Zum Inhalt springen
Qries Qries Qries Qries Qries Qries

Empfohlene Beiträge

ASRIMIZDA BÝR PEYGAMBER AÞIÐI

 

Fethullah Gülen Hocaefendi hakkýnda þimdiye kadar çok þeyler yazýlýp çizildi. Onun gibi çok yönlü bir þahsiyetin her biri sýradað gibi zirvede bulunan bir çok hususiyeti içinde elbette herkesin dikkatini çeken bir yönü olabiliyor.. Ben bunlar arasýnda beni en çok tesir altýnda býrakan bir yönü üzerinde durmak istiyorum: Hz. Peygamber’e karþý olan derin aþký ve iþtiyaký.

 

Maalesef helaket ve felaket asrýnýn gençleri olarak bizler kuru ve çorak bir ortamda yetiþtik. 20. asýr alabildiðine akliliði þýrýngalayýp durdu. Maddecilik her þeyi, hatta dini duygu ve düþünceyi bile cenderesinde kasýp kavurdu. Biz hep söz gördük. Kulaklarýmýz tumturaklý laflarla týka basa dolu iken gözlerimiz yaþantýya karþý alabildiðine aç kaldý. Bir sahabeyi okurken onlar sanki kâf daðýnýn arkasýnda yaþamýþ hayali þahsiyetler gibi geldi bize. Flu resimler gördük hep. “Usve-i hasene (en güzel model) olan Resulullah’ý hatýrlatan insanlardan mahrum yetiþti neslimiz.

 

Ama bir gün bir kasetten dinlediðimiz lahuti misk kokan bir beyan, benim gibi ölü ve mürde bir gönülde bile bir þeylerin kýpýrdamasýna vesile oldu. Biri konuþuyor ve Sahabelerden ve onlarýn efendisinden(sav) bahsederken inci mercan gözyaþlarýna boðuluyordu. O bir kal deðildi, bir haldi. Ve o gözyaþlarý bugün dünyanýn her tarafýnda Muhammedi gülleri netice verdi.

 

1986’da o kutlu sese mektup yazan bir genç, emsali binlere tercüman oluyordu: “Hocam, sizin kasetlerinizi dinlemeden önce Resulullah (SAV) benim nazarýmda kitaplarýn sahifesine yapýþmýþ bir mürekkep gibiydi. Sanki her þey o zamanda yaþanmýþ ve bitmiþti. Ama þimdi gönlüm Allah ve Resulullah’ýn sevgisiyle öyle taþýyor ki; Sanki açýlan her kapýda, arabanýn boþ koltuðunda, karanlýkta oluþan her aydýnlýkta, O (SAV) gelecek diye ümitvar oluyorum.”

 

Evet O zat bütün mesaisini kalplerden silinmeye çalýþýlan Allah inancý ve Resul sevgisinin ikamesine sarf etmiþti. Bir bayram vaazýnda gözyaþlarý içinde bu duygusunu þöyle ifade ediyordu: “Daðidar olmuþ bir gönlüm vardýr. Gönüllerin mahbubunun sevilmediði 20. asýrda. Yýkýk bir hissiyatým vardýr, Resul-u Ekremin kalplerde yerini almadýðý 20. asýrda. Gönüllerde Mevla’nýn yerine maddenin kaim olduðu bir devirde sinesinde bir kalp taþýyan insanýn daðidar olmamasýna imkan var mýdýr?”

 

Biz onda dâsitani bir peygamber aþký gördük. Öyle ki, o anýldýðý yerde edebinden oturduðu yerde doðrulacak ve gözyaþlarýna boðulacak kadar. Ali Ünal bey’in dediði gibi: “Denebilir ki Fethullah Gülen ölçüsünde Peygamber ve sahabeyi her anýþýnda yüreði hoplayacak, gözü yaþaracak ve gönlü dolacak derecede seven ikici, diyelim ki üçüncü bir insan göstermek imkansýz denecek derecede zordur.”

 

Bu sevgi bilmekten ileri gelmektedir:“Mümin, Resûl-ü Ekrem'e kavuþmayý iþtiyak içinde beklediði ve özlediði nispette O'nu biliyor ve seviyor demektir. O'nu sevmeyenler, bilmeyenlerdir. Bilip de sevmemek, O'nun için gözyaþý dökmemek, dilhun olmamak, köyünün bir avuç topraðýný dünyalara bedel tutmamak imkansýzdýr.”

 

Bu derin alakanýn neþet ettiði yer neresidir diye araþtýrdýðýmýzda evvela Hocaefendinin yetiþtiði yuva hatýrýmýza gelir. O yuva ki orada hep Allah marifeti Allah muhabbeti ve mehafeti, Resulullah aþký, Sahabe sevgisi buhurdanlýk gibi tüter, dururdu: Küçük Dünyam adlý hatýralarýnda Hocaefendi merhum pederleri Ramiz efendinin hassasiyeti hakkýnda þunlarý ifade ediyor: “Sahabi Efendilerimize cinnet derecesinde bir merbutiyeti vardý. Onun sahabiden bahseden kitaplarý hep aþýnmýþ ve yer yer yýrtýlmýþtýr. Kim bilir her birini kaç defa okumuþtur. Diyebilirim ki, sahabi sevgisini bana ve kardeþlerime babam aþýladý. Biz, küçüklüðümüzden beri, onlarý kendi aile ferdlerimizden birer parça gibi kabullendik ve öyle de sevdik. Babam sahabiden bahsederken, gözleri hep bir meçhule doðru kayar ve anlattýðý sahabinin hayaline dalar giderdi..”

 

Ya babaannesi?. Hocaefendi’nin “bana en çok tesir eden insan” dediði merhume Munise haným? Onda nasýldý acaba bu aþk ve iþtiyak? Hocamýzdan dinleyelim: “Büyükannem bana çok þeyler anlattý. onu kaybederken 14-15 yaþýndaydým. Ama ruhuma dolduracaðý þeyleri doldurmuþtu. Babam o evin içinde daha “cüd bi lütfik ya ilahi ilahi” deyince kadýnýn etekleri yaþla dolardý. Ve denir ki þimdi: “Munise haným vefat etti. Ýnsanlýk aðlamayý unuttu.” “Allah” derdin, o kadar heyecanlanýrdý ki, 24 saat -mübalaða etmiyorum- 24 saat yemekten iþtahý kesilirdi. Bütün hayatýný belki 30 cümleyle idare ederdi. Hayatýnda 30 cümlesi vardý onun. O kadar az bilirdi. O kadar az konuþurdu. Fakat bu kadar dine aþýk. .-Kur’an derken daha “Elif lam mim zâlikel kitap” Ne duydu senin o nezih vicdanýn? Bayýlýr kendinden geçer adeta. Yýðýlýr yerlere ve öyle bir yýðýlmayla gitmiþtir. Elini yüzüne vurmuþ, gözlerini sonsuzluða, firdevse dikiyor gibi dikmiþ. “Allah” demiþ, “Ölüyorum, bu gece cenazem evde kalacak” demiþ, gitmiþtir. Bana Rabb’imi o anlattý desem sezadýr. Bana peygamberimi, peygamber sevgisini o anlattý desem sezadýr”

 

Böyle bir yuvada neþet eden bir çocuk olarak yedi yaþlarýnda iken rüyalarý Resulullah ile süslenir. Ýþte merhume validesi Refia hanýmýn ifadeleri: “Yedi-sekiz yaþlarýndayken, bir ara geceleri birden ayaða kalkýp “Lebbeyk Ya Resulullah” demeye baþladý.”

 

Günden güne bu iþtiyaký arttý. Öyle ki genç yaþta Efendimize yazdýðý ve “Ruh-u Seyyid-i enama” adýný verdiði þiirde Efendiler efendisine(sav) hasretini þöyle dile getirmiþti:

 

Yine gamlandý gönül, yine hicrânda bu dem.

Yandýkça yandý gönül nâr-ý sûzanla bu dem,

Sýzladý her bir teli kalbimin týpký keman,

Ciðerim kebâp oldu aman Sultâným aman!

Geçti bahar, ve esti hazân rûhum kan aðlar,

Söndü tâli’im, yandý sînem gözlerim çaðlar;

Sarsýldý emel, uçtu ümit cana elvedâ!

Baþladý hicrân coþtu derûn bana elvedâ!

Hasret keþim, hicrâna ulaþtým, pür-melâlim

Ey Dost bir nazar kýl Allah için bî mecâlim!..

 

Yine Kýrýk Mýzrap’ta bu yýllara ait Naat 1, 2, Ravza iþtiyaký gibi þiirleri okuduðumuzda ayný hasret ve sevgiyi iliklerimize kadar hissederiz.

 

Ve her nebi sevdalýsý gibi Hocaefendi de bu sevgi onda Resul’un þehrine karþý ak bir sevda ve oraya kavuþma intizarý meydana getirmiþtir. Hatýralarýnda bundan þöyle bahseder: “1968 senesinde, Kestane Pazarýnda bulunuyordum. Hacca gidememek, Ravza-i Tahire'ye yüz sürememek benim için hicranlarýn en ýzdýrap vericisiydi. O güne kadar niceleri hacca giderken hep onlarý gýpta ile seyretmiþ ve bazen da tanýdýklarýmýn eline bir nâme tutuþturup bunu parmaklýklarýn arasýndan içeriye atmasýný söylemiþtim. Çünkü dayanamayacaðým ölçüde özlemiþtim. Ama imkaným olmadýðý için de gidemiyordum. Ýçim cayýr cayýr yanýyordu. Bazan kalbim duracak hale geliyordu. Hasretimi bir iki satýrlýk mektupla dile getirmeye çalýþýyor ve Allah Rasulünün hayatta olacaðý mülahazasýyla mektubumu ona gönderiyordum. Belki bana bir vesile eliyle uzanýr ve beni de huzuruna kabul eder, diye ümitleniyordum.

 

O sene, þimdi ismini hatýrlayamayacaðým talebelerden biri (Büyük Ýhtimalle Ýbrahim Çalýþkan olabilir) bana: "Hocam hacca gitmeyi düþünmüyor musunuz?" dedi. Yarama öyle bir tuz basmýþtý ki dayanýlacak gibi deðildi. "Ben kim, oralarý kim?" dedim ve aðlayarak sýnýfý terkettim. Müdür odasýnda baþýmý masaya dayadým ve duygularýmý masanýn camýna döktüm. Zaten camýn altýnda Ravza-i Tahireye ait çeþitli resimler bulunuyordu. Ben de hicranýmý doðrudan oraya anlatýyordum.

 

Aradan kaç saat geçti bilmiyorum. Bildiðim ve hatýrladýðým gözyaþlarýmýn bir türlü dinmek bilmeyiþiydi. Ben bu vaziyette otururken idareci arkadaþlardan biri içeriye girdi ve "Hocam, sizi telefondan istiyorlar" dedi. "Kim" diye sordum. "Galiba Lütfi Doðan" cevabýný verdi. Lütfi Doðan o sýrada Diyanet Ýþleri Reis Muaviniydi. Reisliðe o vekalet ediyordu. Hemen telefona koþtum. Karþýda hakikaten Lütfi Doðan vardý ve o tatlý, yumuþak sesiyle bana hitaben þöyle diyordu:

 

"Arkadaþlarla kararlaþtýrdýk, bu sene, hacýlarýn durumunu kontrol için Diyanet adýna üç kiþiyi hacca göndereceðiz. Biri Denizli Müftüsü Ýbrahim Deðirmenci, Ýkincisi Eskiþehir Müftüsü Ahmed Baltacý, üçüncüsü de siz."

O sene Diyanet adýna hacca gitme iþi ilk defa oluyordu. Kendimi bir ara rüyada zannettim. Biraz evvelki hicraným neydi, þimdi neler duyuyordum..”

 

Çamlýca vaazýnda Medine’ye ilk giriþinde duyduðu duygularý þöyle anlatýr: “Baþýmý çýkardým. Nerede köyün ? Nerede o senin tatlý, köyün?... Ýnanýn, bir aydýnlýk içinde onu bulduðum zaman, visale ermiþ bir aþýk gibi kendimi baðrýna atmak istedim. Onu bulacakmýþým gibi geldi bana. Ve bir lahza durdum. Böyle kendi kendime dedim; “Þu dakika da sana deseler ki; “Cennetin kapýlarý açýk, yedisi birden. Acaba oraya mý girersin? Burada mý kalýrsýn? Kendi kendime karar verdim, ben burayý tercih ederim. Peygamber köyünün bir avuç topraðýný dünyalara deðiþtirmem.”

 

O, Resulullah’a karþý çok vefalýdýr. Bütün ömrü buna þahittir. Her dem onu soluklamýþ, onun dininin tebliði vazifesinden baþka bir þey düþünmemiþ , saçlarý ak ak olmuþ, gözlerinin feri bu ideal için çabalamaktan sönmeye yüz tutmuþtur. Bir sohbetinde buna þöyle deðinir; “Bir Almanya’ya gidin, dünya kadar yer gezersiniz de Ruh-u revan-ý Muhammedi minarelerde þehbal açmaz. Ýngiltere’de dünya kadar yer dolaþýrsýnýz da ezan sesi duyamazsýnýz. Camileri vardýr belki,ama sizin camilerinize benzemez. Müezzinleri kapalý yerde ezan okur. Ýmamlarýn sesi soluðu dýþarý taþmaz.Oralarda sokaklarý da alacak þekilde gürül gürül namaz kýlýnmaz. Itri’nin bestesiyle salatu selamlar okunmaz.Allahu ekberler denmez. Ve Allah Resulünü kaldýðým sürece ben oralarda çok garip hissettim. “Çok az anýlýyorsun Ya Resulullah! Herhalde çok gurbet yaþýyorsun buralarda “ dedim kendi kendime... Bir, senden evvel ama senden küçük o peygamberlerin haline bakýyorum. Bir Amerika’da Davud’un sesi senden yüksek çýkýyor. Süleyman’ýn sesi senden yüksek çýkýyor. Ýsa’nýn sesi senden yüksek çýkýyor. Musa’nýn sesi senden yüksek çýkýyor. O seslere de ruhum kurban. Ama senin sesin, bir sporda baþarýlý olamamýþ takýmýn bayraðýnýn birkaç adým aþaðýda olmasý gibi, Nam-ý Celiline baktýkça aþaðýda görüyorum ve içim içimi yiyor adeta.”

 

Ýnsan hissiyatý incelip ruh seviyesine çýktýmý zamanýn önemi kalmaz,asýrlar aþýlýr Ve Asr-saadetle bütünleþilir. Hocamýz bunu haliyle gösteren ender insanlardan biridir. “Zaman, bizim içimizde, sînelerimizde O’na ait hakikatlerden hiçbirini eskitemedi.. evet O hâlâ taptazedir. Çok defa dostlarýma da söylediðim gibi, ne zaman Medîne-i Münevvere’ye gitsem, O’nun kokusu beni o derece sarar ki, neredeyse bir adým ötede bizzat kendisine kavuþacak ve diriltici sesiyle “Merhaben, ehlen ve sehlen” dediðini iþitecek gibi olurum. Ýþte O, bizim içimizde bu kadar tazedir ve gün geçtikçe daha da tazelenmektedir.”

 

Ýþte gözyaþlarý ile süslü bir ifadesi daha; “Ya Resulullah! Ne kadar yenisin. Sanki dün gitmiþ gibisin. Ve kalbim kýzýnýn kalbi kadar kýrýk. O dayanamadý, sanki ben dayandým mý? ”

 

Gözyaþlarýnýn billurlaþtýðý bir þiirinde ise þöyle yalvarýr:

 

“Hicranla yandý gönlüm hâlimi sormaz mýsýn?

Dil ucuyla olsun melâlimi sormaz mýsýn?

Bilmem ki yoksa, dost vefâsýndan þüphen mi var..!

Lûtfedip bir kere hayâlimi sormaz mýsýn?

Dostlara ülfet yaðdý, bize iltifat yok mu?

Kebab oldu sînem âhýma itimat yok mu?

Yüz sürüp izine bekledim ilk günden beri,

Yoksa bende Sen’in sevgine istidat yok mu..?”

 

Hocaefendiye göre: “Mü'minlerin, Allah ve Resûlü'nün nezdindeki mevki ve makamlarý, Onlara olan sevgileri nisbetindedir. Kim Allah ve Resûlü'ne daha çok muhabbet besliyorsa o kadar çok kurbiyete mazhar olacaktýr. Cenâb-ý Hakk'ýn rýzasý O'na olan kurbiyet ile mütenasiptir. Kiþi, O'na yakýnlýðý nisbetinde rýzasýna mazhar olacak, rahmetinden, inayetinden ve ihsanýndan ümitvar yaþayacaktýr. O'na uzak olanlar ise o nisbette rýzadan, ihsandan, rahmet ve inayetten uzak kalacaklardýr.”

 

Hatta: "Eðer kýtmir, O'nun hakikatini temaþa ile cennetin bayýltan güzelliklerle donanmýþ tepelerinden birini tercih etme durumunda olsaydý, bütün güzelliklerin kaynaðý, arzýn göbeðinin en büyük vâridatý, cennet yamaçlarýnýn bile güzelliklerinin asýl kaynaðý, güzeller güzeli, Ýnsanlýðýn Ýftihar Tablosu'nu tercih ederdi. Gerçi insan, bu tercih duygusunu içinde bir feveran halinde her zaman hissetmeyebilir ama temelde o his ve duygu, insanýn içinde potansiyel olarak her zaman mevcuttur. Yeter ki, O'nun sevgisini tutuþturabilecek bir meþale ile gönüllerdeki karanlýk noktalar aydýnlatýlsýn ve insanlýða, O'na giden yollar gösterilsin.

 

O'nu sevmeyenler, sevginin, hakikat-ý Ahmediyenin, hatta hakiki manada insanlýðýn ne demek olduðunu bilmeyen, sevgiden yoksun talihsizlerdir. Yazýklar olsun O'nun dünyasýnda olduðu halde dalalette olanlara, gaflet deryasýnda yüzenlere ve bunca güzellikler içinde gözü baðlý gezen körlere..!”

 

Bir þiirinde þöyle dillendirir bu sevgiyi:

Sen’i seven her ruh uludur ya Resûlallâh!

Gönlü-gözü onun doludur ya Resûlallâh!

Cemâlin pertevinden zerre þevk alan billâh,

Kapýnýn ayrýlmaz kuludur ya Resûlallâh!

Beklemez bir baþka iltifât Sana erenler,

Semtin iltifat buðuludur ya Resûlallâh!

Gönül gözleriyle bir kere seni görenler,

Onlar ruhlarýn bir koludur ya Resûlallâh!

Uçuþur ikliminde altýn kanatlý kuþlar,

Ýklimin kuþlarýn yoludur ya Resûlallâh!

Cennet yamaçlarý gibidir orda ufuklar,

Cemâlin bu ufkun tülüdür ya Resûlallâh!

Sana ermek imanlý gönüllerin rüyâsý,

Seni bilmeyenler ölüdür ya Resûlallâh!

Vuslatýn, bu garip kýtmîrin her dem hülyâsý,

Bu benim gönlümün gülüdür ya Resûlallâh!

 

Bu sevgi o kadar incedir ki ona þunlarý söyletir: “Ah, keþke sýrtýnda taþýdýðýn bir sadak veya o sadakta bir ok olsaydým! Omuzunda taþýdýðýn ve yer yer gerip okunu yerleþtirdiðin yayýn ben olsaydým! Veya kaþýnda bir kutlu tüy, kirpiðinde bir mübarek kýl olabilseydim.. ayaðýnda parmaðýn, parmaðýnda bir týrnaðýn olsaydým! Hayýr hayýr, atýnýn yelesinde bir tutam kýl veya aðzýnda gem, sýrtýnda eyer olabilseydim.. olduðuma da þükür. Ya karþýnda olup da Ebu Cehil’lerin safýnda bulunsaydým..! Evet, Allah’a sayýsýz hamd ü sena olsun. Bizleri O’nun safýnda yaratmýþ.. yaratmýþ ve birçok lütuflarla, ihsanlarla serfiraz kýlmýþ. Ondan sonra da o lütuf ve ihsanlarý deðerlendirme imkâný bahþetmiþ.”

 

Bahsimizi “ Ay yüzlü apaçýk sözlü, nergis bakýþlý” sevgiliye hitap eden þu enfes ifadeleri ile nihayete erdirelim:

 

“Ey dost, kaç bahar gelip geçti biz hep hazandayýz ama, düþe-kalka olsa da hep izindeyiz. Gel bizi bir kere daha sevindir. Sevindir ki; baðýnýn taptaze fidanlarýyla nâmýný âleme tam duyuracak demdeyiz. Dünya senin dünyan –müsaade buyurursan dünyamýz da diyeceðim- bu dünya ýþýða hasret gidiyor. Bizler o kýrýk azimlerimiz ve o çatlamýþ ümitlerimizle, yollarýn hakkýný veremesek de hep yollardayýz. Sadece hislerimizle de olsa, aradýðýmýz sevgili sensin; gel son kez içimize doð ki gönüllerimiz ýþýkla dolsun ve ufuklarýmýzý saran þu upuzun geceler savulup gitsin; yerlerini gündüzlere býraksýn...

 

Gözlerimiz tulûunun emarelerini görmese de, tadýn, lezzetin, kokun daha þimdiden hemen hepimizi mest etti. Gel bizi yeniden arkana al ki, ýþýðýn ruhlarýmýza vursun.. Sen “Sâyesi yere düþmez bir nahl-i Tûr’sun / Mihr-i âlemgîrsîn baþtan ayaða nûrsun.” (Itrî). Mesajýn nur, düþüncen nur, ufkun nur, her yanýnla pürnursun; aç yüzünden nikâbýný cihanlar nurla dolsun ve her yanda nâmýn duyulsun.

 

Ey yüce dost, söylenen sözler bir naat deðil, sevgili kapýsýnda mýrýldanan serenat da deðil; özü hasret, ruhu hicran kapý kuluna ait ritimsiz bir feryattýr, bir feryâd-ý mutâddýr.

 

 

Salih Okur

Link zu diesem Kommentar
Auf anderen Seiten teilen

Dein Kommentar

Du kannst jetzt schreiben und Dich später registrieren. Wenn Du ein Konto hast, melde Dich jetzt an, um unter Deinem Benutzernamen zu schreiben.

Gast
Auf dieses Thema antworten...

×   Du hast formatierten Text eingefügt.   Formatierung jetzt entfernen

  Nur 75 Emojis sind erlaubt.

×   Dein Link wurde automatisch eingebettet.   Einbetten rückgängig machen und als Link darstellen

×   Dein vorheriger Inhalt wurde wiederhergestellt.   Editor leeren

×   Du kannst Bilder nicht direkt einfügen. Lade Bilder hoch oder lade sie von einer URL.

×
×
  • Neu erstellen...