Zum Inhalt springen
Qries Qries Qries Qries Qries Qries

Empfohlene Beiträge

Necmeddin Erbakan'ın affedilmez suçu

 

 

Üslubunu, hatta siyaset etme tarzını beğenmeyebilirsiniz. Başarılı bulup bulmamak da size kalmış. Nerden baktığınıza bağlı olarak değişir başarının tanımı. Sonuçta her iki şık için de, “Sen de haklısın” noktasına ulaşılabilir. Bazı refiklerimizin dediği gibi, “Hocam, gir içeri, yat aslanlar gibi!” çağrısında da bulunabilirsiniz. Veya, daha usul bir sesle içinizden, “Keşke girip yatsaydı da, malum zümreye bu kadar dil dökmeseydi” diye geçirebilirsiniz. Bunu yapmadığı için sitem de edebilirsiniz. Haksız da sayılmazsınız.

 

 

 

Fakat, Necmeddin Erbakan’ın neden “silinmek” istendiğini, asla göz ardı edemezsiniz. Asla tevil edemezsiniz. Asla geçiştiremezsiniz. Konunun özü budur. Onu silmek isteyenlerin, onun şahsıyla bir alıp veremeyeceği yok. Kişisel ve özel mahfillerde onlar sevdiklerini ve sempatik bulduklarını bile söylerler. Onu silmek isteyen malum odaklar, onun misyonuna düşmanlar. Ona bakmıyorlar, onun neyi ve kimi temsil ettiğine bakıyorlar. Onun üzerini çizerken, bunu esas alıyorlar. Onlar, iyi temsil etmiş-kötü temsil etmiş, üslubu şöyleymiş-böyleymiş ile uğraşmıyorlar. Malum odaklara göre Erbakan, bu ülkedeki “yersiz” zümreye karşı “yerli” damarı temsil eden bir isim olduğu için baştan suçludur. Peşinen ve yargısız. İstim arkadan gelsin. Mahkûm edilsin de, bahanesi ne olursa olsun. Yeter ki, üzeri çizilsin ve yabancılaşmış “ideolojik devlet” damarına karşı, millet damarını temsil etmenin cezasını çeksin. Dert bu. Batıcı kadrolara karşı millet damarını temsil eden Birinci Meclis’in temsil ettiği damar, bu damar.

 

 

 

Ali Şükrü Bey, Hüseyin Avni Ulaş, Mehmet Akif Bey (Ersoy) onun selefleri. Hepsi de, “gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem” dedikleri için cezalandırıldılar. Ali Şükrü Bey, Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alay komutanı Topal Osman’a öldürtüldü. Hüseyin Avni ve Mehmet Akif Beyler, bir biçimde susturuldu ve canlı cenaze muamelesi gördü. Aynı damarı 1925’te Kazım Karabekir Paşa temsil etti. O da, “biat” etmediği için cezayı hak etti ve ipten son anda kurtuldu. Aynı damarı, muvazaalı bir senaryoda rol alarak da olsa, 1931’de Fethi Okyar temsil etti. Halk onun şahsına değil, resmi ideolojiye muhalif imajına bakarak canhıraş destekledi. Rejime rağmen halkın desteğini almanın bedeli ağırdı. Ona da bu bedeli ödettiler. Ve Menderes geldi. “Yeter! Söz milletin!” dedi. Sen misin millete gücünü ve asaletini hatırlatan! Sen misin sözün millette olduğunu söyleyen! Haydi darağacına! Senin asıl suçun, bu ülkede millete millet olduğunu hatırlatmak ve ona özgüven aşılamaktır. Ona gücünü hatırlatmaktır. Onun sevgisini kazanmaktır. Bebek-Köpek davası mı? Üç-beş yüz liralık sözüm ona tırışkadan yolsuzluk davası mı? Bunlar prosedür gereği. Hani, “Siz asın, gerekçesi arkadan gelir” misali. Götürdüler ve astılar. Aslında asılan Adnan Menderes değildi. Asılan milletin gücüydü. Asılan milletin onuruydu. Asılan milletin ta kendisiydi. Ardından Demirel ve Özal. Demirel, millet damarının mirasına oturdu. O mirası yiyerek büyüdü. Millet bu damara yaslanarak ortaya çıkanın kişiliğini merak bile etmedi. Etseydi ne değişirdi, o ayrı mesele. Millet için her seçim “öç” alma fırsatıydı ve vitrinde kimin olduğu tali meseleydi. Süleyman Bey, işte bu damara yapışarak “büyüdü”.

 

Sonra dönüp kendini büyüten damarı kesti, o başka. Belki, bu damara eklemlenmenin cezasından, ancak böyle kurtulacağını düşündü. Sahiden de öyle oldu. Bu damarda siyaset yapıp da, malum odakların hışmıyla üzeri çizilmeyen bir Bayar var, bir de o. İkisinin de referansı aynı yerden. Turgut Özal bu damarı temsil etmenin bedelini ağır ödedi. Ölümünün arkasındaki sır bu. Ve Necmeddin Erbakan. Her tür hata ve noksanına rağmen o, bu damarın en özgün, en kendine özgü mensubuydu. Bu zincirin halkalarına bakın, bir trend görürsünüz. Bu, öze dönüş trendi. Bu trendde Necmeddin Erbakan halkası, öze dönüşün ivme teşkil ettiği halkayı temsil eder. Ve bu malum odaklar nezdinde büyük cinayettir. Erbakan Hoca, bu cinayetin bedelini ödüyor. Millet zincirinde özgün bir halka olmanın bedelini “Milletten çalınmış ‘devlete’ karşı, milletten yana tavır koymanın bedelini” Onun suçu sabittir. Buna hepimiz şahidiz: O, bu milleti millet yapan değerlere sadık kalmıştır, o bu vatanı vatan kılan değerlere sadık kalmıştır. O kendi değerlerine oryantalistçe bakanlar güruhuna katılmamıştır. Bu ise, birileri nezdinde affedilmez bir cürümdür. Hoca, bu cürmünün cezasını çekiyor. Gerisi laf u güzaf. Millet zincirinde halka olanın bedel ödemediği günü gördüğünüzde, bu milletin makus talihini yendiğine hükmedebilirsiniz.

 

Mustafa Islamoglu, 2006

Link zu diesem Kommentar
Auf anderen Seiten teilen

Dein Kommentar

Du kannst jetzt schreiben und Dich später registrieren. Wenn Du ein Konto hast, melde Dich jetzt an, um unter Deinem Benutzernamen zu schreiben.

Gast
Auf dieses Thema antworten...

×   Du hast formatierten Text eingefügt.   Formatierung jetzt entfernen

  Nur 75 Emojis sind erlaubt.

×   Dein Link wurde automatisch eingebettet.   Einbetten rückgängig machen und als Link darstellen

×   Dein vorheriger Inhalt wurde wiederhergestellt.   Editor leeren

×   Du kannst Bilder nicht direkt einfügen. Lade Bilder hoch oder lade sie von einer URL.

×
×
  • Neu erstellen...