Zum Inhalt springen
Qries Qries Qries Qries Qries Qries

Empfohlene Beiträge

KIYAMET VE AHÝRET

 

5.Bölüm

 

 

 

 

 

Eðer ölünün aðzýndan tükrüðü akmýþ, dudaðý sarkmýþ, yüzü kararmýþ, gözü dönmüþ ise, bilmiþ ol ki, o þakîdir. Âhýretteki þekâvetini görmüþtür.

 

Eðer görür isen ki, aðzý açýk, sanki gülüyor, yüzü gülümsüyor, gözü dahî kýrpýk gibidir. Bilmiþ ol ki, o kimse âhýrette kavuþacaðý sürûr ile tebþir (müjde) olunmuþtur.

 

Melekler, bu ruhu Cennet ipeklerinden bir ipeðe sararlar. O sa'îd olan kimsenin ruhu, bal arýsý kadar insan þeklindedir. Aklýndan ve ilminden hiçbirþey gayb etmemiþtir. Dünyada ne yapmýþ ise, hepsini bilir. O melekler, bu ruhla berâber semaya doðru uçarak yükselirler. Bu yükselmeyi bazý ölü bilir, bazý ölü ise bilmez. Böylece, önceki geçmiþ Peygamberlerin ümmetlerini ve yeni ölmüþ olanlarý, bir yere yayýlmýþ olan çekirgeler gibi görerek geçerler ve birinci kat sema olan dünya semasýna varýrlar.

 

Bu meleklerin baþýnda olan Cebrâîl, dünya semasýna çýkar. Kimsin diye sorulur. Ben Cebrâîlim, yanýmdaki de filandýr, diyerek o kimsenin güzel ve sevdiði ismleri ile haber verir. Dünya semasýnýn bekçileri olan melekler, (Bu ne iyi bir kimsedir ki, îtikadý, inancý güzel idi. Ve hiç þüphesi yoktu) derler.

 

Bundan sonra ikinci kat semaya çýkarlar. Kimsin denir. Cebrâîl birinci kat semadaki meleklere söylediði sözünü tekrar eder. Ýkinci kat semadaki melekler, o sâlih ruha, (Hoþ safâ geldi. Dünyada iken namazlarýný bütün farzlarýna riâyet ederek edâ ederdi) derler.

 

Sonra geçer, üçüncü kat semaya ulaþýrlar. Kimsin denir. Cebrâîl daha önce söylediklerini tekrar eder. Bunun üzerine (Malýnýn hakkýný muhâfaza edip zekâtýný, tarladan aldýðý mahsûlün uþrunu emrolunan kimselere seve seve verip, hiç esirgemeyen bu zat hoþ ve safâ geldi) denir. Oradan da geçerler.

 

Dördüncü kat semaya varýrlar. Kimsin denir. Daha önce söylediði gibi cevap verir. (Dünyada, Ramazan orucunu tutup da, orucu bozan þeylerden ve yabancý kadýnlarla görüþmekten ve haram yemekten kendini muhâfaza eden kimse, hoþ ve safâ geldi) denir.

 

Sonra geçerler. Beþinci kat semaya varýrlar. Kimsin denir. Daha önce söylediði gibi cevap verir. (Farz olduðu zaman haccýný riyâsýz ve Allahü teâlâ için edâ eden kimse hoþ ve safâ geldi) denir.

 

Sonra geçerler. Altýncý kat semaya varýrlar. Kimsin denir. Evvelce vermiþ olduðu cevabý verir. (Seher vakitlerinde çok istiðfâr eden, gizli çok sadaka veren ve yetimlere yardým eden zat, hoþ, safâ geldi) denir.

 

Oradan da geçerek (Surâdikât-i celâl) denilen, celâl perdelerinin bulunduðu bir makama varýrlar. Kimsin diye sorulunca, öncekiler gibi cevap verir. Yine (Hoþ ve safâ geldi. Çok istiðfâr edip, [çoluk çocuðuna ve sözü geçenlere] emr-i mâruf yapan, Allahü teâlânýn dînini, Onun kullarýna öðreten, miskinlere [ve darda kalanlara] yardým eden, sâlih kula ve güzel ruha merhabâlar olsun) denir. Sonra meleklerden bir cemaate uðrarlar ki, hepsi onu Cennet ile müjdeleyip, onunla müsâfeha ederler.

 

Sonra (sidret-ül-müntehâya) kadar giderler. Yine kimdir diye sorulunca, öncekiler gibi cevap verir. (Hoþ safâ geldi. Her iyiliðini Allahü teâlânýn rýzasý için yapan zata merhabâ) denir.

 

Bundan sonra ateþ tabakasýndan geçer. Sonra nûr, zulmet, su ve kar tabakalarýndan geçer. Sonra soðuk denizine uðrar ve geçerler. Her tabakanýn birbirine uzaklýðý bin senelik yoldur.

 

Sonra Arþ-ur-Rahmân üzerine örtülmüþ olan perdeler açýlýr ki, seksen bin perdedir. Her perdede seksen bin þerefe vardýr. Her þerefede bin kamer yâni ay vardýr ki, Allahü teâlâyý tehlîl ve tesbîh ederler. Onlardan bir kamer dünyada görünse, nûru âlemi yakar ve herkes Allahü teâlâdan baþka olarak ona ibâdet ederdi. Bu zamanda, perde arkasýndan bir münâdî nidâ eder ki, bu getirdiðiniz ruh kimdir? Cebrâîl filan oðlu filandýr, der.

 

Allahü teâlâ, (Bunu yakýnlaþtýrýn. Ve sen ne güzel kulumsun buyurur.) Allahü teâlânýn huzur-i maneviye-i ilâhiyyesinde durduðu vakit, bazý levm-ü itâb (azarlamak) ile Hak teâlâ onu utandýrýr. Hattâ o kul, zanneder ki, hakîkaten helâk oldu. Sonra, Cenâb-ý Hak onu affeder.

Link zu diesem Kommentar
Auf anderen Seiten teilen

4.Bölüm

 

 

 

 

 

Bazý mevtâ vardýr ki, ruhu azar azar çekilir. Tâ ki, boðazýnda tutulur. Boðazýnda da kalmaz. Ancak kalbe baðlý olarak kalýr. Bu zamanda, melek zehirli kýzgýn demir ile vurur. Zîrâ, o demirle vurmayýnca, ruh kalbden ayrýlmaz. Bu demirle vurmanýn sebebi, demir ölüm denizine daldýrýlmýþtýr. Kalb üzerine konulunca, diðer yerlerine de sirâyet eden zehir gibi olur. Zîrâ, hayatýn sýrrý ancak kalbdedir. Onun sýrrý ancak dünya hayatýnda te'sîr eder. Bunun için, bazý kelâm âlimleri (hayat ruhun gayrýdýr) ve (hayatýn mânasý, ruhun beden ile karýþmasýdýr) dediler.

 

Ruh çekilip, son baðý kopacaðý zaman, kendisine birçok fitneler ârýz olur. Bu, ol fitnelerdir ki, iblis a'vânýný (yardýmcýlarýný) hâssaten o kimseye musallat eder. O hâlde iken o insana gelirler ve onun anasý ve babasý ve kardeþi ve kýzkardeþi ve sevdiði kimselerden vefât etmiþ olanlar sûretinde görünürler ve ona derler ki:

 

(Ey filan! Sen ölüyorsun. Biz, bu hâlde seni geçtik. Sen yahudi dîninde olarak öl. Bu din, Allah indinde, makbûl olan hak dindir). Eðer bunlarýn sözlerine aldanmaz, dinlemez ise, yanýndan giderler. Baþkalarý gelip, derler ki, (Sen nasrânî (hýristiyan) olarak öl! Zîrâ o din Mesîhin, yâni Îsâ aleyhisselâmýn dînidir ki, Mûsâ aleyhisselâmýn dînini, nesh etmiþtir.) Böylece, her milletin dinlerini ona söylerler. O zamanda, Cenâb-ý Hakkýn þaþýrmasýný dilediði kimse þaþýrýr. Ýþte bu; (Ey bizim Rabbimiz! Dünyada iken bize îman verdiðin gibi, ölürken de kalblerimizi þaþýrtma) meâlindeki Âl-i Ýmrân sûresinin sekizinci âyet-i kerimesinin haber verdiði hâldir.

 

Cenâb-ý Hak bir kuluna hidâyet ve îmanda sebâtýný dilerse, o kimseye rahmet-i ilâhiyye gelir. Bazýlarý, bu rahmetten maksat Cebrâîl aleyhisselâmdýr, dediler.

 

Rahmet-i ilâhiyye, þeytaný uzaklaþtýrýp, hastanýn yüzünden o yorgunluðu giderir. O zaman insan ferahlar, güler. Çok kimselerin bu hâlde güldüðü görülür ki, Allahü teâlâ tarafýndan rahmet gelmesi ile onu müjdeleyip, (Beni bilir misin, ben Cebrâîlim. Bunlar ise, senin düþmanlarýn olan þeytanlardýr. Sen Millet-i Hanîfiyye ve þeriat-i Muhammediyye üzre vefât et!) der. Ýnsana iþte bu melekten daha çok sevgili ve ferahlandýrýcý bir þey yoktur. (Yâ Rabbî, bize rahmetini ihsân eyle. Ýhsân sahibi ancak sensin) meâl-i þerifindeki, Âl-i Ýmrân sûresi sekizinci âyet-i kerimesi, bu hâli haber vermektedir.

 

Bazý kimseler vardýr ki, ayakta namaz kýlarken vefât eder. Bazýsý uykuda iken, bazýsý, bir þeyle meþgûl iken, bazýsý da, çalgý ve oyunlara dalmýþ iken, kimisi de, sarhoþ iken, ansýzýn vefât eder. Bazý kimselere, ruhu çýkarken kendinden evvel geçen tanýdýklarý gösterilir. Bunun için, etrâfýnda olan kimselere bakar. Bu zamanda, o kimse için horuldamak olur ki, insandan baþka herþey onu iþitir. Ýnsan iþitmiþ olsa, elbette helâk olur, korkudan ölürdü.

 

Ölünün his duygularýndan en son gayb edeceði þey iþitmesidir. Zîrâ ruh kalbden ayrýldýðý vakit yalnýz görmesi bozulur. Fakat iþitmek, ruh kabz oluncaya kadar gayb olmaz. Bunun için Fahr-i âlem efendimiz, (Ölüm hastalýðýnda olanlara þehâdeteyn-i kelimeteyn ki, “Lâ ilâhe illallah Muhammedün Resûlullah”dýr. Bu kelimeyi telkin ediniz!) buyurmuþtur. Ölüm hâlinde olanýn yanýnda çok söz söylemekten de nehy buyurmuþtur. Çünkü o zaman, insan þiddetli sýkýntý içindedir.

Link zu diesem Kommentar
Auf anderen Seiten teilen

Dein Kommentar

Du kannst jetzt schreiben und Dich später registrieren. Wenn Du ein Konto hast, melde Dich jetzt an, um unter Deinem Benutzernamen zu schreiben.

Gast
Auf dieses Thema antworten...

×   Du hast formatierten Text eingefügt.   Formatierung jetzt entfernen

  Nur 75 Emojis sind erlaubt.

×   Dein Link wurde automatisch eingebettet.   Einbetten rückgängig machen und als Link darstellen

×   Dein vorheriger Inhalt wurde wiederhergestellt.   Editor leeren

×   Du kannst Bilder nicht direkt einfügen. Lade Bilder hoch oder lade sie von einer URL.

×
×
  • Neu erstellen...