Jump to content
Qries Qries Qries Qries Qries Qries

Recommended Posts

FETULLAH GÜLENÝN BAÞ ÖRTÜSÜ HAKKINDAKÝ GÖRÜÞÜ :

 

Baþ örtüsü füruat týr(ayrýntýdýr).

 

Eskiden kadýnlar okutulmuyor diye sorguluyorlardý. Þimdi okudular. Bazýlarý da baþlarýný kapatýyorlar. Türban demeye baþladýlar. O mevzuda da ben þahsen düþüncelerimi ifade ettim. Baþýný açarsa bir insan kafir olmaz. Bu, fûruata ait bir meseledir. Amentü'nün þartlarý gibi deðildir. Ýslam'ýn esaslarýný kabul etmeme gibi bir þey deðildir. Belki en kritik bir dönemde sinirlerin çok yükseldiði, asabýn bozulduðu bir dönemde yatýþtýrýcý gibi oldu kanaatindeyim. Fakat esas bir kesim var ki, onlarýn sinirlerini hiçbir þey yatýþtýrmýyor. Sürekli ciddi bir gerilim içinde bulunuyorlar. Kendilerini de harap ediyorlar.

 

Bir de zannediyorum onlar, her gün biraz daha marjinalleþiyorlar. Bu marjinalleþme onlarý biraz daha hýrçýnlaþtýrýyor. Azaldýkça daha da hezeyana uðruyorlar. Onlar gibi düþünmüyor insanlar. Müslümanlar Avrupalý olmayý düþünüyor. Dünya ile atbaþý gitmeyi düþünüyor. Fakat onlarýn umurunda deðil. Ýnanan insanlarýn baþarýlarý bile onlara dokunuyor. Bunlar artýk açýk yani.

 

Haþiye:Hadisi þerifte buyurulu yor ki;Kim kur’an-ý kerim hakkýnda reyi(þahsi görüþü)ile söz söylerse cehennemdeki yerine hazýrlansýn.(ramuzul-ehadis)

 

 

 

Hoca, Zaman Gazetesi’ndeki bir iddiasýnda ‘Baţartüsü, tesettür füruattýr. Temel meseleler varken füruatýn kavgasýný vermek, üslup bakýmýndan yanlýþ…’ diyor. (Zaman)

 

 

 

Bediüzzaman Hazretleri ise: tesettüre; “Risale-i Nuh’un ehemmiyetli bir esasý olan tesettür þiarý…” (Kastamonu L: 262) demekle füruat deðil aksine ehemmiyetli bir esas olduðunu nazara veriyor. Ever âhirzaman fitnesinin açýk-saçaklýkla hayasýzlaþan kadýnlardan çýktýðýna dikkat çeken Bediüzzaman Hazretleri diyor ki:

 

“Âhirzamanýn fitnesinde en dehþetli rolü oynayan, taife-i nisaiye ve onlarýn fitnesi olduðu hadîsin rivayetlerinden anlaþýlýyor. Bu zamanda zýndýka dalaleti, Ýslâmiyete karþý muharebesinde, nefs-i emmarenin plânýyla, Þeytan kumandasýna verilen fýrkalardan en dehþetlisi; yarým çýplak hanýmlardýr ki, açýk bacaðýyla dehþetli býçaklarla ehl-i imana taarruz edip saldýrýyorlar.” (Gençlik Rehberi: 24)

 

BU ADAMA DAHA NASIL MUSLUMAN DERSÝNÝZ AÇIKÇA KADINLARI NAMUSUNA LAF EDÝYOR

Link to comment
Share on other sites

Islam dininindeki esaslar füruat ve esasat diye ikiye ayrilir. Füruati ayrinti diye tercüme etmen art niyetli oldugunu gösterir. Hocaefendi Basörtüsünü hafife almiyor, onu imanin sarti gibi sunanlara cevap veriyor. Hocaefendi hickimseye basindaki örtüyü cikar dememistir. herkesi kendi vicdaniyla basbasa birakmistir. Hocaefendi vasitasiyla insanlar basini örttü basini acmadi. Hic dikkatini cekmiyormu, günden güne bizim sohbetlere gelen bayanlarin kapanmasi namaza baslamasi, dindar olmasi, kendine ceki düzen vermesi, bunudami göremiyorsunuz?

 

Link to comment
Share on other sites

[ÝHTAR: Risale-i Nur, sair kitablara muhalif olarak baþta perdeli gidiyor; gittikçe inkiþaf eder. (þualar)

 

 

 

Evet, yirmi senedenberi Kur'ân'dan ve Risale-i Nurdan baþka hiçbir kitabý yanýnda bulundurmayan ve okumayan ve hiçbir gazete ve mecmualarý bilmeyen ve istemeyen bir adam, o niyetle öyle söyleyebilir.(Siracunnur Said NURSÝ Rh)

 

 

 

Þimdi Nur talebeleri böyle mes'elelerde derse muhtaç deðildirler. Risale-i Nur, herþeyin hakikatýný beyan etmiþ. Baþka izahata ihtiyaç býrakmamýþ. Risale-i Nur onlara kâfidir. Fakat Nur talebesi olmayanlarýn ayný muhaberede, ahkâm-ý þeriat ve sünnet-i seniye esasatýna muhalif telkinatý dinlememeleri lâzým ve elzemdir. Yoksa büyük hata olur.

(Emirdað - 2 - 156)

 

 

 

Üniversitedeki genç Said'lerin hakikaten Medreset-üz Zehra'nýn Ýstanbul ve Ankara'daki vazifesini yaptýklarýna ve bu bîçare Said'e ihtiyaç býrakmadýklarýna ve Risale-i Nur'un herbir cihetle kâfi olmasýnýn bir nümunesi olarak þimdi size leffen gönderdiðimiz,

 

(Emirdað - 2 - 21)

Link to comment
Share on other sites

Allah seni islah etsin. 80 yil önce yazilmis bir eseri alipta bu zamandaki bir insana rastgele alinti yapip sanki ona cevap veriyor gibi göstermek hangi akilla bagdasir. Böyle yapan adama akilli denilebilirmi?

 

Üstadin kendisi risalei nurda farkli zamanlarda farkli insanlara farkli cevaplar vermistir. Üstad ata et aslana ot verilmez diyor. Üstad birsey okunurken "Kim demis kime demis, hangi makamda demis, neden demis" bunlara bakilir diyor. Sen ise kendi kafana göre sanal bir alemde Hocaefendiyle Üstadi carpistiriorsun. Bir kere tarzin sacma sapan böyleilim olmaz. 80 yil önceki sartlarla simdiki sartlar cok farkli. Üstad hep gid gide yumusamis ve ehli dünyaya tevazuu artmistir. Ve bu hosgörü git gide artacaktir cünkü islami bilinc azaldi bazi kesimlerde. Sen buna iygun hareket edecegine saga sola saldiriyorsun. kendine saygin olsa böyle yapmazsin. Üstad Risalei Nurda "Fethullaha selam söyleyin" diyor, sen ise fettos, fetocu falan diye kendini rezil ediyorsun. Bana gel bizim foruma gününü gör diyorsun. Oraya gelsem hepinize yeterim ama ne isim var kin nefret yuvasinda?

 

Link to comment
Share on other sites

  • 5 months later...

http://www.moralhaber.net/resimler/haberler/63039.jpg

 

GAZETECÝLER ve Yazarlar Vakfý Baþkaný Hüseyin Gülerce, Star gazetesinden Fadime Özkan'a Gülen hareketi ile ilgili bir beyanat vermiþ. Oldukça tatmin edici bir beyanat. Gülerce, AB-D'de ikamet eden Gülen Hoca-'nýn nasýl yaþadýðý, ne zaman döneceði, Ergenekon davasý, Türkiye'deki demokratikleþme zemini ve Gülen'in bu zemine kattýðý artýlar, Gülen'in eðitim hayatýna ve Türkçe'yi bir dünya dili yapma çabasýna iliþkin hasbi çabalarý konusunda bir hayli bilgi veriyor. Gülen'e duyduðu sevgiyi gayetsamimi ifadelerle anlattýðý bölüm, özellikleçarpý-cý. Gülen'i yakýndan tanýmayanlara vesempati duymayanlara, "Ne buluyorlar bu adamda hiç anlamýyorum" diyenlere, "Hayatta her þeyi anlamak zorunda deðilsiniz" gibi bir cevap oluyor o sevgi. Ayný zamanda bir tabuyu yýkýyor. Gülen'i sevmenin neredeyse suç olduðu, Gülen'e sempati beslemenin ayýplanýr bir þeyhalinegeldiði bir ülkede, çok az kimse sevgisini bu kadar samimi ve bu kadar gerçekçi bir tonlama ile aktarmayý baþarabilmiþtir. Sistem içi bültenden deðil, geniþ bir kitlenin okuduðu Star gazetesinden bahsediyoruz çünkü. "Herkes görecek, hiiii" endiþesi taþýmadan, eteðinde taþ saklamadan konuþtuðu için takdir ediyoruz. Ama bu takdirin bir sýnýrý var. O sýnýr, baþörtülü kadýnlarýn "kendilerini aldatýlmýþ hissettiði" yerde baþlýyor. Bu satýrlarý okuduðunda, okursa tabii, hiç alýnmasýn, bilsin ki, bu kendimi tutmuþ halimdir. Kendimi "aman ters bir cevap alýrým" endiþesiyle de tutuyor deðilim. Zira bilirim ki Zaman gazetesi geleneðinde lâf dalaþýna girme, polemiðe heves etme türü þeyler hoþ karþýlanmaz. Edeptendir. Bir kadýnla polemiðe girmek ise hiç ama hiç hoþ karþýlanmaz! Hem edeptendir, hem kibirden...

 

HÜSEYÝN GÜLERCE ÇYDD YETKÝLÝSÝ GÝBÝ...

 

Gülerce, Fadime Özkan'ýn F. Gülen'in 28 þubat döneminde baþörtüsüyle ilgili yaptýðý "füruattýr" açýklamasý üzerine sorduðu soruya þöyle bir cevap veriyor:

"Füruat demek, öncelikli deðil demektir. Ýslamýn þartý 5, imanýn þartý 6. Burada baþörtüsü var mý, yok... Sayýn Gülen, bu minval üzere konuþunca toplumdaki tansiyon düþüverdi. Hiç unutmuyorum, Nazlý Ilýcak, gazetesinde 'Sayýn Gülen'i tanýmýyorum, bu sözü ilk defa duydum ve ilk defa kendimi Ýslam dairesinde hissettim' diye yazdý"...

Þimdi ben günlerdir, birdin, hem de halis bir dindar tarafýndan, nasýl bu kadar "indirgenebilir" hale getirilir, ve Gülen'in 28 Þubat döneminde belki birtakým toplumsal endiþelerle yaptýðý bir açýklama, nasýl bu kadar hoptirilaylaylom bir tefsire maruz kalýr, onu düþünüyorum ve anlamakta zorlanýyorum. Sormazlar mý, "Sayýn Gülerce, 'emri bil ma'ruf nehyi anil münker' yahut 'dini teblið' iyiliði yayma, kötülükten caydýrma da Ýslam'ýn 5 þartý arasýnda deðil, ama Kur'anda çok anlam yüklenilen bir meseledir, nasýl yani?" diye.

 

Sormazlar mý, "Allah'a þirk koþmak, yani dünyevi mevzularý, dünyevi arzu ve tamah nesnelerini, dünyevi otoriteleri Allah'ýn ilahlýðý ile yarýþacak denli önemli saymak imaný yer bitirir, ama elimize tutuþturulan bu 'imanýn 6 þartý'adlý reçetede'þir-k'ten bahsedilmez bile" diye. Sayýn Gülerce'ye sormazlar mý, "Dünyanýn dört bir yanýnda okul açmak da Ýslam'ýn, ya da imanýn þartlarýndan biri deðil, o zaman niye yapýyoruz ki bunlarý?" diye.

 

Gülerce'nin Emevi-Abbasi döneminde uydurulan ve ümmete kakalanan, Kur'anýn mesajýný hükümden düþürüp Ýslam'ýn yaþanýþýný birkaç kalem ibadetle ve birkaç temel esasla sýnýrlama amacý güden bu yaklaþýmý benimsemesi çok tuhaf. Çünkü bu argüman, Türkiye'de, Gülerce'nin röportaj boyunca þikayet ettiði kesimin, dinden ve dindarlardan nefret eden ve dini yaþantýnýn kýsýtlanmasýný talep eden kimselerin kullandýðý argümanýn ayný. Onlar da "Ýslam'ýn þartý 5, bunlarýn arasýnda baþörtüsü yok" diyorlar. Ýleri gidip, Kur'anda baþý da örtmeyi gerektiren bir tesettür emrinin olmadýðýný da söylüyorlar, ilahiyatçý olmadýðým için emin olduðum bir þey var: Nur suresi 30-31 ve Ahzab suresi 59. ayetler "Baþtan aþaðý örtünme" konusunda yeterince açýk. "Efendim, ben baþýmý boynumun altýndan baþlatýyorum, demokrasi var" gibi çocuksuluklar teskin edicidir, insaný rahatlatýr, ama gerçek deðildir. Ýnanýn buna, çünkü dini modernizme uyduracaðýz diye tepinip duran ilahiyatçýlardan deðilim. Acý gerçekleri görebilen herhangi biriyim.

Kur'an emrediyor, inkar etmemek þartýyla bu emri yerine getirmeyebilirsin; emri yerine getirmemen, yahut gerektiði þekilde yerine getirememen, bu satýrlarýn yazarý gibi nefesinin kýytýrýktan tesettüre yetiyor olmasý ya da türlü türlü bahanen olabilir, "Allah affetsin" dersin ve kendinden umudu kesmeden devam edersin. Doðru, Allah'ýn rahmeti sonsuz, dilerse hayatý boyunca her melaneti iþleyen, ama tek bir kere içtenlikle/samimiyetle "Allah" diyeni affedebilir. Ama bu durum ayrý þey; bu durumdan yola çýkarak, "hem zaten Ýslam'ýn þartlarý arasýnda da yok" þeklindeki hava boþluðunu "rasyonalize etmek", bu tutumu "akýlcýlaþtýrmak" baþka þey.

Kaldý ki bu ülkede inandýðý gibi yaþamak, örtünebilmek isteyenlere engel olanlar herhalde "Allah'ýn rahmeti" gerekçesiyle yapmadýlar bunu. Yüzbinlerce genç kýzýn hayatý mahvoldu, olmaya da devam ediyor. Bir Nihal Bengisu Kara-ca'nýn þimdilik "yýrtmýþ" gibi görünmesi, birkaç babadan kalma sermayenin, iþyerinin baþýnda durup hasbelkader "iþ kadýný" görüntüsü veren baþörtülünün "kaliteli" bir yaþam sürüyor olmasý, bir miktar baþörtülünün "bakan karýsý" filan olmuþ olmasý, yüzbinlerce kadýnýn içe dönük, kocaya baðýmlý, eðitimsiz ve ekonomik özgürlükten "muaf" bir hayata mahkum kaldýðý gerçeðini hükümden düþürecek deðil. Haa tabii, sonuçta bu "kadýnýn meselesi", öyle deðil mi?

Herþey bir yana, bu kýzlar çýkýp demezler mi, "Madem hiç de þart deðildi bu baþörtüsü, o zaman bizi niye yediniz, niye kandýrdýnýz? Býraksaydýnýz o zaman, hepimiz Nazlý Ilýcak gibi olsaydýk, derdiniz neydi?" diye... Tamam. Sustum.

 

Nihal Bengisu Karaca, Gazete Habertük, 13.05.2009

Link to comment
Share on other sites

  • 8 months later...

Hocaefendi, hiçbir yazýsýnda, tesettürün farz olmadýðýný, Allah'ýn bir emri olmadýðýný söylemiþ deðildir ! Diðer yandan, "tesettür furuattýr" cümlesi eksik aktarýlmýþ bir cümledir aslý þu þekildedir

 

'Ýman esaslarý yanýnda Tesettür furuattýr '

 

Bu cümle aslýnda Ehl-i Sünnet Ýtikadýnýnda bir prensibidir ! Usul Ýlminde, gerek Ýbn-i Abidin ve diðer Ulemanýn Ýslamýn Genel Hükümlerini (Akaid) ikiye ayýrdýðýný görmekteyiz:

 

1-) Usul'e ait hükümler: Buna göre 'lâ ilâhe illallah; Muhammedün Rasûlullah' baþta olmak üzere, sair iman esaslarý akidede usûldür. Ýman esaslarý, muhakkikîn yaklaþýmý ile dört asla irca edilebilir ki, bunlar; Allah'a, âhirete, peygamberlere iman; bir de ubudiyet veya adalettir. Yani, hayatî ehemmiyet arz eden esaslar, usûl kategorisine giren hususlardýr

 

2-) Furuata ait hükümler: Namaz, oruç, hac, zekât ve tesettür gibi diðer ibadetler, bu asýllar üzerine bina edilen ve asla göre fürûât sayýlan amellerdir. Furuata ait hükümler, usule ait hükümler üzerine bina edilir. Bu açýdan denilebilir ki, usûlün olmadýðý yerde, sistemli fürûdan bahsetmek mümkün deðildir.

 

Ancak fürûât demek, Türkçemizde anlaþýldýðý þekliyle 'olmasa da olur' gibi bir mefhumu akla getirmemelidir. Bunlarýn fürûât olmasý, asýl ile olan münasebet ve mukayeseleri neticesi ve tamamen yukarýdaki taksim ve tasnif itibarýyladýr. Yoksa ibadetsiz imanýn tam olmayacaðý izahtan varestedir.

 

Bu konuya isterseniz küçük bir örnek ile tenvir etmeye çalýþalým: Siz terazinin bir kefesine imaný, diðer kefesine farz olan tesettürü koyarsanýz, iman kefesinin aðýr bastýðýna þahit olacaksýnýzdýr! Çünkü, Allah katýnda en önemli esas Ýmandýr! Peki, bu tesettürün önemsiz veya ehemmiyetszi olduðu anlamýna gelirmi? Hayýr gelmez, sadece Ýmanýn Allah katýnda ne denli büyük bir Konumunun olduðuna bir iþarettir!

 

Tesettür emrini, bu esaslar çerçevesi içinde incelediðimizde, önce onun hicretin yedi veya sekizinci yýlý; yani peygamberliðin yirminci senesinde farz olduðunu görürüz. Bu demektir ki, Ýslâm'ýn ilk yirmi yýlýnda kadýnlar, cahiliye dönemindeki giysilerini devam ettiriyorlardý..

 

Burada, hikmet-i teþri açýsýndan dikkati çeken en önemli husus, teþride meselelere ehemmiyet sýrasýna göre yer verilmesi ve öncelik tanýnmasý ya da geriye býrakýlmasýdýr. Bu itibarla da, gönüllere 'lâ ilâhe illallah' hakikatinin yerleþtirilmesi en önemli mesele olduðu için, öncelik ona tanýnmýþtýr. 13 yýllýk Mekke dönemindeki nâzil olan hemen bütün âyetler ve Allah Rasûlü'nün metluv, gayri metluv bütün tebliðatý hep bu mevzu etrafýnda örgülenmiþ gibidir.

 

Öyleyse bizim de, teblið ve irþadda daha çok bu önemli noktaya dikkatleri çekmemiz gerekmektedir. Allah'ýn büyük gördüðü þeyleri büyük görmek, küçük gördüðü þeyleri de küçük kabul etmek kalbin takvasýndandýr. Aslýnda bu, din-i mübin-i Ýslâm'ýn da temel bir kuralýdýr. Allah'ýn vaz'ettiði þeyleri kendi ölçüleri içinde kabullenme ve hayata taþýma, Allah'a olan imanýn, O'nunla olan irtibatýn önemli bir göstergesidir.

 

Tesettür meselesi, farziyetinin gereði tartýþýlmaz olmasýnýn yanýnda iman ve imanî hakikatlerin önüne geçirilmemelidir. Hele 'tesettür -örtünme keyfiyeti mahfuz- ille de þu þekilde olacak! ' denilmemelidir. Zira tesettür baþka, çâr ve çarþaf baþka þeylerdir. Çarþafýn tesettür yollarýndan biri olduðu muhakkak. O, Osmanlý döneminde bazý yörelerde kullanýlmaya baþlanmýþ bir giysi çeþididir. Onun mazisi birkaç asýr gibi yakýn bir tarihe dayanýr. Hatta çarþafýn bazý yörelerde kullanýldýðý o dönemlerde bile Baðdat ve Þam gibi merkezî þehirlerde kullanýlmadýðý bilinen gerçeklerdendir. Hakikat böyle iken, bir tesettür türü üzerinde imanî meseleler ölçüsünde durmak ve ona her þeyin aslý nazarýyla bakmak, dinî emirlerdeki ilahî tertibi alt-üst etme demektir. Bu, dinde aslî bir mesele olmadýðý halde, daha sonraki dönemlerde ibadetmiþ gibi ortaya çýkartýlan bir husus olmasý itibarýyla dinin ruhundaki itidale de münafidir.

 

Öte yandan, yanlýþ bir anlayýþýn tesirinde kalan bazý kesimler -mâalesef- bazý kýlýk ve kýyafetler karþýsýnda, kelimelerle ifade edilemeyecek ölçülerde tahrik olmaktadýrlar. Dini bilmeyen kimseleri tahrik etmeme, dinde çok önemli bir esastýr. Aksi halde, gücü ve kuvveti elinde bulunduran bazý kimseler, býrakýn fürûâtý, usûlü dahi yaþama ve yaþatma imkânýný vermeyebilirler. Yakýnçað itibarýyla tarihimiz bunun nice örnekleriyle doludur.

 

Netice itibarýyla; usûle ait meselelerin anlatýlmasý ve hayatýn her ünitesine girilip, imanla gönüllerin itmi'nâna kavuþturulmasýna þiddetle ihtiyaç duyulduðu günümüzde, yukarýda arzettiðimiz ölçüler içinde, usûl sayýlmayan meselelerde takýlýp kalmak, býrakýn inanmayanlarý, inanan insanlarýn bile cephe almasýna vesile olabilir. Onun için günümüz þartlarýný idrak edip realitelere sýrtýmýzý dönmeden, Ýslâmî hakikatleri anlama, yaþama ve anlatma zorunda olduðumuzu bir kere daha hatýrlama mecburiyetindeyiz.

 

(Kaynak: Prizma - M.Fethullah Gülen)

Link to comment
Share on other sites

  • 5 months later...

SORU:

 

Kýz kardeþim lise son sýnýfta… Kapanmak yasak olduðundan kapanamýyor. Kapansa bile alay ederler. Arkadaþýnýn durumu böyle… Bu durumda ne yapmalýdýr?

 

HOCAEFENDÝ’NÝN CEVABI:

 

Dinî emirlerini yerine getiremeyeceði bir okula bir kadýnýn gitmesi câiz deðildir. Ne pahasýna olursa olsun, mücadele edip baþýný kapamalýdýr.

 

Mektepte okumayý kendisine göre bir zaruret sayýyorsa; ki ben böyle bir zaruret bilmiyorum; “oradaki kýzlara dini, diyâneti öðreteceðim; ileride inþallah faydalý olacaðým” gibi bana göre makbul olmasa da, kendine göre þahsî içtihadlarý var ise þayet, bunda büyük bir hayýr umuyorsa, ne pahasýna olursa olsun bu irþad yolunda cehenneme gitse bile azm-i ikdâmý var ise evvelâ kendisini düþünsün; daha iþin baþýnda dinî emirlerden taviz vermemeye kendisini alýþtýrsýn.

 

Baþýn kapanmasý mevzuu Kur’ân-ý Kerim’in nassýyla sabittir. Ýnsan baþýný açýk tutmakla, her dakika bir günah-ý kebâir iþlemiþ olur. Saçýnýn bir telini gösterdiði her dakika bir günah-ý kebâir iþlemiþ olur.

 

Binâenaleyh, sonra yapacaðý sevap, eyleyeceði cihad, edeceði hizmet meþkuktur, þüphelidir; semeresi belli deðildir; kime etkisi olacak, kimi irþâd edecek, ortada henüz bir þey yoktur. Þüpheli bir semere için muhakkak bir günaha girilmez.

 

Din ve diyânete baðlýlýðý iddia ediyorsa evvela baþýný kapasýn; bir mütedeyyine olarak bu mevzuda mücadele versin.

 

Okuldan atýlmasý pahasýna, “ben dinî emirlerden taviz vermeyeceðim” desin; azmetsin…

 

Kaynak: Bu yazýnýn kaynaðý Murat Türker isimli yazar Karakalem sitesinde de bu yazýyý yayýnlayan kiþi. Hocanýn bu açýklamalarýnýn ses kaydý da internette mevcut, bizim kardeþler almýþlar, ben bizzat dinledim. Baki Çimiç

 

*

 

NOT

 

Bu sözlerin üzerinden uzun yýllar geçti…

 

28 Þubat sürecinde, bu kez baþörtüsü fürûat oldu ve “Okumak mý, baþörtüsü mü?” ikilemi karþýsýnda, baþka türlü izahlar, teviller yapýldý. Vemine’l-garaib…

 

Bu ikilem arasýnda bocalayýp kalan tanýdýðým üniversiteli bir haným kardeþimiz vardý. Ne yazýk ki, sinir buhraný geçirdi ve tedaviye muhtaç bir hale geldi. Vaktiyle, yukarýdaki nasihati dinleyerek üniversiteden ayrýlmýþtý. Sonradan, ayný hocaefendi tarafýndan yapýlan farklý tevilleri dinleyince, þok geçirdi, kendini kaybetti, maalesef…

 

 

Latif Salihoglu

Link to comment
Share on other sites

28 Þubat sürecinde, bu kez baþörtüsü fürûat oldu " diye yazilmis...

 

Hocaefendi hic bir zaman "acilin sacilin " dememistir!! Furuat konusuna gelince " Iman ve iman hakikatlerini mukayese ederek " basörtüsünün sonra geldigini söylemistir...

 

Nitkim asri saadette basörtüsü emri ilk günde gelmemistir...Simdi sen ehli dünya birisine okulunu birak, basini kapat...evinde otur de..hafizanallah imani bile hafife alabilir... bu kadar basit..

 

 

Yaziyla ne hedefliyor Latif bey anlayamadim...

 

 

Hüküm belli, kural belli ...neden kafalar karisin ki??

Link to comment
Share on other sites

Basörtüü meselesi: FGulen websitesonden alintidir...

 

http://tr.fgulen.com/content/view/2475/12/

 

 

 

Ülkemizde önyargýlý, ideolojik saplantýlý ve maksatlý yaklaþýmlar ve saptýrmalardan dolayý bazý konularda konuþmak oldukça zor. Bilhassa Müslüman olarak, sarf edilen sözlerin Allah adýna telakki edileceði ve bugün ve yarin için insanlarda býrakacaðý müspet veya menfi tesirlerin yani sýra, Ahiretteki yerinizi de hazýrlayan bir öneme sahip olduðu göz önüne alýndýðýnda, bu zorluk daha da artýyor.

 

Baþörtüsü, 1979 yýlýnýn CHP azýnlýk hükümeti tarafýndan imam-hatip liselerinde mesele yapýlmýþtý. Daha sonra, zaman zaman askýya alýnmakla birlikte, bilhassa sayýn Evren tarafýndan ülke gündemine taþýndý. Nihayet, kanaat-i acizanemce, 1983-87 ANAP iktidarýnda Ýslam'a verildiði düþünülen resmi 'tavizler'in geri alýnma surecinin ateþleyicisi olarak 1986 ve 87 yýlýnda büyük bir problem halinde ortaya çýktý.

 

Türkiye'de resmi sistem, halk oyuna dayalý ve muhtaç sivil-demokratik yönetimler zamanýnda kendini tehlikede hissetmiþ ve daima bir kavga ortamýnda kendini yeniden saðlama alma yolunu tercih etmiþtir. Sistemin veya onun koruyucusu 'derin devlet'in, belki de, Türkiye'nin cankeþ halde kalmasýný isteyen 'global' güçlerin halk oyunun yönetime kýsmen yansýmasýna tahammülü hiçbir zaman 4 yýlý geçmemiþ, DP için 1954'ten sonraki 6 yýl, AP için 1969'dan sonraki yýllar, ANAP için 1987-1991 arasý, adeta zehir içip, kan kusma dönemleri olmuþtur. Ýste, baþörtüsüne, 1987'den bu yana gelinen süreçte, Türkiye'yi yeniden þekillendirmede gerekli görülen kavga ortamýnýn sembolü ve ateþleyicisi olma fonksiyonu yüklenmiþtir. Meselenin herhalde bu yönden ele alýnýp, ona göre tavýr belirlenmesinde büyük faydalar olsa gerek.

 

Baþörtüsü meselesinde Fethullah Gülen Hocaefendi'nin tavrý, her iki tarafça da zaman zaman yanlýþ anlaþýlmýþ, yanlýþ deðerlendirilmiþ ve maalesef bazen de kasýtlý olarak yanlýþa alet edilmiþtir. Fethullah Gülen, baþörtüsünün Ýslam'ýn furuata dair emirlerinden olduðunu söylemiþ ve ülkede bir kavga sebebi yapýlmamasý gerektiðine dikkat çekmiþ ve böylece, baþýný örtmekle, okumak veya resmi vazife yapmak arasýnda kalan hanýmlar ve bu konuda söz sahibi alimler için karar ve deðerlendirmelerinde önemli bir kýstas ortaya koymuþtur. Bilindiði gibi, Ýslam'ýn bütün hükümleri usul ve furuat diye iki grupta mutala edilegelmiþtir. Usul, kiþinin Ýslam dairesinde olup olmadýðýnýn temel ölçüleri mesabesindeki imani esaslar için kullanýlýrken, furuat ise, diðer bütün sorumluluklarý, emir ve yasaklarý içine alýr. Ayrýca, tesettür, Kur'an'ýn kesin bir emri olmakla birlikte, Ýslam'ýn þartlarýndan da deðildir. Fakat bu, hiçbir zaman bu hükmü küçümseme manasýna gelmez. Sadece, Allah neye ne kadar deðer vermiþ ve neyi nereye koymuþsa, ona o kadar deðer vermek ve oraya koymak gerektiði konusunda bizi dikkatli olmaya çaðýrýr. Aksi halde ölçüler kaybolur ve maalesef bilhassa son asýrlarda Ýslam dünyasý olarak çok zaman maruz kaldýðýmýz üzere, "Belki bir þey kazanýrýz; ama bizden pek çok þey gider."

 

Ýkinci olarak, Fethullah Gülen'in, "Okumak veya görev yapmak için kýzlar baþýný açabilir veya açamaz" gibi bir görüþ veya fetvasý da hiçbir zaman kendisinden sadýr olmamýþtýr. Bu olmadýðý gibi, öyle fýsýltý gazetelerinde veya bazý basýn organlarýnda iddia edildiði üzere, güya kendisiyle irtibatlandýrýlan okullarda baþlarýn açýlmasý gerektiðini de söylemiþ deðildir. Bu noktada o, meseleyi, yukarýda sözünü ettiðimiz ölçüler çerçevesinde vicdani kanaatlere, kiþinin sorumluluk duygusuna ve Kur'an-i Kerim'de geçtiði üzere, Allah'ýn þiarlarýný on plana almaya dayalý kalplerin takvasýna havale etmiþtir.

 

Esasen, Fethullah Gülen Hocaefendi'nin bu konudaki tavrý eðer iyi anlaþýlýp, her iki tarafça da maksatlý yorumlara tabi tutulmamýþ olsaydý, belki bu mesele, su andaki ölçüsünde bir problem haline gelmezdi. Evet, bir yandan bu konu, kasýtlý olarak bu yük bir problem, hem de bir kavganýn sembolü olarak sürekli gündemde tutulurken, öte yandan, çözümün her þeye raðmen vicdani kanaatlerde ve kalplerin takvasýnda yattýðýný belirtmeden edemeyeceðiz. Unutulmamalýdýr ki, hiçbir problem, tek boyutlu, tek maksatlý ve sadece kendisinden ibaret deðildir

Link to comment
Share on other sites

Dinde meseleler ikiye ayrilir, usul ve furuat. Usul dinin temeli olan Akaid'in bir terimidir. Füruat da tipki usul gibi itikadi bir terimdir ve seriatin iman esaslari disindaki her seyini kapsar. Mesela abdest almak füruat oldugu gibi, abdest alirken bir uzvu bir kere yikamak yeterli oldugu halde üc kere yikamak da füruattandir. Abdest almak cok önemsiz diyenler- abdest namazin bir sartidir, onsuz namaz olmaz.

Su füruat kelimesini illa ki asli asdari olmayan teferruat kelimesiyle karistiranlar gercekten hayret verici. Islami dilde kaynakca her kelimenin ayri lügati anlami varken, ne diye siradan sözel dile israrla öylesine aktariliyor bilmiyorum.

 

Füruat nedir?

"Hakkýnda kesin hüküm bulunmayýp içtihada konu olan dinî meseleler.

 

Dinin içtihadî meselelerine füruat adý verilir. Dinin nass’la sabit esaslarý ise, zaruriyat-ý diniye -esasat-ý Ýslâmiye gibi isimlerle ifade edilirler.

 

Mesela, abdest ve namaz dinin esaslarýndan ve zaruri emirlerindendir. Abdest alýrken baþýn ne kadarýnýn meshedileceði, namazda ellerin durumu... gibi içtihadi meseleler ise, füruattýr.

 

Bak: Ahkâm-ý Fer’iyye"

 

http://www.sorularlarisale.com/index.php?s=article&aid=421

 

Amaa mesela ögretmenlik ugruna zor durumda kalinca ve gerektiginde bösörtüsünü cikarmayi göze alanlar yokmu, tesettürün teferruat olmadigi halde- evet var. Sahsen konustugum bi kac kisi var bunu göze alabilen. Bilmiyorum artik ne deniyor onlara. Yoksa kendi düsüncelerimi.

Link to comment
Share on other sites

Kayserilim, bu cemaatin icinde bulunmus olmasaydim, sana inanirdim...

özellikle "okulmu tesettürmü?" veya "ismi tesettürmü?" konusunda hangi fetvalara uyuldugunu sen benden cok daha iyi biliyorsun ve GÖRÜYORSUN.. etme lütfen....

senin hatirin icin susuyorum...

Link to comment
Share on other sites

Röportaj F.Güln hocaefendiyle yapilmis yillar önce:

 

Þekilcilik Ýslam'ýn Ufkunu Daraltýr[1]

 

— Kadýn tecrit edilerek örtünmesi isteniyor. Kezban Hatemi, Kur'an'da baþ örtme yoktur diyor. Örtünme var mý, yok mu? Bu konudaki dayatma nedir?

 

— Kezban Haným'ý ben de dinledim. Kur'an'da örtünmeden bahsedilir, ama nasýl örtünüleceði, þekli açýklanmaz. Ýran'daki gibi çarþaf mý giyilecek, peçe mi takýlacak, bunlar net deðildir. Þekil üzerinde durmak, Ýslam'ýn geniþ ufkunu daraltmak olur, zevksizlik olur. Hatta Ýslam dinini bir kostüm dini haline getirmek olur ki, bunlar yanlýþtýr. Baþörtüsü de ayný þekilde üzerinde durulacak usul, yani imanýn ve Ýslam'ýn esaslarýndan, þartlarýndan deðildir. Bunlardan dolayý, insanýn adeta dinin dýþýnda tutulmasý dinin ruhuna aykýrýdýr. Bu konuda dayatmalar, ýsrarlar ifrattýr ve zorlamadýr. Hatta nefret ettirmedir. Gönülde sevgi önemlidir, sevdirme önemlidir. Ýþin kaynaðýyla irtibat önemlidir. Herkes hoþgörü ister, ben de kendi telakkilerim, kabullerim içinde hoþgörü isterim. Benim de buna ihtiyacým vardýr. Ancak böyle olursa, toplumun deðiþik parçalarý bir araya gelebilir. Ayný ölçüde ben de herkesi baðrýma basmalý ve kabullenmeliyim. O kadar çok müþterek yanýmýz var ki, teferruatta bölünüp parçalanmamalý. Caminin içinde birbirimize düþeceksek, þekilden önce ruh veya muhtevayý öne alýp avluda barýþacaksak, orada barýþý saðlamalýyýz.

 

Türban Meselesi[2]

 

'Okullarýmýzdaki baþörtüsü sorunu, çok hassas hale geldi. Ancak þu kadar söyleyeyim, okumayý istemek ile okumamak arasýnda kalan bir insan ne yapmalý' Ülke ve millet adýna okumak mý yararlýdýr, okumamak mý' Dinin füruata ait bir meselesinde bu denli hassas olmak mý, yoksa tercihini baþka istikamette kullanmak mý gerekli' Kiþi kanaatý vicdaniyesi ile bu mevzuda hükmünü verip öyle davranmalýdýr. Bana göre okumayý tercih etmelidirler.'

 

Baþörtüsü Eylemleri[3]

 

Üniversitelerde devam eden baþörtüsü direniþini nasýl deðerlendiriyorsunuz?

 

Genç kýzlarýmýzýn zorlanmalarý halinde tercihlerini eðitim gören hedefinden yana yapmalarýný arzu ederim. Tabii ki dini mülahazalarla baþlarýný örten hanýmlara müdahale edilmesine karþýyým. Onlarýn dinin detayýna ait bir konuyla tahsilleri arasýnda tercih yapmak zorunda býrakýlmalarýna üzülüyorum. Ama toplumumuz hassas bir dönemden geçiyor. Herkesin bunu göz önüne almasý lazým. Bir taraf bunu kavga sebebi yapmamalý, diðer taraf da tepkileri kavga baþlatýldý diye görüp üzerine gitmemeli... Hukukçu bir dostumuz yazdýðý kitaba 'Müntesiplerinin Cehaleti, Hasýmlarýnýn Kör Düþmanlýðý Arasýnda Talihsiz Müslümanlýk' adýný koymuþ.. Çok doðru.. Durumumuzu özetliyor kitabýn ismi. Ýki taraf da cehalete yenik düþüyor.

 

Kadýnlarýn Baþýný Örtmesi Þart mýdýr?[4]

 

-Kadýnýn baþýný örtmesi meselesi bir iman meselesi ölçüsünde önemli deðildir. Allah'a karþý kulluk, umumi manada kulluk meselesi ölçüsünde önem arz etmez bunlar. Teferruata ait meselelerdir. Nitekim, yani Allah'a iman meselesi ta Mekke'de efendimize teblið edilmiþ. Namaz meselesi orada bize farz kýlýnmýþ, daha sonra zekat farz kýlýnmýþ. Ama tesettür meselesine gelince biraz farklý. Zannediyorum peygamberliðin 16'ncý, 17'ncý senesinde Müslüman kadýnlarýn baþlarý açýktýr.

 

Ama geçmiþte türban meselesi yüzünden toplum neredeyse birbirine girecekti. Siz bu tartýþmayý nasýl deðerlendiriyorsunuz?

 

-Temel meseleler varken, teferruatýn kavgasýný vermek zannediyorum üslup bakýmýndan yanlýþ. Onlarý öne çýkartmak bir yönüyle diðer meselelerin önemsizliðini bir yönüyle ifade etmek gibi bir þey olur. Ýnsanlar yine iþin baþýna geçsinler, baþlarýný açsýnlar, belli bir dönem sonra kapatsýnlar demek de deðildir bu yani. Ondan da farký bir meseledir. Dindeki baþörtüsünün nereye konacaðý meselesi çok iyi karlaþtýrýlmalý evvela. Bir diðer yaný da birileri de bundan çok rahatsýz olmamalý bence. Bu mozaik içinde toplumun bir kesimi olarak kabul edilmeli.

 

Yanlýþ hatýrlamýyorsam ben, 1990'da falan bu türban olayý toplumu gerginleþtirdiði zaman sizin mesajýnýz bu doðrultudaydý.

 

-Belki ayný þeyleri söylemiþimdir. Teferruata boðulmayalým. Küçük þeylere büyük þeyleri feda etmeyelim. Yani baþörtüsü eðer Ýslami öðretiler, Ýslami esaslar arasýnda dördüncü beþinci sýrada bir meseleyse, bununla kavga ederek bir yönüyle belki imana müteallik meseleleri çok geri plana atýyoruz. Yani birinin imaný vardýr. namazý da vardýr, belki hacca da gidiyordur. Fakat bu meselede farklý düþüyorsa, bu insan bunu hiç kabul etmemezlik demek, iþte dördüncü plandaki bir meseleyi birinci plandaki meselenin önüne geçirme demek gibi bir þeyler oluyor.

 

Baþörtüsü ve Müslümanlýk[5]

 

-Size göre Türkiye'deki Allah'a gerçekten baðlý Müslümanlarýn çoðunluðu demokratik ve laik bir devlette yaþamak istiyor mu? Bu Müslümanlarýn pek çoðu cumhuriyeti idare eden laik kurumlarda deðiþiklikler görmek arzu ediyor mu? Bir baþka ifadeyle onlar mesela baþörtüsünü, Ýslami elbise veya Ýslami eðitimin yeniden gözden geçirilmesini istiyorlar mý? Türkiye'de þu andaki durumun demokrasi ile Ýslamýn yan yana yaþayabileceði þeklinde midir? Yani yaþayabileceði doðru mudur, mümkün müdür? Eðer mümkünse Türkiye bu noktada dünyanýn kalan kýsmýna örnek olabilir mi? Yani demokrasi ile Ýslamýn beraber yaþamasý konusunda neler söyleyebilirsiniz?

 

-Evet. Þimdi Türkiye'de demokrasi ve laiklik senelerden beri yani bir manada hatta denebilir ki, Osmanlýlarda kýsmen vardý. Cumhuriyetin kurucularý Osmanlýlardan mücmel üzerinde durulabilir þekilde aldýlar, laisizmi. geliþtirdiler. Daha sonraki yýllarda da bu doðrudan doðruya anayasaya giren bir kavram oldu. Ne var ki, tarifi üzerinde bunun çerçevesi üzerinde çok fazla bir þey konuþulmadý. Çerçevesi ile alakalý bir bilgi verilmedi. Onun için büyük ölçüde laiklikten rahatsýzlýktan duyma deðil de demokrasiden rahatsýzlýk duyma deðil, bunlarýn ifade ettiði kavramlarýn çerçevesinin belirsizliðinden oldu. Mesela Türkiye'de bazýlarý laiklik derken, dine hakký hayat tanýmama gibi düþündüler. Tabi Türkiye'deki Hýristiyanlara ve Yahudilere karþý böyle diyemezlerdi. Çünkü onlarýn arkasýnda Avrupa vardý, Amerika vardý, dünya vardý. Türkiye'deki garip Müslümanlarýn hakkýný müdafaa edecek yoktu. Onlara karþý bir çevre diyorlardý ki, laiklik Türkiye'de farklý olmalý, bu gazetelerde vardýr, hatta zabýtlarda vardýr bu. Hukukçularýn toplantý yapýp da bildiriler halinde verdikleri bildirilerde vardýr. Türkiye'de laiklik dinsizlik þeklinde anlaþýlmalý, iþte buna karþý rahatsýzlýk oldu. Demokrasi insanlarýn ferdi ailevi içtimaî veya ibadetle muamelatla alakalý her þeylerini baský altýnda tutsun, onlara rahat kendilerine göre inançlarýna göre düþüncelerine göre hareket etme imkaný fýrsatý vermesin þeklinde algýlandý. Buna karþý rahatsýzlýk oldu.

 

Bununla beraber milletimizin geçmiþten gelen genel terbiyesi var. Bundan ötürü, bugüne kadar laiklik karþýtý veya demokrasi karþýtý zümrelerin devlete baþkaldýrdýðýna hiç þahit olmuyoruz. Hatta þu siyasi parti teþekkül edeceði ana kadar kimsenin ne ibadet ü taatýna karýþýlýyordu, ne de kimse ibadeti taatýna karýþýlýyor diye bundan rahatsýzlýk duyuyordu. Dolayýsýyla baþkalarý ortaya çýkaracaðý ana kadar millet çoðunluk, % 80 diyebiliriz, ne laiklikten rahatsýzlýk duydu ne de demokrasiden rahatsýzlýk duydu. Belli bir zümre bunlarý problem yaptý. Bunlar olmamasý lazým veya iþte belli mülahazalarla Batýdaki ölçülerle gelsin, biz de evet deriz filan dediler. Bunlar idareye geçince bunlar da esasen herkesten laiðiz dediler, herkesten daha demokratýz dediler, herkesten ziyade cumhuriyetçiyiz dediler. Ve buna halkýn tepkisi olmadý. Kendilerini tutanlarýn da tepkisi olmadý. Demek bu mesele milletin çok fazla problemi deðildi. Hatta dinini diyanetini rahat yaþamasý açýsýndan çevresine de bakarak Türkiye'yi daha rahat buluyordu. Mutlaka bir kýsým antidemokratik þeyler vardý ama fakat Türkiye Asya'daki devletlerle, Afrika'daki devletlerle, maðrip ülkeleriyle mukayese edilmeyecek kadar demokratik hak ve hürriyetlerden istifade ediyor ve yaþýyordu onu. Kimsenin de problemi deðildi bu. Sonradan zannediyorum bu meseleyi suni olarak problem haline getirdiler. Ve bazý kimseler de siyasi mülahaza açýsýndan sadece bu iþe sahip çýktýlar. Öylece Müslümanlýðý adeta demokrasinin ve laisizmin karþýsýna diktiler. Çünkü onlarýn bir geliþme zemini vardýr. Ordu öyle olabilir ama Türkiye'de zaten çok mesele kaynaðý Ýslam inancý olmak üzere çok mesele onlarla uyum içinde olabiliyordu. Sadece belki hani bir iktidar miktidar mevzuu, iktidara meraklý olanlar ne var ki o Kuran-ý Kerimin bize öðretileri içinde bildiðiniz gibi % 3 nispetinde bir þey tutar. % 97 nispetinde ferdin þahsen dini, dini düþüncesi, ruhani hayatý, Allah'la irtibatý, münasebeti, ailesinin terbiyesi, çocuklarýný okutma hak ve hürriyeti, kazanma hak ve hürriyeti, bu meselelerin hiç biri Ýslamla çeliþmediðinden ötürü millet de laiklikle ve demokrasiyle hiçbir zaman çeliþkiye düþmedi.

 

-Ben geçenlerde Ýran'dan geldim. Seçimlerden sonra orda gençlerin pek çoðu mollalardan býkmýþ durumda. Molla rejiminden býkmýþ durumda. Örtünmeden býkmýþ durumda zorla örtünmeden býkmýþ durumda. Ve çoðu bu þikayetlerini dile getiriyor. Fakat Türkiye'de insanlar tam tersine çarþaf giyme ve baþýný örtme mücadelesi veriyor. Böyle bir tezat nasýl açýklanabilir?

 

-Aslýnda zannediyorum böyle bir tezat var baþta. þimdi insanlar bir þeye inanýrlar inandýklarý ölçüde onu yaþarlar. Ýnandýklarý ölçüde duygularýný temsil ederler. Hatta dinin esaslarý gibi olmasa bile esasatý gibi kabul ederek kýlýk ve kýyafette de bir hususiyete gidebilirler. Þimdi iki þey var. Biri, gerekir ki demokrat düþünen insanlar bu da galiba demokrasinin gereði deyip onlara bazen müsamaha ile baksýnlar. Bir tarafa düþen þey budur. Bir diðer tarafa düþen þey þudur. Bunlar Allah'a iman gibi haþre, neþre iman gibi, hatta namaz gibi asýl sayacaðýmýz temel meselelerden olmadýðý için bir toplum içinde bunlarý toplumun deðiþik kesimleriyle kavga etmeye vesile haline getirmemelidirler. Yani karþýlýklý yaþanýyor bu. Ýran'daki durumla Türkiye'deki durum çok farklý yani. Türkiye öyle bir kaç tane çarþaf giyen insanýn bir kaç tane þöyle böyle kýlýk-kýyafeti olan insanýn Ýran'a özenmesi þeklinde alýnmamalý bence. Yani temelde Ýran Ýslam dedi, burada da deniyor biraz biraz da bilememeden meseleyi. Orada insanlar inançlarýna göre bir hayat tarzý içine çekilmediler. O ölçüde inanmadýklarý bir hayat tarzýnýn içine itildiler. Yani Humeyni idaresi gelinceye kadar orada sokaklar ayný Türkiye'deki gibiydi. Gelince birden bire herkes çarþaf giyecek dediler yani Taliban'ýn hareketi gibi. Herkes sakal býrakacak dediler, herkes þunu yapacak bunu yapacak dediler.

 

Aslýnda bu tehlikeli bir þeydi, çünkü dine ait meseleler gönül rýzasýyla yapýlýrsa iradeyle yapýlýrsa sevabý vardýr. Bunlarýn tepelerine binerek bunlarý yaptýrsanýz sevap olmaz orda o meselede sevap olmaz. Ve o iþ devam da etmez bir yerde patlar aksi zuhur eder. O þiddettir, baskýdýr o açýdan insanlarýn iradesine saygýlý olunmasý lazým. Ama bir diðer taraftan da insanlar kendi iradeleriyle benim inancýmýn gereði ben bunu yapmalýyým diyorsa þayet gayet maruf, onunla kimseyi tahkir etmiyorsa kimsenin kanaat-i vicdaniyesine baský yapmýyorsa dince mukaddes sayýlan þeyleri birilerine baský yapmak için alet olarak kullanmýyorsa bir zaman 163. maddenin fýkralarýndan birisiydi bu. Yapmýyorsa bence böyle masumane duygusunu düþüncesini yaþayan insanlar da herhalde nazar-ý müsamaha ile ele alýnmasý lazým. Yani her iki tarafýn ifratý tefriti var denebilir ki iki tarafta da hoyratlýk yaþanýyor. Ýran'da idare tarafýndan ciddi bir hoyratlýk yaþandý. Bizde de bazý idareciler tarafýndan öyle oldu. Ve genelde halk tarafýndan da iþte bazý hususlar itibariyle öyle bir hoyratlýk yaþandýðý söylenebilir.

Link to comment
Share on other sites

Sevgili Webmaster kardesim,

 

Keske basörtülü egitim Türkiye gibi bir ülkede problem olmasaydi....Keske mütedeyyin Doktorlara, Hukukculara ve daha nice meslek dallarina ihtiyac olmasaydi...

 

Olmasaydi da biz Is mi yoksa tesettür tartismalarina girmeseydik...

 

 

Bence su cok can alici bir cümle:

 

"Yani baþörtüsü eðer Ýslami öðretiler, Ýslami esaslar arasýnda dördüncü beþinci sýrada bir meseleyse, bununla kavga ederek bir yönüyle belki imana müteallik meseleleri çok geri plana atýyoruz. Yani birinin imaný vardýr. namazý da vardýr, belki hacca da gidiyordur. Fakat bu meselede farklý düþüyorsa, bu insan bunu hiç kabul etmemezlik demek, iþte dördüncü plandaki bir meseleyi birinci plandaki meselenin önüne geçirme demek gibi bir þeyler oluyor."

 

Dua edelim....

Link to comment
Share on other sites

keske keskeler olmasaydi...

ve webmaster´in dediklerine katiliyorum; insanlarimizin kendi yorumlari, reyleri ve "icraalari" görülmekte.

 

türkiyede yasanilen su "türban" sorunundan dolayi cok farkli ve cesur kararlar alipta yurtdisinda okumak icin yola cikan kizlarimizin sayisi ne kadar cok... bu bir alternatif.

Link to comment
Share on other sites

Ya düsünüyorumda, her cemaatde mutlaka yamuk yumukluklar olur, insanlik hali. Ama bu durumu o cemaate bagli olan herkese yükleyip üstesinden gelmesini bekleyemeyiz. Yanlis yapanlar olabilir ama her cemaat mensubunun düsünüldügü gibi olmasi da gerekmez.
Link to comment
Share on other sites

Join the conversation

You can post now and register later. If you have an account, sign in now to post with your account.

Guest
Reply to this topic...

×   Pasted as rich text.   Paste as plain text instead

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

×
×
  • Create New...