Zum Inhalt springen
Qries Qries Qries Qries Qries Qries

Empfohlene Beiträge

Deve kuşunun kafasını sokabileceği kum kalmadı

Bediüzzaman Said Nursi, önemli bir hakikati anlatabilmek için devekuşuyla ilgili misaller veriyor:

Ey gaflete dalıp ve bu hayatı tatlı görüp ve âhireti unutup dünyaya tâlip bedbaht nefsim! Bilir misin, neye benzersin? Devekuşuna. Avcıyı görür; uçamıyor, başını kuma sokuyor. Tâ avcı onu görmesin. Koca gövdesi dışarıda; avcı görür. Yalnız, o, gözünü kum içinde kapamış; görmez“ (Nursi, 2012, s. 239) misalini veriyor.

„Devekuşu gibi avcıyı görür, kaçamıyor, uçamıyor. Başını kuma sokar, tâ görünmesin. Başını gaflete sokar, tâ ölüm ve zeval ve firak onu görmesin“ (Nursi, 2015, s. 298) der.

 Devekuşuna demişler, "Kanatların var, uç." O da kanatlarını kısıp "Ben deveyim" demiş, uçmamış. Fakat avcının tuzağına düşmüş. Avcı beni görmesin diye başını kuma sokmuş. Halbuki koca gövdesini dışarıda bırakmış, avcıya hedef etmiş. […] (İman etmeyen adam) devekuşu gibi başını gaflet kumuna sokar-tâ ki ecel onu görmesin ve kabir ona bakmasın ve zevâl-i eşya ona ok atmasın! […] (İman etmeyen adam), devekuşu gibi mevt ve zevâli idam mânâsında gördüğü vakit“ (Nursi, 2019, s. 145-146) diyor.

 

Misallerdeki devekuşu hiç şüphesiz insanı temsil ediyor. Özellikle nefsini dinleyen bir insanı. Avcı ise ölümün ta kendisi. Ölüm insanı kovalıyor. Ölümden ürken ve korkan insan ise, ölümü görmemek ve unutmak için kafasını kuma sokuyor. Misaldeki kum ise ölümü unutturan her şey, insanı gaflete sokan her şey, başta dünya sevgisi. Ki Peygamber Efendimiz “Dünya sevgisi bütün günahların başıdır” (Beyhakî: Şuabu’l-Îmân, 7/338, No: 10501) diye buyuruyor.

 

İnsan ölümden ürküyor, kaçıyor, görmek istemiyor. Başını kuma, yani kendisini uyuşturan, ölümü unutturan eğlencelere, bağımlılıklara dalıyor. Halbuki gaflete dalmamak ve ahireti unutmamak için Peygamber Efendimiz “Lezzetleri tahrip edip acılaştıran ölümü çok zikrediniz” (Tirmizi, Zühd, 2) diye buyuruyor.

 

Ölümden korkan insanlar tüm yatırımlarını bu dünyaya yaptıkları için, lezzetleri acılaştıran ölümü hatırlamak, onları depresyona, psikolojik sıkıntılara sokuyor. Gerçek manada lezzet alabilmeleri için, ölümü unutmak, ölümsüz bir hayat tasavvur etmeleri gerekiyor.

 

Robert Anton Wilson bu durumu bir kitabında özetle şu anlamlara gelen bir şekilde kaleme alır: “Yaşamak çok güzeldir. İnsanın tek gayesi yaşamaktır. Keyif almaktır. Eğlenmektir. Tüm lezzetleri tatmaktır. Ama arkadaşlar, öyle bir gerçek var ki, tüm lezzetleri ve eğlenceleri çekilmez hale getiriyor. Bu gerçeği durdurmamız gerekiyor. Bu gerçek: Ölümdür. Bütün elimizdeki ilim ve teknolojiyi, ölümü durdurmak için sarf ve seferber etmemiz gerekiyor. Ölümü kaldırmamız gerekiyor“ (Wilson, 1983).

 

Ölümden korkan toplumlarda tüm mezarlıklar şehirlerin uç köşelerindedir. Mezarlıkların genelde hepsi büyük duvarlarla, ağaçlarla kaplıdır. Dışarıdan neredeyse hiçbir tane mezar taşı göremezsiniz. Eğer bir mekanın mezarlık olduğunu bilmiyorsanız, asla mezarlık olduğunu anlayamazsınız. Cenaze törenine rastlamak mümkün değil.

 

Ölümü, cenazeleri, mezarlıkları hayattan uzaklaştırmakla, lezzetleri kısa bir dönem için de olsa, acılaştırmamaya gayret ediyorlar. Yani dünya nimetlerinden, keyiflerinden ve eğlencelerinden sonuna kadar istifade edebilmek için, ölümü toplumdan uzaklaştırıyorlar. Ölümün hatıra gelmemesi için her şeyini sarf ediyorlar. Ölüm ölmediği için onu hayatlarından çıkarıyorlar.


Fakat kriz ve felaket anlarında görüyoruz ki, gaflette olan insanın kafasını sokabilecek bir kumu kalmıyor. İnandığı, güvendiği tüm sistemler iflas ediyor. Bediüzzaman´ın talebesi olan Ceylan Çalışkan´ın yeğeni ve küçük yaşta Bediüzzaman´ı gören Said Çalışkan´ın değimiyle “kum bitti”. Kumun faydasız olduğu ortaya çıktı. Hiçbir kum ölüm gerçeğini yok edemedi. Öyleyse yine Bediüzzaman´ın dediği gibi ölümden korkmak yerine: „Ölümden ürküp, kabirden korkup başını çevirme. Merdâne kabre bak, dinle, ne talep eder? Erkekçesine ölümün yüzüne gül, bak, ne ister“ (Nursi, 2012, s. 239) demeli.

 

Demek ki insan bakış açısını değiştirmeli. Mana-i ismiyle değil, mana-i harfiyle olaylara bakmalı. Mana-i ismi, her şeye kendi namlarıyla bakmak demektir. Mana-i harfi ise, her şeye Cenab-ı Hak namına bakmaktır. Her sanatta, sanatkar olan Cenab-ı Allah´ı görebilmektir.

 

Başımıza gelen olayların hep üç yönü vardır. Bir yönü dünyaya bakar. Bir yönü ahirete bakar. Bir yönü de Allah´ın isimlerine bakar. Olayları ve hadisatları anlayabilmek için ahirete ve Allah´ın isimlerine bakan yüzlerini araştırmamız gerekiyor. Hikmeti anlayabilmek için bu yön önemlidir.

 

Başımızı kuma sokmak ile, ancak kendimize karanlık etmiş oluruz. Çünkü ölüm ölmüyor. Avcı geliyor.

 

 

Dr. Cemil Şahinöz

Cemil.Sahinoez@gmx.de

 

 

Kaynak

 

·       Beyhakî: Şuabu’l-Îmân. Ocak Yayıncılık: İstanbul, 2005

·       Nursi S.: Sözler. Söz Basım Yayın: İstanbul, 2012

·       Nursi S.: Şualar. Söz Basım Yayın: İstanbul, 2015

·       Nursi S.: Lem´alar. Söz Basım Yayın: İstanbul, 2019

·       Tirmizi: Sünenü’t-Tirmizi. Çağrı Yayınlar: İstanbul, 1981

·       Wilson R. A.: Die Illuminati Papiere. Rowohlt: Hamburg, 1983

Dr. Cemil Şahinöz, Risale Haber, 06.05.2020
https://www.risalehaber.com/deve-kusunun-kafasini-sokabilecegi-kum-kalmadi-21969yy.htm

Link zu diesem Kommentar
Auf anderen Seiten teilen

Dein Kommentar

Du kannst jetzt schreiben und Dich später registrieren. Wenn Du ein Konto hast, melde Dich jetzt an, um unter Deinem Benutzernamen zu schreiben.

Gast
Auf dieses Thema antworten...

×   Du hast formatierten Text eingefügt.   Formatierung jetzt entfernen

  Nur 75 Emojis sind erlaubt.

×   Dein Link wurde automatisch eingebettet.   Einbetten rückgängig machen und als Link darstellen

×   Dein vorheriger Inhalt wurde wiederhergestellt.   Editor leeren

×   Du kannst Bilder nicht direkt einfügen. Lade Bilder hoch oder lade sie von einer URL.

×
×
  • Neu erstellen...