Alle Aktivitäten
Dieser Stream aktualisiert sich automatisch
- Gestern
-
Glücksspiel, Glücksspielsucht und Migranten
Webmaster antwortete auf Webmaster's Thema in Politik, Wissenschaft und Verschiedenes
-
Glücksspiel, Glücksspielsucht und Migranten
Webmaster antwortete auf Webmaster's Thema in Politik, Wissenschaft und Verschiedenes
-
Glücksspiel, Glücksspielsucht und Migranten
Webmaster antwortete auf Webmaster's Thema in Politik, Wissenschaft und Verschiedenes
Haller Kreisblatt, 08.05.2026 - Früher
-
Three Thousand Muslim Soldiers in the German Army Will Have Muslim Chaplains […] However, the new decision has also faced criticism. Cemil Şahinöz, a German-Turkish researcher and Islamic scholar, has warned that the contractual hiring of Muslim chaplains may turn them into „second-class chaplains,“ because unlike their Christian and Jewish counterparts, they will not have the same institutional status and job security. He believes that true equality is achieved when Muslim chaplains are institutionally integrated into the structure of the German army, rather than merely operating as a contracted service. Abna, 27.08.2026 https://en.abna24.com/news/1858031/Three-Thousand-Muslim-Soldiers-in-the-German-Army-Will-Have-Muslim
-
İntihar Düşünceleri. Sessiz Çığlığı Anlamak İntihar konusu, toplumda en az konuşulan ama en önemli meselelerden biridir. Pek çok insan, hayatının bir döneminde yoğun bir umutsuzluk yaşayabilir ve “Artık dayanamıyorum.”, “Her şey anlamsız geliyor” ya da “Keşke uyusam ve bir daha uyanmasam” gibi düşüncelere kapılabilir. Ancak bu düşünceler hakkında konuşmak çoğu zaman kolay değildir. İnsanlar yargılanmaktan, anlaşılmamaktan veya zayıf görülmekten korktukları için yaşadıklarını çevrelerinden gizleyebilirler. İntihar düşüncelerine sahip olmak, kişinin gerçekten ölmek istediği anlamına her zaman gelmez. Çoğu zaman insanlar ölmekten çok, yaşadıkları acının sona ermesini istemektedir. İçinde bulundukları sıkıntıdan çıkış yolu göremedikleri için, hayatın artık katlanılmaz hâle geldiğini düşünebilirler. İnsanları bu noktaya getiren tek bir sebep yoktur Toplumda bazen intihar düşüncelerinin yalnızca ağır depresyondan kaynaklandığı düşünülmektedir. Oysa gerçek hayat çok daha karmaşıktır. İntihar düşünceleri çoğu zaman tek bir olayın sonucu değildir. Genellikle uzun süredir biriken sorunların, hayal kırıklıklarının ve psikolojik yüklerin birleşmesiyle ortaya çıkar. Bazı insanlar işlerini kaybettikten sonra kendilerini değersiz hissedebilir. Bazıları boşanma, ekonomik sıkıntılar veya aile içi çatışmalar nedeniyle büyük bir çaresizlik yaşayabilir. Uzun süren hastalıklar, kronik ağrılar, travmalar ve gelecekle ilgili yoğun kaygılar da insanın dayanma gücünü azaltabilir. Özellikle kişi yaşadığı sorunların hiç düzelmeyeceğine inanmaya başladığında, umutsuzluk duygusu giderek güçlenebilir. Yalnızlık ve anlaşılmama hissi İntihar düşünceleri yaşayan birçok insanın ortak cümlelerinden biri şudur: “Beni kimse anlamıyor.” Kalabalık bir aile içinde yaşayan, iş arkadaşlarıyla her gün görüşen veya sosyal medyada yüzlerce takipçisi bulunan insanlar bile kendilerini yalnız hissedebilirler. Çünkü yalnızlık, sadece fiziksel olarak tek başına olmak değildir. Asıl yalnızlık, insanın duygularını paylaşabileceği, kendisini olduğu gibi kabul edecek birini bulamamasıdır. Bazı insanlar yıllarca yaşadıkları sıkıntıları kimseye anlatmazlar. Güçlü görünmek isterler, çevrelerine yük olmak istemezler veya duygularını ifade etmekte zorlanırlar. Ancak insan, uzun süre acısını tek başına taşımaya çalıştığında kendisini giderek daha çaresiz hissedebilir. Bu nedenle intihar düşünceleri yaşayan insanların önemli bir kısmı, aslında “Beni duyun” ve “İçimde neler yaşadığımı anlayın” mesajı vermektedir. Stres ve tükenmişlik de önemli rol oynayabilir Yoğun stres altında yaşamak, insan psikolojisini derinden etkileyebilir. Sürekli maddi sorunlarla uğraşmak, aile içinde bitmeyen tartışmalar yaşamak, iş yerinde baskı altında çalışmak veya gelecek kaygısı taşımak zamanla kişinin ruhsal dayanıklılığını azaltabilir. Özellikle kişi uzun süre dinlenemediğinde, destek göremediğinde ve sorunlarının çözülemeyeceğini düşündüğünde tükenmişlik hissi ortaya çıkabilir. Böyle dönemlerde insan, içinde bulunduğu karanlık ruh hâlinin hiç değişmeyeceğine inanabilir. Ancak önemli bir gerçeği unutmamak gerekir: İnsanlar en zor dönemlerinde bile, çoğu zaman geleceği olduğundan daha karanlık görürler. Psikolojik krizler kalıcı değildir. Uygun destek ve yardım ile birçok insan yeniden hayata bağlanabilmektedir. Depresyon ve diğer psikolojik sorunlar İntihar düşünceleri çoğu zaman depresyonla birlikte görülür. Depresyon yaşayan kişiler, kendilerini değersiz hissedebilir, gelecekle ilgili umutlarını kaybedebilir ve çevrelerindeki insanların onsuz daha mutlu olacağını düşünebilirler. Ancak intihar düşünceleri sadece depresyonda ortaya çıkmaz. Travma sonrası stres bozukluğu, bağımlılıklar, bazı kişilik sorunları, ağır kaygı bozuklukları ve diğer ruhsal hastalıklar da bu riski artırabilir. Bazı fiziksel hastalıklar, kronik ağrılar ve ciddi sağlık sorunları da kişinin psikolojik durumunu etkileyebilir. Bu nedenle intihar düşünceleri yaşayan bir insanı sadece “güçsüz” veya “iradesiz” ollarak değerlendirmek büyük bir hata olur. Birisi intiharı düşündüğünü söylerse ne yapılmalı? Birisi yaşamak istemediğini veya intiharı düşündüğünü söylerse, öncelikle onu ciddiye almak gerekir. İnsanlar bazen “Dikkat çekmeye çalışıyor” veya “Bunu gerçekten yapmaz” diye düşünebilir. Oysa bu tür sözler her zaman önemsenmelidir. Böyle bir durumda yapılması gereken ilk şey, sakin kalmak ve karşımızdaki kişiyi dinlemektir. Hemen nasihat vermeye çalışmak, “Bunları düşünme” demek veya duygularını küçümsemek çoğu zaman faydalı olmaz. İnsanlar öncelikle anlaşılmak ister. “Son zamanlarda neler yaşadığını anlatmak ister misin?”, “Bu kadar zorlanmana ne sebep oluyor?” veya “Şu anda yanında olmamı ister misin?” gibi cümleler, kişinin kendisini yalnız hissetmemesine yardımcı olabilir. Hangi cümlelerden kaçınılmalıdır? İyi niyetle söylenen bazı sözler, beklenmedik şekilde karşı tarafı incitebilir. “Herkesin sorunu var”, “Biraz güçlü ol”, “Senin hayatın aslında çok güzel” veya “Bunu yaparsan aileni mahvedersin” gibi ifadeler, kişinin suçluluk duymasına neden olabilir. Ayrıca “Sen böyle şeyler yapmazsın” diyerek konuyu kapatmaya çalışmak da doğru değildir. Çünkü intihar düşünceleri yaşayan insanlar çoğu zaman zaten anlaşılmadıklarını düşünmektedir. Bazen en değerli yardım, büyük çözümler sunmak değil, sadece yanında olmak ve onu yargılamadan dinlemektir. Profesyonel destek neden önemlidir? İntihar düşünceleri, kişinin tek başına mücadele etmek zorunda olduğu bir durum değildir. Psikologlar, psikiyatristler, danışmanlar ve kriz merkezleri bu konuda destek sağlamak için vardır. Özellikle kişi kendisine zarar verme planlarından söz ediyorsa, vedalaşır gibi davranıyorsa, ani bir umutsuzluk içindeyse veya günlük hayatını sürdüremeyecek duruma geldiyse, profesyonel yardım geciktirilmemelidir. Yakın çevrenin desteği çok önemlidir, ancak bazı durumlarda profesyonel müdahale hayati önem taşır. Umut her zaman mümkündür İntihar düşünceleri yaşayan insanlar çoğu zaman yaşadıkları acının sonsuza kadar süreceğine inanırlar. Oysa psikolojik krizler değişebilir. Bugün çözümsüz görünen birçok sorun, zamanla farklı bir anlam kazanabilir. Hayatta bazen insanın kendi göremediği çıkış yolları vardır. Bu nedenle en karanlık dönemlerde bile yardım istemek, duyguları paylaşmak ve yalnız kalmamak büyük önem taşır. Bir insanın hayatını değiştiren şey bazen büyük olaylar değildir. Bazen içten bir konuşma, sabırla dinleyen bir dost veya zamanında alınan profesyonel destek, yeniden umut edebilmenin ilk adımı olabilir. Dr. Cemil Şahinöz, Öztürk Gazetesi, Eylül, 2026
-
Heirat mit Christen, Juden, interreligiöser Heiratsvorschriften
Talebe antwortete auf Thema in Ehe, Familie und Sexualität
Meinst du mit "konfessionslos" gar keinen Glauben? Das wäre nicht möglich. Die Partnerin muss schon gläubig sein, Christlich, Jüdisch oder Muslimisch. -
Heirat mit Christen, Juden, interreligiöser Heiratsvorschriften
allahsdiener antwortete auf Thema in Ehe, Familie und Sexualität
As salamu alaikum, liebe Geschwister, da ich gehört habe, dass Muslime nur Muslimische, Jüdische oder Christliche Frauen heiraten dürfen wollte ich mich hiermit vergewissern, ob dieses Zitat auf meiner Webseite auch stimmt: Man heirate besser konfessionslose Chines(inn)en anstelle von Götzendiener(inne)n, die beispielsweise Kruzifixe, Madonnen und Heiligenfiguren anbeten, (vgl. Koran Sure 2:221)! *** Quelle: https://tigerpedia.net/Zitate.htm Sollte ich mit diesem Zitat falsch liegen, dann werde ich es inschallah aus meiner Internetseite entfernen, damit dort nichts Falsches gepostet wird. Vielen Dank für die Antworten! Wa alaikum salam -
Glücksspiel, Glücksspielsucht und Migranten
Webmaster antwortete auf Webmaster's Thema in Politik, Wissenschaft und Verschiedenes
Online-Glücksspiel: DRK lädt zu Infoveranstaltung über Risiken und Warnsignale ein Online-Glücksspiel kann schnell zur Sucht werden – und betrifft längst nicht nur junge Menschen. Das DRK im Kreis Gütersloh informiert am 30. September um 16:00 Uhr über Risiken, Warnsignale und Hilfsmöglichkeiten für Betroffene und Angehörige. Die Teilnahme ist kostenlos. Online-Glücksspiel: DRK lädt zu Infoveranstaltung über Risiken und Warnsignale ein Online-Glücksspiel betrifft längst nicht mehr nur junge Menschen. Immer häufiger geraten auch ältere Erwachsene in eine Spielsucht, die von Angehörigen und Freunden oft erst spät erkannt wird. Um über Risiken, Warnzeichen und Hilfsmöglichkeiten aufzuklären, lädt das Deutsche Rote Kreuz (DRK) im Kreis Gütersloh am 30. September zu einer kostenlosen Informationsveranstaltung ein. Was häufig mit einem vermeintlich harmlosen Spiel beginnt, kann sich zu einer belastenden und kostspieligen Abhängigkeit entwickeln. Besonders im digitalen Bereich sind Glücksspiele jederzeit verfügbar und können schnell zur Falle werden. Im Mittelpunkt der zweistündigen Veranstaltung stehen die besonderen Gefahren des Online-Glücksspiels, typische Warnsignale einer beginnenden Sucht sowie praktische Hinweise für Angehörige. Familienmitglieder und Bezugspersonen erfahren, woran sie problematisches Spielverhalten erkennen können und wie sie Betroffene sinnvoll unterstützen. Als Referent gibt Dr. Cemil Sahinöz einen Einblick in die Thematik und informiert über Hintergründe, Entwicklungen und Unterstützungsmöglichkeiten. Die Veranstaltung findet am 30. September von 16 bis 18 Uhr in den Räumen des DRK-Bildungszentrums an der Verler Straße statt. Die Teilnahme ist kostenlos, eine Anmeldung ist nicht erforderlich. Weitere Informationen gibt es bei Madeleine Schwichtenhövel unter Telefon 05241 9886520 oder per E-Mail an madeleine.schwichtenhoevel@drk-guetersloh.de. Herzeblog Veröffentlicht am: 11.09.26, 06:00 Uhr https://app.herzeblog.de/drk-bildungszentrums-verler-strasse-6-guetersloh-online-gluecksspiel-drk-laedt-zu-infoveranstaltung-ueber-risiken-und-warnsignale-ein_akFI -
Glücksspiel, Glücksspielsucht und Migranten
Webmaster antwortete auf Webmaster's Thema in Politik, Wissenschaft und Verschiedenes
-
As salamu alaikum, liebe Geschwister, ist die Schiitische Spendenorganisation Al Ayn, wo man Khums für Imam- und Waisenhilfe entrichten kann halal? Oder ist Al Ayn der Einäugige (bzw. Dajjal)?, denn ich habe gehört, dass der Iran mit Saudi-Arabien im Krieg ist und ich möchte Allah oder der Stadt Mekka nicht feindlich gesonnen sein, falls diese Spenden für einen Krieg gegen den Islam verwendet werden würden. Vielen Dank für die Informationen. Wa alaikum salam
-
Wird man mit dem Höllenfeuer bestraft, wenn man stirbt und Schulden hat?
Basra antwortete auf allahsdiener's Thema in Religion
Wa Alaikum Salam, kurz und knapp zusammengefasst, 1. Ist Zinsen bezahlen eine Sünde? Im Islam ist das Eingehen von Zinsverträgen (Riba) grundsätzlich verboten. Wer jedoch aus einer unverschuldeten Notlage heraus Schulden machen musste und Zinsen zahlt, trägt nicht dieselbe Verantwortung wie jemand, der freiwillig oder für Luxus Zinsgeschäfte eingeht. Allah richtet immer nach der Absicht (Niyyah) und der tatsächlichen Machtlosigkeit eines Menschen. 2. Was passiert, wenn man unerwartet mit Schulden stirbt? Die Absicht zählt: Wer die aufrichtige Absicht hatte, seine Schulden abzubezahlen, und aktiv daran gearbeitet hat, dem steht Allah bei. Keine Strafe für Unverschuldetes: Allah ist der Gerechte (Al-'Adl) und Barmherzige (Ar-Rahman). Er bestraft niemanden für Umstände, für die der Mensch absolut nichts konnte und die außerhalb seiner Kontrolle lagen ("Allah fordert von keiner Seele mehr, als sie vermag" – Sure 2:286). 3. Automatische Bestrafung im Höllenfeuer? Nein. Niemand kann oder darf behaupten, dass ein Gläubiger wegen unverschuldeter Schulden automatisch in die Hölle kommt. Sünden und Missgeschicke sind zwei verschiedene Dinge. Solange man Bitten um Vergebung (Istighfar) spricht und versucht, den Schaden zu begrenzen, darf man immer auf Allahs Barmherzigkeit hoffen. Zinsen sind im Grundsatz verboten, aber unverschuldete Notlagen und ungewollte Umstände verändern die Bewertung vor Allah. Wer ehrlich versucht, seine Schulden zu begleichen und Zinsen zu vermeiden, braucht keine Angst vor einer ungerechten Strafe im Jenseits zu haben. Wassalam -
Muslim soldiers in Germany are finally getting Muslim chaplains Germany’s ambition to build Europe’s strongest army is forcing it to adapt to a more religiously diverse society. What took it so long? Captain Halil has spent ten years serving in the German armed forces, rising to the rank of captain. Having trained as an officer and studied political science, the 36-year-old now serves as an operations officer in the Cyber and Information Domain Service and regularly lectures on what it means to be Muslim in the Bundeswehr. For Halil, his faith and military service are closely connected. “Ensuring security and taking responsibility for our community is a deeply Islamic stance,” he says. “Military service is also service to society, and thus a form of worship.” But throughout his career, one thing has bothered him. Protestant, Catholic and Jewish colleagues have long had access to military chaplains representing their faiths. The Bundeswehr’s estimated 3,000 Muslim soldiers have not. “I have been confronted with this question since day one, since joining the Bundeswehr,” he tells Hyphen. Now, with Halil approaching the end of his service, that is finally about to change. By the end of 2026, Germany’s defence ministry hopes to appoint its first Muslim military chaplains, offering Muslim soldiers access to religious guidance from someone who shares their faith and marking a long-awaited recognition of Muslims within one of the country’s most important public institutions. The delay stems partly from the way Germany organises relations between religion and the state. Following the constitutional separation of church and state after the first world war, pastoral care in the armed forces has traditionally been provided through formal agreements between the government and recognised religious bodies. The state’s agreement with the Catholic church dates from the 1930s, while the Protestant military chaplaincy was established in 1957. An agreement with the Central Council of Jews in Germany followed in 2019. Islam proved more complicated. Rather than being represented by a single national institution, Germany’s Muslims belong to dozens of organisations, associations and communities, leaving the government without one body with which it could sign a comparable agreement. The defence ministry has now found a way around that obstacle: instead of establishing Muslim chaplaincy through a formal state treaty, it will contract chaplains directly. The demand is there. According to colonel Thorsten Weber, head of military chaplaincy at the defence ministry, a majority of Muslim soldiers surveyed said they would prefer pastoral care that reflects their own beliefs. Military chaplains fulfil far more than ceremonial duties. Soldiers can turn to them during personal crises, after bereavements, before deployments and when wrestling with difficult ethical or theological questions. “In case I die in action, it is important for me that my body will be handled with dignity,” Weber says. Halil says he has never had a problem opening up to Protestant, Catholic or Jewish chaplains. “It was all about trust,” he says. But there are conversations, particularly around Islamic theology and practice, where he believes a Muslim chaplain could offer something different. Not everyone believes the defence ministry’s solution goes far enough. German-Turkish Islamic scholar Cemil Şahinöz argues that externally contracted chaplains risk becoming “second-class chaplains”, without the institutional security enjoyed by their Christian and Jewish counterparts. “You have a contract here today and next year you’ll think again whether we’ll use the contract or not,” he says. “There is no security at all.” Şahinöz believes genuine equality would require Muslim chaplaincy to become institutionally embedded within the Bundeswehr rather than remaining a contractual service. Weber acknowledges that the new arrangement is an experiment. “It is pioneering work,” he says. “We will have to see whether it works, where shortcomings remain, and how we are going to address them.” If it succeeds, he says, the model could eventually be extended to other religious communities, including Hindus and Buddhists. With the call for tenders now open, the ministry hopes to have at least one Muslim chaplain under contract by the end of the year, with training to follow. The breakthrough has come not through resolving the longstanding question of who can represent Germany’s diverse Muslim population, but by circumventing it. And the timing coincides with another transformation: the Bundeswehr is seeking to expand its ranks and attract recruits from a German population in which Muslims now account for around 6.6%. “The Ministry of Defence has only acted now because the legal and organisational requirements first had to be created,” Şahinöz says. The current reform of the Bundeswehr, he adds, means young Muslim people also need to be reached. Despite his concerns about the contractual model, Şahinöz believes that has forced the institution to confront the issue. “The fact is that people say, OK, if we also want more Muslim soldiers, we really have to address this issue directly now,” he says. The implications could extend beyond the armed forces. Germany’s prison system, hospitals and federal police have also struggled to provide Muslim pastoral care within the country’s constitutional framework. Federal Police commissioner Uli Grötsch wrote in his 2024-25 annual report that he would follow the Bundeswehr’s introduction of Muslim pastoral care to see what lessons could be applied to the federal police. For the Bundeswehr itself, the change comes as Germany seeks to expand its armed forces substantially over the coming decade. Weber argues that becoming more representative of German society could help attract recruits. He also believes attitudes among Muslims towards military service have shifted. “People of Muslim faith more often say that the constitutional values of the Federal Republic of Germany are worth fighting for,” he says. For Halil, however, the significance is more personal. He has spoken to Muslim veterans from previous generations who, he says, did not believe they would see concrete steps towards establishing Muslim military chaplaincy. Halil’s own service ends in 2029. After a decade spent wondering why Muslim soldiers did not have the same pastoral provision as their Protestant, Catholic and Jewish colleagues, he may finally have the chance to speak to a Muslim chaplain before he leaves. “It is a first step,” he says. Liv Stroud, Hypen, 24.08.2026 https://hyphenonline.com/2026/08/24/muslim-chaplains-soldiers-islam-german-army-bundeswehr
-
Wird man mit dem Höllenfeuer bestraft, wenn man stirbt und Schulden hat?
allahsdiener antwortete auf allahsdiener's Thema in Religion
As salamu alaikum, liebe Geschwister, damit ich auf meiner Webseite nichts Falsches poste, wollte ich mich hiermit nochmals vergewissern, ob es eine Sünde ist, wenn man Schulden hat und deswegen Zinsen an die Bank zahlen muss. Was ist denn, wenn man nichts dafür kann, dass man Schulden hat? Es sind ja schließlich die Banken, die die Zinsen verlangen. Ich bin dankbar für jede Antwort, damit ich es auf meiner Internetseite ausbessern kann, falls ich dort falsche Informationen poste und niemanden damit anlüge. Wa alaikum salam -
Zum Download: https://play.google.com/store/apps/details?id=appinventor.ai_mwoswo.Kaloapp2&hl=de Kalo Check. Kalorien zählen einfach gemacht Keine Werbung. Kein unnötiger Schnickschnack. Einfach Kalo Check. Kalo Check hilft dir dabei, deine tägliche Ernährung und deine Kalorien unkompliziert im Blick zu behalten. Die App konzentriert sich auf das Wesentliche: einfach bedienen, schnell eintragen und den Überblick behalten. Ohne Werbung und ohne unnötigen Schnickschnack. Lebensmittel und Mahlzeiten kannst du auf verschiedene Arten erfassen. Fotografiere dein Essen und lasse die Nährwerte mithilfe von KI einschätzen, scanne den Barcode eines Produkts, suche ein Lebensmittel über die Datenbank oder trage die Werte einfach selbst ein. Beim Barcode-Scan werden verfügbare Produkt- und Nährwertinformationen automatisch abgerufen. Anschließend kannst du die tatsächlich verzehrte Menge anpassen. So lassen sich Kalorien, Kohlenhydrate, Fett und Eiweiß passend zu deiner Portion berechnen. Lebensmittel und Aktivitäten, die du häufiger nutzt, kannst du auf deinem Merkzettel speichern. So kannst du sie später schnell wieder übernehmen, ohne alles erneut eingeben zu müssen. Kalo Check bietet dir unter anderem: Kalorien und Nährwerte einfach erfassen Lebensmittel per Foto und KI analysieren Produkte per Barcode scannen Lebensmittel über eine Datenbank suchen Kalorien und Nährwerte manuell eingeben Verzehrte Menge individuell anpassen Kohlenhydrate, Fett und Eiweiß im Blick behalten Aktivitäten und verbrannte Kalorien erfassen Schritte zählen und in den Kalorienverbrauch einbeziehen Persönliches Profil und empfohlenes Tagesziel Tagesübersicht und Verlauf Häufig verwendete Lebensmittel und Aktivitäten auf dem Merkzettel speichern und später mit einem Klick wieder übernehmen Kalo Check ist bewusst übersichtlich gehalten. Du brauchst keine komplizierten Menüs und wirst nicht mit überflüssigen Funktionen überladen. Hinweis: Kalorien-, Nährwert- und Aktivitätsangaben können Schätzwerte sein. Kalo Check dient der persönlichen Orientierung und Dokumentation und ersetzt keine medizinische oder professionelle Ernährungsberatung.
-
Diese Hadithe sind überwiegend Metapher. Z.B. dass er einäugig ist, heißt nicht, dass er wirklich nur ein Auge hat, sondern nur das Weltliche sieht, aber nicht das Jenseits betrachtet. Lies unbedingt dazu das 5. Lichtstrahl des Islamgelehrten Said Nursi:
-
https://youtube.com/shorts/YBZjwTukwtg
-
Integration neu denken Von der Anpassung zur gleichberechtigten Teilhabe Der Begriff Integration gehört zu den am häufigsten verwendeten Begriffen in migrationspolitischen Debatten. Gleichzeitig existieren kaum Begriffe, die so unterschiedlich verstanden werden. Lange Zeit wurde Integration vor allem als Anpassungsleistung von Migranten betrachtet. Die zentrale Frage lautete häufig: „Warum nehmen Migranten nicht am Vereinsleben teil? Warum sind sie nicht im Schützenverein oder im traditionellen Dorfleben aktiv?“ Diese Sichtweise greift jedoch zu kurz. Sie orientiert sich an gesellschaftlichen Vorstellungen vergangener Jahrzehnte und ignoriert die sozialen Veränderungen der Gegenwart. Die Mitgliedschaft in einem Schützenverein ist heute selbst für viele junge Menschen ohne Migrationsgeschichte kein relevanter Bestandteil ihres Lebens mehr. Wer Integration an solchen Kriterien misst, bewertet Menschen nach Maßstäben, die längst nicht mehr die gesellschaftliche Realität widerspiegeln. Integration muss daher neu verstanden werden. Nicht die Teilnahme an bestimmten Traditionen ist entscheidend, sondern die Frage, ob Menschen gleiche Chancen besitzen, am gesellschaftlichen Leben teilzuhaben und ihre Zukunft mitzugestalten. Chancengleichheit als Fundament Aus soziologischer Sicht bedeutet Integration vor allem Chancengleichheit. Menschen gelten nicht deshalb als integriert, weil sie bestimmte kulturelle Gewohnheiten übernehmen. Entscheidend ist vielmehr, ob sie dieselben Möglichkeiten erhalten wie andere Mitglieder der Gesellschaft. Chancengleichheit umfasst den Zugang zu Bildung, Ausbildung, Arbeitsmarkt, Wohnraum und gesellschaftlichen Ressourcen (Şahinöz, 2011). Wenn Herkunft, Name, Religion oder äußere Merkmale über Erfolg oder Misserfolg entscheiden, liegt keine vollständige Integration vor. Eine Gesellschaft kann daher nicht allein anhand kultureller Anpassung beurteilen, ob Integration gelungen ist. Viel wichtiger ist die Frage, ob alle Menschen dieselben Aufstiegschancen besitzen. Teilhabe statt Zuschauerrolle Neben der Chancengleichheit gehört die gesellschaftliche Teilhabe zu den zentralen Merkmalen gelungener Integration. Teilhabe bedeutet, dass Menschen nicht nur in einer Gesellschaft leben, sondern aktiv an ihren sozialen, wirtschaftlichen und kulturellen Prozessen beteiligt sind. Dabei reicht es nicht aus, Migranten als passive Empfänger gesellschaftlicher Angebote zu betrachten. Wer dauerhaft nur eingeladen wird, bleibt letztlich Gast. Wirkliche Zugehörigkeit entsteht erst dann, wenn Menschen selbst Akteure werden und das gesellschaftliche Leben mitgestalten können. Teilhabemöglichkeiten zeigen sich beispielsweise in Bildungseinrichtungen, Vereinen, Medien, Verwaltungen oder politischen Institutionen. Entscheidend ist, ob Menschen dort tatsächlich präsent sind und Einfluss ausüben können. Die neue Generation fordert Mitbestimmung Besonders deutlich zeigt sich dieser Wandel zwischen den Generationen. Viele Angehörige der ersten Einwanderergeneration waren vor allem mit wirtschaftlicher Sicherheit beschäftigt. Sie akzeptierten gesellschaftliche Strukturen häufig, ohne diese grundlegend infrage zu stellen. Viele verzichteten auf politische Forderungen, nahmen Benachteiligungen hin und waren dankbar für die Möglichkeit, Arbeit und Einkommen zu finden. Die nachfolgenden Generationen vertreten zunehmend andere Erwartungen. Sie sind in Deutschland geboren oder aufgewachsen, haben deutsche Schulen besucht und betrachten dieses Land als ihre Heimat. Deshalb fordern sie nicht nur Teilhabe, sondern Mitbestimmung. Sie möchten nicht länger, dass ausschließlich über sie gesprochen wird. Sie wollen selbst mitentscheiden. Sie wollen nicht nur Angestellte sein, sondern auch Führungskräfte, Entscheidungsträger, Professoren, Behördenleiter, Unternehmer oder Politiker werden. Gerade dieser Anspruch führt häufig zu gesellschaftlichen Spannungen (El-Mafaalani, 2020). Solange Migranten lediglich Empfänger von Entscheidungen bleiben, werden sie oft akzeptiert. Sobald sie jedoch Führungspositionen anstreben oder Machtstrukturen hinterfragen, treten Konflikte, Vorurteile, Benachteiligungen und Diskriminierung deutlicher zutage. Inklusion als nächster Schritt In den vergangenen Jahren hat sich neben dem Integrationsbegriff zunehmend auch der Begriff der Inklusion etabliert. Während Integration häufig davon ausgeht, dass sich bestimmte Gruppen in eine bestehende Gesellschaft eingliedern sollen, geht Inklusion einen Schritt weiter. Sie fragt nicht, wie sich Menschen an bestehende Strukturen anpassen können, sondern wie gesellschaftliche Strukturen so gestaltet werden müssen, dass alle Menschen von Anfang an selbstverständlich dazugehören. Aus soziologischer Sicht bedeutet Inklusion, Vielfalt als Normalität zu verstehen. Unterschiedliche kulturelle Hintergründe, Religionen, Sprachen oder Biografien werden nicht als Abweichung betrachtet, sondern als selbstverständlicher Bestandteil einer pluralen Gesellschaft. Dadurch verschiebt sich die Verantwortung. Nicht der Einzelne muss sich möglichst unauffällig anpassen, sondern die Gesellschaft muss ihre Institutionen so gestalten, dass niemand aufgrund seiner Herkunft, Religion oder anderer Merkmale ausgeschlossen wird. Inklusion ersetzt den Integrationsbegriff jedoch nicht vollständig. Vielmehr erweitert sie ihn. Denn auch eine inklusive Gesellschaft benötigt Chancengleichheit, Teilhabe und Mitbestimmung. Erst wenn Menschen nicht nur anwesend sind, sondern ihre Perspektiven selbstverständlich in gesellschaftliche Entscheidungen einbringen können, wird Inklusion zur gelebten Realität. Warum Toleranz nicht ausreicht In gesellschaftlichen Debatten wird häufig von Toleranz gesprochen. Doch auch dieser Begriff verdient eine kritische Betrachtung. Toleranz beschreibt ursprünglich ein Verhältnis, in dem eine Seite die andere duldet. Wer toleriert, verfügt über die Macht zu entscheiden, was akzeptiert wird und was nicht. Zwischen dem Tolerierenden und dem Tolerierten besteht daher keine vollständige Augenhöhe. Aus diesem Grund kann Toleranz nur eine Übergangsphase sein. Sie darf nicht das Endziel gesellschaftlicher Entwicklung darstellen. Schon Goethe schrieb eins: „Toleranz sollte eigentlich nur eine vorübergehende Gesinnung sein: sie muss zur Anerkennung führen. Dulden heißt beleidigen“ (Goethe, 1982, S. 385). Das eigentliche Ziel muss Gleichberechtigung sein. Menschen sollen nicht deshalb akzeptiert werden, weil andere ihnen dies großzügig erlauben. Sie sollen dieselben Rechte, Möglichkeiten und Einflusschancen besitzen wie alle anderen Mitglieder der Gesellschaft. Zugehörigkeit beginnt dort, wo Erklärungen überflüssig werden Ein weiteres Merkmal gesellschaftlicher Zugehörigkeit zeigt sich im Alltag. Viele Menschen mit Migrationsgeschichte berichten, dass sie sich immer wieder erklären müssen. Sie werden gefragt, woher sie “eigentlich“ kommen, warum sie so gut Deutsch sprechen, warum sie bestimmte Gewohnheiten haben oder weshalb sie bestimmten religiösen Überzeugungen folgen. Solche Situationen verdeutlichen, dass sie trotz formaler Zugehörigkeit häufig weiterhin als Fremde wahrgenommen werden. Wer sich ständig erklären muss, spürt unbewusst, dass seine Zugehörigkeit noch infrage gestellt wird. „Heimat ist da, wo man sich nicht erklären muss“ soll der Dichter Johann Gottfried von Herder schon im 18. Jahrhundert gesagt haben. Vollständige Integration ist daher erst erreicht, wenn Menschen nicht mehr permanent ihre Anwesenheit, ihre Herkunft oder ihre Identität rechtfertigen müssen. Integration als Zustand der Gleichberechtigung Integration ist weder Assimilation noch kulturelle Anpassung. Sie bedeutet nicht, bestimmte Vereine zu besuchen oder traditionelle Verhaltensweisen zu übernehmen. Integration ist vielmehr ein gesellschaftlicher Prozess, in dem alle Menschen unabhängig von ihrer Herkunft gleiche Chancen erhalten, am gesellschaftlichen Leben teilnehmen und an wichtigen Entscheidungen mitwirken können. Erst wenn Chancengleichheit, Teilhabe und Mitbestimmung verwirklicht sind, entsteht echte Zugehörigkeit. Dann wird aus dem Nebeneinander ein Miteinander. Nicht als Akt der Toleranz, sondern als Ausdruck einer Gesellschaft, die Gleichberechtigung als selbstverständlich betrachtet. Dr. Cemil Şahinöz, Islamische Zeitung, August 2026 https://islamische-zeitung.de/integration-neu-denken-wege-zur-teilhabe/ Literatur · El-Mafaalani A.: Das Integrationsparadox: Warum gelungene Integration zu mehr Konflikten führt. KiWi: Köln, 2020 · Goethe: Maximen und Reflexionen. Hamburger Ausgabe. Band 12. DTV: München, 1982 Şahinöz C.: Chancen(un)gleichheit in der Schule. BOD: Norderstedt, 2011
-
(01.08.2026) Ibn Arabî, Fahreddin Râzî und Said Nursi im Gespräch “Gott kennen“ oder nur seine Existenz beweisen? Ibn Arabî, Fahreddin Râzî und Said Nursi im Gespräch Zu den faszinierendsten Debatten der islamischen Geistesgeschichte gehört die Frage, worin wahre Gotteserkenntnis besteht. Genügt es, die Existenz Gottes mit rationalen Argumenten zu beweisen, oder bedarf es einer tieferen, existenziellen Erfahrung? Diese Frage verbindet drei bedeutende Denker unterschiedlicher Epochen: den großen Theologen Fakhruddin Râzî (gest. 1210), den Mystiker Muhyiddin Ibn Arabî (gest. 1240) und den modernen Korankommentator Bediüzzaman Said Nursi (gest. 1960). Ausgangspunkt der Diskussion ist ein Brief Ibn Arabis an Fakhruddin Râzî. Darin formuliert er den bemerkenswerten Satz: „Allah zu kennen, ist etwas anderes, als seine Existenz zu kennen“ (Işık, 2002, S. 52). Jahrhunderte später greift Said Nursi diese Aussage in seinem 26. Brief (Nursi, k.A., S. 610) auf und entwickelt daraus eine eigenständige Synthese zwischen Kalâm, Sufismus und koranischer Weltsicht. Fakhruddin Râzî und die Tradition des Kalâm Fakhruddin Râzî zählt zu den bedeutendsten Vertretern der islamischen Theologie. Seine Werke zur Philosophie, Logik und Koranauslegung prägten Generationen muslimischer Gelehrter. Wie viele Kalâm-Theologen versuchte er, die Existenz Gottes durch rationale Beweise zu begründen. Der klassische Kalâm geht dabei von der Endlichkeit und Kontingenz der Welt aus. Da jedes geschaffene Ding eine Ursache benötigt, kann die Kette der Ursachen nicht unendlich fortgesetzt werden. Ebenso ist ein Zirkelschluss ausgeschlossen. Folglich muss es ein notwendiges Sein geben, das selbst keiner Ursache bedarf: Gott. Für die Theologen ist dieser Weg legitim und notwendig. Er schützt den Glauben vor Skepsis und bietet intellektuelle Sicherheit. Dennoch sahen manche Mystiker darin eine Grenze. Gerade an dieser Stelle setzt Ibn Arabis Kritik an. Ibn Arabîs Einwand: Die Existenz Gottes beweisen ist nicht dasselbe wie Gott kennen Im Zentrum des Briefes steht die Unterscheidung zwischen dem Wissen um die Existenz Gottes und der spirituell erfahrenen Gotteserkenntnis. Nach Ibn Arabî kann der Verstand durchaus zur Überzeugung gelangen, dass Gott existiert. Doch der Intellekt bleibt an Begriffe, Definitionen und logische Strukturen gebunden. Er erkennt Gott nur durch Verneinung und Bejahung, nicht jedoch in seiner eigentlichen Wirklichkeit. Der Verstand kann über Gott sprechen, ihn beschreiben und seine Existenz beweisen. Er vermag aber nicht, Gott selbst zu erfahren. Daher schreibt Ibn Arabî an Râzî, dass ein Mensch mit hohen geistigen Zielen seine Lebenszeit nicht ausschließlich mit theoretischen Spekulationen verbringen dürfe. Die höchste Erkenntnis könne nicht allein aus Büchern und Diskussionen entstehen, sondern müsse durch innere Läuterung, Gottesgedenken und spirituelle Erfahrung gewonnen werden. Die Grenzen des Intellekts Ibn Arabî lehnt die Vernunft keineswegs grundsätzlich ab. Er erkennt ihren Wert ausdrücklich an. Der Intellekt besitzt jedoch eine natürliche Grenze. Die Vernunft arbeitet mit Unterscheidungen, Kategorien und Begriffen. Sie analysiert, trennt und definiert. Gerade darin liegt ihre Stärke. Gott entzieht sich jedoch jeder vollständigen Begriffsbildung. Das Unendliche kann nicht vollständig vom Endlichen erfasst werden. Aus diesem Grund spricht Ibn Arabî von der Notwendigkeit des “Kashf“ (Işık, 2002, S. 52), der mystischen Enthüllung oder inneren Schau. Gemeint ist damit keine Abschaffung des Denkens, sondern eine zusätzliche Erkenntnisweise, die über die rein rationale Reflexion hinausgeht. Der Mensch soll Gott nicht nur denken, sondern ihm begegnen. Die Grenzen rationaler Gewissheit Bemerkenswert ist, dass Ibn Arabî seine Kritik nicht abstrakt formuliert. Er verweist vielmehr auf eine innere Krise Fakhruddin Râzîs selbst. Râzî hatte durch seine außergewöhnliche intellektuelle Begabung gelernt, nahezu jede Position zu verteidigen und zugleich zu widerlegen. Gerade diese Fähigkeit führte jedoch zu einer tiefen Skepsis. Wer jede Argumentation hinterfragen kann, gerät irgendwann auch hinsichtlich der eigenen Überzeugungen ins Wanken. Einige Berichte und Teile seines späteren Werkes lassen ein zunehmendes Interesse Râzîs an spirituellen Fragestellungen erkennen. Ob er tatsächlich den mystischen Weg vollständig beschritt, bleibt historisch umstritten (Rustom, 2014). Sicher ist jedoch, dass spirituelle Fragestellungen in seinen späteren Werken einen größeren Raum einnehmen. Said Nursis Vermittlungsversuch Said Nursi stimmt Ibn Arabî in einem entscheidenden Punkt zu: Die bloße rationale Theologie führt nicht zur vollkommenen Gottesgegenwart. Er schreibt, dass die mit Hilfe des Kalâm erworbene Gotteserkenntnis weder vollkommene Erkenntnis noch vollständige innere Gegenwart hervorbringe (Nursi, k.A., S. 611). Zugleich hält er jedoch Abstand zu bestimmten Formen der Mystik. Nursi kritisiert, dass manche Sufis zur Verwirklichung der ständigen Gottesgegenwart Formeln wie „Es gibt nichts Existierendes außer Ihm“ oder „Es gibt nichts Wahrnehmbares außer Ihm“ verwendeten. Nursî verbindet insbesondere bestimmte Strömungen des Sufismus, darunter auch die Schule Ibn Arabîs, mit solchen Formeln, ohne dass diese Formulierungen im Brief Ibn Arabîs an Fakhruddin Râzî ausdrücklich vorkommen. Nach Nursis Auffassung besteht die Gefahr, dass dadurch die Welt entweder geleugnet oder in Vergessenheit gerät (Nursi, k.A., S. 612). Der Koran weist nach Nursi einen anderen Weg. Der koranische Weg: Die Welt als Spiegel Gottes Für Nursi muss die Schöpfung weder aufgehoben noch verdrängt werden. Vielmehr offenbart sie ihren eigentlichen Sinn erst, wenn sie als Zeichen Gottes verstanden wird. Er veranschaulicht diesen Unterschied mit einem eindrucksvollen Bild (Nursi, k.A., S. 612). Die Theologen gleichen Menschen, die Wasser durch lange Leitungen aus fernen Bergen heranführen. Ihr Weg ist mühsam und kompliziert. Der koranische Weg gleicht dagegen Menschen, die überall Brunnen graben und unmittelbar auf Wasser stoßen. Während also die klassische Theologie Gott am Ende langer Gedankengänge beweist, erkennt die koranische Perspektive in jedem Ding einen Hinweis auf den Schöpfer. In allem gibt es ein Zeichen, das darauf hinweist, dass der Schöpfer der Eine ist. Jeder Baum, jeder Stern, jede Blume und jede Erfahrung wird damit zu einem Fenster der Gotteserkenntnis. Glaube als Erfahrung des ganzen Menschen Ein weiterer zentraler Gedanke Nursis betrifft die Natur des Glaubens selbst. Der Glaube besteht nicht allein aus intellektueller Zustimmung. Der Mensch besitzt neben dem Verstand zahlreiche weitere Dimensionen: Herz, Seele, Gewissen, innere Wahrnehmung und spirituelle Empfindungen (Nursi, k.A., S. 613). Nursi vergleicht dies mit der Aufnahme von Nahrung. So wie ein Lebensmittel im Körper auf verschiedene Organe verteilt wird, müssen auch die Wahrheiten des Glaubens sämtliche Ebenen des Menschen erreichen. Ein bloß verstandesmäßiger Glaube bleibt daher unvollständig. Erst wenn Herz und Seele Anteil an der Erkenntnis erhalten, entsteht jene innere Ruhe, die der Koran mit den Worten beschreibt: „Wahrlich, im Gedenken Gottes finden die Herzen Ruhe“ (Koran, 13:28). Zwischen Theologie und Mystik Die Debatte zwischen Ibn Arabî und Fakhruddin Râzî zeigt einen grundlegenden Konflikt der islamischen Geistesgeschichte: das Verhältnis zwischen Vernunft und spiritueller Erfahrung (vgl. Şahinöz, 2014). Ibn Arabî betont die Grenzen des Denkens und ruft zur spirituell erfahrenen Gotteserkenntnis auf. Râzî verkörpert die Macht des Intellekts und die Suche nach rationaler Gewissheit. Said Nursi versucht schließlich, beide Ansätze unter der Führung des Korans zu vereinen. Weder die Vernunft noch die Mystik werden verworfen. Vielmehr erhalten beide ihren Platz innerhalb einer umfassenderen Sichtweise, in der die gesamte Schöpfung zu einem Spiegel göttlicher Wirklichkeit wird. Schlussbemerkung Der Satz Ibn Arabis, „Allah zu kennen ist etwas anderes, als seine Existenz zu kennen“ (Işık, 2002, S. 52), berührt eine Frage, die bis heute aktuell geblieben ist. Menschen können philosophische Argumente studieren, theologische Systeme errichten und wissenschaftliche Erkenntnisse sammeln. Doch all dies beantwortet noch nicht die Frage, ob sie Gott wirklich kennen. Die islamische Tradition gibt darauf unterschiedliche Antworten. Während der Kalâm die Vernunft stärkt und der Sufismus die innere Erfahrung betont, versucht Said Nursi, beide Wege im Licht des Korans zusammenzuführen. Damit bleibt die eigentliche Herausforderung bestehen: Gott nicht nur zu beweisen, sondern ihn in der Welt, im eigenen Herzen und im gesamten Dasein zu erkennen. Dr. Cemil Şahinöz, Islamische Zeitung, August 2026 https://islamische-zeitung.de/ibn-arabi-razi-und-nursi-im-gespraech/ Literatur Işık E.: Muhyiddin Arabi´den Fahreddin Razi´ye Mektup. In: Kubbealtı Akademi Mecmuası, Jhr. 31, Nr. 4, Oktober 2002, S. 50-56 Nursi S.: Briefe. VFJH: Köln, k.A. Rustom M.: Ibn Arabi´s Letter to Fakhr Al-Din Al Razi. A Study and translation. In: Journal of Islamic Studies, 25:2, 2014, S. 113-137 Şahinöz C.: Islamische Philosophie. Astec: Bochum, 2024
-
https://dai.ly/xaxf1am
-
Zum Download: https://play.google.com/store/apps/details?id=appinventor.ai_mwoswo.EnsarDesign&hl=de Willkommen bei FEN DESIGN. Entdecke kreative Designs und besondere Fanartikel im gelb-blauen Fenerbahce Stil. In der App findest du eine Auswahl an Motiven, Accessoires und individuellen Produkten für alle, die ihre Verbundenheit auf besondere Weise zeigen möchten. FEN DESIGN bietet: • Exklusive und kreative Designs • Übersichtliche Produktgalerie • Einfache Bestellmöglichkeit • Regelmäßige neue Motive • Schnelle Kontaktaufnahme So funktioniert die Bestellung: 1. Produkt auswählen. 2. Kontaktdaten eingeben. 3. Bestellung per E-Mail versenden oder kopieren. 4. Für die weitere Abwicklung setzen wir uns mit dir in Verbindung. Die App wird kontinuierlich erweitert und regelmäßig mit neuen Designs aktualisiert. Viel Spaß mit FEN DESIGN. unnamed.webp
-
As salamu alaikum, liebe Geschwister, wie kann ich den Dajjal (Täuscher) erkennen? Es gibt ja viele Leute, die einäugig sind, es gibt viele Namen, die mit KFR abgekürzt werden können (wie z. B. Konrad Furtmeier, Klaus Feldmeier usw.) und es gibt auch viele Leute, die mit dem Flugzeug oder dem Schiff reisen. PS: Hängt es mit dem Dajjal (Täuscher) zusammen, wenn ständig über unser Wohngebiet Flugzeuge fliegen (z. B. Passagierflugzeuge, Düsenjets, Hubschrauber usw.). Wir hören diese fast täglich ziemlich oft. Woran erkennt man den Paradies- und Höllenfluss des Dajjals? Ist nur Wasser und Feuer oder eher eine Paradiesfülle und ein Höllenstrom? Vielen Dank für die Information Wa alaikum salam
-
Zum Bestellen: https://tidd.ly/4wlpCKx Was bedeutet islamische Seelsorge in einer modernen und vielfältigen Gesellschaft? Dieses Buch beleuchtet die religiösen Grundlagen, historischen Entwicklungen und Herausforderungen der islamischen Seelsorge. Es behandelt zentrale Themen wie Krankenhaus-, Notfall-, Gefängnis- und Militärseelsorge, Resilienz, Supervision und seelische Gesundheit sowie interreligiöse Zusammenarbeit. Wissenschaftlich fundiert und praxisnah zeigt es, wie islamische Seelsorge Menschen Orientierung, Trost und Hoffnung geben kann und dabei Brücken zwischen Tradition und Gegenwart schlägt.
