliyat'&#305;n&#305;n tek tek yaz&#305;l&#305;&#351; tarihleri]]></title><link>https://forum.misawa.de/topic/14950-risale-i-nur-k%C3%BClliyat305n305n-tek-tek-yaz305l305351-tarihleri/</link><description><![CDATA[<p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman">[h=1]</span></span><span style="color:#000000"><span style="color:red"><span style="font-family:Times New Roman">Risale-i Nur Külliyat'ının tek tek yazılış tarihleri</span></span></span><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman">[/h]</span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman">
</span></span><span style="color:#000000"><span style="color:#242424"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Tahoma">Hangi bölüm ne zaman yazıldı?</span></span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman">
</span></span></p><p>
<span style="color:#000000"><span style="color:#0000FF"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana"><span style="text-decoration:underline"><strong>Risale Haber-Haber Merkezi</strong></span></span></span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana"> </span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
Ortalama 6 bin sayfayı bulan </span></span></span><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana"><strong>Risale-i Nur Külliyatını oluşturan eserlerin yazılış tarihleri </strong></span></span></span><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">merak konusu oluyor. Bu konudaki çalışmayı </span></span></span><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana"><strong>Doç. Dr. Niyazi Beki </strong></span></span></span><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">yaptı. İşte telif tarihleri:</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana"> </span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
</span></span></span><span style="color:#000000"><span style="color:#FF0000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana"><strong>ESKİ SAİD DÖNEMİ ESERLERİ</strong></span></span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana"> </span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
</span></span></span><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana"><strong>Eserin Adı / Telif Tarihi / İlk Baskı Tarihi</strong></span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana"> </span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- Divan-ı Harb-i Örfî (1909/1911)</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- Hutbe-i Şâmiye (1911/1911 Ar.)</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- Devâü'l-Ye's (1911/1911)</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- Münâzarat (1911/1911)</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- Muhâkemât (1911/1911) Badıllı, bu eserin ilk baskı tarihini 1921 olarak vermiştir. (Bkz. Tarihçe, /280); Hâlbuki bende "Konstantiniyye Matbaa-i Ebuzziya, (Osmanlıca’dan Latince’ye tıpkı basımı gerçekleştirilmiş.) 1327/1911" tarihli Muhâkemât mevcuttur. Şahiner’de de elimizdeki bu eserin kilişesi mevcuttur. (Bkz. Şahiner, s. 117),</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- Reçetetü'l-Avâm (1911/1912 Ar.)</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- Reçetetü'l-Havass (Saykalü'l-İslâm) (1911/1912 Ar.)</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- Nutuk- 1 (1908-1909/1912)</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- Teşhîsü'l-İllet (1911/1912)</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- İşârâtü'l-İ'câz fî Mazanni'l-Îcâz (1914-1916/1918)</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- Bediüzzaman'ın Tarihçe-i Hayatı (1919/1919)</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- Noktatun min Nuri Mârifetillah (Nokta) (1919/1919)</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- Hakikat Çekirdekleri-1 Seçme Vecizeler (1920/1920)</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- Sünûhat (1920/1920)</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- Hutuvât-ı Site (1920/1920)</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- Hakikat Çekirdekleri-2 (1921/1921)</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- Kızıl İ'câz (1899/1921)</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- Lemeât (1921/1921)</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- Şuaat (1921/1921)</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- Rümûz (1921/1921)</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- Tulûat (1921/1921)</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- İşârât (1921/1921) (Badıllı, Eski Said'in eserleri arasında bu eseri yazmamıştır. (Bkz. a.g.e., 1/354) Abdurrahman Nursî'nin yazdığı Tarihçe-i Hayatin zeylinde bu eser de yazılmıştır. (Bkz. Abdurrahman, s.680)</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- Katre (1922/1922 Ar.)</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- Zeylü'l-Katre(1922/1922 Ar.)</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- Habbe(1922/1922 Ar.)</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- Zeylü'l-Habbe (1922/1922 Ar.)</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- Zerre(1922/1922 Ar.)</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- Şemme(1922/1922 Ar.)</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- Zeyl(1922/1922 Ar.)</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- Zühre(1923/1923 Ar.)</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- Zühr’enin Zeyli(1923/1923 Ar.)</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- Hubab(1923/1923 Ar.)</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- Zeyl’l-Hubab(1923/1923 Ar.)</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana"> </span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
-Lemeât, Tulûat, Sünûhat, Nokta, Kızıl İ'câz, Rumuz, İşârât, Hutuvât-ı Site, Hakikat Çekirdekleri -birinci cüz, ikinci cüz- adlı eserler, Bediüzzaman Darü’l-Hikmet'te iken kaleme almıştır. (Bkz. A. B., s.680. Adı geçen eserlerle birlikte Münâzarat, İki Mekteb-i Musibetin</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
Şehâdetnâmesi, Nutuklar, Makalelerve Muhâkematadlı eserler de Eski Said'in eserleri olarak Osmanlıca yazılmış olan Âsâr-ı Bedîiyye adlı mecmuada toplanmıştır.)</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana"> </span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
Ayrıca 1899-1906 yılları arasında yukarıda adı geçen "Kızıl İ'câz" adlı Arapça kitabının yanında, yine Arapça bir mantık kitabı olan "Tâlikat” adlı eser ile, matematik ve fizyonomi ile ilgili iki kitap daha telif ettiği, ancak bu son iki kitabın bir yangın sırasında yandığı bilinmektedir. Risale-i Nurları Arapça'ya çeviren değerli ilim adamı İhsan Kasım Salihî’nin "Saykalü’l-İslâm" adı ile neşrettiği bir mecmuada, “Tâlikat” isimli eser de neşredilmiştir. Buna göre Eski Said'in elimizde mevcut eserlerin sayısı 34 tanedir. Kayıp olduğu bildirilen iki eserle bu sayı 36’dır. (Eski Said'in eserleri için bkz. Badıllı, Tarihçe, 1/130, 280, 354.)</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana"> </span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
</span></span></span><span style="color:#000000"><span style="color:#FF0000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana"><strong>YENİ SAİD DÖNEMİ ESERLERİ</strong></span></span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana"> </span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
Yeni Said dönemi eserleri 1926’dan 1949'a kadar yaklaşık 22-23 yıllık bir zaman zarfında peyderpey yazıldığı gibi, peyderpey de neşredildi. Bu sebeple eserlerin ilk baskı yerlerini veremiyoruz. Ulaşabildiğimiz kadarıyla telif tarihlerini vermekle yetineceğiz.</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana"> </span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
Eserin Adı / Telif Tarihi </span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- Et Tefekkürü el-İmaniyyu er-Refî' (1918-1930)</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- Nur'un İlk Kapısı (1925)</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- Sözler (1926-1930)</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- Mektubat (1929-1934) </span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- Barla Lahikası (1926-1935)</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- Lem'alar (1932-1936)</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- Şualar (1936-1949)</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- Kastamonu Lahikası (1936-1943)</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- Emirdağ Lâhikası-I (1944-1947)</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- Emirdağ Lâhikası-II (1949-1960)</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- Nur Aleminin Bir Anahtarı (1953)</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana"> </span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
Yukarıda zikredilen risalelerin çoğu Barla ve Isparta merkezinde telif edilmiştir. Bediüzzaman burada ikamet ettiği yaklaşık dokuz sene zarfında 126 eser telif etmiştir. (Bkz. Badıllı, Tarihçe, 2/709) Abdulkadir Badıllı'nın yaptığı araştırmaya göre Bediüzzaman'ın gerek Eski Said ve gerekse Yeni Said döneminde telif ettiği eserlerin toplam sayısı 196'dır. (Bkz. Badıllı, Tarihçe, a.g.y.; Bediüzzaman'ın eserleri için ayrıca bkz. Şahiner, a.g.e.; S. Recep, a.g.e.; el-Aşur, a.g.e. el-Vasîf, a.g.e.; Asım el-Hüseynî, a.g.e.)</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana"> </span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
</span></span></span><span style="color:#000000"><span style="color:#FF0000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana"><strong>SÖZLER'İN TELİF TARİHLERİ VE YERLERİ</strong></span></span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana"> </span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- Birinci Söz - 1926 - Barla</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- On Dördüncü Lem'anın İkinci Makamı-1934 - Barla (Tahminen)</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- İkinci Söz - 1926 - Barla</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- Üçüncü Söz - 1926 - Barla</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- Dördüncü Söz - 1926 - Barla</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- Beşinci Söz - 1926 - Barla</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- Altıncı Söz - 1926 - Barla</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- Yedinci Söz - 1926 - Barla</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- Sekizinci Söz - 1926 - Barla</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- Dokuzuncu Söz - 1926 - Barla</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- Onuncu Söz - 1928 - Barla (1342)</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- Onuncu Sözün İkinci Zeyli - 1935-36 - Eskişehir Hapsi</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- Onuncu Sözün Üçüncü Zeyli - 1936 - Eskişehir Hapsi</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- Onuncu Sözün Dördüncü Zeyli - 1927 - Barla</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- Onuncu Sözün Beşinci Zeyli - 1934 - Barla</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- On Dördüncü Sözün Zeyli - 1933 - Barla</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- On Sekizinci Söz - 1927 - Barla</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- Yirminci Sözün Birinci Makamı - 1930 - Barla</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- Yirminci Sözün İkinci Makamı - 1926 - Barla</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- Yirmi Birinci Söz - 1926 - Barla</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- Yirmi İkinci Söz - 1926 - Barla</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- Yirmi Üçüncü Söz - 1929 - Barla</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- Yirmi Beşinci Söz - 1927 - Barla</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- Yirmi Beşinci Sözün Birinci Zeyli- 1938 - Kastamonu</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- Yirmi Beşinci Sözün İkinci Zeyli - 1943-44 - Denizli Hapsi</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- Yirmi Yedinci Söz ve Zeyli - 1929 - Barla</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- Yirmi Sekizinci Söz - 1928 (Tahminen) - Barla</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- Yirmi Dokuzuncu Söz - 1928-30 - Barla</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- Otuzuncu Söz - 1928-30 - Barla</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- Otuz Birinci Söz - 1928-30 - Barla</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- Otuz İkinci Söz - 1928-30 - Barla</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- Otuz Üçüncü Söz - 1928-30 - Barla</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana"> </span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
Not: Sözler, genel olarak 1926-1934 Barla döneminde tamamlanmıştır.</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana"> </span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
</span></span></span><span style="color:#000000"><span style="color:#FF0000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana"><strong>MEKTUBAT'IN TELİF TARİHLERİ</strong></span></span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana"> </span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- Birinci Mektup - 1929 - Osmanlıca Lem'alar</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- İkinci Mektup - 1930 - Son Şahitler, s. 754</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- Üçüncü Mektup - 1930 - Aynı eser, s. 67 Çam Dağı'nda yaz ayları, - 1930 - Aynı eser, s. 67</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- Dördüncü, 5. ve 6. Mektuplar - 1930-1931 - Tahminen</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- Dokuzuncu Mektup - 1930 - Son Şahitler, s. 47</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- On Üçüncü Mektup - 1929 - Mektubat, s. 48</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- On Altıncı Mektup - 1930-1931 - Mektubat, s. 47</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- On Altıncı Mektubun Zeyli - 1931 - Osmanlıca Lem'alar, s. 96</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- On Yedinci Mektup - 1930 - Son Şahitler-3, s. 43</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- On Dokuzuncu Mektup - 1929 - Osmanlıca Sikke-i Tasdik-i G.,s. 70</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- Yirminci Mektup - 1928 - Aynı eser, s. 78</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- Yirmi Üçüncü Mektup - 1933 - Son Şahitler-1, s. 42</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- Yirmi Dördüncü Mektup - 1928 - Osmanlıca Sikke-i Tasdik-i G., s. 78</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- Yirmi Altıncı Mektup - 1932 - Aynı mektubun ifadesi</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- Yirmi Altıncı Mektub İkinci Kısım -1931 - Aynı mektubun ifadesi</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- Yirmi Yedinci Mektup - 1929-1960 - Lâhikaların tamamı</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- Yirmi Sekizinci Mektub 1. Parça - 1931 - Tahminen</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- Yirmi Sekizinci Mektup 2. Parça - 1933 - Aynı mektubun ifadesi</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- Yirmi Dokuzuncu Mektup 1. Kısım - 1934 - Son Şahitler, s. 42</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- Otuzuncu Mektup,(İşarat-ül İ'caz)- 1916 - Baskı tarihi</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- Otuz İkinci Mektup, Matbu Lemeat - 1921 - Baskı tarihi</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- Otuz Üçüncü Mektup, (Pencereler)- 1929 - Tahminen</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana"> </span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
</span></span></span><span style="color:#000000"><span style="color:#FF0000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana"><strong>LEM'ALAR'IN TELİF TARİHLERİ VE YERLERİ</strong></span></span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana"> </span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- Birinci, 2.,3. ve 4.Lem'alar - 1932 - (Tahminen)</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- Beşinci ve Altıncı Lem'alar - Te'lif edilmediler</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- Yedinci Lem'a - 1932 - Osmanlıca Lem'alar, s. 79</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- Sekizinci Lem'a - 1933 - Osmanlıca Lem'alar, s. 79</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- Dokuzuncu Lem'a - 1932 - Osmanlıca Lem'alar, s. 79</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- Onuncu Lem'a (Şefkat Tokatları) - 1934 - (Tahminen)</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- On Birinci Lem'a - 1933 - (Tahminen)</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- On İkinci Lem'a - 1934 - Barla Lâhikası</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- On Üçüncü Lem'a(Hikmetü'l-İstiaze)-Tesbit edilemedi</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- On Dördüncü Lem'a - 1934 - (Tahminen)</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- On Beşinci Lem'a [sözler, Mektubat ve Lem'aların (On Beşinci Lem'a'ya kadar) fihristidir.]</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- On Altıncı Lem'a - 1934 - (Tahminen)</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- On Yedinci Lem'a - 1933 - Osmanlıca Lem'alar, s. 346</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- On Sekizinci Lem'a - 1934 (Kasım) - Osmanlıca Lem'alar, s. 79</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- On Dokuzuncu Lem'a - 1934 - Ramazandan sonra Isparta'da</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- Yirmi ve Yirmi Birinci Lem'alar - 1934 - Isparta</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- Yirmi İkinci Lem'a - 1934 - Isparta</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- Yirmi Üçüncü Lem'a - (Tespit edilemedi)</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- Yirmi Dördüncü Lem'a - 1934 - Isparta</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- Yirmi Beşinci Lem'a - 1934 - Isparta</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- Yirmi Altıncı Lem'a - 1934 - Isparta (Ekser ricaları)</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- Yirmi Yedinci Lem'a - 1935-36 - Eskişehir Müdafaanamesi</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- Yirmi Sekizinci Lem'a - 1935 - Eskişehir Hapsinde</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- Yirmi Dokuzuncu Lem'a - 1935 - Eskişehir Hapsinde</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- Otuzuncu Lem'a - 1935-36 - Eskişehir Hapsinde</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- Otuz Birinci Lem'a (Şualar) - - 1935-36 - Eskişehir Hapsinde</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- Otuz İkinci Lem'a - Bir cihette matbu Lemeat eseridir</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- Otuz Üçüncü Lem'a - 1921-23 - Mesnevî-i Arabî</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana"> </span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
</span></span></span><span style="color:#000000"><span style="color:#FF0000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana"><strong>ŞUÂLAR'IN TELİF TARİHLERİ</strong></span></span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana"> </span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- Birinci Şuâ - 1936 - Başındaki tarih (1938 tebyiz tarihi)</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- İkinci Şuâ - 1936 - Eskişehir hapsi</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- Üçüncü Şuâ - 1937 - Osmanlıca Kastamonu Lâhikası-2, s. 47</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- Dördüncü Şuâ - 1938 - (Tahminen)</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- Beşinci Şuâ - 1908 - Osmanlıca Kastamonu Lâhikası, s. 35 (Tebyiz tarihi)</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- Altıncı Şuâ - -- - (Tesbit edilemedi)</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- Yedinci Şuâ - 1938</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- Sekizinci Şuâ - 1942 - Osmanlıca Sikke-i Tasdik-i G., s. 90</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- Dokuzuncu Şuâ - -- - (Tesbit edilemedi)</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- Onuncu Şuâ - 1940 - (Tahminen)</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- On Birinci Şuâ - 1943-1944 - Denizli hapsi</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- On İkinci Şuâ - 1944 - Denizli hapsi</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- On Üçüncü Şuâ - 1943-1944 - Denizli hapsi mektupları</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- On Dördüncü Şuâ - 1948-1949 - Afyon mahkemesi müdafaanamesi ve hapis mektupları</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- On Beşinci Şuâ - 1949 - Afyon hapsi</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana"> </span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
</span></span></span><span style="color:#000000"><span style="color:#FF0000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana"><strong>ASÂ-YI MÛSÂ'NIN TELİF TARİHLERİ</strong></span></span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana"> </span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- Asâ-yı Mûsâ'dan 1. Kısım (11.Şuâ) -1943-1944 - Denizli hapsi</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- Birinci Hücceti İmâniye(7. Şuâdan)-1938 - Osmanlıca Sikke-i Tasdik-i G., s. 90</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- İkinci Hüccet-i İmâniye(32.Sözden)-1928-1930 - Barla</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- Üçüncü Hüccet-i İmâniye (23.Lem'a)-(Tespit edilemedi)</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- 4.ve 5. Hüccet-i İmâniyeler - 1935-36 - Eskişehir Hapsinde(30. Lem'a'dan)</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- Altıncı Hücceti İmâniye - 1928 (1342) - Barla (10. Söz'den)</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- Yedinci Hüccet-i İmâniye - 1928-30 - Barla (33.Sözden)</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- Sekizinci Hücceti İmâniye (3. Şuâ)-1937 - Osmanlıca Kastamonu Lâhikası-2, s. 47</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- Dokuzuncu Hücceti İmâniye (9. Şuâ)-Tesbit edilemedi</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- Onuncu Hücceti İmâniye(20. Mektup)-1928 - Osmanlıca Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s. 78</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
- On Birinci Hücceti İmâniye - 1926 - Barla (22.Söz'den)</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana"> </span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman"><span style="font-family:Verdana">
</span></span></span></p><p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman">
</span></span></p>]]></description><guid isPermaLink="false">14950</guid><pubDate>Tue, 12 Aug 2014 11:24:55 +0000</pubDate></item><item><title>Risaleyi anlamak zor mu? Anlamak icin ne yapabilirim?</title><link>https://forum.misawa.de/topic/1927-risaleyi-anlamak-zor-mu-anlamak-icin-ne-yapabilirim/</link><description><![CDATA[<blockquote data-ipsquote="" class="ipsQuote" data-ipsquote-username="Serbederan-19 " data-cite="Serbederan-19 " data-ipsquote-contentapp="forums" data-ipsquote-contenttype="forums" data-ipsquote-contentid="1927" data-ipsquote-contentclass="forums_Topic"><div>ama risale bizim cocuklara agir geliyor</div></blockquote><p> </p><p>
Aslinda Risaleler zannedildigi gibi agir degil. 5 yasinda ki cocuklara bile "Kücük Sözler"den okumaya baslanabilir. Hic problem olmuyor. Devamli yapinca, onlar bile kavriyorlar. <strong>Risale-i Nura, Risale-i Nurla baslanilmali. </strong> Baska kitaplarla degil.</p>]]></description><guid isPermaLink="false">1927</guid><pubDate>Sun, 08 Feb 2009 00:19:14 +0000</pubDate></item><item><title>Fethullah G&#xFC;len Tesett&#xFC;r F&#xFC;ruat meselesi</title><link>https://forum.misawa.de/topic/1940-fethullah-g%C3%BClen-tesett%C3%BCr-f%C3%BCruat-meselesi/</link><description><![CDATA[<p>
	<span style="font-size:14px;">FETULLAH GÜLENÝN BAÞ ÖRTÜSÜ HAKKINDAKÝ GÖRÜÞÜ :</span>
</p>

<p>
	<span style="font-size:14px;"> </span>
</p>

<p>
	<span style="font-size:14px;">Baþ örtüsü füruat týr(ayrýntýdýr). </span>
</p>

<p>
	<span style="font-size:14px;"> </span>
</p>

<p>
	<span style="font-size:14px;">Eskiden kadýnlar okutulmuyor diye sorguluyorlardý. Þimdi okudular. Bazýlarý da baþlarýný kapatýyorlar. Türban demeye baþladýlar. O mevzuda da ben þahsen düþüncelerimi ifade ettim. Baþýný açarsa bir insan kafir olmaz. Bu, fûruata ait bir meseledir. Amentü'nün þartlarý gibi deðildir. Ýslam'ýn esaslarýný kabul etmeme gibi bir þey deðildir. Belki en kritik bir dönemde sinirlerin çok yükseldiði, asabýn bozulduðu bir dönemde yatýþtýrýcý gibi oldu kanaatindeyim. Fakat esas bir kesim var ki, onlarýn sinirlerini hiçbir þey yatýþtýrmýyor. Sürekli ciddi bir gerilim içinde bulunuyorlar. Kendilerini de harap ediyorlar. </span>
</p>

<p>
	<span style="font-size:14px;"> </span>
</p>

<p>
	<span style="font-size:14px;">Bir de zannediyorum onlar, her gün biraz daha marjinalleþiyorlar. Bu marjinalleþme onlarý biraz daha hýrçýnlaþtýrýyor. Azaldýkça daha da hezeyana uðruyorlar. Onlar gibi düþünmüyor insanlar. Müslümanlar Avrupalý olmayý düþünüyor. Dünya ile atbaþý gitmeyi düþünüyor. Fakat onlarýn umurunda deðil. Ýnanan insanlarýn baþarýlarý bile onlara dokunuyor. Bunlar artýk açýk yani. </span>
</p>

<p>
	<span style="font-size:14px;"> </span>
</p>

<p>
	<span style="font-size:14px;">Haþiye:Hadisi þerifte buyurulu yor ki;Kim kur’an-ý kerim hakkýnda reyi(þahsi görüþü)ile söz söylerse cehennemdeki yerine hazýrlansýn.(ramuzul-ehadis)</span>
</p>

<p>
	<span style="font-size:14px;"> </span>
</p>

<p>
	<span style="font-size:14px;"> </span>
</p>

<p>
	<span style="font-size:14px;"> </span>
</p>

<p>
	<span style="font-size:14px;">Hoca, Zaman Gazetesi’ndeki bir iddiasýnda ‘Baţartüsü, tesettür füruattýr. Temel meseleler varken füruatýn kavgasýný vermek, üslup bakýmýndan yanlýþ…’ diyor. (Zaman)</span>
</p>

<p>
	<span style="font-size:14px;"> </span>
</p>

<p>
	<span style="font-size:14px;"> </span>
</p>

<p>
	<span style="font-size:14px;"> </span>
</p>

<p>
	<span style="font-size:14px;">Bediüzzaman Hazretleri ise: tesettüre; “Risale-i Nuh’un ehemmiyetli bir esasý olan tesettür þiarý…” (Kastamonu L: 262) demekle füruat deðil aksine ehemmiyetli bir esas olduðunu nazara veriyor. Ever âhirzaman fitnesinin açýk-saçaklýkla hayasýzlaþan kadýnlardan çýktýðýna dikkat çeken Bediüzzaman Hazretleri diyor ki:</span>
</p>

<p>
	<span style="font-size:14px;"> </span>
</p>

<p>
	<span style="font-size:14px;">“Âhirzamanýn fitnesinde en dehþetli rolü oynayan, taife-i nisaiye ve onlarýn fitnesi olduðu hadîsin rivayetlerinden anlaþýlýyor. Bu zamanda zýndýka dalaleti, Ýslâmiyete karþý muharebesinde, nefs-i emmarenin plânýyla, Þeytan kumandasýna verilen fýrkalardan en dehþetlisi; yarým çýplak hanýmlardýr ki, açýk bacaðýyla dehþetli býçaklarla ehl-i imana taarruz edip saldýrýyorlar.” (Gençlik Rehberi: 24)</span>
</p>

<p>
	 
</p>

<p>
	BU ADAMA DAHA NASIL MUSLUMAN DERSÝNÝZ AÇIKÇA KADINLARI NAMUSUNA LAF EDÝYOR
</p>
]]></description><guid isPermaLink="false">1940</guid><pubDate>Tue, 18 Nov 2008 04:41:35 +0000</pubDate></item><item><title>Risale-i Nurlar Tahrif Edildimi</title><link>https://forum.misawa.de/topic/14728-risale-i-nurlar-tahrif-edildimi/</link><description><![CDATA[<p><strong>Habervaktim yalan haber yayınlıyor! Risale-i Nurlar Tahrif Edilmemiştir</strong></p><p> </p><p>
Maalesef kurt dumanlı havayı sever kaidesince bugünlerde, Hocaefendi Hizmeti kadar, Risale-i Nur Cemaati hakkında da yalan ve iftira haberler yayınlanmakta ve buna maalesef dindar bazı siteler ve gazetel...er de alet olmaktadır.</p><p> </p><p>
<a href="https://3c.gmx.net/mail/client/dereferrer?redirectUrl=http%3A%2F%2Fwww.habervaktim.com%2Fhaber%2F359265%2Frisale-i-nurda-buyuk-tahrifat.html" rel="external nofollow">http://www.habervaktim.com/haber/359265/risale-i-nurda-buyuk-tahrifat.html</a></p><p> </p><p>
Ben bazı ırkçıların ortaya attığı ve dündar yayın organlarının alet olduğu tahrifat iddaialarına, Abdülkadir Badıllı Ağabeyin konuyla ilgili eserini özetleyerek ARŞİV BELGELERİ IŞIĞINDA BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ adlı eserimde belgeleriyle cevap verdim. I. Cild'kei konuyla alakalı kısmı aynen alıyor ve tahrifat iddiacılarının yüzüne çarpıyorum.</p><p> </p><p>
BEDÎÜZZAMAN’A AİT BAZI ESKİ ESERLERİNİN TAHRİFİ İDDİASI VE BU İDDİALARIN ASILSIZLIĞI</p><p>
Bu konuda Abdülkadir Badıllı’nın kaleme aldığı eser ve makaleler, başkalarının kalem oynatmasına ihtiyaç bırakmamıştır. Bilindiği gibi, Bedîüzzaman’ın daha ziyade Münâzarât, Dîvân-ı Harb-i Örfî ve Nutuk isimli eserleri tahrif iddialarına konu edildiğinden ve bu mezkûr eserlerin tamamı, 1918 yılına kadar neşredilen eserler arasında yer aldığından, konuya Ba-dıllı’nın kitaplarından ve makalelerinden özetleyerek bu cilde alacağız. En büyük delil ola-rak da, adı geçen eserlerin tamamını, Bedîüzzaman’ın tashihleriyle birlikte, bu cildin sonun-da orijinal haliyle neşredeceğiz.</p><p>
Bedîüzzaman âhir ömründe külliyatta bizzat tashihat yaparak son şeklini vermiştir ve Latin harfleriyle tamamını bastırmıştır. Ancak bazı ağabeylere, kendi zamanında bastırma-dığı bazı risale ve eserlerin sonradan neşredilmesine dair müsaadeleri olmuştur. Bedîüz-zaman’ın tarzına, tavsiye ve vasiyetine uygun olarak neşredilen eserler tahrif edilmiş anla-mına gelmez. Tahrif, ortadan kaldırma, asıllarının yerine başka fikir ve düşünceleri ikame etme anlamına gelir.</p><p>
Bedîüzzaman’ın kendilerine vasiyet ettiği ve eserleri neşretme müsaadesi verdiği tale-belerinin meşveretle yaptıkları neşir ve basma meselesi yukarıda izah edilen tahrif mana ve muhtevasına girmez. Bilakis, neşir, basım, yayım, tavzih anlamınadır. Ancak Bedîüzzaman’ın meslek ve meşrebine muhalif bazı cereyanlar var ki, onlar bazı cümle ve kelimeleri tahrif ederek külliyatı ve üstadı âlet edebilirler. Bunlar maalesef her zaman mevcuttur. Bizlerin bu cereyanlara ve fraksiyonlara karşı dikkat ve itinalı olmamız icab eder. Bunlar ise, malum ve azınlık teşkil eden gruplardır. Ancak, külliyat artık dünya insanlarının malı olmuştur.</p><p>
Klasik ve orijinal hale gelmiş olan eserler âdeta her tarafta bulunmaktadır. Bu sebebe binaen, ne kadar menfi düşünceler, faaliyetler ve tahrifler olsa da, aslına zarar vermez. Çün-kü bu eser, artık klasik hale gelmiş ve orijinal olarak dünyaya tamim edilmiştir. Artık iyileri kötülerden, faydalıları, tahrifat ve zararlılarından ayıracak olan, insanların muhakemesi, ciddiyeti, itinası ve hassasiyetidir.</p><p>
Ortada Risale-i Nur’lar tahrif olmuştur diye bir iddia var ve yıllardır devam ediyor. Bu iddiayı ortaya atan iddiacılar, gazetelere ve TV’lere konuşuyor. Delillerin tümü rivayet ve rivâyet edenler de kendileridir. Bedîüzzaman’ın, Muhammed Sıddık bey ile ilgili iddia edilen rivayeti başta olmak üzere hiç bir rivayet için kaynak ve delil göstermemiz mümkün değil-dir. Baştan sona delil ve ispat mesleğini takip eden risalelerin, gizli bir şekilde bir çuvala konup ve üstadın birinci derecede bir talebesi olmayan birisine gizli vermesi ile delilsizliğe mahkûm edilmesini kabul etmek elbette kolay değildir.</p><p>
Böyle bir iddia, muhtelif lahikalardan aldığımız aşağıdaki ifadelerle tamamen tezad teşkil etmektedir. Risale-i nur hizmetini ilgilendiren en ufak bir meseleyi dahi abilerin meş-veretine havale eden bir üstadın, hizmetin esası olan nur külliyatıyla ilgili en önemli bir meseleyi diğer bütün abilerden gizli bir şekilde halletmesini beklemek, üstadımızı çelişkili davranmakla ittiham etmek demektir ki; bundan da Allaha sığınırız.</p><p> </p><p>
1 Bedîüzzaman’ın Bazı Eski Eserlerinden Kürd ve Kürdistan Kelimeleri Çıkarıldı mı?</p><p>
"Kürdi" ifadesi yerine, "Nursi"; "Kürdistan" yerine, "Şark" yahut “Vilâyât-ı Şarkıye” ke-limelerini bizzat Bedîüzzaman koymuştur. Bunun örnekleri ekte neşredeceğimiz üç Risâle-nin aslında görülebilir. .Mahkemelerde, hâkimler bilerek ve kasdi olarak "Said-i Kürdi" diye-rek hitap ediyorlar.Zira onlar, bunu kürtçülük şekline yorumlamak suretiyle insanları Bedîüzzaman’dan uzaklaştırmayı hedefliyorlardı.</p><p>
Bedîüzzaman ise, her seferinde bunu izah ediyor. Risalelerde tahrifat diye ifade edilen hususlar, bizzat Bedîüzzaman’ın tassarrufundan geçen ve Bedîüzzaman’ın değiştirdiği ifade-lerdir. Bunun hikmeti ise birilerinin oyununa gelmemek için tedbir almaktır. Yoksa, hiç bir nur talebesinin, başka bir etnik kimliği ne inkar etmesi ve ne de ön yargılı davranması mümkün değildir.</p><p>
Bedîüzzaman’ın eski eserleri de, yeni eserleri de baştan başa nur ve huzur vermekte-dirler. Çünkü kaynakları İslâm'ın aslî pınarıdır. Taşkın hissiyat karışmadığı için, daima sırat-ı müstakim rehberli¬ğinde neşv ü nema bulmuşlardır. Nitekim Bedîüzzaman, "İki Mekteb-i Musibetin Şehâdetnâmesi" eserinde, yani 31 Mart 1325 hadisesi münasebetiyle dehşetli olan Divan-ı Harb-i Örfî Mahkemesi pa¬şalarına karşı son derece merdane savunması içeri-sinde bu husus için şöyle demiştir:</p><p>
Ey paşalar zabitler! Cemî’-i kuvvetimle derim ki, cerîdelerde neşrettiğim umum ma-kalâtımdakı umum hakaika nihayet derecede musırrım. Şayet zaman-ı mazî canibinden asr-ı saadet mahkemesin¬den adaletname-i şeriatle davet olunsam; neşrettiğim hakaiki aynen ibraz edeceğim. Olsa olsa, o zamanın ilcaatınm modasına göre bir libas giydireceğim. Şayet müs-takbel tarafına, üçyüz sene sonra tenkidat-ı ukala mahkemesinden tarih celbnamesiyle celb olunsam; yine bu hakikatleri -tevessü' ve inbisat ile çatlayan bazı yerlerini yamalamakla be-raber- taze olarak orada da göstereceğim. Demek, hakikat tahavvül etmez, hakikat haktır.</p><p>
İşte Bedîüzzaman’ın şu kat'î ifadesi, bizce mes'eleyi kökünden hal¬letmiştir. Çünkü o, sırrınca, Peygamber mirasçısı olduğu için, havadan konuşmamak, hissiyatın taşkın tesirleri altında ifa¬dede bulunmamak hakikatından nasibini almıştır.</p><p>
Öyle ise Bedîüzzaman, 1908'lerde neyi konuşmuş, neyi yazmışsa, aynısıyla hak ve ha-kikat olduğu ve el'an da ve hatta kıyamete kadar da o hakikat, lüzum-u kat'îsinin bütün ci-hetleri ve çıplaklığıyla ortada olduğu gibi; o tarihten otuzüç yıl sonra, yani 1951'lerde aynı o hakikatleri, te¬vessü' ve inbisat ile çatlayan bazı yerlerini yamalamak, ya da hâs ve hu¬sûsî iken, umumileştirmek ve bir nevi cüz'iyyetten külliyete çıkarmak gayesiyle ufak tefek bazı tasarruflarla yeniden tashih ederek neşrettiği şekliyle de elbetteki haktır, hakikattir ve ye-rindedir.</p><p>
Mesela diyelim; eskiden yazılmış bir eserinde hâs olarak "Kürd" kav¬mine hitap ettiğin-de, İslâmî milliyet çerçevesi içerisinde milliyetçilik hislerini tahrik edip intibaha getirmek niyetiyle, Rüstem-i Zâl ve Selahaddin-i Eyyûbî'lerin isimlerini yâd etmiş iken, şimdi aynı o eserini yeniden neşrettiğinde, Türk kavmini de aynı hislerden uyandırmak için Barbaros Hayreddin Paşa ve Celaleddin-i Harzemşah vesairenin isimle¬rini de beraber zikretmesiyle, meselemizin özünü ortaya koyduğunu görüyoruz.</p><p>
Yoksa, bazılarının zannı gibi, Bediüzzaman'ın eskideki nu¬tuk, makale ve kitaplarının ih-tiva eyledikleri büyük, derin ve zarurî olan o hakikatler, bilahere -az üstte izahı yapılmış tarzı ile- onun bazı tasarruflarına uğramış olmasıyla, arz-ı felata (yani çorak arazi) atılmış demek değildir. Bil'akis o eski eserlerinin dile getirdikleri aynı o hakikatler, bu¬gün daha çok kuvvetlenmiş, şiddetlenmiş ve behemehal icabların ya¬pılması zarurî hale gelmişlerdir.</p><p>
Demek ki onlar, bugünkü halleri ile bir tevessü' ve inbisat kaziyesi mucibince bir yama-lamaya tabi tutulması söz konusudur ve hususîlikten umumîliğe, cüz'îlikten küllîliğe terakki etme ve ettirme durumu vardır. Bu durumların icabına göre de, bir tasarrufu gerektirecektir. Nitekim de öyle olmuştur.</p><p>
Hal böyle iken, Hazret-i Bediüzzaman'ın o eski eserleri bir çok yer¬lerde ve kütüphane-lerde ilk vaziyetleriyle ve çokça bulunmaları karşı¬sında, yine de tahrifden bahsetmek, ta-mamen kötü niyete dayanmaktadır.</p><p>
Nitekim Hazret-Üstad, "İki Mekteb-i Musibetin Şehadetnâmesi" ese¬rini tashih ve tasar-ruflardan sonra, son şekliyle tab'ettirmek için An¬kara'ya gönderdiği zaman, onun başına şu yazıyı ilave etmiştir.</p><p>
Aziz Sıddık Kardeşim, bu tashihli tarzı hâs dostlar meşveretiyle tek¬sir edebilirsiniz. Bu musahhahın bir suretini İnebolu'ya gönderip, eski harflerle kabil ise teksir edilebilir. Madem eski zamanda iki defa tab' edilmiş, kimse itiraz etmemiş... Hem ilişmek ihtimali bulunan bazı keli¬meler de değiştirilmiş ayn-ı hakikat bir risaleciktir. Hâs dostların tensibiyle, fakat sıhhati-ne tam dikkat etmek şartıyla neşredebilirsiniz. Eski zamandan ziyade bu zamanın tam bir dersi olabilir.</p><p>
Said-i Nursi.</p><p>
Bu mevzuda pek mühim ve son derece ciddî bir husus daha vardır, o da şudur:</p><p>
1908'lerden 1914'e kadarki geçen zaman akışı içerisinde gelişen ibret-âmiz hadiselerle ve Birinci Harb-i Umumî'nin tarrakalarının ihtar et¬tiği derslerle, Hazret-i Üstadın o zaman-larda birinci derecede yürütmek istediği ve pek çok ehemmiyetle üstünde durduğu husus, Osmanlı camia¬sında İslam milletlerinin ve Alem-i İslâmın içtimaî ve büyük hizmetleri mer-halesini bir derece askıya almış ve ona, o günden itibaren artık üçüncü, dördüncü derecede bakarak, talî hizmetler sırasında bırakmış de¬sek, yanlış etmiş olmayız tahmin ediyorum. Zira o zat, mezkûr zamanlar şeridine takılı olan hâdisatı ve içindeki esrarengiz ve desiseli inkılapları gördü, ibret ve ikaz derslerini aldı.. Ve bütün kuvvetiyle ve tamam kana¬atiyle müslümanların iman ve akidelerinin takviye ve tahkim hizmetinin her şeyden önce elzemi-yetini anladı ve bütün himmet ve gayretiyle ona el attı. Hem İslâm milletlerinin tek ve yega-ne kuvvet kaynaklarının iman ve din kardeşliği içindeki tevhid ve ittihad olduğunu tama-mıyla anladı. Bu¬nun da, iman ve akideyi tahkim hizmetinden sonra, her şeyden önceki el-zemiyetini gördü. Bu yüzden o koskoca Hazret-i Bediüzzaman, mezkûr iman ve İslâm hiz-meti ve uhuvveti hizmetlerine çekirdeğinden başlamak üzere, bütün himmetiyle iman, aki-de, uhuvvet ve tevhid hizmetlerinin unvanı olan Nur Risalelerini te'lif ve neşretme vazifesi-ne koyuldu. Bu hizmetin dağdağasız ve selamet ile yürütülebilmesi için de, siyasî ve iç¬timaî mes'elelerden tamamen elini çekti. Onun yerine iman ve Kur'an hizmetinin çerçevelediği hareketler yörüngesine girdi.</p><p>
İşte, bu zaviyeden Bediüzzaman’a bakıldığı zaman, elbette de¬nilebilir ki; Onun o eski tasavvurundaki hizmetleri daima kendi makamında ve zemininde hak, lâzım ve yerinde olan şeyler olmakla birlikte, bunları bir kaç derece geri iten işler vardı ki; umum âlem-i İslâmı alakadar eden ve müşterek malı olan iman ve akideyi takviye hizmetlerinin dağdağasız yü-rütülebilmesi hatırına binaen, eskideki içtimaî hizmetleri askıya aldı. Yani bilfiil onları ta-kibten bir derece geri kaldı. Hatta o eski hizmetleri¬nin yeniden derhatır olup da, otuz-kırk sene sonra arasıra müteveccih ol¬duğunda da, yine iman hizmetinin meslek ve meşrebine göre bir renk ve bir ayar verdi ve ona göre tanzim etti. Evet, bize göre şu birinci maddenin aslî izahının kısacası böyledir ve bu kadardır.</p><p> </p><p>
2 Nüsha Farkları; Risale-i Nur'un Tashihine Ait İzin ve Ruhsat Belgeleri</p><p>
Nüsha farkı, Kur'an müstesna olarak he¬men hemen her kitabda mevcuddur. Hattâ Kur'an'ın lâfız ve keli¬meler cihetinde nüsha farkı yoksa da, kıraat tarzında çeşitli telaffuz şekli vardır. Hem, Ehl-i Sünnet Ve-l Ce¬maatın yanında Kur'an'dan sonra en mak¬bul ve mute-ber sayılan Buharî-i Şerif'de da¬hi bazı nüsha farkları bulunmaktadır. Buharî'nin İstanbul bas¬kılı Osmanlı nüshasının kenarında bu nüsha farklarına işaretler ko¬nul¬muştur. Bu böyle olunca, elbette Risale-i Nurlarda da nüsha farkları ola¬caktır. Bu farklar sadece kelime¬lerde değil, cümlelerde hattâ satırlarda da olması gayet tabiîdir. Sâir kitablardaki de öyledir.</p><p>
Evet, Risale-i Nur kitablarının nüsha farkları var¬dır, fakat aynı ma'nada ve aynı teradüfte ayrı ayrı ke¬limelerden ibarettir. Çünki, Müellif-i Muhterem uzun zaman tas¬hih vazifesinde yüzlerce, binlerce risaleyi tas¬hih ederek bu kelimeleri ilâve etmiştir. Böylece Üstaddan mu-sahhah elyazma me'haz eserlerde de bazı nüsha farkları bu¬lunmaktadır. Bu me'haz eserler, nâ¬şirlerce muhafaza edilmektedir.</p><p>
İşte şimdi biz bu gerçeğin delil ve belge¬lerini arzetmeye çalışacağız. Daha sonra da nüsha farklarının keyfiyeti hakkında ve na¬sıl ve nerelerde vâki' olduğu¬nun şekli üzerin¬de isbatlı bir araştırma yapacağız.</p><p>
Bu izin ve ruhsatlar, Risale-i Nur'un te'lifi ve neşri¬yatıyla beraber uzun müddet de¬vam etmiştir. Bütün bunları sıralayacak de¬ğiliz. Birkaç örnek vermekle ik¬tifa edece¬ğiz. Hem bu izinler, rastgele herkese veril¬miş değildir. Belki merhum Hulusi Bey gibi, Hüsrev Altunbaşak gibi bazı zât¬lara ve ay¬rıca Medreset’üz-Zehrâ erkânlarının müşterek meşveretlerine ve-rilmiştir. Bu¬nun yanın¬da, Hz. Üstad'ın hayatının son senelerinde o izinleri kaldırdığına dair bazı davranışları¬nın emareleri ve bazı ifadelerinin vârid oldu¬ğunu da tekrar hatırlatı¬rız.</p><p>
Bundan evvel dört suale cevab ve muğayyebât-ı ham¬seye dair Sabri Efendi ve Ha¬fız Ali'nin suallerine dair kısa cevabı Hüsrev ile beraber okuyunuz. Münasib gö¬rür¬seniz üçü bir-den ya Onaltıncı Lem'a veya ya¬zılma¬yan Ondördüncü Mektub makamına kaim edilsin. Hem yanlış var ise tashih eder¬siniz. Çünki cevabların aslı sünuhat olmakla beraber, tafsilâ¬tında fik-rim karışarak yanlış edebilir. </p><p>
Keş¬ki şâir olsay¬dım, bunu tekmil etseydim, de¬dim. Halbuki şiir ve nazma istidadım yok-ken yine başladım, fakat nazm ve şiir yapama¬dım. Nasıl hutûr etti ise öyle yazdım. Be¬nim vâ-risim olan sen, istersen nazma çevir, tan¬zim et.</p><p>
Verilen izin ve ruhsatlar karşısında Al¬bay H. Hulusî Bey'in bir be¬yanı:</p><p>
Sabri Efendi kardeşimiz ne güzel tak¬dir etmiş, mâşâallah, mâşâallah. Kimin haddidir ki, bu Nurlarda yanlışlık bulsun. Evet bazı iba¬reler belki edebiyat de¬nilen şeye tam muvafık düşmüyormuş. Bunda da isabet var. Çünki edebiyat satılmıyor, Kur'an'dan nur¬lar gös-teriliyor. Bu fakir kardeşiniz bu Söz¬leri okuduğum zaman Üstadımı temsil eder bir hal alıyorum. Tabiratınızla, şivenizle oku¬mak bana o kadar zevkli, lezzetli ge¬liyor ki, tarif ede-mem. Onun için bir harfe dokunma¬yı, azîm bir günah, iş¬liyorum telâkki ediyo¬rum. Ba-zan verdiğiniz selâhiyetin manevî kuv¬vetiyle nâmınıza olarak bir harfin yeri¬ni değiştiriyor ve-ya kaldırabiliyorum. İşte bendeki telâkki ve tesir bu mâhiyettedir.</p><p>
Sâlisen: Şeytanla münazara nâmındaki Birinci Mebhasdaki şeytanın mesleğine ait bazı tâbirat çok ga¬liz düşmüş. Hâşâ, hâşâ kelimesiyle ve farz-ı muhal su¬retindeki kayıdlarla ta'dil edildiği halde, yine beni titre¬ti¬yor. Sonra size gönderilen parçada bazı ufak ta'dilât vardı; nüshanızı onunla tashih edebildiniz mi? Fikrinizi tevkil ediyorum; o tâbirattan lü¬zumsuz gör-düklerinizi tayyede¬bilirsiniz.</p><p>
Bedîüzzaman, Hazretleri, Kastamonu hayatında da yine bu konuda daha geniş izin ve ruh¬satlar vermiştir. Bilhassa Taşköprülü Sâdık Bey'le Tarihçe-i Hayat'ının muhte¬vası konu-sunda yaptığı muhaberelerde daha çok ve ge¬niş tasarruf izinleri vermişlerdir. Bunlar yaz-makta ol¬duğum Tarihçe-i Hayat kitabı¬nın baş taraflarına kıs¬men kaydedildiği için, onların dışında kalan bir iki nümune arz edi¬yorum:</p><p>
Zannede¬rim ki, hakaik-ı âliye-i imaniyeyi Risale-i Nur ihata etmiş. Başka yer¬lerde arama-ya lü¬zum yok. Yalnız bazan izah ve tafsile muh¬taç kalmış. Onun için vazifem bitmiş gibi ba¬na ge¬liyor. Sizin vazifeniz devam ediyor. Ve inşâallah vazife¬niz, şerh ve izahla ve tek¬mil ve tahşi-ye ile ve neşir ve ta'lim ile, bel¬ki Yirmibeşinci ve Otuzikinci Mektubları te'lif ile ve Dokuzuncu Şua'nın dokuz makamı¬nı tekmil ile ve Risale-i Nur'u tanzim ve tertib ve tashih ile de¬vam ede-cek.</p><p>
Yirmi se¬ne evvelki Türkçe ile şimdiki Türkçenin far¬kı olduğundan, yeni Türkçe için bazı kelimat-ı Arabiyede tasarruf edildi. Siz de öyle ya¬pabilirsiniz. Risale-i Nur yirmi sene evvelki Türkçe ile konuşur. O za¬manı görmeyen gençlere teshilât olmak için bazı ta'biratı değiştirse-niz iyi olur.</p><p>
1944-1949 yıllarında Üstad, Emirdağ'ın¬da iken bu konuda verdiği izinler vardır. İki, üç nümune arz ediyo¬ruz:</p><p>
Çok faal ve imanı ve ihlâsı çok kuvvet¬li Ahmed Na¬zif evvelce yaz¬mıştı ki, Zülfikar ve Asa-yı Musa'daki mânası anlaşılmayan müşkil bazı Arabi kelimeleri ter¬cüme etmek gibi hizmeti benden isterdi. Benim şim¬diki hâlim ve devam eden hastalığım ve maddi sıkıntılarım müsaade etmi¬yor. Sizler iki ve¬ya üç zâtı bu vazife ile benim bedelime meş¬gul ediniz. Fakat çok inceden in¬ceye gitme¬sinler. Hattâ mânayı bozmayan yanlışlara çok ehemmiyet verilmesin.</p><p>
Bun¬dan sonraki kısmı, bü¬tün ömrümde görme¬diğim dehşetli ve semli bir hastalık içinde yazılmış. Kusuratıma nazar-ı müsamaha ile ba¬kıl¬sın. Hüsrev münasib görmediği kısmı ta'dil, tebdil ıslah edebilir.</p><p>
Zülfikar Mecmu¬asının tashihini tamam yapamıyorum. Bir tek nüsha mu¬kabelesiz tashihi ise; yirmi se¬ne evvelki te'lif zamanına gayet kuvvetli bir kuvve-i hafıza ile girmek lâzım geliyor ki, tam tashih edilsin. Halbuki bu hastalıkta kuvve-i hafızam sönmüş hükmündedir. Fa¬kat ben şimdi baktım ki, hadsiz şükür olsun, mânayı bozacak ehemmiyetli yanlışlar pek az gör¬düm. Onun için mühim yanlışlar gör¬sem, bir lis¬tecik size gönderilecek.</p><p>
Said Nursi.</p><p>
Bu gelecek yazıda tasarruf için ruhsat izni bulun¬duğu halde, o tip izin ve ruhsatla¬rın kaldırıldığını da iş'ar ediyor:</p><p>
Saniyen: Nur'un metni, izaha ihtiyacı olsa, ya satı¬rın üstünde, ya ke¬narda hâşiye-cikler yazılsa daha münasibdir. Çünki metin içine girse, tek¬sir edilen nüs¬halar ayrı ayrı olur, tashih lâzım gelir. Hem su-i isti'male ka¬pı açılır, muarızlar istifade ederler. Hem herkes senin gibi muhakkik müdakkik olmaz, yanlış bir mâna verir, bir ke¬lime ilâve eder, ehemmiyetli bir ha-kikati kaybetmeye sebeb olur. Ben tashihatımda böyle zararlı ilâvele¬ri çok gördüm. Hem be-nim tarz-ı ifadem, bu zamanın Türkçesine uygun gelmiyor. Bir parça dik¬kat ve teenni ister. Belki bunun da bir faydası, bir hik¬meti var.</p><p>
Bedîüzzaman’ın bunlar ve benzeri bir çok izin ve ruhsatlarını hâvi söz ve beyan¬ları kar-şısında, Nur Ta¬lebelerinin nâşirler kısmının ileri ge¬lenlerinden mutlak çoğunlu¬ğu, Hz. Üs-tad'ın o tarz beyanlarını bir iltifat, bir taltif ve belki de bir sadakat imtihanı olarak te¬lâkki etmişler. Yahud da H. Hulusi Bey gibi, Risale-i Nur'un üslûbları, edeb ve edebiyatın klasik bazı kaide¬lerine uygun gel¬mese de, Risale-i Nur müellifinin şive ve ifa¬de fıtriliğini Kur'an'ın Nurlarını akset¬tirme¬de en muvafık, en münasib ve en lâyık bir üslûb görerek, ona ilişmenin en büyük bir cina¬yet olacağını kabul etmişler. Lâkin Nur Talebeleri nâşir ve kâtiblerinden (Hüs-rev Altunbaşak gibi) bazı zâtlar, Hz. Üstad'ın o izin ve ruhsatlarını ciddî telâkki ederek ken-dilerini o işde selâhiyetdar görmüşler ve ilk başlarda ufak-tefek «ve», «hem», «dır» gibi ek-leri, ilâve etmede, kendilerinde cesaret görmüşler.</p><p>
Daha sonraları, merhum Hüsrev Ağabey biraz daha cesurca hareket ederek, bazı ke-limeleri tercüme şek¬linde sadeleştirmesine, hattâ bazı keli¬melerin ve küçük bazı cümle-ciklerin kalıp ve yerlerini değiştirerek aynı mâna ve mefhumda dizilmesine kendisinde selâhiyet gördü.</p><p>
Lâkin yukarıda belirttiğimiz gibi, Nur'un diğer sâhib ve vârisleri olan, Nur fabrikasının sahibi mer¬hum şehid Hafız Ali ve hey'eti ve Bedre'li merhum Hoca Sabri gibi zâtlar ve yetkili şahsiyetler, o tarz bir cesarete su¬ret-i kat'iyyede yanaşmamışlar ve Risale-i Nur'un bir tek noktasını bile de¬ğiş¬tirmekten veya tek bir harf ilâve etmekten çekinmiş ve korkmuşlardır, İşte bu noktada, Hüsrev Ağabey'in yazdığı nüshalarla, Ha¬fız Ali ve Bedre'li Hoca Sabri ve Kuleönlü Mü¬barekler Heyetinin yazdıkları nüshalar ara¬sında böyle ufak-te¬fek nüsha farkları meydana gelmiştir. Bilâhare he¬men hemen onlar da yeni yazı neşriyatta izale edilmiş gibi-dir. Çünki, elde mevcud asıl nüsha, musahhah me'hazlarla defalarca okunmuş ve Hz. Üs-tad'ın telif¬teki asliyeti muhafaza edilmiştir. Az yukarıda arzettiğim veçhile, elle yazılan ve bilâhare Isparta ve İnebolu'nun tek¬sir makinalarıyla çoğal¬tılan Risale-i Nur nüshalarını Hz. Üstad dikkatle takib ediyor ve biz¬zat gö¬rüyor, okuyor ve tashih ediyor¬du. Cüz'î bazı nüsha farklılıklarına ziyade ehemmiyet vermiyor, mâ¬nayı bozmayan ke¬lime ve cümlelere ilişmiyor-du. Böylece her iki tarz nüshalar da çoğaldı. Hattâ İnebolu'¬nun teksir ettiği nüshalar ekseri-yetle İslâmköyü ve Kuleönü veya Bedre'li Hoca Sabri'nin yazdıkları nüshalara göre yazıldı-ğından, Hüsrev Ağa¬bey'in teksir ettiği nüshalarla bazı farklar gösterir şe¬kilde olmuştur. Bun-dandır ki; bugün me¬selâ İnebolu'¬nun bir Asâ-yı Musa'sı ile, Isparta'nın teksir ettiği bir Asâ-yı Musa'yı —her ikisi de Hz. Üstad’ın kontrolün¬den geçtiği halde— karşı¬laştırsak, bazı keli-me ve cüm¬lelerde mânaca bir, fakat suretçe bazı cüz'î değişiklikler görülür. Ama buna her-hangi bir kimsenin bir şey deme¬ye haddi ve hakkı yoktur. Çünki, onun mü¬ellifi onları gör-müş, kontrol etmiş ve düzeltmelerde bulunmuştur. Lâkin Risale-i Nur'un nüshalarını tek tarz yapmak hu¬susunda Hz. Üstad'ın herhangi bir talebi veya emri sâ¬dır olma¬mıştır. Fakat tashihat hususunda ta¬lebelerine çok mükerrer ve pek ciddî emir¬leri olmuştur. Bunun için Hz. Üstad'ın vefa¬tından sonra bir çok defa¬lar Nur mecmuala¬rı musannan nüshalarla karşı-laştırılıp son derece titizlik içinde tashihleri yapıldığı hal¬de, tek tarz nüsha yapmak teşebbü-süne te¬ves¬sül edilmemiştir. Nüsha farklarının men¬şei budur.</p><p>
Bu da iki noktadan gelmiştir:</p><p>
Birincisi: Yukarıda tafsili geçtiği üzere Bedîüzzaman’ın has bazı talebelerine bir çok de-falar gayet samimi olarak verdiği tas¬hih ruh¬satı ve tanzim izni...</p><p>
İkincisi: İlk başlarda elle çoğal¬tılan risalelerin kâtibleri içinde bazıla¬rının ya okuyama-dığı veya mâna¬sını bilemediği bazı kelimelerin imlâsında ve yazılış şeklin¬de yanlışlar düş-tüğünde veya yine kâtible-rin ya¬zarken sehven bir iki kelimeyi veya cümleyi veya satırı nok-san yazdıklarında, Hz. Üstad, bunları tashih eder¬ken o anda ve o yerde, o makamın mânâsını ifade ede¬cek olan bazı kelime veya cümleleri tashihen ilâ¬ve et¬tiği gibi, başka bir nüshayı da nadiren, aynı mânada başka kelimelerle tashih ederdi.</p><p>
Bedîüzzaman risaleleri tashih ederken herhangi bir asılla karşılaş¬tırmadan düzelt-melerde bulunur. «Ben tashihatta hayâlen te'lif zamanına gidiyorum, öyle tashih ediyo¬rum» mealindeki ifadesi; her halde ve mut¬laka, meselenin mânası cihetiyle olmak lâ¬zımdır. Çünki tashihatta harf harf, kelime kelime üzerinde durmayıp yalnız mânasını düşündüğünü ve ona göre düzeltmeler yap¬tığını görmekteyiz.</p><p>
Bu meseleye şunu da ilâve etmek gere¬kir ki: Yuka¬rıda bir nebze te¬mas edildiği üze¬re, Bedîüzzaman’ın mez¬kûr izin ve ruhsatlarıyla kendini ziya¬desiyle selâhiyetdar gören bazı zâtların tanzim işlerini çoğalt¬tığını gören Bedîüzzaman, 1949 yılından başlayarak 1953'lerde ta¬mamen durdurma cihe¬tine gitmiş ve o izin ve ruhsatları kaldırmıştır.</p><p> </p><p>
2.3 Bedîüzzaman Kendi Eserlerinde Bazı Tasarruf ve Tashihlerde Bulunmuş mu-dur? Bulunmuş ise Sebepleri Nelerdir?</p><p>
Evvela, benzeri tasarruf ve tashih meselesi bütün müellif ve musanniflerde görülmüş ve görülmektedir ve bu yüzden bir çok kitap¬larda nüsha farkları düşülmüştür. Hatta en mu'temed ve Kur'andan sonra en kudsî kitaplarda bile musannif veya müellifin sonradan yaptığı bazı ta¬sarruf ve tashihlerinden dolayı nüsha farkları vücuda gelmiş ve bunlara son-radan işaretler konulmuştur. İmam-ı Şafi'î Hazretlerinin "Kavl-i Kadim=Kavl-i Cedid" yahut “Mezheb-i Kadîm=Mezheb-i Cedîd” diye eserle¬rinde büyük tasarruflar uyguladığı fıkıh âlimle-ri nezdinde meşhur ve ma'lumdur.</p><p>
İşte, Bediüzzaman da, kendi te'lifi olan eserlerinde, hususiyle eski eserle¬rinin bazıların-da bir takım tasarruf ve tashihleri vaki' olmuştur. Ve bu durum kat'îdir, şüphesizdir. Lâkin buna rağmen, Bediüzzaman’ın mü¬barek eli ve kalemi ile yapılmış mezkûr tasarrufların var-lığı ortada iken, bazı insanları menfi yönden şüpheye sevk eden ve dedikodu içerisinde bı-rakan sebepler bizce üç noktadır.</p><p>
Birincisi: Kendisinin bizzat gözüyle görmediği bir şeyi -ne olursa olsun, kimden gelirse gelsin- kabul etmeme ve hatta inkâr etme cesare¬tini göstermedir. O ise, hakikatte vaki' olan müsbet bir işi, bir mes'eleyi, menfice inkar etmek için, bütün dünyanın her tarafını, her mekânı ve herkesi delik delik arayıp keşfettikten sonra, görülmezse "yoktur" diye¬bilir. Müs-bet şey ise, yani varlığı isbat ise, sadece o şeyin bir tekini, ya da o meselenin bir köşesini ibraz edip göstermekle, varlığı ispat edildiği için, davasını kolaylıkla ispat edebilir.</p><p>
İşte bu esaslı kaide-i Şer'iye, bu tür mes'elelerde daima kıstas ve ölçüdür ve öyle de olmalıdır. Ve bu kaide ve kıstas son derece keskindir, yanıltmaz. Şu mukaddememizin Bedi-üzzaman’ın bizzat kendi mübarek elleriyle değiştirdiği mühim bazı şeylerin klişelerini derc etmişizdir ki, şimdi halen bazı şahısların dil ve hareketleriyle bu mev¬zuda menfî yönden yapılan yayagaralar ile bir çeşit vesvese ve şüpheler üre¬ten bir ifsad mekanizmasının hüvi-yetini nasıl gösterdiklerini ispatlı şe¬kilde ibraz etmektedirler.</p><p>
Bir de, Şer'an ve dinen iki şâhid-i âdilin müşahadeye dayanan ifade ve şahitlikleridir. Yani: İki şahid deseler ki: "Biz, evet gördük ki; Hazret-i Üstad şunları şöyle yaptı." İşte iki şa-hidin birleşerek ve müşahadeye dayandırarak verdikleri bu ifade ve hüküm, hiç bir vesvese, zan ve şüphe ile zedelenemez. Üstelik o şâhidler Bediüzzaman gibi en keskin ve manevî radarlara malik bir mane¬viyat sultanının senelerce itimad edip, hâs hizmetinde bıraktığı ve manevî evlad kabul ettiği kimseler olsa!.. Evet, şu iki müsbet şer'î kaidelerden birisi, yapıl-mış bir şeyin vücudunu ispat eden en şeksiz vesikadır. İkincisi de, İki âdil şahidin ifade ve beyanları meydanda olduktan sonra, bütün dünya menfî yönden itiraz da etse, hakikatte ve şeriatça onun hiçbir de¬ğerinin olmadığını ispat eden kat'î hükümdür.</p><p>
Ama bütün bu şeksiz vesika ve kat'î hükümlere rağmen inti¬kam duygusunu, düşmanlık, öfke ve tarafgirlik kinini tatmin etmek yönünde Şia mesleğini tercih edip de, bu mesleğin sâliklerinin Kur'an'a ve sahabe-i Resulullah'a (A.S.M) dil uzattıkları gibi, şu her şeye itiraz eden ve bahanelerle şüpheler üreten mu'terizler yollarında devam ederlerse, hi¬dayet ancak Allah’tandır, der ona bırakırız.</p><p>
İkinci Nokta: Risale-i Nurun iman ve Kur’an hakikatlarını fevkalade izah eden mesle-ğini bilmeyen ve Bedîüzzaman’ın manevî şahsiyetini tam idrâk edemeyen bazı kimseler, ba-sit zihinlerine göre hariçte, orada burada bazı malumat ve mes'eleleri toplar, getirir ve ken-di zihninin bulanık ayinesinden baka¬rak, onları en doğru ve hakikatli şeyler olarak telakkî eder, sonra da gelir; Risale-i Nurun o meseledeki kafacığına uymayan hükmünü yanlış görür ve kendi ken¬dine karar vererek der: "Risale-i Nûr'un burası tahriflidir.. Çünki benim buldu-ğuma uymuyor." der. Evet, ben şahsen böylesi bîçare insanlara çok rastlamışımdır.</p><p>
Bu meseleye bir misal olarak, Bedîüzzaman’ın "İki mekteb-i Musi¬betin Şehadetnamesi" eseri ilk matbu' nüshasında "Biz ki Kürdüz, alda¬nırız. Fakat aldatmayız. Bir hayat için yala-na tenezzül etmeyiz." cümlesi sonradan Bedîüzzaman tarafından şöyle bir tasarrufla tashih edilmiştir: "Biz ki hakikî Müslümanız ilaahir..."</p><p>
İşte bazı insanlar buna itiraz ediyor ve Üstadın tashihi değildir diyor. Çünki, hadis var: "Bir mü'min iki defa parmağını aynı deliğe sokmaz" hükmüne aykırı düşmektedir. Bu hadisin hükmüne göre, bir müslüman iki defa aldanmaz. Öyle ise bu tasarruf Üstadın olamaz diye hüküm ba¬sıyor.</p><p>
Bunlar düşünemiyorlar ki; Kürd aldanırsa, -onun bu görüşüne göre- Müslüman sayıl-maması lazım gelir. Çünkü asıl matbu' nüshada "Biz ki Kürdüz, aldanırız. Fakat aldatmayız." dır. Sonraki tasarruf görmüş nüs¬hada ise, "Biz ki hakikî Müslümanız..." ifadesiyledir. Ma’nâsı da, "Biz Kürdler ki hakikî müslümanız" olur. Başka bir ma’nâ değildir. Ortada me¬selenin bir kamuflaj durumu vardır.</p><p>
İşte, tahrif teranesini kendilerine meslek edinenler iyi bilsinler ki; yap¬tıkları iş, masum Müslüman evlatlarının kalblerini Risale-i Nur'a karşı teşviş edip bulandırmaktan başka bir-şey değildir. Hatta belki o körpe ve masum dimağların Nûr'a müştak duygularını haktan çevirmektir. Bunlar eğer Şia'nın müfterî kısmının mesleğini şiar edinmemiş iseler; Risale-i Nur'un ailesi içerisinde bu mesele samimîce ve hususî olarak ele alınır, hakperestlik ve ka-vaid-i şeriata iltizamkârlık duyguları içerisinde tartışılır ve halledilir.. Ki zaten ortada halle-dilecek bir mes'ele de yoktur.</p><p>
Abdülkadir Badıllı, bu meseleyi "Risale-i Nur'un Te’lif ve Neşir Tarihçesi" eserimizde ve "Mufassal Tarihçe-i Hayat" kitabımızın son cildinin ahirinde ele almış ve tahlil ederek mahi-yetini ortaya koymuştur. İsteyenler bu eserlere bakabilir. Zaten biz de onun tesbitlerini hülasa eyledik.</p><p>
Üçüncü Nokta: Bedîüzzaman tarafından bazı risalelerde yapılmış olan tasarruf ve tas-hihlerin yapılması, mahiyeti ve onun bu husus¬taki izni hakkında bir nebze izahat vermek gerekmektedir.</p><p>
Bedîüzzaman’ın gerek eski eserle¬rinde, gerekse yeni eserlerinde bazı tasarruf ve tas-hihleri kat'iyyen vâki olmuştur. Bu tasarrufların en çoğu da eski eserlerinden olan "İki Mek-teb-i Musibetin Şehadetnâmesi" eseri üzerinde görülmektedir. Zeten bu esere, onu ilk neşre-den muharrir ve gazetecilerin kelimeleri çokça karıştığı meselesi de vardır. Mesela, Arapça El-Hutbet-üş Şamiye’nin bir zeyli olan "Teşhis-ül İllet" adlı eserin son kısmında, İki Mekteb-i Musibetin Şehadetnâmesi kitabından bahsederken, dipnotta: "Maalesef heyecan o eseri teşviş ettiği gibi, matbaacı da onu tahrif etmiştir” demektedir. Yine eski eserlerinden birisinin arka ka¬pağında eserlerinin isim listesi verilirken, bu kitap için "Gazetecilerin sözleri karışmasıyla bir derece müşevveş kalmıştır" demektedir.</p><p>
Bu hâle göre, İki Mekteb-i Musibetin Şehadetnâmesi eserine, o zamanlar onu neşre¬den muharrirlerin edîbâne bazı tasvirleri karışmıştır diyebiliriz. Bundan dolayı olsa gerektir ki, Bedîüzzaman, 1950'lerden sonra, onu yeniden neşrettirmeye başladığında, ayrı ayrı zaman-larda bir kaç defa tashih ve tasarruflardan geçirdi. Tasarruf görmüş nüshaların tamamı biz-de mahfuzdur. Eğer bir eserin orijinal nüshaları elde mevcut ise, asla tahriften bahsedile-meyeceğini ehli olan anlar.</p><p>
Dördüncü Nokta: Bedîüzzaman’ın müellif olarak kendi eserleri üzerinde yaptığı tasar-ruf ve tashihlerinin mahiyeti ise, umumileştirme, küllileştirme ve benzeri olan durumların hikmetleri şeklinde özetlenebilir. Bunun yanında o eserlerin ilk asıllarında orijinal hali eli-mizde bulunmaktadır ki, bu eski ve yeni nüshalar arasında, gerçek manada, -evham, vesvese ve su-i zanlar müdahele etmemek şartıyla- fazla bir fark ve ayrı¬lık yoktur.</p><p>
Küllileştirme veya umumileştirme dışında, bir de o eski eserlerin yönlerini Risale-i Nur mesleğine çevirme ve ona tabi' kılma hususu unutulmamalıdır. Zira Eski Said ile Yeni Said arasında küçük de olsa bazı farklılıkların olduğu âşikârdır. Bu hususa Bedîüzzaman bazı mektuplarında işaret buyur¬muşlardır. Yani, Bedîüzzaman’ın Eski Said tabir ettiği kendi gençliği yıllarında gerçekleştirilmesine çalıştığı sosyal ve millî mes'eleleri, Yeni Said döne-minde başlayıp açtığı iman ve Kur'an hizmeti mesleği, umum Âlem-i İslâmın müşterek malı olan iman esaslarını ispat etme ve yayma; uhuvvet-i İslamiye ve Ittihad-ı İslamı hedef alan mes'eleleri perçin¬leştirme gibi büyük ve geniş ve birinci derecede gelen mes'eleleri engel¬siz yürütmesi bakımından, eski hizmetleri üçüncü ve dördüncü plana bı¬rakması durumudur. Bu çok önemli bir noktadır.</p><p>
Hakaik-i imaniye, herşeyden evvel bu zamanda en birinci maksad olmak ve sair şeyler ikinci, üçüncü, dördüncü derecede kalmak ve Risale-i Nur'la onlara hizmet etmek en birinci vazife ve medar-ı merak ve maksud-u bizzât olmak lâzım iken; şimdiki hal-i âlem hayat-ı dün-yeviyeyi hususan hayat-ı içtimaiyeyi ve bilhâssa hayat-ı siyasiyeyi ve bilhâssa medeniyetin se-fahet ve dalaletine ceza olarak gelen gazab-ı İlahînin bir cilvesi olan harb-i umumînin tarafgi-rane, damarları ve a'sabları tehyic edip bâtın-ı kalbe kadar, hattâ hakaik-i imaniyenin elmas-ları derecesine o zararlı, fâni arzuları yerleştirecek derecesinde bu meş'um asır öyle şırınga etmiş ve ediyor ve öyle aşılamış ve aşılıyor ki; Risale-i Nur dairesi haricinde bulunan ülema-lar, belki de veliler; o siyasî ve içtimaî hayatın rabıtaları sebebiyle, hakaik-i imaniyenin hük-münü ikinci, üçüncü derecede bırakıp, o cereyanların hükmüne tâbi' olarak hemfikri olan münafıkları sever, kendine muhalif olan ehl-i hakikatı belki ehl-i velayeti tenkid ve adavet eder, hattâ hissiyat-ı diniyeyi o cereyanlara tâbi' yaparlar.</p><p>
İşte bu asrın bu acib tehlikesine karşı, Risale-i Nur'un hizmet ve meşgalesi, şimdiki si-yaseti ve cereyanlarını o derece nazarımdan iskat etmiş ki; bu harb-i umumîyi bu dört ayda merak etmedim, sormadım.</p><p>
Bedîüzzman’ın konuyla alakalı talimatı aynen şöyledir:</p><p>
Hususan eski Divan-ı Harb-i Örfîdeki müdafaatım, Risale-i Nur mesleğine uymayan bazı cümleleri tayye¬dilsin.</p><p>
Beşinci Nokta: Bedîüzzaman’ın gerek eski eserlerinin, gerekse Ri¬sale-i Nur olan yeni eserlerinin bazı yerlerinin tayy, ıslah ve tashih etme yetkisini talebelerine çokça verdiği hususudur ki, Risale-i Nur'da ve özellikle lahika mektuplarında bu izin numunelerinin mev-cudiyeti, bu eserlere aşina olan kimselerin malumudur. Lâkin burada çok mühim ve kritik bir nokta vardır ki; herhangi bir maslahat, icab veya zaruret karşı¬sında Nur talebelerinden yüksek seviyeli ve âşinâ sınıfının bazı tasarruf¬ları olmuşsa da, bunların hepsini mutlaka Bedîüzzaman görmüş ve bakmış, ya tasdik veya tashih ederek neşrettirmiş olduğu yerlerdir. Bun¬ların haricinde yoktur ve olamaz.</p><p>
Demek ki, Bedîüzzaman’ın o gibi izinleri -yukarıda geçen bir mektu¬bundan verilen pa-sajının numunesinde görüldüğü gibi- onun hayatta ol¬duğu zamana ve mutlaka nazarından geçtiği şeylere aittir. Ama Bedîüzzaman’ın vefatından sonra - ki Nurlar tamamen kemalini bulmuş, tashih ve tasarruf meselesi bütünüyle sona ermiştir., herhangi bir kimse; bilmem edebiyat adına Nurların bir tek cümlesini, hatta bir noktasını tashih veya ıslah gayesiyle tebdil edemez. Zira ki Bedîüzzaman hayatta değildir ki görsün, kontrol etsin, tashih veya tasvib etsin.</p><p>
Bedîüzzaman’ın kendi sağlığında, bazı durumlarda bir kısım eski eserleri için talebele-rine verdiği tasarruf iznini sarihan gösteren bir çok mektuplarından sadece birini takdim edelim:</p><p>
Fakat oniki adet parçalarda, (Tarihçe-i Hayat için hazırlanan Nur'un parçaları) onlar münasib görmedikleri cümleleri kaldırma¬sına onlara izin veriyorum ve ıslahı da onlara hava-le ediyorum.</p><p> </p><p>
2.4 Netice ve Bizim Bu Cilde Aldığımız Risâleler</p><p>
1- Bedîüzzaman kendi eserleri üstünde istediği kadar tasarruf ve tashih etme selahiye-tine şer'an ve aklen ve örfen sahip olduğu için, özel¬likle eski eserlerinin bir kısmının bazı yerlerini tasarrufla tashih etmiş ol¬duğunda asl şüphe bulunmamaktadır.</p><p>
2- Bu cilde ek olarak vereceğimiz üç temel eserin aslını mütalaa edenler anlayacaklar-dır, tahrif iddiaları tamamen asılsız, siyasî yahut ırkçılık virüsüyle ortaya atılan iddialardır. Bediüzzamanın kendi kalemiyle olan tasarruf ve tashihlerini gösteren bu orijinal nüshalar ortaya koymaktadır ki, ilk asıllarıyla farklılıkları göze çarpan diğer nüshaların tamamın mü-ellifi tarafından tashih görmüş olduklarını gösterir. Ya da hiç olmazsa, hayatında onun emri ve izni dahilinde bazı yerlerde ufak tefek ta'dilat yapan talebelerinin yaptıklarını görmüş olan Bedîüzzaman’ın tasdi¬kini ifade eder. Zira o gibi yerler, Bedîüzzaman’ın sağlığından beri neş¬redilip gelen yerlerdir.</p><p>
Bedîüzzaman’ın bu tashih ve tasarruflarının zahir ve ayan - beyan numunelerini gös-terdikten sonra, müsbet meseledeki şer'î ispat hakikati ortaya konmuş oluyor. Ama menfili-ğini ispat için -az üstte arz olunduğu veçhiyle- bütün dünyayı ve bütün herkesin kütübhane-lerini arayıp taradıktan sonra, görülmediği zaman belki diyebilir ki: "bu yok¬tur". Aksi takdir-de iddiaları hezeyanvâri şeylerle bir boşboğazlıkta kal¬mayıp, fesad ve ifsad hududuna dahil olmuş olur.</p><p>
3- Bedîüzzaman’ın kendi elleriyle üstünde bazı tashih ve tasarruflar icra ettiği aynı eserlerinin ilk asıllarını tamamen yok etmeye, yok saymaya veya ortadan kaldırmaya dair herhangi bir hareketi, emri, işareti ve ifadesi mevcut değildir. Öyle ise, bizim de o eski asıl-ları yok etmeye veya yok saymaya haddimiz ve hakkımız değildir. Her iki tarzını da -eğer Bedîüzzaman’a sadık talebe isek- kabul etmeye mecbur ve mükellefiz.</p><p>
4- Bedîüzzaman kendi eski eserlerinden bazılarını alıp tashih ederek ve Risale-i Nurlar-la birleştirerek, beraber neşrettiği halde, bir kısmına da hiç dokunmadan ilk asılları ile bı-rakmıştır. Mesela: Türkçe olan "Lemaat, Münazarat, İki Mekteb-i Musibet ve Muhakemât"ı ve bunlarla beraber eski olan bazı nutuk ve makalelerini ele alıp, gözden geçirip neşrettirdiği halde, “Tuluat, Rumuz, İşârât ve Şuaât" gibi diğer eserlerine ve bunlarla birlikte bir kaç nu-tuk ve makalesine dokunmadan öyle bırakmış, neşrettirmemiştir. Ama Arapça eserlerinden El-Mesneviy-ül-Arabî Mecmuasına dahil et¬tiği parçaları -bir iki zeyl müstesna- ve fakat hep-sini önemle ele almış, okumuş ve bazı tashihlerden geçirdikten sonra, Türkçe olan "Nokta" ri¬salesinin baş kısmıyla birlikte neşrettirmiştir. Aynı şekilde, eski eserlerinden Arapça "El-Hutbet-üş Şamiye"yi fazla ehemmiyetine binaen, önemle ele almış ve bizzat Hazret-i Müellif ken¬disi onu Türkçe'ye tercüme etmiş ve neşrettirmiştir. Bir müddet sonra da, kendisinin Türkçe'ye çevirmiş olduğu Hutbe-i Şamiye'sini küçük kardeşi molla Abdülmecid'e tekrar Arapça'ya çevirttirmiştir. İşarât-ül İ'caz ese¬rini zaten hem Arabî aslını hem de Molla Ab-dülmecid'e tercüme ettirdiği Türkçe'sini ve ayrıca Mesnevi-i Nuriye'yi ve onun Türkçe ter-cümesini neşrettirmişlerdir.</p><p> </p><p>
3 BEDÎÜZZAMAN GEÇİMİNİ NASIL SAĞLIYORDU?</p><p>
Bba bu masrafları nasıl karşılıyor şeklindeedîüzzaman’ın hayatı incelendiği zaman, onun evvela Doğu Anadolu’da şehirden şehire ve daha sonra Osmanlı topraklarında, Van’dan İstanbul’a, oradan Batum, Tiflis, Şam ve nihayet Rusya ve tekrar İstanbul’a seyahat-ler yaptığını ve muhtelif mekânlarda (otel, konak ve ev) kaldığını görüyoruz. İster istemez inasnların aklına acaba geçim ve yol masraflarını nasıl karşılıyordu? sorusu gelmektedir. Sadaka ve zekât kabul etmediği herkesin malumudur. Bu soruya cevap olmak üzere bazı hususları takdim edebiliriz.</p><p>
Birincisi, Bedîüzzaman’ın esir düştükten sonra kendisine düzenli olarak devletin Hilâl-i Ahmer yoluyla tahsîsât gönderdiğine dair belgeler elimizdedir.</p><p>
İkincisi, iki buçuk yıl süren esâret hayatında Kosturma’da iken de bu tahsîsâtın devam ettiğini belgelerden öğreniyoruz. Bunları kitabımızda neşrettiğimiz için kısa kesiyoruz.</p><p>
Üçüncüsü, 1909 yılından itibaren kitaplarını neşretmeye başladığını ve bunlardan gelen cüz’î gelirleri kullanabileceğini de tahmin ediyoruz.</p><p>
Dördüncüsü, Bedîüzzaman gittiği yerlerde büyük bir âlim olması hasebiyle devlet adamları tarafından ağırlanmış ve kendisine asla masraf yaptırılmamıştır. Mesela Van’da Tâhir Paşa’nın konağında uzun süre kalmıştır; herhalde Horhor Medresesine kira ödeme-miştir; Mardin’de Ensari Konağında ağırlanmıştır; Tillo’da türbede kalmıştır.</p><p>
Beşincisi, bulunduğu şehirlerde zekât ve sadaka kabul etmediği bilinen Bedîüzzaman’a devlet yetkilileri tarafından vakıflar eliyle tahsisât da ayrılmış olabilir.</p><p>
Altıncısı, Osmanlı hükümeti, Şark’ta başlayan Kürt isyanlarını teskin etmek üzere kendi-sini harcırahını vererek Batum ve Tiflis yoluyla Şark’a göndermek istemiş ve Bedîüzzaman bu harcırahı kabul etmemiştir.</p><p>
Yedincisi ve önemlisi Bedîüzzaman’ın kendi verdiği şu harika cevapta yatmaktadır ve bu cevap Cumhuriyet dönemi için de geçerlidir.</p><p>
Ehl-i dünya bana der: "Ne ile yaşıyorsun? Çalışmadan nasıl geçiniyorsun? Memleketimizde tenbelce oturanları ve başkasının sa'yi ile geçinenleri istemiyoruz."</p><p>
Elcevab: Ben iktisad ve bereketle yaşıyorum. Rezzakımdan başka kimsenin minnetini almıyorum ve almamağa da karar vermişim. Evet günde yüz para, belki kırk para ile yaşayan bir adam, başkasının minnetini almaz. Şu mes'elenin izahını hiç arzu etmiyordum. Belki bir gururu ve bir enaniyeti ihsas eder fikriyle, beyan etmek bana pek nâhoştur. Fakat madem ehl-i dünya evhamlı bir surette soruyorlar, ben de derim ki: Küçüklüğümden beri halkların malını kabul etmemek -velev zekat dahi olsa- hem maaşı kabul etmemek -yalnız bir-iki sene Dâr-ül Hikmet-il İslâmiye'de dostlarımın icbarıyla kabul etmeye mecbur oldum ve o parayı da manen millete iade ettik- hem maişet-i dünyeviye için minnet altına girmemek, bütün öm-rümde bir düstur-u hayatımdır. Ehl-i memleketim ve başka yerlerde beni tanıyanlar bunu bi-liyorlar. Bu beş seneki nefyimde, çok dostlar bana hediyelerini kabul ettirmek için çok çalıştı-lar, kabul etmedim. "Öyle ise nasıl idare edersin?" denilse, derim: Bereket ve ikram-ı İlahî ile yaşıyorum. Nefsim çendan her hakarete, her ihanete müstehak ise de; fakat Kur'an hizmeti-nin kerameti olarak, erzak hususunda ikram-ı İlahî olan berekete mazhar oluyorum. وَ اَمَّا بِنِعْمَةِ رَبِّكَ فَحَدِّثْ sırrıyla, Cenab-ı Hakk'ın bana ettiği ihsanatı yâdedip, bir şükr-ü manevî nev'inde bir-kaç nümunesini söyleyeceğim. Bir şükr-ü manevî olmakla beraber, korkuyorum ki, bir riya ve gururu ihsas ederek o mübarek bereket kesilsin. Çünki müftehirane gizli bereketi izhar et-mek, kesilmesine sebeb olur. Fakat ne çare, söylemeye mecbur oldum.</p><p>
İşte birisi: Şu altı aydır otuzaltı ekmekten ibaret bir kile buğday bana kâfi geldi. Daha var, bitmemiş. Ne mikdar kifayet {(Haşiye): Bir sene devam etti.} edecek, bilmiyorum. </p><p> </p><p> </p><p> </p><p>
Prof. Dr. Ahmed Akgunduz</p>]]></description><guid isPermaLink="false">14728</guid><pubDate>Mon, 27 Jan 2014 09:50:23 +0000</pubDate></item><item><title>Risale-i Nur'da Hristiyanlik</title><link>https://forum.misawa.de/topic/14698-risale-i-nurda-hristiyanlik/</link><description><![CDATA[<p>*</p><p>
*</p><p>
“İman edenlere karşı düşmanlık yönünden insanların en şiddetlisi olarak YAHUDİLERİ ve Allah'a ortak koşanları bulursun. Ve yine iman edenlere sevgi bakımından en yakın olarak da: "Biz hıristiyanlarız" diyenleri bulursun.</p><p>
Çünkü onların içlerinde keşişler ve rahipler vardır. Ve onlar büyüklük taslamazlar.”*** (Maide suresi: 82. Ayet)</p><p>
*</p><p>
*</p><p>
******</p><p>
"Hıristiyanlık dini o hakikate karşı tasaffi edecek, hurafattan ve tahrifattan sıyrılacak, hakaik-i İslâmiye ile birleşecek, mânen Hıristiyanlık bir nevi İslâmiyete inkılâp edecektir."* ****Bediüzzaman</p><p>
******</p><p>
"Ahir zamanda Hazret-i İsa (as) gelecek, Şeriat-ı Muhammediye ile amel edecek" mealindeki hadisin sırrı şudur ki: Ahir zamanda felsefe-i tabiiyenin (tabiat felsefesi) verdiği cereyan-ı küfriye (inkarcı hareket) ve inkar-ı uluhiyete (Allah'ı inkar) karşı İsevilik dini tasaffi ederek (arınarak) ve hurafattan tecerrüd edip (hurafelerden temizlenip) İslamiyete inkılab edeceği bir sırada, nasıl ki İsevilik şahs-ı manevisi, vahy-i semavi kılıncıyla o müdhiş dinsizliğin şahs-ı manevisini öldürür; öyle de Hazret-i İsa, İsevilik şahs-ı manevisini temsil ederek, dinsizliğin şahs-ı manevisini temsil eden Deccal'ı öldürür... yani inkar-ı uluhiyet fikrini öldürecek.”**** *(Mektubat – Said Nursi)</p><p>
*</p><p>
*******</p><p>
*</p><p>
“ Ve Kuran'a iktida (uymak, tabi olmak) ederek, o İsevilik şahsı manevisi tabi; ve İslamiyet, metbu (tabi olunan) makamında kalacak. Din-i Hak, bu iltihak neticesinde azim bir kuvvet bulacaktır. Dinsizlik cereyanına karşı ayrı ayrı iken mağlub olan İsevilik ve İslamiyet ittihad neticesinde, dinsizlik cereyanına galebe edip dağıtacak istidadında iken; alem-i semavatta cism-i beşerisiyle bulunan şahs-ı İsa (as), o din-i hak cereyanının başına geçeceğini, bir Muhbir-i Sadık (Hz. Muhammed sav), bir Kadir-i Külli Şey'in va'dine istinad ederek haber vermiştir. Madem haber vermiş, haktır; madem Kadir-i Külli Şey va'detmiş, elbette yapacaktır.”******** *(Mektubat – Said Nursi)</p><p>
*</p><p>
******</p><p>
Gayet ehemmiyetlidir.</p><p> </p><p>
“Şiddet-i şefkat ve rikkatten, bu kışın şiddetli soğuğuyla beraber manevi ve şiddetli bir soğuk ve musibet-i beşeriyeden biçarelere gelen felâketler, helâketler, sefaletler, açlıklar şiddetle rikkatime dokundu.</p><p>
Birden ihtar edildi ki: </p><p>
Böyle musibetlerde kâfir de olsa hakkında bir nevi merhamet ve mükâfât vardır ki, o musibet ona nispeten çok ucuz düşer. Böyle musibet-i semaviye masumlar hakkında bir nevi şehadet hükmüne geçiyor. </p><p>
Üç dört aydır ki, dünyanın vaziyetinden ve harbinden hiçbir haberim yokken, Avrupa’da, Rusya’daki çoluk çocuğa acıyarak tahattur ettim. O manevi ihtarın beyan ettiği taksimat bu elîm şefkate bir merhem oldu. Şöyle ki: </p><p>
O musibet-i semaviyeden ve beşerin zalim kısmının cinayetinin neticesi olarak gelen felâketten vefat eden ve perişan olanlar, eğer on beş yaşına kadar olanlar ise, ne dinde olursa olsun şehit hükmündedir. Müslümanlar gibi büyük mükâfât-ı maneviyeleri, o musibeti hiçe indirir. </p><p>
On beşinden yukarı olanlar, eğer masum ve mazlum ise, mükâfâtı büyüktür, belki onu Cehennemden kurtarır. Çünkü ahirzamanda madem fetret derecesinde din ve din-i Muhammedîye (a.s.m.) bir lâkaytlık perdesi gelmiş. Ve madem ahirzamanda Hazret-i İsâ’nın (a.s.) din-i hakikîsi hükmedecek, İslamiyetle omuz omuza gelecek. Elbette şimdi, fetret gibi karanlıkta kalan ve Hazret-i İsa’ya (a.s.) mensup Hıristiyanların mazlumları, çektikleri felâketler onlar hakkında bir nevi şehadet denilebilir. Hususan ihtiyarlar ve musibetzedeler, fakir ve zayıflar, müstebit büyük zalimlerin cebir ve şiddetleri altında musibet çekiyorlar. Elbette o musibet onlar hakkında medeniyetin sefahetinden ve küfranından ve felsefenin dalâletinden ve küfründen gelen günahlara keffaret olmakla beraber, yüz derece onlara kârdır diye hakikatten haber aldım, Cenab-ı Erhamürrâhîmine hadsiz şükrettim. Ve o elîm elem ve şefkatten teselli buldum.” (Kastamonu Lahikası)</p><p>
*</p><p>
*</p><p>
*</p><p>
*</p>]]></description><guid isPermaLink="false">14698</guid><pubDate>Fri, 27 Dec 2013 14:08:03 +0000</pubDate></item></channel></rss>
